Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde görülen, seri marka sahibi davacının davalı markasının iltibas ve kötü niyetle tescil edildiği gerekçesiyle YİDK kararının iptali ile hükümsüzlük ve sicilden terkin talepli davası.
Özet: Davacı, kendi "Sade" ibareli seri markalarının sektörel tanınmışlığını ve yoğun kullanımını öne sürerek, davalının "Fulsade" ibareli marka başvurusunun kendi markalarıyla görsel, işitsel ve anlamsal benzerlik taşıdığını, ambalaj benzerlikleri ve kötü niyetli tescil girişimi nedeniyle tüketicilerde iltibas yarattığını iddia ederek, YİDK kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep etmekte; davalılar ise kendi markalarının davacı markalarından farklı olduğunu, davacı markasının ayırt ediciliğinin düşük olduğunu, iltibas ihtimali bulunmadığını ve kurum kararının yerinde olduğunu savunarak davanın reddini istemektedir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/575 Esas - 2025/280
T.C.ANKARA2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİKARAR TÜRK MİLLETİ ADINAEsas No : 2023/575Karar No : 2025/280....Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden TerkinDava Tarihi : 08/12/2023Karar Tarihi : 10/07/2025Gerekçeli KararınYazıldığı Tarih : 10/07/2025Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :DAVA : Davacı vekili dilekçelerinde özetle; müvekkilinin “...” ibareli ve esas unsurlu markaların sahibi olduğunu, somut olayda müvekkil şirketin hakimiyetindeki şirketlerden ....” ibareli müvekkile ait seri markalar kullanılmakta ve ticari faaliyetler sürdürüldüğünü, dolayısıyla müvekkilinin bu markaları ciddi şekilde kullandığını ve ayırt edicilik kazandırdığını, sektöründe iyi tanınmış bir marka haline getirdiğini, 2007 yılından beri “...” ibaresi ile yarattığı markaların bir seri marka halini aldığını, müvekkili markasını taşıyan ürünlerin e-ticaret sitelerinde yoğun biçimde satıldığını, davalının .... sayılı ve “....” şeklindeki başvurusuna itiraz ettiklerini, Kurum tarafından itirazlarının reddedildiğini, dava konusu markanın bu haliyle müvekkili markalarından biri gibi algılanacak olduğunu, davalının ambalaj görsellerini dahi müvekkili markalarına yanaştırdığını, kağıt paketlemenin yeri aynı olduğu gibi kullanılan yazı fontu ve renkleri dahi birebir aynı olduğunu, müvekkili markalarının güçlü bir ayırt ediciliğinin bulunduğunu, “...” ibaresini içerir benzer markaların müvekkili markaları ile iltibas yaratacağının Mahkemelerce tespit edildiğini, dava konusu markada “...” kelimesinin önüne“-...” eki ile, tek bir yan unsur farklı yazılarak değişiklik yaratılmaya çalışılmış ise de bu durumun bir fark yaratmadığını, dava konusu markanın kapsamında yer alan emtiaların da müvekkili markaları kapsamında yer aldığını, taraf markaları arasında gıda ürünlerinin ortalama tüketicileri arasında karıştırılma ihtimali bulunduğunu, müvekkili markalarının sektöründe bilinen markalar olduğunu, .... nezdinde yaptıkları ve ... markalarını içerir başvurular ile ilgili itirazlarının bugüne kadar kabul edildiğini, davalı başvurusunun kötü niyetle yapıldığını ifade ederek, .... sayılı ve "fulsade" ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP : Davalı .... vekili cevaplarında özetle; SMK m.6/1 anlamında bir tescil engelinin mevcut olduğundan söz edebilmek için, markaların benzerolması, kapsadıkları mal/hizmetlerin aynı/benzerolması ve iltibas yaratması koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerektiğini, davacıya ait “...” ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük olduğunu, zayıf ibareleri seçenlerin diğer kullanımlara katlanmaları gerektiğini, markalardaki diğer unsurların varlığı da dikkate alındığında, dava konusu markanın, bütün olarak bıraktığı izlenim olarak itiraza gerekçe gösterilen markalar ile görsel, işitsel veya anlamsal düzeyde ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer olmadığını, verilen kurum kararının yerinde olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şahıs ve vekili cevaplarında özetle; Kurum tarafından verilen kararın yerinde olduğu, davacı yan markaları ile ilgili talep edilen kullanım ispatının davacı yanca yerine getirilmediği, bu taleplerini yinelediklerini, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, markaların bütün olarak incelenmeleri gerektiğini, müvekkili markasının ön kısmının kendi isminden geldiğini, “...” kelimesi Arapça kökenli bir kelime olup Türk Dil Kurumu’nca “Taşkırangillerden, birçok türü bulunan ağaççık ve bunun güzel kokulu beyaz çiçeği (Jasminum sambac)” olarak tanımlandığını, davacının yalnızca ... kelimesinden oluşan bir tescilinin bulunmadığını, bu kelimenin tek başına ayırt ediciliğinin bulunmadığını, “...” kelimesi marka olmaya elverişliyse de pek çok mal ve hizmet yönünden tek başına kullanılması halinde o malın veya hizmetin cinsine, çeşidine, kalitesine, amacına, değerine işaret edebilir ve malların ve hizmetlerin diğer özelliklerini belirtebilir nitelikte olduğunu, markaların başlangıç seslerinin farklı olduğunu, müvekkili markasının bütün olarak bir anlam ifade etmediğini, bu haliyle davacı markalarından farklılaştığını, taraf markalarının kapsamlarının benzer olmadıklarını, SMK m. 6/5 ve 6/9 koşullarının somut olayda oluşmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, .... