Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun, korunan alanlarda yenilenebilir enerji tesisleri ve diğer faaliyetlere ilişkin yönetmelik değişikliğinin üst normlara aykırılığı iddialarını incelemesi.
Özet: Bu hukuki evrak, korunan alanların tespit, tescil ve onayına ilişkin yönetmelikte yapılan değişikliklere yönelik iptal istemiyle açılan davada, Danıştay Dördüncü Dairesinin, nitelikli doğal koruma alanlarındaki faaliyetler ve yapı yasaklarına dair düzenlemelerin çoğunu mevzuata uygun bularak iptal taleplerini reddederken, özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı hidroelektrik santrallerin korunan alanlarda koşulsuz kurulmasına olanak tanıyan hükümleri, ilgili özel kanunlara ve Anayasa Mahkemesi kararlarına aykırılık gerekçesiyle iptal etmesi yönündeki kararının taraflarca temyiz edilmesi istemini konu almaktadır.
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2024/2154 E.  ,  2025/1140 K.
"İçtihat Metni"

T.C.

D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2024/2154
Karar No : 2025/1140
TEMYİZ EDENLER: I- (DAVACI): ... Odası
VEKİLİ: Av. ...
II-(DAVALI):... Bakanlığı
VEKİLİ: Av....
İSTEMİN KONUSU: Danıştay Dördüncü Dairesinin 09/05/2024 tarih ve E:2023/11578, K:2024/2910 sayılı kararının, aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: 05/03/2022 tarih ve 31769 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin, asıl Yönetmeliğin 7. maddesinin birinci fıkrasındaki "edilerek yapı yasağı getirilen" ibaresinin "edilen" olarak değiştirilmesine ve bu maddeye eklenen üçüncü fıkranın ilk cümlesi ile (a), (b) ve (ç) bentlerine, 8. maddesinin ikinci fıkrasına eklenen "Nitelikli doğal koruma alanları; bölgenin doğal yapısı, ekolojik değerleri, silueti, doğal peyzajı ve benzeri ayırt edici özellikleri göz önünde bulundurularak faaliyetlerin niteliğine, içeriğine ve zorunluluk haline ilişkin Bölge Komisyonları tarafından yapılacak değerlendirmeye göre;” ibaresi ile bu fıkranın (a), (ç), (d) bentlerine, (f) bendinde yer alan “açık otopark” ibaresine, (h) ve (ı) bentlerine, 9. maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle fıkraya eklenen “faaliyetlerin niteliğine ve içeriğine ilişkin Bölge Komisyonu tarafından yapılacak değerlendirmeye göre” ibaresine, “hidroelektrik, rüzgâr ve güneş enerji santralleri ile” ibaresine ve “Bu alanlarda izin verilen faaliyetler, 7nci maddenin üçüncü fıkrası ile 8 inci maddenin ikinci fıkrasında yer alan sınırlamalara tabi değildir.” ibaresine ilişkin kısımlarının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Dördüncü Dairesinin 09/05/2024 tarih ve E:2023/11578, K:2024/2910
sayılı kararıyla; Dava konusu edilen hükümlerin, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (h) bendinin tamamı ile 9. maddesinin birinci fıkrasındaki ''hidroelektrik," ibaresi dışında kalan kısımlarına yönelik olarak dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile iddia ve savunmaların birlikte incelenip değerlendirilmesi neticesinde; bahsi geçen düzenlemelerde konuya ilişkin mevzuat hükümlerine aykırılık bulunmadığı, söz konusu koruma alanlarında yapılacak olan faaliyetlerin niteliğine, içeriğine ve zorunluluk haline ilişkin Bölge Komisyonları tarafından yapılacak değerlendirmeden sonra faaliyetlerin yapılabileceğinin düzenlendiği görülmekte olup, belirtilen kurallarda üst normlara, kamu yararına ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı,
Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (h) bendinin tamamı ile aynı Yönetmeliğin 9. maddesinin birinci fıkrasındaki ''hidroelektrik," ibaresi yönünden;
5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun'un 8. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca, Doğal Sit Alanlarında yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulabileceği,
Ancak, anılan hükmün koşulsuz olarak tüm doğal sit alanlarında yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verileceği anlamına gelmeyeceğinin de açık olduğu,
Nitekim Anayasa Mahkemesinin 05/07/2012 tarih ve E:2011/27, K:2012/101 sayılı kararında; "İptali istenilen kural; milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ile tabiatı koruma alanlarında, muhafaza ormanlarında, yaban hayatı geliştirme sahalarında, özel çevre koruma bölgelerinde ilgili Bakanlığın, doğal sit alanlarında ise ilgili koruma bölge kurulunun olumlu görüşü alınmak kaydıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verileceğini öngörmektedir. Kuralda yer alan milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanları, muhafaza ormanları, yaban hayatı geliştirme sahaları, özel çevre koruma bölgeleri ile doğal sit alanları; Çevre Kanunu, Milli Parklar Kanunu, Orman Kanunu, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve