Ticari elektrikli aracın garanti süresinde arızalanması, batarya değişimi gerekliliği ve tamirde yaşanan gecikmeler sonucu bedel iadesi ile zararların tazmini talepli dava.
Özet: Davacı, satın aldığı sıfır ticari aracın garanti süresi dolmadan batarya arızası vermesi ve uzun süre serviste tamir edilememesi üzerine, aracın ağır ayıplı olduğunu belirterek satış bedelinin iadesini, araç mahrumiyet tazminatını ve diğer zararlarının karşılanmasını talep etmiştir; davalılar ise aracın bataryasının değiştirilerek tamir edildiğini, teslimata hazır olduğunu ancak davacının aracı teslim almadığını, ayıp ihbar süresinin kaçırıldığını ve gecikmelerin küresel tedarik zinciri aksaklıklarından kaynaklandığını savunarak davanın reddini ve aracın tevdi mahalli tayinini istemişlerdir.

T.C.
İSTANBUL1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİESAS NO : 2026/992 EsasKARAR NO : 2026/738DAVA : Alacak (Ticari Satıma Konu Malın İadesi)DAVA TARİHİ : 05/03/2026KARAR TARİHİ : 15/09/2026Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satıma Konu Malın İadesi) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; müvekkil şirketin davalı ithalatçı ve satıcı firmalardan ... plakalı, ... marka, ... tipi, ... şase ve ... motor numaralı sıfır ticari aracı 20/11/2023 tarihinde 1.248.182,31 Tl bedelle satın aldığını, aracın ... A. Ş. faturalı ve 20/09/2023 tarihli ... A. Ş. faturası ile teslim edildiğini, aracın 2 yıl yasal garantiye ek olarak 5 yıl veya 100.000 km, batarya için ise 8 yıl veya 160.000 km garantili satıldığını, tüm bakımların yetkili serviste yapıldığını, ancak aracın 2 yılı dolmadan 2025 Ağustos sonlarında sürekli arıza verdiğini ve şarjının %50'nin altında çalışmadığını, şikayetlerin servise bildirilmesine rağmen verim alınamadığını, 40909 km'deki aracın 02/09/2025 tarihinde davalı satıcı bünyesindeki yetkili servise teslim edildiğini, servis tarafından batarya arızası nedeniyle aracın hareket edemediğinin tespit edildiğini, 2025 Aralık ayına kadar parça temin edilemediği gerekçesiyle müvekkil şirketin oyalandığını, en son Şubat 2026'da parça geleceğinin bildirilmesi üzerine bu durumun kabul edilmediğini, ... 29. Noterliği'nin... tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile aracın ayıpsız misli ile değişimi veya bedel iadesi ile zararların giderilmesinin talep edildiğini, ihtara cevap verilmemesi üzerine başvurulan ... Arabuluculuk Bürosu ... sayılı arabuluculuk dosyasında 13/02/2026 tarihinde anlaşamama tutanağı düzenlendiğini, aracın 02/09/2025 tarihinden beri tamir edilmeden davalı elinde bulunması nedeniyle müvekkil şirketin araçtan faydalanamadığını, bu süreçte ihtiyaç duyulan ikinci el aracın 26/2/2026 tarihinde 1.850.000 Tl bedelle satın alınmasıyla maddi zararın doğduğunu belirterek, ağır ayıplı ve çalışmayan ticari aracın 1.248.182,31 Tl tutarındaki satış bedelinin 20.11.2023 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, aracın 02.09.2025 tarihinden itibaren kullanılamaması nedeniyle şimdilik 20.000 Tl tutarındaki araç mahrumiyeti tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle tahsilini, araç değer kaybı ve yeni araç alımı nedeniyle oluşan munzam zarar taleplerinin saklı tutulmasını, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP: Davalı ... vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; dava şartı olan zorunlu arabuluculuk tutanağının dosyaya sunulması gerektiğini, ... plakalı, ... marka, ... tipi, ... şase ve ... motor numaralı aracın 20.11.2023 tarihinde 1.248.182,21 TL bedelle satın alındığını, araçtaki arıza nedeniyle yapılan teknik inceleme neticesinde batarya değişimi yapılarak onarımın tamamlandığını, bu nedenle ağır ayıp iddiasının mesnetsiz olduğunu, aracın hazır olduğunun ... tarihinde bildirildiğini, ... 20. Noterliğinin ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile teslim çağrısı yapılmasına rağmen davacının aracı teslim almadığını, bu sebeple tevdi mahalli tayini ile aracın muhafaza altına alınması gerektiğini, Türk Ticaret Kanunu'nun 23/c maddesi uyarınca 8 günlük ayıp ihbar süresinin geçirildiğini, bu sürenin hak düşürücü nitelikte olduğunu, davacının onarım hakkını kullanarak seçimlik hakkını tükettiğini, bedel iadesi talebinin ölçüsüz olduğunu, teknik inceleme yapılmadan karar verilemeyeceğini, ikame araç bedeli talebinin fahiş olduğunu, 45 iş günlük yasal onarım süresinin dikkate alınması gerektiğini, parça tedarikindeki gecikmelerden müvekkil şirketin sorumlu tutulamayacağını, küresel