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık ve kötü niyet itirazlarının yerinde olup olmadığı, davalının kuruma itiraz aşamasında ve dava aşamasında ileri sürdüğü kullanmama def'i dikkate alınarak ... kararının ve hükümsüzlük taleplerinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının 2021/190564 sayılı "...." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır. Davaya konu 2021/190564 sayılı "fulsade" ibareli marka için davalı tarafından 30/12/2021 tarihinde 03, 05, 21, 31, 32.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı davacının .....sayılı ve "sağlığınız değerlidir ....." ibareli markalarına dayanarak itirazda bulunduğu, davalı yanın, davacı yanın dayanak markaları yönünden SMK m. 19/2 kapsamında kullanmama def’i ileri sürdüğü, davacı yanın bu husustaki delillerini işlem dosyasına sunduğu, sunulan delillerin bir kısmın doğrudan işbu dava konusu olmayan Doğa markalarının tanıtımına yönelik olduğu, bir kısım delillerin ise hiçbir tarih bilgisi ihtiva etmeyen ekran görüntüsü ve ürün ambalaj örneklerinden ibaret olduğu, .... 16.09.2022 tarihli kararı sonucunda, davacı yanın kullanım ispatı talebine konu markalarını kullandığını ortaya koyamadığı, sair markaları açısından ise taraf markalarının benzer olmadığı gerekçesiyle itirazların reddine karar verildiği, söz konusu ret kararına karşı davacı tarafça yeniden itiraz edilerek ....arafından verilen kararın kaldırılması ve başvurunun reddine karar verilmesi talebinde bulunulduğu, ... sayılı kararı ile itirazın reddine nihai olarak karar verdiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır. Toplanan delillere, benimsenen 06/12/2024-07/04/2025 tarihli bilirkişi ek/kök raporu ve tüm dosya kapsamına göre; KULLANIM İSPATI DEĞERLENDİRMESİ:Davalının, davalı kurum nezdindeki karşı görüşünde.... sayılı markalar için kullanım ispatı talep ettiği, davacı tarafından kullanım ispatında birkaç ürün görseli sunulduğu, davalı kurumun sunulan delilleri kullanım ispatına yeterli görmediği, bu bağlamda SMK 6/1 incelemesinde dikkate almadığı anlaşılmıştır. Sunulan delilerin değerlendirilmesinde, delillerin markaların Türkiye’de ciddi biçimde kullanılmakta olduğunu ispata yetmeyeceği kanaatine varılmıştır. Hal böyle iken sayılan markaların davalı kurum nezdindeki itirazlarında SMK 6/1 maddesi yönünden bir değerlendirmeye tabi olamayacağı anlaşılmıştır.Kullanmama def'i, hükümsüzlük davalarında da ileri sürülebilir. 6769 sayılı SMK'nun 25/7 maddesi "6 ncı maddenin birinci fıkrası uyarınca açılan hükümsüzlük davalarında 19 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü def'i olarak ileri sürülebilir. Bu durumda kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihi esas alınır. Hükümsüzlüğü istenen markanın başvuru veya rüçhan tarihinde, davacının markası en az beş yıldır tescilli ise davacı ayrıca, söz konusu başvuru veya rüçhan tarihinde 19 uncu maddenin ikinci fıkrasında beliirtilen şartların yerine getirildiğini ispatlar." hükmünü içermektedir. Dolayısıyla kendisine karşı bu maddede belirtilen biçimde bir hükümsüzlük davası açılan marka sahibi, eğer davacının markası da son 5 yıldır kullanılmıyor ise bunu bir def'i olarak ileri sürebilir. Somut olayda da, davalının kullanmama def’ini ileri sürdüğü, davacının dava aşamasında sunmuş olduğu delillerde herhangi bir faturanın yer almadığı, delil dilekçesinde şirket internet ve sosyal medya hesaplarına dayandığı, işbu sayfalardan örnek görüntüler sunduğu,.... Official instagram sayfasının Mart 2018 tarihinde açıldığı, 19 bin takipçisinin bulunduğu, çok sayıda post paylaşımının olduğu, “....” markasını taşıyan birçok gıda ürününün (salça, kuruyemiş, baklagil, tahıl ürünleri, irmik, yulaf, un, reçel çeşitleri, zeytin, pekmez, meşrubat çeşitleri, fındık ezmesi, tahin, yumurta, bal, makarna, şeker vs gibi temel gıda ürünleri) reklam, tanıtımının yapıldığı, kendi internet sitesinde de satışa konu edildiği, temel gıda mallarında davacı markalarının....gurme" şeklinde kullanımlarının bulunduğu anlaşılmıştır. Doktrinde de kabul gördüğü üzere, markalara ait mal veya hizmet listelerinde yer alan