Kara Avcılığı Kanunu'nda getirilen hükümlerle özel olarak korunan alanlardır. Bu alanlarda yapılaşmaya gidilebilmesi, öncelikle söz konusu Kanunlarda böyle bir yapılaşmaya olanak tanınmasına ve bu doğrultuda yetkili makamlarca izin verilmiş olmasına bağlıdır. İptali istenilen kural, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulabilmesi bakımından yukarıda anılan Kanunlarda öngörülen düzenlemelerin uygulanma zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Bir başka deyişle, 6094 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanları, muhafaza ormanları, yaban hayatı geliştirme sahaları, özel çevre koruma bölgeleri ile doğal sit alanlarında ilgili mevzuat uyarınca kurulması mümkün olmayan yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı bir elektrik üretim tesisinin, 6094 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesiyle kurulabilmesi mümkün değildir. Dava konusu kuralda, belirtilen alanların niteliğine göre ilgili Bakanlık veya koruma bölge kurulunun olumlu görüşü alınmak kaydıyla bu alanlarda yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verileceğinin belirtilmesi, yetkili makamların olumlu görüş ya da bu olumlu görüş üzerine tesis kurma izni verirken, çevre mevzuatı hükümlerinden bağımsız hareket edebilmelerine olanak tanımamaktadır. Bu bağlamda, iptali istenilen kuralda yer alan 'izin verilir' ibaresi, mevzuata ilişkin bir değerlendirme yapılmaksızın mutlak izin verme zorunluluğunu ifade etmemekte, yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucu mevzuata uygun talepler doğrultusunda izin verilebileceği anlamını taşımaktadır." belirlemelerine yer verildiği,
Davaya konu edilen Yönetmeliğin 8. maddenin ikinci fıkrasının (h) bendi incelendiğinde; Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği'nin EK-2 listesinde yer alan üretim kapasitesi ile sınırlı kalmak kaydıyla hidroelektrik, rüzgar ve güneş enerji santrallerinin, "nitelikli doğal koruma alanlarında" yapılabileceğine ilişkin düzenleme yapıldığı, 9. maddenin birinci fıkrası kapsamında ise, herhangi bir sınırlamaya tabi olmadan "sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında" hidroelektrik enerji santrallerinin yapılabileceği,
Oysa, doğal sit alanı niteliğindeki nitelikli doğal koruma alanları ile sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında, hidroelektrik santral yapımı gibi, korunması gerekli doğal alana etki olasılığı yüksek olan bir tesise (kurulu gücü yönünden herhangi bir sınırlama olsun veya olmasın) izin verilmesi halinde, HES'lerin ana bölümleri olan baraj alanı, baraj seti, baraj seti arkasındaki rezervuar suyu alanları, su giriş kapıları, tüneller, cebri borular gibi yapılar/uygulamalar ile birlikte etrafta yer alan tali bölümler ve bu bölümler dışında kalan belirli bir alanda, geri dönüşü olmayan şekilde tahribata yol açılacağı,
Ayrıca, konu doğal sit alanı niteliğindeki nitelikli doğal koruma alanları içerisinde RES ve GES'ler yönünden de değerlendirildiğinde; yine rüzgar ve güneş enerji santral yapımı gibi, korunması gerekli doğal alana etki olasılığı, HES boyutunda olmamakla birlikte, yine de çevreye olumsuz etkileri yönünden kabul edilebilir sınırların üzerine çıkabilecek kadar yüksek olan bir tesise izin verilmesi halinde, RES'lerin türbinler arasındaki bağlantı yolları ile projeye entegre enerji iletim hatlarının yapılacağı alanlarda, yine GES'lerin projenin büyüklüğüne göre aynalarının geniş alana ihtiyaç duyması ve santrale ulaşım yolları ile enerji nakil hatları yapımı için gerekli olan alanlarda geri dönüşü olmayan şekilde tahribata yol açılacağı sonucuna ulaşıldığı,
Kaldı ki, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin, dava konusu değişikliklerin yapıldığı tarihte yürürlükte olan halinde, "Kurulu gücü 1-10 MWm olan hidroelektrik enerji santralleri"nin EK-2 listenin 41. maddesinde düzenlendiği; yine ''Türbin sayısı 5 adet ve üzerinde veya kurulu gücü 10MWm ve üzerinde 50MWm altında olan rüzgar enerji santralleri''nin EK-2 listesinin 42. maddesinde düzenlendiği görülmekte olup, 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nde, HES'ler arasındaki ve RES'ler arasındaki bu ayrımların kaldırıldığı, anılan santrallerin çevreye etkileri gözetilerek bundan sonra, "mevcut baraj veya isale hatlarına kurulacak olan hidroelektrik enerji santralleri" haricinde tamamına, bahse konu Yönetmeliğin EK-1 listesinde yer verildiği,
Başka bir anlatımla, davalı Bakanlık tarafından ÇED Yönetmeliği'nde yapılan değişiklik ile, rüzgar enerji santralleri ile mevcut baraj veya isale hatlarına kurulacak olan hidroelektrik enerji santralleri haricinde kalan hidroelektrik santrallerinin, herhangi bir kapasite sınırlamasına tabi olmadan, gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar olarak tanımlanan çevresel etki değerlendirmesi uygulanacak projeler arasına alınmasının da, nitelikleri gereği bu tesislerin, çevreye verecekleri muhtemel zararlardan kaynaklandığı,