tedarik zinciri aksamaları hakkında davacıya şeffaf bilgilendirme yapıldığını, davacının 26.02.2026 tarihinde başka bir araç satın almasının müvekkile rücu edilemeyeceğini, munzam zarar talebinin kabul edilemeyeceğini, faiz başlangıç tarihinin satış tarihi olamayacağını, faizin ancak dava veya temerrüt tarihinden itibaren işletilebileceğini belirterek davanın reddini, tevdi mahalli tayinini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir.Davalı... vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesi ile tensip zaptının 06.03.2026 tarihinde müvekkil şirkete tebliğ edildiğini, yasal süresi içerisinde cevapların sunulduğunu, hak düşürücü ve zamanaşımı süre itirazında bulunulduğunu, ... plakalı, ... marka, ... tipi, ... şase ve ... motor numaralı aracın 20.11.2023 tarihinde 1.248.182,21 TL bedelle satın alındığını, araçta meydana gelen arıza nedeniyle batarya değişimi yapıldığını ve onarımın tamamlandığını, ağır ayıp iddiasının yersiz olduğunu, 26.03.2026 tarihinde aracın hazır olduğunun bildirildiğini,... tarihinde ... 20. Noterliğinde ... yevmiye numaralı ihtarname ile teslim çağrısı yapıldığını, davacının aracı teslim almadığını, bu nedenle tevdi mahalli tayini talep edildiğini, Türk Ticaret Kanunu'nun 23/c maddesi uyarınca ihbar süresinin geçirildiğini, davanın süre yönünden reddi gerektiğini, davacının onarım hakkını kullanarak seçimlik hakkını tükettiğini, bedel iadesi talebinin ölçüsüz olduğunu, teknik inceleme yapılmaksızın karar verilemeyeceğini, ikame araç bedeli talebinin fahiş olduğunu, 45 iş günlük yasal onarım süresinin dikkate alınması gerektiğini, küresel tedarik zinciri aksamalarından müvekkil şirketin sorumlu tutulamayacağını, davacının 26.02.2026 tarihinde başka bir araç satın almasının müvekkile rücu edilemeyeceğini, munzam zarar talebinin hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, faiz başlangıç tarihinin ve türünün hatalı olduğunu, satış tarihinden itibaren faiz işletilemeyeceğini, davacının temerrüde düştüğünü belirterek davanın reddini, tevdi mahalli tayini ile aracın muhafaza altına alınmasını ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu davada; davacı ile satıcı ... şirketi arasındaki satış sözleşmesi ile davaya konu aracın satın alındığı, diğer davalı ...'in ise söz konusu aracın ithalatçısı olduğunu, aracın garantili olduğunu ve ayrıca uzatılmış garanti ile satıldığını, tüm bakımlarının yetkili serviste yapıldığını, ancak 2 yıl dolmadan aracın sürekli arıza vermeye başladığını ve pil şarj seviyesinin düştüğünü, onarım için 02.09.2025 tarihinde davalı satıcı bünyesindeki yetkili servise bırakıldığını, araçta batarya arızasının bulunduğunun tespit edildiğini ve yetkili servis tarafından sürekli oyalandığını, bunun üzerine davalılara ... 29. Noterliğinin, ... tarih-... yevmiye sayılı ihtarnamesinin gönderildiğini, söz konusu ihtarname ile Aracın ayıpsız misli ile değişmesi mümkün değil ise bedelinin ve zararların faizi ile giderilmesi taleplerinin davalılara iletildiğini ancak davalıların cevap vermediği gibi dava tarihi itibariyle aracın halen davalılar nezdinde bulunduğunu ve onarımının yapılmadığını, kullanım ve yararlanmanın da mümkün olmadığını belirterek sözleşmeden dönülerek ödenen paranın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile aracın kullanılamaması nedeniyle mahrumiyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.Mahkememizce makine mühendisi teknik bilirkişiden araç inceletilerek bilirkişi raporu alınmış olup, Mahkememize sunulan 20.05.2026 tarihli bilirkişi raporunda araca ve yapılan işlemlere ilişkin olarak servis kayıtları ve aracın incelenmesi ve teknik değerlendirilmesi sonucunda bilirkişi tarafından şu tespitler yapılmıştır:"Davacı taraf, dava konusu aracın garanti süresi içerisinde ciddi batarya arızası verdiğini, aracın uzun süre tamir edilemediğini, yedek parçanın temin edilememesi nedeniyle aracın yaklaşık 7 ay serviste kaldığını, bu süreçte ticari faaliyetlerinde mağduriyet yaşadığını, araçtan faydalanamadığını ve bu nedenle sözleşmeden dönme ile bedel iadesi talep ettiğini bildirmiştir.Teknik açıdan değerlendirildiğinde; elektrikli araçlarda yüksek voltaj batarya sistemi aracın ana tahrik sistemini oluşturmaktadır. Batarya sisteminde meydana gelen arızalar aracın çalışma tamamen engelleyebilecek niteliktedir. Özellikle araçta belirtilen “%50 şarj altında çalışma durumu, yüksek voltaj batarya yönetim sistemi (BMS), hücre dengeleme sistemi veya güç aktarım sistemi ile bağlantılı