emtiaların "benzer" olup olmadığının değerlendirilmesinde, sınıflandırmaya ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemeler bağlayıcı kesin kurallar içermemektedirler. Bu nedenle, inceleme konusu markaların emtia listelerindeki sınıf numaralandırması ile bağlı kalınmaksızın, karşılaştırılan emtia listelerinin "aynı veya benzer" mal veya hizmetlerden oluşup oluşmadığı incelenmelidir. “Marka kapsamındaki mal ve hizmetlerin aynı veya benzer tür olup olmadığı hususunda 1957 yılında yapılmış olan “....” kapsamında hazırlanan “Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğ” hükümlerine ve bunun ekindeki sınıflara ve alt gruplara göre yapılan listenin dikkate alınması gerekmekle birlikte tek başına listenin bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu anlamda, ilişkilendirmenin varlığı için mal ve hizmetlerin tamamen aynı sınıfta veya aynı alt grupta yer alması gerekmez.” Zira asıl olan, işaretlerin, kapsamlarındaki mal veya hizmetler üzerinde tescilli bir marka olarak kullanılması durumunda, tüketici nezdinde karıştırılma ihtimaline yol açıp açmayacağıdır. Bu nedenle, mal ve hizmet sınıf ve alt gruplarında benzerlik araştırmasında piyasanın anlayışı, benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, mal veya hizmetlerin birbiri yerine ikame edilebilme ve rekabet olanaklarının olup olmadığı, birinin diğerini tamamlama imkânı olup olmadığı, mal veya hizmetlerin dağıtım kanallarının ortak olması, aynı veya yan yana raflarda satışa arz edilip edilmediği kullanım yöntemleri, hedeflenen müşteri kesiminin aynı olup olmadığı hususlarının araştırılması gereklidir. Markalar arasında iltibas değerlendirmesinin ilk koşulunun, taraf markaları kapsamındaki emtiaların benzerliği olduğu hususu Yüksek Mahkemenin birçok kararında da açıkça belirtilmiştir.Nitekim .... nezdinde verilen kararlarda da malların benzerliğine ilişkin değerlendirmenin, mal ve hizmetler arasındaki ilişkilerin ilgili özellikleri dikkate alınarak yapılması gerektiğini, bu özelliklerin, malların doğaları, kullanım amaçları, kullanım yöntemleri ve birbiriyle rekabet halinde veya birbirini tamamlayıcı olup olmadıklarını içerdiği belirtilmiştir.Somut uyuşmazlıkta, davacının markalarına bakıldığında, 40. Sınıfta yer alan “Adi metallerin işleme hizmetleri. Değerli metallerin işlenmesi hizmetleri. Fotografik ve sinematografik ürünlerin işlenmesi hizmetleri, banyo, baskı ve foto gravür hizmetleri. Gıdaların kurutulması, konservelenmesi, dondurulması, pişirilmesi, tütsülenmesi, salamura edilmesi hizmetleri; gıda işleme ve üretimi konularında bilgi verilmesi hizmetleri. Hayvan kesim hizmetleri. Deri ve kürk işleme hizmetleri. Saraçlık hizmetleri. Kumaş işleme hizmetleri, yün işleme hizmetleri. Terzilik hizmetleri, nakış işleme hizmetleri. Ahşap ve kereste işleme hizmetleri. Sanat eserlerinin çerçevelenmesi hizmetleri. Sıvı, kimyasal madde, gaz, hava işleme hizmetleri. Cam ve optik cam işleme hizmetleri. Malzemelerin montajı (üçüncü şahıslar adına) hizmetleri. Diş teknisyenliği (döküm) hizmetleri. Çömlekçilik hizmetleri. Enerji üretimi hizmetleri, jeneratörlerin kiralanması hizmetleri. Kağıdın işlenmesi. Baskı hizmetleri, ciltçilik hizmetleri. Plastik işleme hizmetleri.” bakımından gerek kullanımın ispatlanamadığı, gerekse dava konusu markada yer alan emtialarla benzerlik bulunmaması nedeniyle benzerlik değerlendirmesine dahil edilmemiştir. Davacının .... karar iptali bakımından kullanım dilekçesiyle birlikte sunulan delillerde, toplam dilekçe sayfa sayısı 7 olan delillere bakıldığında; ilk olarak .... görüntülerinin yer aldığı, haha sonra 4 adet ürün ambalaj görselinin yer aldığı anlaşılmıştır.Bu delillerin markanın Türkiye’deki ciddi kullanımını ispatlamayacağı ortadadır. Davacının itirazında belirttiği gibi pek tabii ki ürün ambalajları da destekleyici olarak kullanım ispatında yer almaktadır. Örnek olarak bir faturada sadece ürün adı ya da kod numarası yer alması halinde, katalog, ürün listesi ve ambalaj örnekleri faturalarda yer alan ürünlerin belirlenmesinde yardımcı olmaktadır. Ancak sunulan 4 adet ambalaj görselinin kullanımı ispatlaması mümkün değildir. En kuvvetli delil sayılabilecek unsur faturalar olup, davalı kurum nezdinde fatura sunulmamıştır. Ek olarak sunulan bilgi ve belgelerin tarih bilgisi de içermediğinden, değerlendirmeyi değiştirecek herhangi bir husus bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacının daha sonraki itirazlarında kullanım ispatına konu olmayan markaları bakımından SMK 6/3 bağlamanında değerlendirme yapılmadığını, hangi markalar emtialar bakımından tescil öncesi kullanımın araştırılması gerektiğini, delillerde dayanmış olduğu ticari defterlerde inceleme yapılması