Diğer yandan; nitelikli doğal koruma alanları içerisindeki GES'ler yönünden; Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin, dava konusu değişikliklerin yapıldığı tarihte yürürlükte olan halinde, "Proje alanı 2 hektar ve üzerinde veya kurulu gücü 1 MWe ve üzerinde olan güneş enerji santralleri (çatı ve cephe sistemleri hariç)''nin EK-2 listenin 45. maddesinde düzenlendiği; EK-1 listenin 45. maddesinde ise ''Proje alanı 20 hektar ve üzerinde veya kurulu gücü 10MWe ve üzerinde olan güneş enerji santralleri'' şeklinde düzenlendiği; 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nde, EK-2 listenin 41. maddesinde "Proje alanı 2 hektar ve üzerinde veya kurulu gücü 1 MWm ve üzerinde olan güneş enerji santralleri (çatı ve cephe sistemleri hariç) şeklinde düzenlendiği, EK-1 listenin 43. maddesinde ise ''Proje alanı 20 hektar ve üzerinde veya kurulu gücü 10MWm ve üzerinde olan güneş enerji santralleri'' şeklinde düzenlendiği görülmekle birlikte, bahsi geçen düzenlemeler birlikte incelendiğinde, EK-2 listede GES'ler yönünden bir üst limit belirlenmediği, konunun Ek-1 ile birlikte değerlendirilmesi halinde ancak EK-1'de belirlenen alt limitin EK-2'de belirlenen üst limit olabileceği sonucuna ulaşılabileceği, bu durumun GES'ler yönünden davaya konu düzenlemenin uygulanması noktasında belirsizliğe sebebiyet verdiği, nitekim bu belirsizliğin giderilmesi için Doğal Sit Alanlarında GES Projeleri hakkında ilke kararları alınmasına ihtiyaç duyulduğu, bu kapsamda 120 sayılı ilke kararının alındığı, 05/11/2022 tarih ve 32004 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 11/10/2022 tarih ve 120 sayılı ilke kararında "100 sayılı Doğal Sit Alanlarında Güneş Enerjisi Santralleri (GES) İlke Kararı"yla, anılan ilke kararının B Bölümü, 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin, 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'yle yürürlükten kaldırılmış olması sebebiyle bir kere daha değiştirilerek, "25/01/2017 tarih ve 29959 Resmi Gazete'de yayımlanan 05/01/2017 tarih ve "100 sayılı Doğal Sit Alanlarında Güneş Enerjisi Santralleri (GES) İlke Kararı"nın B Bölümünün birinci paragrafının "2. Derece Doğal Sit Alanları, 3. Derece Doğal Sit Alanları ve Sürdürülebilir Koruma ve Kullanım Alanları ile kurulu gücü 10 MWe'yi geçmemek kaydıyla Nitelikli Doğal Koruma Alanlarında;" şeklinde değiştirilmesine oy birliği ile karar verildi." şeklindeki düzenlemeye yer verildiğinin anlaşıldığı, GES'ler yönünden söz konusu belirsizliğin ortaya çıkmasına sebebiyet veren düzenlemede, nitelikli doğal koruma alanlarında yapılabilecek proje üst limitlerinin net olarak ortaya konulmadığı,
Bu itibarla, Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (h) bendinde yer alan "hidroelektrik, rüzgar ve güneş enerji santrallerinin'' ibaresi ile 9. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "hidroelektrik," ibaresine ilişkin kısımda hukuka uygunluk bulunmadığı, bu kısımlar (h) fıkrasının bütünlüğü içerisinde değerlendirildiğinde, (h) fıkrasının diğer kısımlarının yürürlükte kalmasının hukuki anlamda bir sonuç doğurmayacağı da dikkate alındığında, söz konusu (h) fıkrasının tamamı ile 9. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "hidroelektrik," ibaresinde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle,
Dava konusu Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (h) bendinin tamamının ve 9. maddesinin birinci fıkrasındaki ''hidroelektrik," ibaresinin iptaline, diğer kısımlar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: Davacı tarafından, daha önce ilke kararlarında olup da yargı kararı ile iptal edilen yapılaşma ve kullanımların bu kez Yönetmeliğe eklendiği, üst normlara göre idareye verilen görevin koruma alanlarının korunması, muhafazası, bakımı, kirliliğin ve tahribatın önlenmesi olduğu, yapılaşma hususunda düzenleyici işlem yapma yetkisinin kanunlarla idareye verilmediği, kesin korunacak hassas alanların mutlak korunması gereken alanlar olduğu, bu alanlarda yapılaşma yasağının kaldırılmasının hassas alanları tüm etkilere ve insan faaliyetlerine açık hale getireceği, bu alanların bozulma veya tahrip olmayla karşı karşıya kalacağı, dava konusu Yönetmeliğin kamu yararına açıkça aykırı olduğu, ulusal güvenlik tesislerinin niteliği ve içeriğinin ne olduğu hususunda belirsizlik olduğu, mevzuatta atıksu hattı diye bir kavram olmadığı, içme suyu, doğal gaz ve elektrik hatlarının, orman yollarının korunan