İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin, pay sahipleri sözleşmesinden doğan aile menfaatlerinin korunması yükümlülüğünün ihlaliyle tazminat talep edilen davanın arabuluculuk şartı eksikliğiyle usulden reddine ilişkin istinaf kararı.
Özet: Davacı, kurucu aileye mensup bir pay sahibi olarak, davalı konsey üyelerinin imzaladıkları pay sahipleri sözleşmesi gereği aile menfaatlerini koruma, şirketi basiretli bir vekil gibi yönetme ve kar payı sağlama yükümlülüklerini ihlal etmeleri sonucunda, ortaklık pay değerinin azaldığını ve beklenen temettülerin sağlanamadığını iddia ederek tazminat talep etmiş; ilk derece mahkemesi ise, uyuşmazlığın zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi olduğu gerekçesiyle davayı usulden reddetmiştir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/1345
KARAR NO: 2026/1448
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul 23. Asliye Ticaret Mahkemesi
(Kapatılan İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi)
TARİHİ: 04.02.2026
NUMARASI: 2024/696 Esas - 2026/120 Karar
DAVA: Tazminat
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın zorunlu arabuluculuk dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... A.Ş'nin kurucu ortağı olan ...'nın torunu, ortaklardan ... ve ...'nın oğlu olduğu, müvekkilinin ayrıca öncesinde ... A.Ş., sonrasında seri şirket birleşme işlemleri ile oluşan ...'de paysahibi olduğu, müvekkilinin ayrıca dava konusu ... Anonim Şirketinin Yönetim ve Temsili Hakkında Paysahipleri ve Konsey Üyeleri Sözleşmesi (Pay Sahipleri Sözleşmesi) ile yararına düzenleme getirilen kişilerden olduğunu, müvekkilinin ... ile ...'nın torunu olması sebebiyle, sözleşmede "... Ailesi/ ... Ailesi” olarak tanımlanan ailenin mensubu olduğu; davalılarının ise sözleşme ile kurulan ve konsey olarak adlandırılan kurulun üyeleri olduklarını, konseyin tüzel kişiliği bulunmadığını, konseyin sözleşme ile kurulmuş borçlar hukukuna tabi özel bir kurul olduğunu, davalılara konsey üyesi olmaları nedeniyle husumet yöneltildiğini, sözleşmenin ... AŞ'nin A ve B grubu pay sahipleri arasında imzalandığını, bu şirketin ...Holdingi kontrol eden iki temel ortaktan biri olduğunu, şirketteki B grubu pay sahiplerinin ... ve çocukları, A grubu pay sahiplerinin ise ... ailesine mensup olmayan profesyonel yöneticiler olduğunu, ... ...AŞ'nin yönetim kurulu çoğunluğunda A grubu pay sahiplerinin bulunduğunu, bu yolla aile ile ailenin ortağı olduğu şirketlerdeki aile temsilinin davalılara bırakıldığını, bu sözleşme ile A grubu pay sahipleri konseyi oluşturularak ...'nin konsey vasıtasıyla yönetilmesine ilişkin esasların düzenlendiğini, davalıların pay sahipleri sözleşmesi ile üstlendikleri ... ailesi menfaatlerini ... nezdinde temsil sevk ve idarelerinde temerrüte düştükleri, ihmal ve kusurlu davrandıkları, haksız iş ve işlemleri, sebebiyle ... ailesine ve dolayısı ile aile ferdi olan davacıya sağlamayı taahhüt ettikleri getiriyi temin edemediklerinden, davacının ...'deki ortaklık pay değerinin azalmasına yol açtıklarını, olması gereken seviyede temettü sağlayamadıklarını, ... bünyesindeki şirketlerin değerinde ciddi kayıplara sebep olarını, sözleşmenin 2.maddesinde ana amaç ve A grubu taraflarının görevlerinin düzenlendiğini, madde ile A grubu paydaşların ... ailesinin üçüncü kişilerle olan ilişkilerinde çıkarlarını üstün tutmayı üstlendiklerini, bu amacın gerçekleştirilmesi için her türlü özveride bulunmayı taahhüt ettiklerini, diğer maddelerde de konsey üyelerinin sorumluluklarının düzenlendiğini, beklenen getirinin ihtara rağmen sağlanmadığını, TTK'da tanımlanan bir organ niteliğinde olmayan konseyin yönetim kurulunu aşan yetkilerinin bulunduğunu, davalıların TBK'nın 129. maddesi uyarınca, davacıya karşı tazminatla sorumlu olduğunu, sözleşme ile fiili organ olarak belirlenen konseyin vekil olarak yükümlülüklerini basiretli bir vekil gibi yerine getirmesi gerektiğini, ancak ailenin şirketlerdeki paylarını azalttıklarını, davalıların sözleşmenin 2.1.maddesindeki ... ailesinin yararlarının üstün tutulması