ciddi teknik arızalara işaret edebilmektedir.Elektrikli ticari araçlarda batarya sistemi, aracın temel fonksiyonunu doğrudan etkileyen ana bileşenlerden biridir. Bu nedenle batarya arızası sebebiyle aracın hareket edememesi ve uzun süre kullanım dışı kalması, kullanıcı açısından önemli bir kullanım kaybı doğurmaktadır.Dosya kapsamındaki servis kayıtları incelendiğinde, aracın 02.09.2025 tarihinde servise giriş yaptığı ve 09.04.2026 tarihinde iş emrinin kapatıldığı anlaşılmış olup yaklaşık 7 aylık servis süresi bulunduğu görülmektedir. Teknik uygulamalar ve otomotiv servis standartları bakımından değerlendirildiğinde; 7 aylık onarım süresi olağan servis sürelerinin oldukça üzerindedir.Ayıbın niteliği yönünden yapılan değerlendirmede ise söz konusu arızanın kullanıcı tarafından ilk bakışta tespit edilmesi mümkün olmayan, kullanım sırasında ve belirli çalışma koşullarında ortaya çıkan teknik bir problem olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle ayıbın “gizli ayıp” niteliği taşıdığı yönünde teknik kanaat oluşmaktadır. Çünkü araç teslim anında olağan gözlemle fark edilmesi mümkün olmayan ve ancak kullanım süreci içerisinde ortaya çıkan elektronik/batarya tabanlı arızalar, öğretide ve uygulamada gizli ayıp kapsamında değerlendirilmektedir.Araçtaki mevcut arızanın kullanım fonksiyonuna etkisi incelendiğinde; aracın belirli şarj seviyelerinde çalışmaması, sürüş güvenliği uyarıları vermesi ve güç kısıtlama moduna geçmesi nedeniyle kullanım kabiliyetini önemli ölçüde azalttığı görülmektedir. Her ne kadar araç tamamen fiziksel olarak hareketsiz kalmasa dahi, güvenli ve sürekli kullanım imkânının ortadan kalkması aracın ekonomik ve teknik kullanım amacını ciddi biçimde zedelemektedir. Bu nedenle mevcut ayıbın aracın kullanımını önemli ölçüde etkileyen nitelikte olduğu değerlendirilmektedir."Mahkememizce alınan bilirkişi raporunda yapılan tespitler incelendiğinde; davacının satın aldığı davalıların ithalatçısı ve satıcısı olduğu davaya konu araç üzerinde batarya arızası olduğunun sabit olduğu, nitekim batarya arızasının davalı yetkili servisi tarafından tespit edildiği ve onarıma alındığı sabittir.Mahkememizce alınan bilirkişi raporunda davaya konu elektrikli araçtaki batarya arızasının gizli ayıp niteliğinde olduğu, muayene sırasında fark edilmesinin mümkün olmadığı, çalışma koşullarında ortaya çıkan teknik bir problem olduğunun belirtildiği anlaşılmaktadır. Nitekim davalılar tarafından da araçtaki batarya arızasının kullanımdan kaynaklı olduğu iddia edilmediği gibi davalılar da garanti kapsamında aracı onarıma almış dolayısıyla araçtaki arızanın kullanımdan kaynaklı değil üretimden kaynaklı olduğu kabul edilmiştir.Davaya konu araçtaki ayıbın gizli ayıp niteliğinde olduğu ve davacı tarafından ilk satın alma sırasında fark edilmesinin mümkün olmaması kullanıma bağlı zamanla ortaya çıkacak nitelikte olduğu gözetildiğinde ve aracın onarımlarının ve arızası sonrasında davalıya ait yetkili servise götürüldüğü anlaşılmakla davalıların ayıp ihbarının süresinde olmadığına yönelik hak düşürücü süre itirazlarına itibar edilmemiştir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ... E.,... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:"Bölge Adliye Mahkemesince; tüm dosya kapsamına göre, araçtaki ayıpların gizli ayıp niteliğinde olduğu, aracın her servise götürülüşü ayıp ihbarı niteliğinde olduğundan, davalı vekilinin bu husustaki istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği, davalı vekilinin keşif sırasında aracın onarıldığının tespit edildiğini istinaf sebebi olarak ileri sürdüğü, bilirkişi raporunda kullanım süresine bağlı olarak arızanın tekrarlanmasının mümkün olabileceği belirtildiğinden bu husustaki istinaf sebeplerinin de yerinde görülmediği gerekçesiyle istinaf isteğinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir."Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi de ...E., ...