İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde fason baskı ve nakış hizmetinden kaynaklanan alacak için başlatılan icra takibine davalının haksız itirazının iptali davası.
Özet: Bu hukuki evrakta, davacı şirketin fason baskı ve nakış hizmetlerinden kaynaklanan 655.466,90 TL tutarındaki alacağının tahsili amacıyla başlattığı icra takibine davalı tarafından yapılan itirazın iptali davası ele alınmıştır; davalı, tebligata rağmen yasal sürede savunma yapmamış ve ticari defterlerini incelemeye sunmamıştır. Yapılan yargılamada, bilirkişi raporu ve usulüne uygun tutulan davacı ticari defterleri incelenerek, taraflar arasındaki ticari ilişkinin ve davacı lehine 655.466,90 TL asıl alacağın mevcudiyeti tespit edilmiş, e-faturalara yasal süresinde itiraz edilmemesi de dikkate alınarak davacının itirazın iptali talebinin haklı olduğu yönünde gerekçeler belirtilmiştir.

T.C.

İSTANBUL
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/932 Esas
KARAR NO : 2026/743
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 18/01/2026
KARAR TARİHİ : 15/09/2026
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; ... İcra Müdürlüğü'nün... E. sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine davalı borçlu vekili tarafından 12.12.2025 tarihinde itiraz edildiğini, bu itirazın haksız ve gerekçesiz olduğunu, müvekkil şirket ile davalı arasında gerçekleştirilen fason baskı ve nakış hizmeti ticari ilişkisinden kaynaklanan 655.466,90TL tutarındaki alacağın ve temerrüt faizi ile birlikte toplam 705.163,30TL tutarındaki alacağın tahsili için icra takibi başlatıldığını, alacakların faturalarla sabit olmasına rağmen davalının süreci uzatmak amacıyla haksız itirazda bulunduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesi uyarınca dava şartı olan arabuluculuk sürecinin 19.12.2025 tarihinde ... Arabuluculuk Bürosu'na... başvuru numarası ile başlatıldığını, ancak yapılan görüşmeler neticesinde anlaşma sağlanamadığını, bu nedenle itirazın iptali davası açma zorunluluğunun doğduğunu, davalının borçlu olduğu miktarı ödememesi nedeniyle asıl alacağın yüzde yirmisinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, borçlunun başka borçlarının bulunması ve mal kaçırma ihtimali göz önüne alınarak yargılama sürecinde ilerde verilecek kararın infazının tehlikeye düşmemesi adına davalının menkul, gayrimenkul ve üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine teminatsız ihtiyati haciz konulmasını talep ettiğini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla icra takibine vaki haksız itirazın iptali ile takibin devamına, asıl alacağın yüzde yirmisinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına, ihtiyati haciz talebinin kabulüne, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı usulüne uygun tebligata rağmen yasal süresi içerisinde davaya cevap vermemiş, duruşmalara iştirak etmemiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ:
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Taraflar arasındaki ticari ilişkiye dayalı olarak başlatılan icra takibine davalı borçlu tarafından yapılan itirazın iptali mahiyetinde olduğu görüldü.
Mahkememizce Yapılan İşlemler ve Toplanan Deliller:
1-Mahkememizce tensip zaptı hazırlanmış ve taraflara duruşma gününü bildirir meşruhatlı davetiye usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir.
2-Mahkememizce:
a-Tarafların Ba-Bs formlar için ilgili vergi dairelerine, müzekkereler yazılmıştır.
3- Bilirkişi tarafından sunulan 03/06/2026 tarihli raporda özetle; "Davacı tarafın ticari defter ve kayıtlarında takip tarihi itibariyle davalı taraftan 655.466,90 TL alacaklı olduğu,
Davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarını incelemeye sunmadığı, borcu olmadığını ispat etmesi gerektiği,
Netice itibariyle,
Davacı tarafın davalı taraftan takip tarihi itibariyle 655.466,90 TL asıl alacağı talep edebileceği, davacı tarafın takip tarihi itibariyle 49.696,40 TL işlemiş faiz talebinin olduğu ancak davalı tarafın takip tarihinden önce temerrüde düştüğünün/düşürüldüğünün ispat edilmesi gerektiği, davacı tarafın takip tarihinden itibaren yıllık TTK. 1530. madde temerrüt faizi talep edebileceği," şeklinde tespit ve sonuçlarını mahkememize bildirmiştir.
4-Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiştir.