gerektiğini belirtmiştir. Öncelikli olarak ... karar iptali aşamasında davalı kurumun kullanımın ispatlanması bakımından ticari defterlerin incelenmesi gibi bir talebi olmamaktadır. İlgili tarafın sunmuş olduğu delillerle sınırlı bir karar vermekte olup,...’da ilgili kararın o deliller-o koşullar içerisindeki uygunluğu hakkında karar vermektedir. Bu noktada .... karar iptali bakımından bilirkişi heyetinin de böyle bir görevi bulunmamaktadır.Mal/hizmet benzerliği incelenirken karşılaştırma konusu mallara ve hizmetlere ilişkin ilgili tüm faktörlerin dikkate alınması gereklidir. Bu faktörler, malların veya hizmetlerin doğası (niteliği), kullanım amaçları, kullanım şekilleri/yöntemleri ile birbirlerinin ikamesi ya da tamamlayıcısı niteliğinde olup olmadıklarıdır. Ayrıca karşılaştırmada malların/hizmetlerin dağıtım kanalları, hitap ettikleri tüketici kesimi ve ticari kaynakları da göz önünde bulundurulabilecek faktörlerdendir. AB Adalet Divanı mal veya hizmetlerin benzerlik düzeyinin tespitinin aşağıda belirtilen faktörlere bağlı olarak belirlenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Benzerlik düzeyi tespit edilirken mal veya hizmetlerin; • Doğası, • Kullanım amacı, • Kullanım şekli, • Birbirini tamamlayıcı olup olmadığı, • Rekabet halinde veya ikame edilebilir olup olmamaları, • Dağıtım kanalları, • İlgili tüketici kesimi, • Ticari kaynakları, dikkate alınır. Mal/hizmet benzerliğine ilişkin yukarıda belirtilen faktörlerden mal veya hizmetlerin doğasının, kullanım amacının, ticari kaynağının aynı veya yakın olması; tamamlayıcı nitelikte mal veya hizmet olması ve rekabet halinde veya ikame edilebilir olması mal veya hizmetlerin benzerlik düzeyini doğrudan artıran güçlü faktörler olarak tanımlanır. Söz konusu faktörlerden kullanım şekli, dağıtım kanalları ve ilgili tüketici kesiminin aynı veya yakın olması ise mal veya hizmetlerin benzerlik düzeyine görece daha az etki eden faktörlerdir. Doğası gereği, mallar genel olarak hizmetlerden farklıdır. Önemle belirtmek gerekir ki, mallar ve hizmetler doğaları itibarıyla farklı olduklarından, mal ile hizmetin kıyaslanması neticesinde mal ile hizmet hiçbir şekilde birbirleriyle aynı veya aynı tür olarak değerlendirilemez. Somut uyuşmazlığa bakıldığında, davacı tarafa ait markaların kapsamında bulunan 40. Sınıfta bulunan hizmetler ile davalı tarafa ait marka kapsamında bulunan emtia sınıfları arasında bir benzerlik bulunmamaktadır. Zira, söz konusu mal ve hizmetler arasında doğrudan bir ilişki bulunmamaktadır. Söz konusu mallar ile hizmetlerin aynı tüketici kitlesine hitap etmesinden başka benzer noktaları bulunmamaktadır. Davacı tarafa ait marka kapsamındaki hizmetler ile dava konusu marka kapsamındaki malların doğaları ve dağıtım kanalları farklıdır. Söz konusu mallar ile hizmetin ticari kaynağının farklı olması ve ilgili hizmetleri sunan işletmelerin söz konusu malları piyasaya sürmeleri durumunun yaygın olmaması hususu da göz önüne alındığında iddia edilen malllar/hizmetler arasında benzerlik bulunmadığı değerlendirilmiştir. Davacının davalı kurum nezdindeki itiraz aşamasında markalarının kullanımını ispat edemediği yukarıda değerlendirilmiştir. Bu bağlamda mesnet sunuduğu markalardan kullanım ispatına konu olmayan 2017/07074, 2017/07076, 2017/07070, 2017/07065, 2017/07080 (mahkeme kararı ile 14.06.2021 ilan edildiği, ancak o tarihten sonra kurum sisteminde itiraz/tescil kararı vb. işlemlerin bulunmadığı, bu noktada ilan tarihi ve mahkeme tarihi arasında yaklaşık 2 yıllık bir süre geçmesine rağmen markanın halen yürürlükte olup olmadığından emin olunmadığı) sayılı markalarının 40. Sınıfta tescilli olduğu, bahse konu hizmetler ile benzerlik bulunmaması nedeniyle markalar benzer bulunsa dahi mal/hizmet benzerliğin değerlendirmesi nedeniyle SMK 6/1 madde korumasından yararlanamayacağı, SMK 6/4,6/5, 6/9 maddeleri bakımından ise itiraz aşamasında bir delil sunmadığı, bu nedenle bu maddelere de dayanamayacağı, sayılan nedenlerle .... kararı iptal koşullarının oluşmadığı kanaatine varılmıştır. HÜKÜMSÜZLÜK YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:Dava konusu markada yer alan bazı mallar davacının kullanımı ispatlanan mallarıyla benzer ihtiyaçları giderdiği, aynı tüketici kitlesine hitap ettiği, birbiri yerine ikame edilen mallardan oluşu, dağıtım kanallarının benzemesi gibi nedenlerle benzer bulunmuştur. Taraf markalarında benzer bulunan malların geneli itibariyle gıda ürünleri olduğu, her kesimden insana hitap ettiği, günlük ihtiyaçları karşılamak adına sıklıkla ihtiyaç duyduğu ürünlerden olduğu, bu noktada daha az özen gösterdiği ve tüketici dikkat seviyesinin ortalama olduğu değerlendirilmiştir. İki markanın benzer olup