alanlara zarar vereceği, mevzuatlarda tanımlanmamış nitelik ve içerikleri belirlenmemiş yapılaşmalar ve kullanımlar için Bölge Kurullarına bırakılan yetkinin kullanımında keyfiliğe ve subjektif değerlendirmelere yönelinebileceği ve hukuk devleti ilkesinin zarar göreceğinin açık olduğu, hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkelerinin ihlal edildiği, tarımsal faaliyetlerin sınırlandırılması gerektiği, hayvancılık yönünden düzenlemenin objektif ve belirlenebilir ilke ve kurallar içermesi gerektiği, tıbbi ve aromatik bitki yetiştiriciliği, rekreatif amaçlı iskele ile imar planı kararıyla yapılan ve yüzer sistem kullanılan iskelenin nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özelliklerine aykırı olduğu, doğal kaynak suyunun çıkarılmasına yönelik uygulamaların belirsiz olduğu, enerji iletim hattı, trafo, haberleşme servisleri, açık otopark, içme kullanma suyu hattı, arıtma tesisi, ulusal güvenlik tesisi, balıkçı barınaklarının, nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özelliklerine aykırı olduğu, tescil kararlarına karşı itiraz edilebileceği düzenlenmekle birlikte, düzenlemede idari itirazın yapılacağı merciin gösterilmemesi nedeniyle hukuka aykırı olduğu belirtilerek temyize konu Daire kararının redde ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, dava konusu düzenleme ile sıkı değerlendirme koşulları ve standartlar belirlendiği ve bu yolla söz konusu alanların muhafazası için önlemler alındığı, Bölge Komisyonları aracılığıyla araziye müdahale biçimine karar verileceği, koruma-kullanma dengesinin sağlanmasının amaçlandığı, Bölge Komisyonu izni olmadan hiç bir faaliyete izin verilemeyeceği, belirsiz yapılaşma ve faaliyetlerle bu alanların tahrip edilmesinin söz konusu olmadığı, dalyan ve lagün ekosistemlerinde doğal dengenin sağlanması amacıyla geleneksel balıkçılık faaliyetlerine yönelik düzenleme yapıldığı, her bir faaliyet özelinde sınırlayıcı ek düzenlemeler yapıldığı, kültür balıkçılığının sulama amaçlı göletlerle sınırlandırıldığı, zorunlu teknik altyapı olarak ele alınacak konuların türlerinin belirlendiği, enerji santrallerinin ÇED Yönetmeliği EK-2 listesinde belirlenen üretim kapasitesi ile sınırlandırıldığı, dava konusu Yönetmeliğin iptal edilen önceki haline ilişkin Danıştay kararları dikkate alınarak, yeniden düzenlenme yapıldığı belirtilerek temyize konu Daire kararının iptale ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davacılar tarafından, savunma verilmemiştir.
Davalı idare tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin, üye ...'in; Anayasa'nın 135. maddesine göre kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşlarının, belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan kamu tüzel kişilikleri olduğu ve bu meslek kuruluşlarının, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacağı esasları göz önünde bulundurulduğunda, davacı Oda'nın, dava konusu işlemlerin iptalini istemekte hukuken korunması gereken bir menfaatinin bulunmadığı yönündeki usule ilişkin oyuna karşılık, davacı Oda'nın ehliyetli olduğuna oyçokluğu ile karar verilerek, işin esasına geçildi.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Tarafların temyiz istemlerinin reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle kısmen reddi, kısmen iptal yolundaki Danıştay Dördüncü Dairesinin temyize konu 09/05/2024 tarih ve E:2023/11578, K:2024/2910 sayılı kararının, Yönetmeliğin 7. maddesinin birinci fıkrasındaki "edilerek yapı yasağı getirilen" ibaresinin "edilen" olarak değiştirilmesi, bu maddeye eklenen üçüncü fıkranın ilk cümlesi ile (a), (b) ve (ç) bentleri, 8. maddesinin ikinci fıkrasının (a), (ç) ve (h) bentleri ve 9. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "hidroelektrik," ibaresi yönünden oyçokluğuyla, diğer kısımlar yönünden oybirliğiyle, ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 22/05/2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
X- Çevre Kanunu'nun "Çevrenin korunması" başlıklı 9. maddesinde, çevrenin korunması amacıyla, doğal çevreyi oluşturan biyolojik çeşitlilik ile bu çeşitliliği barındıran ekosistemin korunmasının esas olduğu, doğal kaynakların ve varlıkların korunması, kirliliğinin ve tahribatının önlenmesi ve kalitesinin iyileştirilmesi için gerekli idari, hukuki ve teknik esasların Bakanlık tarafından belirleneceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa'nın 90. maddesi gereği usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerden olan UNESCO “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme” gereğince de; idarenin, kültürel ve doğal mirasın saptanması, korunması, muhafazası, teşhiri ve gelecek kuşaklara iletilmesini sağlanma görevi bulunmaktadır.