Delillerin Değerlendirilmesi ve Kararın Hukuki Gerekçeleri:
Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile taraflar arasındaki fason baskı ve nakış hizmet ilişkisine istinaden işlerin yapılarak davalıya hizmetin ifa edilmesine rağmen davalı tarafından bedellerin ödenmediğini ve başlatılan icra takibine de itiraz edildiğini iddia ederek davalının itirazının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi görevlendirilmiş olup, davacının ticari defterlerinin usul ve yasaya uygun olarak tutulduğu, yasal süresi içerisinde açılış ve kapanış tasdiklerinin yaptırıldığı, sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu tespit edilmiştir. Davalı ise kesin süre içerisinde tebligata rağmen ticari defter ve kayıtlarını incelemeye sunmamıştır.
Davacının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde; taraflar arasında 2025 yılları içerisinde ticari ilişkinin bulunduğu, davacı tarafından kesilen faturalara karşılık davalı tarafından kısmi ödemeler yapıldığı, kısmi ödemelerin mahsubu neticesinde takip tarihi itibariyle davacının 655.466,90-TL davalıdan alacaklı göründüğü tespit edilmiştir.
Davacı tarafından düzenlenen faturaların e-fatura niteliğinde olduğu, sistem üzerinden kendiliğinden davalıya tebliğ edildiği, davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre faturalara yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edildiğine dair herhangi bir delil sunulmadığı anlaşılmıştır.
6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası şu şekildedir:
"Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır."
Bu kapsamda davacı tarafından davalıya kesilen faturalara davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince yasal süresi içerisinde itiraz edilmediği gibi tüm faturaların davalı tarafından BA formu ile vergi dairesine bildirildiği, bu suretle faturaların içeriğinin davacı lehine kesinleştiği sabittir.
Taraflara ait vergi kayıtları incelendiğinde davacının davalıdan alacaklı konuma ulaştığı takibe konu faturaların tamamının davacı ve davalı tarafından BA BS formları ile vergi dairesine bildirildiği anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere fatura kesilmiş olması tek başına alacağı ispat etmemekte olup, alacaklının faturaya konu hizmet sözleşmesindeki hizmeti ifa ettiğini de ispat etmesi gerekmektedir. Buna karşılık alacaklı tarafından kesilen faturaların davalı borçlu tarafından vergi dairesine BA formu ile bildirilmesi halinde faturaya konu hizmetin ifa edildiği dolayısıyla faturanın içeriğinin kesinleştiği bu suretle alacaklı lehine karine teşkil etmekte olup, bu durumda aksini ispat yükü davalı - borçluya geçmektedir.
Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi ...E., ...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"Dosya kapsamına göre davacı tarafça takip dayanağı yapılan faturanın davalı iş sahibi tarafından muhasebesel işlem olarak BA/BS formu ile kullandığı anlaşılmakla , Yargıtay'ca taraflarca düzenlenen BA/BS formları ve Vergi Dairesine yapılan bildirimlerin fatura konu malın teslim edildiğine, işin yapıldığına ilişkin karine oluşturduğu ,bu durumda bunun aksinin ispat edilmesi gerektiği kabul edildiğinden, davalının da bu yönde ispatı bulunmadığından mahkemece davacı tarafından işin yapılıp teslim edildiği kabul edilerek ödendiği usulen kanıtlanamayan bakiye iş bedeline hükmedilmesinde usul yasa ve dosya kapsamına aykırı bir durum olmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf talebinin reddine karar vermek gerekmiştir."
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, takip dayanağının, toplamı KDV hariç 270.002,16 TL, KDV dahil 318.602,55 TL olan iki faturanın olduğu, davacının usulüne uygun tutulan ticari defterlerine kayıtlı oldukları, davalının ticari defterlerinde ise yer almadıkları, ancak davalıların oluşturduğu iş ortaklığı Vergi Dairesine verdiği 2018/4 dönemine ait BA formu ile davacı ...'dan iki belgeye dayalı olarak KDV hariç 270.002,00 TL'lik mal ve hizmet aldığı, faturaların adedi ve tutarlarının toplamının beyan edilen miktarla örtüştüğü, davalı tarafın resmi bir kuruma dava konusu malları teslim aldığına yönelik beyanı kendisini bağladığı, dava tarihinden sonra ... dönemi BA formuna yönelik düzeltme beyanı verilmesinin de sonuca etkisinin olmadığı, bu durumda faturaya konu malların teslim edilmiş olduğu ve davalı tarafından ödeme belgesininde sunulmadığı, ayrıca faturadan kaynaklanan alacağın likit ve bilinebilir mahiyette olması nedeniyle mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinde yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir."