olmadığı değerlendirilirken; markalar arasında görsel, işitsel veya kavramsal düzeyde ortaya çıkan benzerlik veya yakınlık dikkate alınır. Görsel, işitsel veya kavramsal benzerliğin derecesi konusundaki değerlendirmeyi malların niteliğini ve malların piyasaya sunum yöntemlerini dikkate alarak yapmak yerinde olacaktır. İlgili tüketicinin markaları doğrudan karşılaştırma imkânının bulunmadığı, markaların karşılaştırmasını zihninde muhafaza ettiği tam (eksiksiz) olmayan imaja göre yaptığı dikkate alınmalıdır. Kavramsal (anlamsal) benzerlik, dava konusu markaya bakıldığında, ".... ibaresinin anlamının ....da “süssüz, Şeker katılmamış (kahve); şekersiz, Yalnızca, yalnız, ancak, sadece, İçine bir şey katılmamış olarak” şeklinde kullanımlarının olduğu, bu ibarenin günlük hayatta sıklıkla kullanıma konu edildiği, bu bağlamda anlamının direk olarak algılanabileceği, her ne kadar....ibaresinin bir anlamı olmasa ve davalı dilekçesinde kendi isminin ilk hecesini kullanıdığını belirtmesine rağmen tüketicinin doğal olarak bu durumu bilemeyeceği, ... şeklindeki kullanımın sıklıkla kullanıldığ... tamamen gibi bir anlama geldiği, bu noktada tüketicinin .... ibaresinin anlamını pekiştirdiği de düşünüldüğünde kavramsal bir benzerlik kurulması mümkündür. Markanın bir bütün halinde parçalara ayrılmadan değerlendirilmesi gerekmekte, ancak yukarıda belirttiğimiz üzere markanın oluşturuluş biçimi düşünüldüğünde, dava konusu markanın anlamsız, yaratım tek bir kelime olarak algılanmasından ziyade, .... kelimesinin aynen yer almasından kaynaklı benzerlik bulunduğu kanaatine varılmıştır. İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda tek başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür. Taraf markaları yazıldığı şekilde okunacaktır. Yargıtay ve AB Adalet Divanı birçok kararında, tüketicilerin zihninde, kelime markalarında başta yer alan harflerin ortada veya sondaki harflere nazaran daha fazla akılda kaldığını, bu bağlamda sözcüklerin ilk heceleri, ilk seslerinin farklı olmasının kulaktaki izi değiştirdiği vurgulanmaktadır. Sözcüklerin ilk hecelerinde, ilk bölümlerindeki ayniyetin karıştırma ihtimaline yol açabileceği gibi tam tersi de geçerli olacaktır. .... birlikte kaleme aldığı “....” adlı eserde; “Soldan sağa okuma prensibi gereği tek sözcükten oluşan markalarda sözcüğün ilk hecesi, birden fazla sözcükten oluşan markalarda ise ilk sözcük ortalama tüketicilerin dikkatini daha fazla çekmekte ve bu kısımlar diğer kısımlara nazaran daha fazla hatırlanmaktadır. Bu nedenle sözcük markalarında başlangıç kısmındaki benzerliğin markaların benzer olma ihtimalini arttırdığı, buna karşılık markaların başlangıç kısmındaki farklılıkların markaların benzerlik ihtimalini azalttığı kabul edilmektedir.” denilmektedir. Bu noktada dava konusu markanın .... şeklinde başka bir heceyle başladığı, ancak yine de iki hecenin ortak olarak yer aldığı markalarının görece kısa ibareler olduğu da dikkate alındığında belirli bir düzeyde fonetik benzerlik içerdiği söyelenebilecektir. Bununla beraber fonetik açıdan .... ibaresi yaygın kullanımı olan ... ibaresiyle ayniyet taşımakta ve yukarıda vurgulanan anlamsal değerlendirmenin ortaya çıkmasını daha da olası hale getirmektedir. Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, tek başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Kelime markalarında görsel değerlendirme; kelimenin uzunluğu/kısalığı, harf sayısı, harflerin dizilimi, kelime sayısı ve işaretlerin yapısı gözetilerek yapılmalıdır. Görsel değerlendirmede, kelimenin ilk kısmında oluşan benzerlik ya da benzememe durumu kelimenin son kısmına göre daha büyük öneme sahiptir. Bununla birlikte, görsel algı önce dışta bulunan elemanları ayırt ettiği için, son harf, kelimenin iç kısımlarında yer alan harflere kıyasla, daha büyük etkiye sahip olacaktır. Kelime markalarında, kelime yazıldığından farklı şekilde okunmadığı sürece (yabancı dillerdeki markalar), görsel ve işitsel benzerlik genellikle aynı anda ortaya çıkar. Bununla birlikte, kısa zaman aralığında gerçekleşen işitsel algıya kıyasla, görsel algının daha kesin ve tekrarlanan algılama imkânı sağladığı dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, işaretler arasındaki görsel farklılıklar işitsel farklılıklara kıyasla daha fazla etkiye sahip olacaktır. Dava konusu .... oganik markasının da bir dikdörtgen içerinde düz bir yazı fontuyla .... ibaresinin yer aldığı, altında yer alan organik, gurme vb kelimelerin tali unsur olduğu; ... kelimesinin harfsel benzerliği dışında bir benzerlik bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu noktada .. ibaresinin ayırt edici gücünden de bahsetmek gereklidir. Zira ayırt edici gücü yüksek olan