Uyuşmazlıkta, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin "Kesin Korunacak Hassas Alanların Ayırt Edici Özellikleri" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrası yönünden:
Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği ilk halinde, "Kaynak değerlerinin korunması için; alan kullanımı ve alana tüm etkilerin sınırlandırıldığı, gerektiğinde insanların bölgeye girişlerinin engellendiği, bilimsel araştırmalar, eğitim ya da çevresel izleme amacıyla özel önlemler alınarak korunacak kara, su, deniz alanları olup, Cumhurbaşkanı kararı ile ilan edilerek yapı yasağı getirilen mutlak korunması gereken alanlardır." şeklinde düzenlenen ve Cumhurbaşkanı kararı ile ilan edilerek yapı yasağı getirilen kesin korunacak hassas alanlar yönünden, 'edilerek yapı yasağı getirilen' ibaresi, “edilen” olarak değiştirilmiştir.
Bölgesel, ulusal veya dünya ölçeğinde olağanüstü ekosistemlerin, türlerin, habitat ve jeolojik jeomorfolojik özelliklerin korunduğu, genel olarak insan etkisi olmadan meydana gelmiş, insan faaliyetleri sonucu bozulma veya tahrip olma riski yüksek alanlar niteliğindeki bu alanların, gerektiğinde insanların bölgeye girişlerinin engellendiği ve sadece bilimsel araştırmalar, eğitim ya da çevresel izleme amacıyla özel önlemler alınarak korunması esas olup, başka herhangi bir amaçla yapılaşmaya açılması, bir diğer deyişle, madde metnindeki "yapı yasağı getirilen" ibaresinin kaldırılması, hem Yönetmelik'te bu alanlar için öngörülen düzenleme ve nitelendirmelere, hem de Çevre Kanunu'na uygun bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davacıların temyiz isteminin, Yönetmeliğin 7. maddesinin birinci fıkrasındaki "edilen" ibaresi yönünden kabulü ile Daire kararının bu kısmının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
KARŞI OY
XX- Yönetmeliğin, "Kesin Korunacak Hassas Alanların Ayırt Edici Özellikleri" başlıklı 7. maddesine eklenen üçüncü fıkranın ilk cümlesi ile (a), (b) ve (ç) bentleri yönünden:
Kesin korunacak hassas alanlarda, kesin yapı yasağı olmakla birlikte faaliyetlerin niteliğine, içeriğine ve zorunluluk haline ilişkin Bölge Komisyonları tarafından yapılacak değerlendirmeye göre, (a) bendi ile "Kamu menfaati gereği zorunluluk arz eden hallerde mevcut yol güzergâhı kullanılması koşuluyla atıksu, içme suyu, doğal gaz ve elektrik hatları", (b) bendi ile kesin korunacak hassas alanlarda, kesin yapı yasağı olmakla birlikte faaliyetlerin niteliğine, içeriğine ve zorunluluk haline ilişkin Bölge Komisyonları tarafından yapılacak değerlendirmeye göre, 'ulusal güvenlik için zaruret arz eden tesislerin', (ç) bendi ile de, "Dalyan ve lagün ekosistemlerinde doğal dengenin devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili kamu kurum görüşleri doğrultusunda ve herhangi bir yapı yapılmamak şartıyla alanın özelliğinden kaynaklanan geleneksel avcılık yöntemleriyle yapılan balıkçılık faaliyetleri" yapılabileceği öngörülmüş olup, maddenin birinci fıkrasında, bu alanların kaynak değerlerinin korunması için alan kullanımı ve alana tüm etkilerin sınırlandırılması ve yalnızca bilimsel araştırmalar, eğitim ya da çevresel izleme amacıyla özel önlemler çerçevesinde uygulamalar yapılması gerektiği hükme bağlandığından, 7. maddeye eklenen bu bentlerin, hem madde bütünlüğüne, hem 'kesin yapı yasağı' kavramına, hem de korunan alanların doğallığını muhafaza etme ve mevcut koruma değerlerinin devamlılığını sağlamaya yönelik esaslara aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin, Yönetmeliğin 7. maddesine eklenen üçüncü fıkranın tamamı yönünden yönünden kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyorum.