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:"Aracın arızalandığı, 03.09.2018 tarihinde davacıya onarılması için bırakıldığı, davacı yanca 2,5 ayda arızanın onarıldığı konularında uyuşmazlık bulunmamakta olup, uyuşmazlık, bu arızanın kullanımdan mı yoksa üretimden mi kaynakladığı, garanti kapsamına girip girmediği hususlarında toplanmaktadır. Davalı alıcı, aracın arızlandığını ve arızanın garanti kapsamında ücretsiz giderilmesi gerektiğini, davacı ise davalının garanti kullanım şartlarına uymadığını, üretim hatası bulunmadığını ve arızanın garanti kapsamında olmadığını ileri sürmektedir. TTK'nın 23/1-c maddesinde ayıplı mal hakkında alıcıya ihbar yükümlülüğü getirilmiş olup alıcı muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmeden ayıp nedeniyle satıcıdan mal bedeli, onarım ve zarar gideriminde bulunamaz. Davalı alıcı, süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu yazılı belge ile kanıtlamak zorundadır. TTK'nın 23/1-c maddesinde, malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı, malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya inceletmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbar etmekle yükümlüdür. Ayıp olağan bir muayene ile meydana çıkarılamayacak, kullanma sonucunda ortaya çıkan bir ayıp ise TBK'nın 223/2 maddesinin tatbik olunması gereklidir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 08/06/2022 tarihli, ... E. ... K., 04/11/2020 tarihli ve ... E., ... K. sayılı ilâmı ilamı ile Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 04/12/2018 tarih ve ... E., ... K. Sayılı ilamı). TBK'nın 223/2.maddesi ise '' Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.'' hükmünü içermektedir. Davalı alıcı, süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu yazılı belge ile kanıtlamak zorundadır (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 23.11.2015 tarihli ve ...Esas,...Karar sayılı ilamı). Buradaki yazılılık koşulu ispata ilişkindir. Somut olayda, davacı yanca sunulan garanti belgesinde, dava konusu araç için trafik tescil tarihinden itibaren iki yıl veya 100.000 km ile sınırlı olmak üzere garanti süresi belirlendiği, dosya kapsamına göre aracın tescil tarihinin 09.05.2017 olduğu görülmektedir. Araçtaki ayıp gizli ayıp olduğundan ve ayıbının ilk olarak garanti süresi çerisinde ortaya çıkması üzerine 03.09.2018 tarihlerinde davacı servisine götürüldüğü ve ihbarın süresinde yapıldığı anlaşılmaktadır."Sonuç olarak Mahkememizce alınan teknik bilirkişi raporuna göre davacıya davalılar tarafından satılan araçtaki batarya arızasının kullanım ile ortaya çıkabilecek satış anında farkedilmesi mümkün olmayan gizli ayıp niteliğindeki bir ayıp ve arıza olduğunun tespit edildiği, davacı tarafından davaya konu aracın onarım için davalılara ait yetkili servise götürülmesinin ayıp ihbarı niteliğinde olduğu ve gizli ayıp nedeniyle ayıp ihbarının süresinde olduğu anlaşılmakla davalıların aksi yöndeki itirazlarına itibar edilmemiştir.Satış sözleşmelerinde satılanda ayıp bulunması halinde alıcının seçimlik haklarını düzenleyen 6098 sayılı Kanun'un 227. Maddesi şu şekildedir:"MADDE 227- Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme.2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme.3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme.4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme.Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir.Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir."İlgili hükümden görülebileceği üzere satılanın ayıplı olması halinde alıcı yukarıda yer verilen seçimlik haklardan birini yenilik doğurucu hak olarak kullanmak hususunda serbesttir. Davacı alıcıya satılan araçta bulunan batarya arızasının gizli ayıp niteliğinde olduğu tespiti ve ayıp ihbarının süresinde olduğunun tespiti karşısında davacı tarafından 6098 sayılı Kanun'un 227. Maddesinde belirlenen seçimlik hakların kullanılabileceği anlaşılmaktadır.Davacı tarafından davalılara gönderilen ... 29. Noterliğinin, .. tarih-... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile davacı tarafından davaya konu aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi mümkün değil ise bedel iadesinin talep edildiği anlaşılmaktadır.Bilindiği üzere Ayıba karşı tekeffülden doğan seçimlik haklar (dönme, indirim, onarım, değişim) kural olarak yenilik doğuran hak niteliğindedir ve bu haklar bir kez kullanıldığında kural olarak tükendikleri için bunlardan tek taraflı olarak dönülemez ve sonradan değiştirilemezAncak davaya konu somut olayımızda meydana geldiği gibi davacı alıcının onarım veya ayıpsız misli ile değişim gibi aynen ifa niteliğindeki haklarını seçmesine rağmen davalıların aracın makul süre içerisinde dava tarihinden önce aracın onarımını gerçekleştiremediği gibi davacı tarafından davalılara gönderilen ihtarname gereğince davalılar tarafından aracın ayıpsız misli ile değişimine yönelik davacı tarafından seçilen seçimlik yenilik doğurucu hakkın gereği de ifa edilmemiştir.Alıcı, onarım veya değişim talebinde bulunmasına rağmen satıcı makul bir süre içinde (davaya konu somut olayda 3 ay onarım yapılamamış, değişim ihtarına cevap verilmemiş, davalılar tarafından cevap dilekçesinin ekinde sunulan ihtarnameye göre aracın onarımı 26.03.2026 tarihinde tamamlanmış ve davacıya 03.04.2026 tarihinde teslim almasına dair ihtar gönderilmiş olup, davadan sonradır) edimini ifa etmezse, alıcı dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve borçlu temerrüdü hükümleri (TBK m. 125) uyarınca bu taleplerinden vazgeçerek sözleşmeden dönebileceğinin kabul edilmesi gerekmektedir. Onarımın toplam 6 ay boyunca gerçekleştirilememesi ve alıcının ayrıca değişim talebinin sonuçsuz kalması, sözleşmeden beklenen yararın ortadan kalktığı ve alıcının sözleşmeyle bağlı kalmasının kendisinden beklenemeyeceği "esaslı ihlal" durumunu oluşturur. Zira davacı tarafından aracın satın alınmasından sonra davalılara onarıma bırakılmasına kadar geçen süre 2 yıl bile etmezken bu süreden sonra 6 ay aracın onarımda kalmasının makul olduğu kabul edilemeyecektir. Toplam kullanılan sürenin ortalama 1/3 ü kadar araç onarımda kalmıştır. Davacı tarafından aracın onarıma bırakılmasına rağmen makul süre içerisinde onarılmaması ve davacı alıcının davalılara gönderdiği ihtarname ile misli ile değişim talebinde bulunmasına rağmen dava tarihine kadar 3 aylık süre boyunca bu talebe de cevap verilmemesinin temerrüt hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.Doktrinde kabul edilen baskın görüşe göre, alıcının onarım veya ayıpsız misli ile değişim hakkını seçmesi, başlangıçtaki "ayıpsız ifa" alacağının devamı niteliğindedir.Alıcının bu seçimi yapmasıyla birlikte satıcının artık bu yönde bir borcu (onarım veya değişim borcu) doğar.Satıcı, alıcının seçtiği değişim veya onarım borcunu makul sürede (olayda toplam 6 aylık bir süreç söz konusudur) yerine getirmezse, alıcı borçlu temerrüdüne ilişkin genel hükümler (TBK m. 123-125) uyarınca seçimlik haklarını yeniden kullanabilir.Alıcı, aynen ifa niteliğindeki değişim talebinden, bu talebin satıcı tarafından karşılanmaması nedeniyle vazgeçebilir ve borcun hiç ifa edilmemesinin sonuçlarına dayanarak sözleşmeden dönebileceği dürüstlük kuralı gereğince kabul edilmelidir.Yenilik doğuran hakların "geri alınamazlığı" ilkesi, satıcının hukukî güvenini korumayı amaçlayan bir kural olarak getirilmiştir.Ancak satıcının edimi ifa etmekten imtina ettiği veya ifa edemeyeceğinin anlaşıldığı durumlarda alıcı ve satıcı arasındaki menfaatler dengesinin sağlanması için dürüstlük kuralı devreye girmelidir. Satıcı alıcının seçimlik hakkı kapsamındaki onarım talebini makul sürede yerine getirmeyip sonrasında yine seçimlik hak olan misli ile değişim talebine de cevap vermeyerek veya bu talebi yerine getirmeyerek alıcıyı belirsizliğe itmişse, artık satıcının korunması gereken bir menfaati kalmamıştır. Bu durumda alıcının dürüstlük kuralı (TMK m. 2) gereği dönme hakkına başvurabilmesi gerektiği kabul edilmelidir.Davaya konu somut olayda her iki tarafın tacir olması nedeniyle, satıcının temerrüdü halinde TBK m. 212'deki karineler gündeme gelebilir.Davaya konu somut olayımızda davacı tarafından aracın onarım için davalılara bırakılmasına rağmen ihtarname tarihine kadar 3 aylık süre boyunca onarımın yerine getirilmediği, söz konusu sürenin makul servis süresini aştığı gibi onarım davadan sonra tamamlandığı ve 6 ay sürdüğü, davacı tarafından makul servis süresinin geçmesinin akabinde davalılara misli ile değişim talebine yönelik seçimlik hak beyanına dair ihtarname gönderilmiş ise de davalılar tarafından bu seçimlik hak da yerine getirilmemiş ve ifa edilmemiştir.Davaya konu somut olayımızda alıcının değişim ihtarından 3 ay sonra eldeki davayı açarak misli ile değişime yönelik seçimlik hakkından dürüstlük kuralı uyarınca vazgeçerek davalıların temerrüdü nedeniyle sözleşmeden dönmek istemesi, davalıların misli ile değişime yönelik edimi yerine getirmeyeceğine dair kesin bir kanaat oluşturmaktadır.6098 sayılı Kanun'un 124. Maddesi gereğince temerrüt halinde bazı durumlarda borçluya ek süre verilmesi zorunluluğu bulunmaz:Satıcının içinde bulunduğu durumdan veya tutumundan (örneğin 3 aylık onarım süresince sonuç alınamaması ve değişim ihtarına 3 ay boyunca cevap verilmemesi) ek süre verilmesinin etkisiz olacağını ortaya koymaktadır.Bir diğer hal ise borcun ifasının alacaklı için yararsız kalması olup, davaya konu somut olayda da (toplamda 6 aylık bir gecikme ticari hayatta genellikle bu sonucu doğurur ve davacı tarafından yeni bir araç da alınmıştır), alıcının satıcıya dönme hakkı için yeni bir süre tanıması beklenemez.