markalarda karıştırılma ihtimali daha kolay bir şekilde ortaya çıkacakken, zayıf markalar bakımından tam tersi olacaktır. Zayıf markalar, ayırt edici gücü düşük olan, tescili istendiği mal/hizmetle alakalı olan veyahut günlük hayatta herkesçe ve her yerde kullanılan sıradan sözcüklerden seçilmiş markalar olarak tanımlanabilir. Yaratım bir ibarenin akılda kalma gücü ile sıradan, sıklıkla kullanılan bir ibarenin akılda kalma gücü aynı değildir. Bu noktada zayıf markanın koruma alanı daha dardır. Bu değerlendirmelerden sonra ... ibaresinin özellikle gıda mamüllerinde, ürünün niteliğine atıf yaptığı, katkısız-ilaçsız vb. olduğu algısının tüketiciye verilmesi nedeniyle pazarlama stratejesi olarak sıklıkla kullanıldığı (özellikle organik ürünler bakımından), bunun yanında tatlandırıcı kullanılmış örnek olarak muzlu süt/... süt şeklinde kullanımlarının olduğu, bu noktada ayırt ediciliğinin düşük olduğu, kaldı ki .... Esas sayılı dosyasında kurulan hükümde de “...” kelimesinin ayırt ediciliğinin düşük bir kelime olduğunun kabul edilebileceği değerlendirmesi yapıldığı anlaşılmıştır. Bununla beraber ayırt edici gücü bulunmayan ibarelerin kullanım yoluyla ayırt edicilik kazanması da mümkündür. “Kullanım yoluyla ayırt edicilik kazanmada aslında ayırt edici olmayan bir marka zaman içerisinde uzun süreli kullanım, yoğun reklam ve tanıtım kampanyaları sonucunda ayırt edici hâle gelerek bir işletme ile özdeşleşmekte ve işletmenin markası olarak algılanmaktadır.” Davacı tarafından sunulan delillerde ... ibaresinin ayırt ediciliğinin arttığı ve davacı firmaya bağlandığını söylemek mümkün gözükmemektedir. Bu noktada doktrinde de kabul edildiği üzere zayıf marka seçen taraf, bu markanın farklı unsurlarla kullanımına katlanmak mecburiyetindedir. Ancak eklemek gerekir ki, ayırt edici gücü düşük olsa da, bir marka tescilli olduğu sürece korunmak durumundadır. Davalının, davacı tarafından sunulan belgelerin hükümsüzlük bakımından da kullanımı ispatlamayacağı yönüde itirazı olduğu anlaşılmıştır. Davacının dava dilekçesine bakıldığında; ..... alan adına dayandığı, ilgili sitenin web archive görüntüsünün sunulduğu, 2015 yılından beri sitenin aktif olduğu, ilgili sitenin, kendi ... markalı ürünlerin satışının yapıldığı, 2020-2022 yılı arasında .... isimli sitede çıkan haber, yüksek bilinirliliğe sahip ..... e-alışveriş sitelerinde satışa konu edilen ürün görselleri, 19 bin takipçili instagram sayfasının bulunduğu belirtilmiştir. Şöyle ki fatura sunulmadığı anlaşılmıştır. Ancak Marka Kullanım İspatı Kılavuzunda ciddi kullanımla ilgili olarak “Marka mevzuatında “ciddi biçimde kullanma” kavramına ilişkin açık bir düzenleme yer almamasına rağmen, söz konusu kavramla; markadan işlevlerine uygun bir tarzda yarar elde edecek, yani üzerinde kullanıldığı malın veya hizmetin piyasada tanınmasını ve diğer işletmelerin mal veya hizmetlerinden ayrılmasını sağlayacak şekilde ve yoğunlukta piyasada veya piyasaya hitap eden, piyasayı etkileyen yerlerde kullanılması kastedilmektedir.” denilmektedir. Söz konusu kullanımların gerek kendi sitelerinde gerekse yüksek bilinirliliğe sahip alışveriş sitelerinde satışa sunulduğu anlaşılmıştır. Buradaki amaç ve kullanım pek tabii ki ticari bir etki oluşturmaktır. Yine aynı kılavuzda “Kullanımın yeterliliği irdelenirken eşiğinin yüksek tutulması zorunlu değildir. Adalet Divanı kararlarında da belirtildiği üzere, kullanımın ciddi olup olmadığını tespit edebilmek için vakayı incelemeden önce niceliksel bir eşik seçmek somut olarak mümkün değildir. Temelde kullanımı minimum düzeyde göstermek şart olsa da, minimum düzeyin ne olduğu her vakanın kendi şartları çerçevesinde tespit edilecektir. Genel kural, gerçek bir ticari amaca hizmet edilmesi koşuluyla, mallara ve hizmetlere ve ilgili piyasaya bağlı olarak, bir markanın minimum düzeydeki kullanımının ciddi kullanım teşkil etmek için yeterli olabileceğidir. Bir diğer deyişle, sunulan kanıtların marka sahibinin ilgili piyasada ticari bir konum elde edebilmek veya bu konumu sürdürebilmek için ciddi çabada bulunduğunu göstermesi (kullanımın markadan kaynaklanan hakları sürdürmek amaçlı simgesel kullanım (token use) olma ması hali) yeterli olacaktır.” denilmektedir. Bu noktada, davacının sunduğu delilleri ticari faaliyetini sürdürmek yönünde bir çaba olarak değerlendirilmekte ve sunulan delilleri kullanım ispatı bakımından yeterli görülmektedir. Davalı, müvekkiline ait markanın .... biçiminde bir bütün olduğunu, parçalara ayırılarak incelenemeyeceğini, farklı sesle başladığını, 7 harften oluştuğunu vb nedenlerle markaların benzer olmadığını belirtmişlerdir. ... ibaresinin bir çicek cinsi ya da davalı adından kaynaklandığının tüketici nazarında