Yurtdışı şantiyede çalışan işçinin alacakları davasında, Anayasa Mahkemesi kararı uyarınca Türk hukukunun uygulanması sonrası bozmaya uyularak verilen ilk derece mahkemesi kararının temyizi.
Özet: Yurt dışı şantiyesinde çalışan işçinin kıdem, ihbar ve sair işçilik alacakları davasında, Yargıtayın önceki kararı ile Kazakistan hukukunun uygulanması gerektiği yönünde bozma yapılmasına karşın, ilk derece mahkemesince Anayasa Mahkemesinin güncel içtihadı ışığında daha sıkı ilişkili ve lehe Türk hukukunun uygulanması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne hükmedilmiştir. Bu karar, işçilik alacaklarının hesaplanması ve kanıtlanmasına dair itirazlarla davalı tarafından yeniden temyiz edilmiş olup, dosya esasa yönelik inceleme için yüksek mahkemeye taşınmıştır.
9. Hukuk Dairesi         2026/4382 E.  ,  2026/4299 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

SAYISI : 2024/705 E., 2026/15 K.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 05.09.2014-27.12.2015 tarihleri arasında davalı Şirketin yurt dışı şantiyesinde sorumlu müdür (makine mühendisi) olarak en son aylık net 6.500,00 USD ücretle çalıştığını, müvekkilinin işine işveren tarafından haksız şekilde son verildiğini beyan ederek kıdem ve ihbar tazminatları, son üç aylık ücret alacağı, asgari geçim indirimi, yıllık ücretli izin, hafta tatili, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümünde yabancı hukukun uygulanması gerektiğini, davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararının bulunmadığını, dava konusu alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının hiçbir baskı altında kalmadan ihtirazı kayıtsız olarak imzaladığı ibraname ile müvekkilini ibra ettiğini, ayrıca davacı tarafından ibra beyanı bulunan tüm bordroların ihtirazı kayıtsız olarak imzalandığını, davacının müvekkili Şirkette 05.01.2015-24.12.2015 tarihleri arasında çalıştığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 01.06.2021 tarihli kararı ile; 24.12.2015 tarihli ibranamenin geçerli olmadığı, dava tarihi itibarıyla zamanaşımına uğrayan bir alacak kalemi bulunmadığı, yurt dışı giriş çıkış kayıtları, taraflar arasındaki elektronik posta ve sosyal medya mesajları ile tanık beyanları değerlendirilerek davacının davalı nezdinde 05.09.2014-24.12.2015 tarihleri arasında net 6.500,00 USD ücretle çalıştığı, talep konusu aylara ilişkin bordro ve para makbuzlarına göre davacının ücret alacağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin 01.06.2021 tarihli kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesinin 27.03.2024 tarihli kararı ile; davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararının bulunduğu, hizmet süresinin sadece tanık beyanlarına göre değil, davacının yurt dışı giriş çıkış kayıtları, taraflar arasındaki yazışmalar değerlendirilerek verildiği, bu nedenle davacının 05.09.2014-24.12.2015 tarihleri arasında çalıştığının kabulünün dosya kapsamına uygun olduğu, ibra belgesinde davacıya yapılan işçilik ödemeleri dışında diğer ödeme başlığı altında 6.933,00 USD ödemenin ibranameye esas bordroda ikramiye olarak gösterildiği, dava konusu işçilik alacaklarına ilişkin mahsubu gereken bir ödeme olmadığı, karar altına alınan davacı alacaklarından mahsup edilmemesinde bir isabetsizlik olmadığı gerekçe gösterilerek davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Bölge Adliye Mahkemesi kararının süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairece; davacı işçinin 05.09.2014-24.12.2015 tarihleri arasında davalı Şirketin Kazakistan'da bulunan işyerinde çalıştığı, hukuk seçimi anlaşması bulunmayan ve daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olmadığı anlaşılan ilgili çalışma döneminde mutad işyeri hukuku olarak Kazakistan hukukunun uyuşmazlıkta uygulanması gerektiği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararına göre eldeki davada daha sıkı ilişkili lehe Türk hukukunun uygulanması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Davacının 1 yıldan az çalışma süresine göre kıdem tazminatına hak kazanamayacağını,
2. Yapılan ödemeye göre davacının ihbar tazminatı alacağının bulunmadığını,
3. Davacının fazla çalışmalarına ilişkin ibraz edilen delillerin aksinin ancak yazılı delillerle ispat edilebileceğini bu hâlde tanık deliline itibar edilmesinin isabetli olmadığını,
4. Davacının yıllı ücretli izin alacağı olmadığını,
5. Davacı tanıklarının davalı Şirket aleyhine açılmış davalarının bulunduğunu ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, hizmet süresinin tespiti, kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ispatı ve hesaplanması ilişkindir.
Somut uyuşmazlıkta; bozma kararında, hukuk seçimi anlaşması bulunmayan tüm çalışma döneminde mutad işyeri hukuku olan Kazakistan hukukunun uyuşmazlıkta uygulanması gerektiği ifade edilmiş, İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyulmasına karar verilmesine rağmen Türk hukukuna göre yargılama sonuçlandırılmıştır.
Hükmün Yargıtay tarafından bozulması üzerine bozma kararına gerek iradi ve gerekse kanuni şekilde uymuş olan mahkeme, bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve hüküm kurmak zorundadır. Bozma kararına uyulduğunda, bozma kararı lehine olan taraf için usuli kazanılmış hak oluştuğundan, Mahkemece bozma gereklerinin yerine getirilerek karar verilmesi zorunludur.
Usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin yerleşik ilke ise Dairemizin 14.12.2022 tarihli ve 2022/16498 Esas, 2022/16753 Karar sayılı kararında;
"...
Bilindiği üzere 6100 sayılı Kanun'da usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibarıyla bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı karar). Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usuli kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 04.02.1959 tarihli ve 1959/13 Esas, 1959/5 Karar sayılı karar).
..." şeklinde açıklanmıştır.
Diğer yandan, Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir.
Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.
Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir.
Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile Devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir.
Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile, aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır.
Yukarıda açıklanan hukuki ve maddi olgulara göre; İlk Derece Mahkemesince 07.03.2025 tarihli duruşmada hükmüne uyulan bozma kararı doğrultusunda uyuşmazlık konusu olan 05.09.2014-24.12.2015 tarihleri arasındaki çalışma döneminde Kazakistan hukuku hükümlerinin uygulanması suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, bozma gereği yerine getirilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davalı tarafın diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
11.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.