KARŞI OY
XXX- Yönetmeliğin, "Kesin Korunacak Hassas Alanların Ayırt Edici Özellikleri" başlıklı 7. maddesine eklenen üçüncü fıkrasının (a) ve (ç) bendi yönünden;
Kesin korunacak hassas alanlarda, kesin yapı yasağı olmakla birlikte faaliyetlerin niteliğine, içeriğine ve zorunluluk haline ilişkin Bölge Komisyonları tarafından yapılacak değerlendirmeye göre, (a) bendi ile "Kamu menfaati gereği zorunluluk arz eden hallerde mevcut yol güzergâhı kullanılması koşuluyla atıksu, içme suyu, doğal gaz ve elektrik hatları", (ç) bendi ile de, "Dalyan ve lagün ekosistemlerinde doğal dengenin devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili kamu kurum görüşleri doğrultusunda ve herhangi bir yapı yapılmamak şartıyla alanın özelliğinden kaynaklanan geleneksel avcılık yöntemleriyle yapılan balıkçılık faaliyetleri" yapılabileceği öngörülmüş olup, maddenin birinci fıkrasında, bu alanların kaynak değerlerinin korunması için alan kullanımı ve alana tüm etkilerin sınırlandırılması ve yalnızca bilimsel araştırmalar, eğitim ya da çevresel izleme amacıyla özel önlemler çerçevesinde uygulamalar yapılması gerektiği hükme bağlandığından, 7. maddeye eklenen bu bentlerin, hem madde bütünlüğüne, hem 'kesin yapı yasağı' kavramına, hem de korunan alanların doğallığını muhafaza etme ve mevcut koruma değerlerinin devamlılığını sağlamaya yönelik esaslara aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin, Yönetmeliğin 7. maddesinin üçüncü fıkrasının (a) ve (ç) bentleri yönünden kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXXX- Dava konusu edilen Yönetmeliğin 7. maddesine eklenen üçüncü fıkranın (b) bendinde, kesin korunacak hassas alanlarda, kesin yapı yasağı olmakla birlikte faaliyetlerin niteliğine, içeriğine ve zorunluluk haline ilişkin Bölge Komisyonları tarafından yapılacak değerlendirmeye göre, 'ulusal güvenlik için zaruret arz eden tesislerin' yapılabileceği hükme bağlanmıştır.
Bölgesel, ulusal veya dünya ölçeğinde olağanüstü ekosistemlerin, türlerin, habitat ve jeolojik jeomorfolojik özelliklerin korunduğu, genel olarak insan etkisi olmadan meydana gelmiş, insan faaliyetleri sonucu bozulma veya tahrip olma riski yüksek alanlar niteliğindeki bu alanların, gerektiğinde insanların bölgeye girişlerinin engellendiği ve sadece bilimsel araştırmalar, eğitim ya da çevresel izleme amacıyla özel önlemler alınarak korunması esas olup, başka herhangi bir amaçla yapılaşmaya açılmasının, hem madde bütünlüğüne, hem 'kesin yapı yasağı' kavramına, hem de korunan alanların doğallığını muhafaza etme ve mevcut koruma değerlerinin devamlılığını sağlamaya yönelik esaslara aykırı olduğu açıktır.
Kaldı ki, yapılaşmaya yönelik herhangi bir uygulamaya izin verilmesinin, bu alanlara vereceği zarar ortada iken, uyuşmazlık konusu bentte düzenlenen 'ulusal güvenlik için zaruret arz eden tesislerin' ifadesinin de muğlak olduğu ve belirsizlik yarattığı gözetildiğinde, belirtilen nedenlerle, davacının temyiz isteminin, Yönetmeliğin 7. maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendi yönünden kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.
KARŞI OY
XXXXX- Dava konusu edilen Yönetmeliğin 7. maddesine eklenen üçüncü fıkranın (ç) bendinde, kesin korunacak hassas alan niteliğinde olan dalyan ve lagün ekosistemlerinde, 'doğal dengenin devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili kamu kurum görüşleri doğrultusunda ve herhangi bir yapı yapılmamak şartıyla, alanın özelliğinden kaynaklanan geleneksel avcılık yöntemleriyle yapılan balıkçılık faaliyetleri' yapılabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Mevzuatta 'geleneksel avcılık yöntemleriyle yapılan balıkçılık faaliyetlerine' ilişkin herhangi bir tanıma yer verilmemiş olup, uyuşmazlığa konu Yönetmeliğin dayanaklarından olan Su Ürünleri Kanunu'nda, 'ticari amaçlı su ürünleri avcılık faaliyeti', 'amatör amaçlı avcılık faaliyeti' ile 'rekreasyonel amaçlı avcılık' kavramlarına yer verilmiş, Su Ürünleri Yönetmeliği'nde de Kanun'dan farklı olarak 'sportif avcılık' tanımına yer verilmiştir.