bilinmesi mümkün değildir. Markalar bölünerek değerlendirme yapılamayacağı, davalı markasının Türkçe dil bilgisi kuralları dışında S harfinin büyük yazılması suretiyle, bir kısım tüketici algısında markanın ... şeklinde algılanabileceği, kaldıki tüketicinin zihninde kelimeleri anlamlı parçalara bölerek kaydettiği de düşünüldüğünde, .... ibaresini anlamsız yaratım bir kelime olarak algılamaması ihtimalinin bulunduğu değerlendirilmiştir. Hal böyle olunca, ... ibaresi anlamsal açıdan pekiştireç olabilecektir. Yine işitsel ve görsel değerlendirmeler detaylı olarak yapılmıştır. Emsal kararlar, doktrin görüşleri heyetimizin de bilgisi dahilinde olup, bu kuralların sıkı sıkıya uygulanamayacağı da aşikar olup her somut olay bakımından ayrıca değerlendirme gerektirecektir. Aksi halde bu kurallar doğrultusunda piyasa şartlarının, tüketici davranışlarının ek faktörlerin hiçbir önemi bulunmayacaktır. “Potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacakları için, markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları”, gıda malları bakımından tüketici dikkat düzeyinin düşük olduğu, iltibasın varlığının kabulü için bir kısım tüketicinin bile markalar arası karışıklık yaşamasının yeterli olduğu, dava konusu markanın davacının serisi gibi algılanabileceği, farklı markalar karşısında olduğunu anlasa bile firmalar arasında eknomik bir iş birliği olduğunu düşünebileceği, ... ibaresinin ayırt edici gücünün zayıf olduğu kabul edilmekle birlikte, tescilli bir marka olduğu sürece korunmaya değer bir hak olduğu, davacı markalarının esas unsurunun ... ibaresi olduğu, yanına gelen ... ibaresinin markalar arasında belirgin bir fark yaratmadığı, anlamsız, bütünleşik bir ibare olarak algılanmadığı, bu nedenle taraf markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunduğu,Neticede, dava konusu .... markasının yaratılış şekli ile bır kısım tüketici nezdinde bile ...+... şeklinde algılanması halinde, kavramsal benzerlik bulunduğu, taraf markalarında yer alan fonetik ve görsel farklılıkların baskın olmadığı, benzer bulunan emtiaların pahada ucuz ürünler olduğu, sıklıkla ve ani satın alımlara konu olabileceği, bu noktada tüketici dikkat düzeyinin düşük olduğu, iltibasın varlığının kabulü için bir kısım tüketicinin bile markalar arası karışıklık yaşamsının yeterli olduğu, dava konusu markanın davacının serisi gibi algılanabileceği, farklı markalar karşısında olduğunu anlasa bile firmalar arasında eknomik bir işbirliği olduğunu düşünebileceği, ... ibaresinin ayırt edici gücünün zayıf olduğu kabul edilmekle birlikte, yanına gelen ... ibaresinin markalar arasında belirgin bir fark yaratmadığı, yeni bir marka gibi algılanmadığı, netice itibariyle de, benzer bulunan “İşlenmemiş tarım ve bahçecilik ürünleri, tohumlar, Maden suları, kaynak suları, sofra suları, sodalar. Sebze ve meyve suları, bunların konsantreleri ve özleri, meşrubatlar. Enerji içecekleri (alkolsüz)” malları bakımından hükümsüzlük koşullarının oluştuğu kanaatine varılmıştır. TANINMIŞLIK YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME: 6769 sayılı SMK’nın 6/4 maddesinde “Paris Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir.” ve 6/5 maddesinde “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önce yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hallerde, aynı veya benzer markanın başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hali saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” denilmektedir. 6769 s. SMK’nın 6. maddesinde “tanınmış marka”lara yer vererek onların diğer markalara göre daha yoğun korunmalarının koşullarını oluşturmuştur. Madde bu korumayı SMK md. 6/4 ve 5 olmak üzere iki ayrı fıkrada düzenlemiştir. Belirtilmelidir ki, SMK md. 6/4’de Paris Sözleşmesi kapsamında bir markanın aynı veya benzer olması ve ayrıca mal/hizmetlerin de aynı/benzer olması şartı aranırken, md. 6/5’te Türkiye’de tanınmışlık düzeyine ulaşan markalar için mal/hizmet sınıflarının aynı/benzer ya da benzer olmasına bakılmayacağı ifade edilmiş ve bu bağlamda SMK md. 6/5’in koruma kapsamı, hükümde anılan hallerden birinin gerçekleşmesi durumunda daha geniş tutulmuştur. Bununla birlikte, md. 6/5 hükmünden yararlanabilmek için Türkiye’de tanınmışlık düzeyine ulaşmış markanın tescil edilmesi şartı aranırken, SMK md. 6/4 hükmünden yararlanacak olan Paris Sözleşmesi kapsamında Türkiye’de tanınmış markanın tescil edilme şartı aranmamaktadır. Davacı markasının tanınmış olduğunu, organik ürünlerin ayrı bir rafta satıldığını, bu noktada temizleyiciler, kozmetikler vs gibi mallarla aynı rafta yer alacaklarını, müvekkiline ait markaların serisi gibi algılanacağını belirtmektedir. Davacı tarafından markaların tanınmışlığına