ile 8. maddesindeki ailenin sosyal durumlarına uygun kar payı dağıtılmasına ilişkin taahhütlere aykırı davranarak aile ferdi olan davacıya zarara uırattıklarını ileri sürerek, şimdilik 5.000.000 TL zararın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faize ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesi talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, savunmasında özetle; davacının iddialarının soyut olduğunu, taleplerinin dayandırıldığı hukuki sebeplerin açıklanmadığını, zarara sebep olan kusur ve eylemlerden bahsedilmediğini, her bir davalının sorumluluğuna neden olacak davranışlar ile tazminat talebinin dayandırıldığı olguların ve hangi olgunun ne kadar bir zarara sebep olduğunun açıklanmadığını, ileri sürülen vakıaların davanın haklılığını ispata yeterli olmadığını, davacının taraf sıfatının bulunmadığını, sözleşmenin nispiliği ilkesinin tek istisnasının üçüncü kişi yararına düzenlenen sözleşmeler olduğunu, üçüncü kişi yararına sözleşmeden bahsedebilmek için geçerli borç ilişkisinin kurulması ve borç ilişkisinde ifanın üçüncü kişi yararına yapılmasının kararlaştırılması gerektiğini, sözleşmede başkası yararına şart koşuluna yer verilmişse, borç ilişkisini üçüncü kişi yerine değil, doğrudan alacaklı yararına kurulmuş sayılacağını ve ifayı talep yetkisinin alacaklıya ait olduğunu, ifa talebinin yalnızca vaat eden borçlu tarafından istenebileceği hallerde, eksik üçüncü kişi yararına sözleşme bulunduğunu, bu sözleşmelerde üçüncü kişinin ifayı bizzat talep edemeyeceğini ve ifanın yerine getirilmemesi halinde tazminat talebinde bulunabildiğini, sunulan imzasız ve tarihsiz pay sahipleri sözleşmesinde davacının taraf olmadığını, ayrıca davacının ... ... AŞ'de pay sahibi olduğuna dair bir iddiasının bulunmadığını, sözleşmenin 2.1 maddesindeki ... ailesi ifadesinin sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişiler lehine taahhütte bulunulması anlamına gelmediğini, centilmenlik anlaşması kapsamında tarafları hukuki yükümlülük altına sokmayan ahlaki bir temenniden ibaret olduğunu, sözleşmenin 11.maddesine göre zararların şirketçe talep edilebileceğini, şirket ibaresinden ... Anonim Şirketinin anlaşılacağını, talebin zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın usul ve esas yönünden reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açıldığı, İstanbul Anadolu 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.03.2023 tarih ve 2022/59 esas - 2023/228 karar sayılı ilamıyla, aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusu Dairemizin 27.12.2023 tarih, 2023/2344 esas - 2023/2130 karar sayılı ilamı ile görevli mahkemenin İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu gerekçesiyle kaldırılarak dosyanın yeniden görülmesi için görevli mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi görevsizlik kararımız üzerine dosyayı fiziken görevli ticaret mahkemesine göndermesi gerekirken, hatalı şekilde esasa kayıt ederek görevsizlik kararı vermiştir. Bu kararın istinafı üzerine Dairemizin 12.09.2024 tarih ve 2024/1206 Esas - 2024/1195 Karar sayılı ilamıyla ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış ve Dairemizin önceki görevsizlik kararı doğrultusunda dosyanın fiziken ve UYAP üzerinden tekrar görevli İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Bu karar üzerine dosyanın gönderildiği İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/696 Esasına kayıt edilen dava dosyasında 30.09.2024 tarihinde tensip zaptı düzenlenerek duruşma 20.11.2024 tarihine ertelenmiştir. Mahkemece yargılama sonucunda süresinde zorunlu arabuluculuk dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine dair iş bu istinaf incelemesine konu karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davacı tarafın, taraf olmadığı ... AŞ'nin yönetim ve temsili hakkında pay sahipleri ile sözleşmede konsey olarak tanımlanan A grubu pay sahipleri arasında düzenlenen sözleşmedeki edimin yerine getirilmemesi nedeniyle aile üyesi olan davacının uğradığı zararların tazminini talep ettiği görülmüştür.