Özetle; ayıba karşı tekeffül hükümleri gereğince davacı alıcı tarafından daha önce kullanılan misli ile değişim talebi yenilik doğuran bir hak olup seçilmekle tükenmiş olsa dahi; satıcının bu hakkın gereğini yerine getirmeyerek temerrüde düşmesi, alıcıya TBK m. 125 uyarınca bu seçiminden vazgeçip "sözleşmeden dönme" ve "bedel iadesi" talep etme hakkını dürüstlük kuralı ve temerrüt hükümleri gereğince yeniden kazandırır.Bu aşamada talep edilen dönme, ayıptan doğan ilk tercih değil, ikinci aşamada ortaya çıkan borçlu temerrüdünün bir sonucudur.Nitekim davaya konu araca ilişkin dava dilekçesi ekinde delil olarak sunulan garanti belgesinin 6. Sayfasında; ücretsiz onarım veya ayıpsız misli ile değişim haklarının kullanılmasına rağmen belirtilen süre içerisinde bu hakların gereğinin ifa edilmemesi halinde alıcının sözleşmeden dönme hakkını kullanabileceği de davalılar tarafından ayrıca akdi olarak da kabul edilmiştir. Bu bağlamda davacı tarafından davaya konu aracın öncelikle onarım için bırakılmasına rağmen davalılar tarafından makul süre içerisinde ve taahhüt edilen süreler ve yönetmelik ile belirlenen süreler içerisinde ücretsiz onarımın gerçekleştirilmediği, (onarım servise teslimden 6 ay sonra tamamlanmıştır.) gibi davacı tarafından davalılara yönelik gönderilen misli ile değişim hakkındaki ihtarnameye de cevap verilmediği ve davacı alıcının misli ile değişme yönelik ayıptan tekeffüle ilişkin seçimlik kanuni hakkının da davalılar tarafından kullandırılmadığı ve davalılar bu şekilde temerrüde düştüğü anlaşılmakla davacının temerrüdün sonuçlarını düzenleyen genel hükümler ve dürüstlük kuralı gereğince seçimlik hakkını değiştirmek ve servise teslimden 6 ay sonra sözleşmeden dönme hakkını kullanmasının taraflar arasındaki davacı aleyhine bozulan menfaat dengesini sağlamaya yönelik olduğu ve kabulü gerektiği anlaşılmaktadır. Nitekim 2 sene dahi kullanılmayan bir aracın 6 ay serviste onarım beklemesinin alıcıdan beklenemeyeceği ve menfaat dengesini davacı alıcı aleyhine ciddi derecede bozduğu, davacının onarım ve misli ile değişim haklarının makul süre içerisinde kullandırılmadığı ve davalıların kusurlu ve temerrütte oldukları anlaşılmıştır.Sonuç olarak davacının sözleşmeden dönme talebinin kabulü ile sözleşme konusu ... plakalı, ... marka, ... tipi, ... şase, ... motor nolu aracın takyidatsız olarak davalılara iadesine, iade konusu araç bedeli olan 1.248.182,21-TL'nin aracın fiilen davalılara iade edildiği tarihten itibaren işleyecek 3095 sayılı kanunun 2/2. maddesinde düzenlenen faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir.Davalı ...şirketi ile davacı arasında satış sözleşmesi bulunmasa da davalı ...'in dava dilekçesinin ekinde bulunan garanti sözleşmesinin tarafı olduğu ve garanti sözleşmesinde davalı tarafından garanti sözleşmesinin 5. Maddesinde onarım ve misli ile değişim taleplerinin satıcı tarafından yerine getirilmemesi halinde davalı ...'in de müşterek ve müteselsil olarak sorumluluğu üstlendiği, dolayısıyla davalı ...'in de diğer davalı satıcı ... ile birlikte davacıya karşı müştereken ve müteselsilen garanti sözleşmesi gereğince sorumlu olduğu değerlendirilmiştir. Davalılar tarafından sözleşmeden dönme hakkının kullanılmasının orantısız olduğu iddia edilmiş ise de; davacı tarafından öncelikle onarım ve misli ile değişim haklarının kullanılmasına rağmen davalılar tarafından bu hakların davacıya makul süre içerisinde kullandırılmadığı ve davacının araçtan beklediği menfaat ve fayda ile kullanımını ortadan kaldırdıkları anlaşılmakla davalıların aksi yöndeki itirazlarına itibar edilmemiştir. Davalılar araçta onarımın sağlandığını iddia etmiş ise de davalıların davacıya gönderdiği ihtarnamedeki ikrarlarına göre davaya konu araçtaki onarım davadan sonra tamamlanmış olup, toplamda serviste geçen süre ve süreç gözetildiğinde davalıların bu itirazlarına itibar edilmemiştir. Davacı tarafından ise araç bedeli olan 1.248.182,21-TL'nin ödeme tarihinden itibaren faizi ile davalılardan tahsili talep edilmiş ise de sözleşmeden dönülmesi ile sebepsiz zenginleşmenin davaya konu aracın ruhsat mülkiyetinin ve bu şekilde tamamlanacak fiili teslimi ile davalılara geçeceği davalıların iade yükümlülüğün de ancak bu tarihten sonra başlayacak olması nedeniyle reddine karar verilmiştir.Davacı tarafından aracın 02.09.2025 servise bırakıldığı tarihten itibaren kullanılamaması nedeniyle bu tarihten itibaren de mahrumiyet