ispata yönelik olarak internet sitesinden alınan ve satışa sunulan ürün görselleri olduğu, keza yine sosyal medya hesaplarında tanıtım reklam amaçlı ürün görsellerinin olduğu İnstagram takipçi sayısının 19 bin olduğu görülmesine rağmen, reklam harcamaları, Pazar payı, satış gücü, dağıtım kanalları ve yoğunluğu, sponsorluklar vb. ispatlayacak hiçbir delil bulunmadığı, sunulan delillerin davacının tanınmışlığını ispatlayamaya yetmeyeceği kanaatine varılmıştır. Bu kadar tanınmışlık ve kullanım savına karşın hiçbir fatura sunulmamış olması, gazetede çıkan haberlerin Doğa şirketler Grubuna ait Doğa Koleji ve Doğa Hastanesi ile ilgili olduğu anlaşılmıştır. Davacının sunmuş olduğu delillere bakıldığında, internet sitesinden alınan ve satışa sunulan ürün görselleri olduğu, keza yine sosyal medya hesaplarında tanıtım reklam amaçlı ürün görsellerinin olduğu anlaşılmıştır. İnstagram takipçi sayısının 19 bin olduğu anlaşılmasına rağmen, reklam harcamaları, Pazar payı, satış gücü, dağıtım kanalları ve yoğunluğu, sponsorluklar vb. ispatlayacak hiçbir delil bulunmadığı, netice itibariyle de, sunulan delillerin davacının tanınmışlığını ispatlayamaya yeterli olmadığı kanaatine varılmıştır. KÖTÜ NİYET İDDİALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME: Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir. Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir. Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. Karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi ya da markalar arasında yer alan benzerlikler kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren herhangi somut bir kanıt sunulmamıştır. Somut olayda davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet oluşturmadığı değerlendirilmiş olup, neticede, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.Neticede, 06/12/2024-07/04/2025 tarihli bilirkişi ek/kök raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından; YİDK KARAR İPTALİ BAKIMINDAN; Davacının kullanımı talep edilen markaları bakımından kullanımını ispatlayamadığı, kullanım ispatına konu olmayan markaları ile emtia benzerliği bulunmadığı, bu noktada SMK 6/1 de aranılan benzerlik kriterinin sağlanmadığı, davacı tanınmışlığına ve kötü niyete ilişkin delil bulunmadığı, ....karar iptal koşullarının oluşmadığı, HÜKÜMSÜZLÜK TALEBİ BAKIMINDAN; Davacının kullanımı talep edilen markaları bakımından genel anlamda “gıda ürünlerinde” kullanımı ispatladığı, bu bağlamda davalı markasında yer alan “İşlenmemiş tarım ve bahçecilik ürünleri, tohumlar, Maden suları, kaynak suları, sofra suları, sodalar. Sebze ve meyve suları, bunların konsantreleri ve özleri, meşrubatlar. Enerji içecekleri (alkolsüz”) malları bakımından benzerlik şartının karşılandığı, taraf markalarının benzediği ve karıştırılma ihtimali bulunduğu, davacı tarafından sunulan delillerin davacı tanınmışlığını ispata yeterli olmadığı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, davaya konu markanın hükümsüzlük koşullarının kısmen oluştuğu anlaşıldığından, davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M :.... sayılı kararının iptali talebinin reddine,Davalı kurum ve davalı şahıs kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,2-Davaya konu markanın 31. Sınıf "işlenmemiş tarım ve bahçecilik ürünleri, tohumlar. 32. Sınf " maden suları, kaynak suları, sofra suları, sodalar. Sebze ve meyve suları, bunların konsantreleri ve özleri, meşrubatlar. Enerji içecekleri (alkolsüz)"malları bakımından hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen.... gönderilmesine,Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 269,85.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 345,55.-TL harcın davalı şahıstan alınarak hazineye irad kaydına,Davacının kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalı şahıstan alınarak davacıya verilmesine, Hükümsüzlük yönünden davanın kısmen kabulüne karar verildiğinden, davalı şahıs kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalı şahısa verilmesine,Harcın davanın yalnızca kabul edilen kesimi üzerinden alınması sebebi ile davacının peşin yatırdığı 269,85.-TL ilâm harcının tamamının davalı şahıstan alınarak davacıya verilmesine, Hükümsüzlük davasının kabul red oranının takdiren %50 olarak belirlenmesine,Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 14.810,75.-TL yargılama giderinin %50'sinin davalı şahıstan alınarak davacıya verilmesine, Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Adliye Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.10/07/2025 Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır MASRAF DÖKÜMÜ İlk Masraf : 308,25.-TL Bilirkişi Ücreti : 14.000,00.-TL P.P : 502,50.-TL TOPLAM : 14.810,75.-TL