Dava açılmadan önce arabulucuya hiç başvurulmamış olması dava şartı yokluğu sebebiyle davanın reddini gerektiren bir husus olup, arabulucuya başvurulmuş olmakla birlikte anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin mahkemece verilen kesin süre içerisinde sunulmamış olması ise davanın usulden reddi yaptırımına bağlanmıştır. Bununla birlikte, dava genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesine açılmakla mahkemece uyuşmazlığın ticari dava olarak nitelendirilmesi halinde dosyanın görevli Asliye Ticaret Mahkemesine intikalinden önce arabuluculuk dava şartının tamamlanması mümkündür (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.10.2025 tarih ve 2025/1175 Esas - 2025/6168 Karar sayılı ilâmı). Eldeki dosyanın 26.09.2024 tarihinde mahkememize intikal ettiği, ancak dava şartı arabuluculuk sürecine başvurulmadan dosyanın mahkememize geldiği..." gerekçesiyle, zararın tazmini istemine yönelik davanın dava şartı olarak arabuluculuğa tabi olup arabulucuya başvurulmadan dava açıldığı anlaşıldığından, HMK 114 (2) ve 115 (2), TTK 5/A ve HUAK 18/A (2) maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine, karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ... AŞ'nin yönetim ve temsili hakkındaki pay sahipleri ile sözleşmesinde konsey olarak tanımlanan A grubu pay sahiplerinin Sözleşmedeki edimlerini yerine getirmemeleri nedeniyle müvekkilinin uğradığı zararların tazmininin talep edildiğini, davanın açıldığı İstanbul Anadolu 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin E 2022/59 K 2023/228, 21.03.2023 tarihli davanın reddi kararının istinafı üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 2023/2344 E, 2023/2130 K. 27.12.2023 tarihli kararı ile kaldırılarak davanın Asliye Ticaret Mahkemesine gönderildiğini, ancak bu mahkemece davanın açıldığı tarih itibariyle değil, sonradan zorunlu arabuluculuğa başvurulduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verildiğini, mahkemenin re'sen gözetmesi gereken bu hususun tensibin düzenlendiği 30.09.2024 tarihinden 04.02.2026 tarihine kadar yaklaşık 16 ay süreyle dikkate alınmadığını, bu süreçte kimsenin arabuluculuğa ilişkin itirazının bulunmadığını, 16.12.2025 tarihinde dava şartı zorunlu arabuluculuk başvurusunda bulunduklarını, dosyanın ... numarasını aldığını, 17.02.2026 tarihinde arabuluculuk sürecinin anlaşamama ile sonuçlandığını, başvuru üzerine atanan arabulucunun taraf vekillerine ulaşmasıyla davalı tarafça dosyaya 31.12.2025 tarihinde, arabuluculuk dava şartının yerine gelmediği ile alakalı beyan dilekçesi sunulduğunu, mahkemenin de bu şekilde haberdar olduğunu, mahkemenin bu süreci dikkate almadan 04.02.2026 tarihli celsede davanın usulden reddine karar verdiğini, oysa bu süreçte dava şartının yerine getirilerek usuli eksikliğin giderildiğini, mahkemenin eksikliği 16 ay fark etmemesi, davalıların eksikliği ileri sürmemesi, hüküm verilmeden noksanlığın giderilmesi için arabulucu başvurusunun yapılması karşısında davanın usulden reddine karar verilmeyeceğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, davacının