tazminatı da talep edilmiştir.Bilindiği üzere 6098 sayılı Kanun gereğince sözleşmeden dönülmesi halinde sözleşme geriye etkili olarak sona erecek ve taraflar aldıklarını iade ile yükümlü olacaktır. Bunun haricinde sözleşmeden dönülmesine kusuru ile sebebiyet veren taraftan sözleşmeden dönme sebebiyle olumsuz zararlar talep edilebilecektir. Bu noktada olumlu zarar ve olumsuz zarar ayrımının değerlendirilmesi gerekmektedir. Olumsuz – olumlu zarar arasındaki ayrımın daha iyi anlaşılabilmesi için, öncelikle olumlu zararı kısaca açıklamak gerekmektedir. Olumlu zarar, borçlunun, sözleşmeden doğan borcunu hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi (kötü ifa) nedeniyle alacaklının uğramış olduğu zararı ifade eder. Bir başka deyişle olumlu zarar, alacaklının malvarlığının, borcun hiç ya da gereği gibi ifa edilmemesi yüzünden içinde bulunduğu fiilî durum ile borcun gereği gibi ifası hâlinde içinde bulunacağı farazî durum arasındaki farktır.Olumsuz zarar ise bir sözleşmenin kurulacağına veya geçerli olacağına yahut geçersizliğe rağmen ifa edileceğine dair kendisinde güven uyandırılan kimsenin mal varlığında, bu sözleşmenin kurulmaması veya geçerli olmaması nedeniyle meydana gelen rıza dışı azalmadır.Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ... E.,... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Müspet zarar; borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla, müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır: kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır.Müspet zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi halinde söz konusu olur: sözleşme ortadan kalkmamaktadır, yalnız alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkı alır. Burada sözleşmenin feshedilmesinden değil borcun ifa edilmemesinden doğan zararın söz konusu olduğu gözardı edilmemelidir. Menfi zarar ise, uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Başka bir anlatımla sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Menfi zarar borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi yüzünden sözleşme hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkar (Tandoğan, age., s. 427). Bu husus Borçlar Kanununun 108. maddesindeki düzenlemeden kaynaklanmıştır: burada alacaklının sözleşmenin hükümsüzlüğünden kaynaklanan zararının tazmini söz konusudur. Çünkü sözleşme fesih edilerek hükümsüz olduktan sonra tekrar sözleşmeye dayanarak borcun ifa edilmemesinden doğan zarardan söz edilemez; istenilecek zarar menfi zarardır. Menfi zarar kavramına şunların gireceği kabul edilmektedir (Tandoğan, age., s. 427-428): Sözleşmenin yapılmasına ilişkin giderler: Harçlar, posta giderleri, noter ücreti gibi; Sözleşmenin yerine getirilmesi ve karşılık edanın kabulü için yapılan masraflar; Sözleşmenin yerine getirilmesi dolayısıyla uğranılan zarar: gönderilen şeyin yolda kaybolması gibi; sözleşmenin geçerliğine inanılarak başka bir sözleşme fırsatının kaçırılması dolayısıyla uğranılan zarar; hükümsüz sayılan sözleşmeyle satın alınan şey, örneğin o zaman başkasından 100 liraya alınabilirken şimdi 120 liraya alınabilmesi; başka bir sözleşmenin yerine getirilmemesi dolayısıyla uğranılan zarar; dava masrafları.Bu tür bir zarar ayrımı, sözleşme sorumluluğunda söz konusu olmaktadır. Genel olarak menfi zarar: sözleşmenin kurulmamasından veya geçerli olmamasından; müspet zarar ise, ifa edilmemesinden doğan zararı ifade eder (Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 8. Baskı, s.482). Kâr kaybı ise kardan mahrum kalma karşılığı meydana gelen zarardır. Genelde sözleşmeyi kusuruyla fesheden taraftan istenir. Aslında kâr kaybı açısından kardan yoksun kalan tarafın malvarlığında kusurlu fesihten önce ve sonra bir değişiklik yoktur. Burada kardan yoksun kalan kusurlu fesih yüzünden mal varlığında ileride meydana gelecek çoğalmadan mahrum kalır. Kâr kaybı zararının müspet zarar kapsamında bulunduğu şüphesizdir."Bilindiği üzere satılanın ayıplı olması halinde sözleşmeden dönmeye yönelik seçimlik hak kullanıldığında, dönme talebi ile birlikte yalnızca olumsuz zarara ilişkin tazminat talep edilebilmektedir. Nitekim davacı tarafından açılan işbu dava ile sözleşmeden dönme seçimlik hakkı kullanıldığından, sözleşme geriye etkili olarak sona erecektir. Dolayısıyla sözleşmeden dönme halinde sözleşmenin ifasına ilişkin menfaat ve faydalara yönelik olumlu zarar niteliğinde tazminat talep edilemeyecektir. Davacı tarafından satılanın ayıplı olması sebebiyle sözleşmeden