Ayrıca 'Geleneksel Kıyı Balıkçılığının Kayıt Altına Alınması ve Desteklenmesi Tebliği' adı altında, deniz ve içsularda geleneksel kıyı balıkçılığının av, avcılık ve sosyo-ekonomik verilerinin güncellenerek kayıt altına alınması ve sürdürülebilir yönetiminin sağlanması amacıyla, balıkçı gemisi sahiplerine ilgili yılda yapılacak desteklemeye ilişkin iş ve işlemlerle ilgili usul ve esasları düzenlemek amacıyla, her yıl Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından çıkarılan tebliğler bulunmakta olup, bu Tebliğlerde de "geleneksel kıyı balıkçılığı" tanımına yer verilmemiş olduğu, Tebliğlerdeki 'desteklemeden' ise, geçerli bir ruhsata sahip olan, içsularda faaliyet gösteren balıkçı gemilerinin tamamı ile denizlerde faaliyet gösteren 12 (on iki) metreden küçük (12 metre hariç) boylardaki balıkçı gemilerinin sahiplerinin faydalanabileceği yönünde düzenleme yapıldığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, uyuşmazlığa konu bentte ifade edilen 'geleneksel avcılık yöntemleriyle yapılan balıkçılık faaliyetleri' kavramı, muğlak bir ifade olup belirsizlik yarattığı ve mevzuatta öngörülen avcılık faaliyetlerinden hangisinin kastedildiği hususunun açıklığa kavuşturulması gerektiği sonucuna ulaşıldığından, davacının temyiz isteminin, Yönetmeliğin 7. maddesinin üçüncü fıkrasının (ç) bendi yönünden kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXXXXX- Yönetmeliğin ilk halinde, "Nitelikli Doğal Koruma Alanlarının Ayırt Edici Özellikleri" başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında bu alanlar, "Doğal yapısı değişmemiş veya az değişmiş, modern yaşam ve önemli ölçüde insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, doğal süreçlerin hakim olduğu, koruma amaçlarına uygun olarak yörede yaşayanların alanın mevcut kaynaklarını kullanmasını sağlayarak doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin korunduğu kara, su, deniz alanlarıdır." şeklinde tanımlanmış, aynı maddenin ikinci fıkrasında, sadece örtü altı tarım uygulamaları hariç tarım, kültür balıkçılığı hariç balıkçılık faaliyetleri ve alanın doğal yapısı ile uyumlu çadırlı kamp alanı, bungalov ve günübirlik faaliyetlerin bu alanlarda yapılabileceği düzenlenmiştir.
Anılan fıkrada 16/03/2020 tarih ve 31070 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren değişiklik ile, "entegre tesisler ve örtü altı tarım hariç tarım uygulamaları, tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, içme suyu amaçlı baraj ve göletler, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları ve alanın doğal yapısıyla uyumlu, beton, asfalt gibi malzemelerin kullanılmadığı çadırlı kamp, karavan ve günübirlik faaliyetlerin yapılabildiği alanlardır. Alanın ve doğal özelliklerin devamlılığı için halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulması esastır.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Bu değişikliğe karşı açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesinin 07/04/2021 tarih ve E:2021/216 sayılı kararı ile bu karara karşı taraflarca yapılan itiraza ilişkin Kurulumuzun YD İtiraz No:2021/575 sayılı kararı uyarınca, 'hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları' ifadelerinin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.
Bu nedenle, uyuşmazlığa konu değişiklik ile de, Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrası yeniden düzenlenmiş olup (a) bendi ile, 'entegre tesis içermeyen tarım faaliyetlerinin' bu alanlarda yapılabileceği öngörülmüştür.
Oysa, alanın doğal özelliklerinin devamlılığı için halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulması esas olup, bu maddenin üçüncü fıkrasında; bu alanların, modern yaşam ve önemli insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, kırsal yaşam özellikleri taşıyan, aşırı derecede ve uygunsuz insan kullanımı ve mevcudiyetinden uzak alanlar olması gerektiği belirtilmiştir.
Bu alanlarda daha önce, örtü altı tarım uygulamalarının yapılamayacağı belirtilmiş iken, yapılan değişiklik ile, örtü altı tarım (sera) uygulamalarının yapılabilmesine imkan tanınmış ise de, bu uygulamaların ne kadar büyüklükte olabileceğine yönelik herhangi bir belirleme yapılmadığı, diğer bir anlatımla, bu faaliyetlerden hangilerine ne ölçüde izin verileceğine ilişkin madde metninde bir açıklık getirilmediğinden, geleneksel yaşam tarzını bozmayacak nitelikte sınırları belirlenerek anılan uygulamalara ilişkin düzenleme yapılması gerektiği sonucuna varıldığından, dava konusu ibarede hukuka uyarlık bulunmadığı ve davacının temyiz isteminin, Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendindeki anılan ibare yönünden kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXXXXXX- Davaya konu edilen Yönetmelik değişikliği ile Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (h) bendinde, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği'nin EK-2 listesinde yer alan üretim kapasitesi ile sınırlı kalmak kaydıyla hidroelektrik, rüzgâr ve güneş enerji santrallerinin, "nitelikli doğal koruma alanlarında" yapılabileceğine ilişkin düzenleme yapıldığı görülmektedir.