taraf olmadığı ... AŞ'nin yönetim ve temsili hakkında pay sahipleri ile sözleşmede konsey olarak tanımlanan A grubu pay sahipleri arasında düzenlenen sözleşmedeki edimin yerine getirilmemesi nedeniyle aile üyesi olan davacının uğradığını iddia ettiği zararların tazmini istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın zorunlu arabuluculuk dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Dava dilekçesi ve davacı vekilince sunulan 20.04.2022 tarihli dilekçede talep, ... AŞ'nin Yönetim ve Temsili Hakkında Pay Sahipleri ve Konsey Üyeleri Sözleşmesine dayandırmıştır. Sözleşmenin 2. maddesinde ana amaç ve A grubu tarafların görevleri, ... ailesinin üçüncü kişilerle olan ilişkilerinde, menfaatlerini üstün tutmak ve ...faaliyetlerini kurumsal ve istikrarlı bir yapıda tutarak grubun kârlılığını ve verimliliğini artırarak nesiller boyu düzgün ve maksimum değeri aile fertlerine dağıtılması olarak belirlenmiştir. Sözleşmenin 8. maddesinde ise A grubu pay sahiplerinin yapacağı işlemlerde ne şekilde hareket edeceği düzenlenmiş ve ... ailesinin menfaatlerinin ön planda tutulması gerektiği belirtilmiştir. Sözleşmenin 11. maddesinde, sözleşmenin ihlali halinde yaptırımlar düzenlenmiş olup, dava ve talep hakkının kime ait olduğu belirlenmiştir. Yargılama sırasında davalılar tarafından sunulan 16.06.2022 tarihli..., ... ve ... tarafından yazılan uzman görüşünde özetle, davacının sözleşmenin tarafı olmaması ve üçüncü kişi yararına bir edim bulunmaması nedeniyle, taleplerin sözleşmenin nispiliği ilkesine aykırı olduğu belirtilmiştir.
Davacı tarafından sunulan... tarafından yazılan uzman görüşünde, pay sahipleri sözleşmesinin üçüncü kişi yararına sözleşme olması nedeniyle davacının talep hakkı bulunduğu belirtilmiştir. Mahkemece uzman görüşleri değerlendirilmeden, davacının sözleşmede taraf olmaması ve sözleşmenin üçüncü kişi yararına bir hüküm içermemesi nedeniyle davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu ret kararının istinafı üzerine Dairemizce yapılan istinaf incelemesi sonucu mahkemenin görevsiz olduğu 27.12.2023 tarihli ve 2023/2344 - 2130 E.K.sayılı kararıyla belirlenerek dosyanın görevli ticaret mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Dava dosyasının gönderildiği İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesince 2024/696 esasına kaydı yapılmış ve 30.09.2024 tarihinde tensip zaptı düzenlenmiştir. Davacı vekili bu süre içerisinde zorunlu dava şartı olan arabuluculuğa başvurmamış, başvurusunu 16.12.2025 tarihinde yapmıştır. Dosya İstanbul Anadolu Arabuluculuk Dairesinin ... numarasını almış, 09.02.2026 tarihinde ilk oturum, 17.02.2026 tarihinde tarafların anlaşamadığına dair son tutanak düzenlenmiştir. Zorunlu arabuluculuğa başvurudan sonra davalılar vekilince sunulan 25.12.2025 tarihli yazıyla davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi istenmiştir. Mahkeme henüz zorunlu dava şartı olan arabuluculuk son tutanağı düzenlenmeden, 04.02.2026 tarihli kararıyla davanın usulden reddine karar vermiştir.