dönmeye ilişkin seçimlik hak kullanılmış olup, yapılan yargılama sonucunda Mahkememicze davacının sözleşmeden dönme hakkının kabulü ile taraflar arasındaki satış sözleşmesinin baştan itibaren geriye etkili olarak ortadan kalkmasına, tarafların yerine getirdikleri edimlerin karşılıklı olarak iadesine karar verilmiştir. Buna karşılık işbu davada davacı tarafından sözleşmenin ifasına yönelik aracın kullanılamamasından kaynaklı olarak olumlu zarar kapsamında olan; esasen sözleşmenin gereği gibi ifa edilmemesi hali olan ayıp sebebiyle davalılardan satın aldığı aracın kullanılamaması sebebiyle kar kaybı - araç mahrumiyet bedeline yönelik zararın tazmini de ayrıca talep edilmiş olup, yukarıda detaylıca açıklandığı üzere sözleşmeye konu aracın sözleşme süresince kullanılamamasından kaynaklı olarak yani sözleşmenin gereği gibi ifa edilmemesinden kaynaklı zarar niteliğindeki kar kaybı - araç mahrumiyet bedeline yönelik olumlu zararın tazmini sözleşmeden dönmenin niteliği gereği davalılardan istenemeyecektir. Zira yukarıda belirtildiği üzere sözleşmeden dönme hakkının kullanılmasıyla taraflar arasındaki sözleşme geriye doğru ortadan kalkmakta olup, davacının sözleşme tarihinden ileri tarihe yönelik olarak aracın kullanılamamasından kaynaklı zararı talep etmesinin sözleşmeden dönmenin sonuçlarına da uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Geriye etkili olarak en baştan itibaren ortadan kalkan sözleşmenin ilerisine ve ifasına yönelik olarak aracın kullanılamamasından kaynaklı zarar sözleşmeden dönme sonucunda sözleşmesinin geriye etkili ortadan kalkmasının niteliği gereği talep edilemeyecektir. Sonuç olarak davacının ayıp sebebiyle sözleşmeden dönme hakkını kullandığı ve Mahkememizce bu talep kabul edilerek taraflar arasındaki satış sözleşmenin geriye etkili olarak ortadan kalktığı, geriye etkili olarak ortadan kalkan sözleşme nedeniyle davacının sözleşmenin ifa aşamasına yönelik ileriye dönük olarak sözleşme süresince aracın kullanılamaması sebebiyle araç mahrumiyet bedeli - kazanç kaybını talep edemeyeceği, zira sözleşmeden dönme halinde olumlu zararın tazmini talebinin mümkün olmadığı anlaşılmakla davacının aracın serviste kaldığı süreye ilişkin olarak ifa menfaati kapsamındaki mahrumiyet tazminatına yönelik talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.HÜKÜM; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KISMEN KABUL, KISMEN REDDİNE,Buna göre; davacının ayıp nedeniyle satış sözleşmesinden dönme talebinin KABULÜNE, sözleşme konusu ... plakalı, ... marka, ... tipi, ... şase, ... motor nolu aracın takyidatsız olarak davalılara iadesine, iade konusu araç bedeli olan 1.248.182,21-TL'nin aracın fiilen davalılara iade edildiği tarihten itibaren işleyecek 3095 sayılı kanunun 2/2. maddesinde düzenlenen faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin talebinin REDDİNE,2-Harçlar yasası uyarınca alınması gereken 85.263,32 TL harçtan, peşin yatırılan 21.657,39 TL harcı ve 5.275,00 TL ıslah harcının toplamı olan 26.932,39 TL'den düşümü ile geri kalan 58.330,93 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye İRAD KAYDINA, 3-Davacı tarafından yapılan 21.657,39 TL Peşin harç, 5.275,00 TL ıslah harcı ve 732,00 TL başvurma harcının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya VERİLMESİNE,4-Davacı tarafından yapılan 10.000,00 TL bilirkişi ücreti ve 425,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 10.425,00 TL yargılama giderinden kabul-red oranına göre belirlenen 8.251,07 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, geri kalan bakiyenin davacı üzerinde bırakılmasına, kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,5-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan A.A.Ü.T'ye göre 192.745,51 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE, 6- Davalılar kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 52.617,60 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara VERİLMESİNE, 7-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE, 8-Kabul red oranına göre belirlenen 5.064,96 TL Arabulucu ücretinin davalıdan müştereken ve müteselsilen tahsiliyle hazineye irad kaydına, Yine Kabul red oranına göre belirlenen 1.335,04 TL Arabulucu ücretinin davacıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına,Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair davacı vekilinin ve davalılar vekillerinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.15/09/2026 Katip ¸e-İmzalıdır. Hakim ¸e-İmzalıdır.