Ülkemizin enerji açığı değerlendirildiğinde, bu açığın en kısa sürede giderilmesini teminen enerji santrallerinin hayata geçirilmesinde kamu yararı bulunduğu ortadadır.
Doğal yapısı değişmemiş veya az değişmiş, modern yaşam ve önemli ölçüde insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, doğal süreçlerin hakim olduğu, koruma amaçlarına uygun olarak yörede yaşayanların alanın mevcut kaynaklarını kullanmasını sağlayarak doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin korunduğu kara, su, deniz alanları olan nitelikli doğal koruma alanları açısından, yukarıda belirtilen özelliklerinin davalı idarece dikkate alındığı ve bu alanlarda, rüzgar ve güneş enerji santrallerinin büyüklüğü ve kapasitesi sınırlandırılmak suretiyle yapılmasına imkan tanındığı, kaldı ki bölgenin doğal yapısı, ekolojik değerleri, silueti, doğal peyzajı ve benzeri ayırt edici özellikleri göz önünde bulundurularak faaliyetlerin niteliğine, içeriğine ve zorunluluk haline ilişkin Bölge Komisyonları tarafından yapılacak değerlendirmeye göre yapılabilecekleri hususları gözetildiğinde, bahse konu hükümdeki "rüzgar ve güneş" ibaresi yönünden korunan alanlara ilişkin mevzuata ve hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bu itibarla, davalı idarenin temyiz isteminin, Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (h) bendinde yer alan "rüzgar ve güneş" ibaresi yönünden kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXXXXXXX- Davaya konu edilen Yönetmelik değişikliği ile Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (h) bendinde, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği'nin EK-2 listesinde yer alan üretim kapasitesi ile sınırlı kalmak kaydıyla hidroelektrik, rüzgâr ve güneş enerji santrallerinin, "nitelikli doğal koruma alanlarında" yapılabileceğine ilişkin düzenleme yapıldığı, 9. maddenin birinci fıkrası kapsamında ise, herhangi bir sınırlamaya tabi olmadan "sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında" hidroelektrik, rüzgâr ve güneş enerji santrallerinin yapılabileceği görülmektedir.
Ülkemizin enerji açığı değerlendirildiğinde, bu açığın en kısa sürede giderilmesini teminen enerji santrallerinin hayata geçirilmesinde kamu yararı bulunduğu ortadadır.
Doğal yapısı değişmemiş veya az değişmiş, modern yaşam ve önemli ölçüde insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, doğal süreçlerin hakim olduğu, koruma amaçlarına uygun olarak yörede yaşayanların alanın mevcut kaynaklarını kullanmasını sağlayarak doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin korunduğu kara, su, deniz alanları olan nitelikli doğal koruma alanları açısından, yukarıda belirtilen özelliklerinin davalı idarece dikkate alındığı ve bu alanlarda, hidroelektrik, rüzgar ve güneş enerji santrallerinin büyüklüğü ve kapasitesi sınırlandırılmak suretiyle yapılmasına imkan tanındığı, kaldı ki bölgenin doğal yapısı, ekolojik değerleri, silueti, doğal peyzajı ve benzeri ayırt edici özellikleri göz önünde bulundurularak faaliyetlerin niteliğine, içeriğine ve zorunluluk haline ilişkin Bölge Komisyonları tarafından yapılacak değerlendirmeye göre yapılabilecekleri hususları gözetildiğinde, bahse konu hükümde korunan alanlara ilişkin mevzuata ve hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bu bağlamda, "Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanlarının" belirlendiği 9. maddenin birinci fıkrasında yer alan "hidroelektrik," ibaresinde de; bu alanların, uygulanabilir durumlarda yerel halkın sosyal ve ekonomik kazançlarına katkı sağladığı, ulusal, bölgesel ve yerel seviyelerde doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımına ve kalkınmaya destek olduğu ve ekolojik, ekonomik ve sosyal boyutları dikkate alınarak doğal kaynakların, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanımına elverişli alanlar olduğu hususları gözetildiğinde, mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin, Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (h) bendinin tamamı ile 9. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "hidroelektrik" ibaresi yönünden kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.
KARŞI OY
XXXXXXXXX- Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (h) bendi yönünden; temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Dördüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın, "bu kısımlar (h) fıkrasının bütünlüğü içerisinde değerlendirildiğinde, (h) fıkrasının diğer kısımlarının yürürlükte kalmasının hukuki anlamda bir sonuç doğurmayacağı da dikkate alındığında" ibaresi çıkarılarak" onanması gerektiği oyuyla, karara gerekçe yönünden katılmıyorum.