Görüldüğü gibi ilk derece mahkemesinin karar verdiği tarih itibariyle henüz zorunlu arabuluculuk görüşmeleri başlamamış ancak son tutanak imzalanmamıştır. Zorunlu arabuluculuk aşağıda belirtilecek yasa hükümleri gereğince dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden dikkate alınır. Mahkemenin başlangıçta bir dava şartını dikkate almamış olması, davanın diğer tarafının arabuluculuk şartına itiraz etmemiş olması davacı açısından usuli kazanılmış hak oluşturmaz.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.12.2025 tarih ve 2025/1175 - 6168 E- K sayılı ilamında da belirtildiği üzere; HMK'nın 115/1 hükmünde dava şartlarının mevcut olup olmadığı hususunun yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiğilinden araştırılması gerekmektedir. Anılan Kanun'un 114. maddesinin 1. fıkrasında dava şartları sayılmış, maddenin 2. fıkrasında ise diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğu belirtilmiştir.
TTK'nın 5/A maddesi ile getirilen düzenlemede, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması bir dava şartı olarak kabul edilmiştir. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesine göre, ilgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak kabul edilmiş olması durumunda, davacının arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılmadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunda olduğu, bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde, mahkemece davacıya son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunması aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiyenin gönderilmesi gerektiği düzenlenmiştir.
Yine mahkemece gönderilen ihtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın mahkemece davanın usulden reddine karar verilmesi, ayrıca arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.
Dava açılmadan önce arabulucuya hiç başvurulmamış olması dava şartı yokluğu sebebiyle davanın reddini gerektiren bir husustur. Yine, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmakla birlikte anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin mahkemece verilen kesin süre içerisinde sunulmamış olması ise davanın usulden reddi yaptırımına bağlanmıştır. Bununla birlikte, dava genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesine açılmakla mahkemece uyuşmazlığın ticari dava olarak nitelendirilmesi hâlinde dosyanın görevli Asliye Ticaret Mahkemesine intikalinden önce arabuluculuk dava şartının tamamlanmasının mümkün olduğu Yargıtay içtihatlarıyla kabul edilmektedir.
Eldeki dava 01.02.2022 tarihinde açılmıştır. Davanın açıldığı İstanbul Anadolu 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.03.2023 tarihli kararıyla, davanın aktif husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir.Davacının istinaf başvurusu üzerine Dairemizce yapılan istinaf incelemesi sonucu verilen 27.12.2023 tarihli karar ile göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış ve dosyanın görevli İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Görevli mahkemece 30.09.2024 tarihinde tensip zaptı düzenlenerek yargılamaya başlanmıştır. Bu süre içerisinde davacı zorunlu arabuluculuk dava şartı için başvuruda bulunmamıştır. Davacının arabulucuya 16.12.2025 tarihinde başvurduğu anlaşılmaktadır.
UYAP ortamında bulunan arabuluculuk son tutanağına göre, arabuluculuk sürecinin 13.01.2026 tarihinde başladığı, ilk oturum tutanağının 09.02.2026 tarihinde düzenlendiği, anlaşmamaya ilişkin son tutanağın ise 17.02.2026 tarihinde düzenlendiği anlaşılmıştır. Bu durumda ilk derece mahkemesince karar verildiği tarih itibariyle henüz sonuçlanmış bir arabuluculuk süreci bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davanın açıldığı asliye hukuk mahkemesinin görevsiz olduğunun tespiti sonrasında dosyanın görevli asliye ticaret mahkemesine intikaline yani görevli mahkemece davanın esasa kayıt anına kadar arabuluculuk dava şartının yerine getirilmiş olması gerekirken, yasal düzenlemeler kapsamında süresinde arabuluculuk için başvurunun yapılmadığı anlaşılmıştır. Yukarıda belirtildiği gibi mahkemece arabuluculuk dava şartının başlangıçta dikkate alınmaması ve bu hususun davalı tarafından ileri sürülmemiş olması, dava şartı bakımından usuli kazanılmış hak oluşturmayacağından, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usule ve yasaya uygun bulunduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.
Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile ve resen gözetilecek sebeplerle sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;
HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 10.09.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.