Bu bağlamda davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalıya kesilen takibe konu faturaların tamamının davalı tarafından BA formu ile vergi dairesine bildirildiği, davalı tarafından faturalara yönelik olarak 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edilmediği, bu suretle fatura içeriklerinin ve alacağın davacı lehine kesinleştiği, yine davalı tarafından BA formu ile faturaların vergi dairesine bildirilmiş olması gözetildiğinde faturaya konu hizmetin ifa edildiğinin ve alacağın miktarının davacı lehine kesinleştiğinin karine kabul edilmesi gerektiği ve davacının alacağını ispatladığı değerlendirilmiştir. Mahkememizce alınan bilirkişi raporu incelendiğinde; takip tarihi itibariyle davacının ticari defter ve kayıtlarına göre davalının davacıya 655.466,90-TL borçlu olduğu anlaşılmaktadır.
Davacının alacağını ispatladığı gözetildiğinde, aksini ispat yükünün davalı üzerine geçtiği, davacının faturalara konu hizmeti ifa ettiğini ve alacağını ispatladığı gözetildiğinde borcun ödendiğini ispat yükünün davalı üzerinde olduğu, davalı tarafından ticari defter ve kayıtların tebligata rağmen kesin süre içerisinde inceleme gününde hazır edilmediği, 6100 sayılı Kanun'un 220. Maddesinin 3. Fıkrası ve 222. Maddesinin 3. Fıkrası gereğince davacının ticari defter ve kayıtlarının delil olarak kabul edilmesi gerektiği, davalının aksini ispatlayamadığı anlaşılmıştır.
Nitekim Yargıtay 15. Hukuk Dairesi ... Esas, ... Karar sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"..ticari davalarda yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de ancak HMK 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir. Ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması gerekir. Bir taraf kendi defterlerine delil olarak dayanmış ise karşı tarafın ticari defterlerine dayanılmamış olsa da karşı taraf defterlerinin incelenmesi zorunludur. Çünkü tarafın ticari defterleri yasada belirtildiği üzere karşı tarafın ticari defterleri ile uyumlu olduğu takdirde lehine delil olabilecektir. Karşı taraf defterleri incelenmediği takdirde dayanan tarafın kendi defterindeki kayıtların lehe delil olması mümkün değildir. Davacının da bu durumu bilerek ticari defterlere delil olarak dayandığı ve karşı tarafın ticari defterlerinin de incelenmesini istediği kabul edilmelidir. Aksinin kabulü halinde davacının ticari defterleri tek başına delil niteliği taşımadığından dayanılan böyle bir delilin incelenmesine gerek de olmayacaktır. Karşı taraf ticari defterlerini sunar ise birlikte incelenip değerlendirildiğinden delil olup olmadığı sonucuna göre değerlendirilebilecektir. Karşı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde ise bu davranışı ile kendi ticari defterlerinin davacı defterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılmalıdır. Tacir olup ticari defter tutmak zorunda olan taraf, ticari defterleri bulunmadığını ileri süremeyeceğinden verilen kesin süreye rağmen ibraz etmediği takdirde, belgenin elinde olmadığına dair yemin etmesine gerek olmaksızın HMK 220/3. madde gereğince sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunu mahkeme kabul edebilir. Aksinin kabulü durumunda; karşı tarafın ticari defterlerini sunmaması halinde sunan tarafın muntazam tutulmuş ticari defterlerinin lehe delil olarak kabul edilemeyeceği şeklinde bir sonuç ortaya çıkar ki bu ticari defterleri ve karşı taraf elinde olduğu ileri sürülen belgeleri delil olarak kabul edip sunulmaması halinde sonuçlarını belirleyen HMK'ndaki açık düzenlemelere aykırı bir yorum olacaktır."
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi ise... Esas ve ... Karar sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"Somut olayda, davalı müflis şirket kesin süreye rağmen, 2014 ve 2015 yılı ticari defter ve kayıtlarını sunmamıştır. Yukarıdaki Yargıtay kararında belirtildiği üzere mahkemece, HMK 220/3. madde gereğince, davalının sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunun kabul edebilmesi mümkündür. Bu durumda davacının sunduğu defter ve kayıtlara göre davacının cari hesap alacağı ve karşılıksız çıkan çeklerden dolayı 192.019,70 TL alacağı bulunduğunun kabul edilmesi gerekir."
Bu bağlamda tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; takip tarihinde davacının davalıdan 655.466,90-TL alacaklı olduğunu ispatladığı, davalının ise borcun ödendiğine dair aksini ispatlayan herhangi bir delil veya belge sunmadığı anlaşılmakla 655.466,90-TL asıl alacak üzerinden davalının itirazının iptali ile takibin devamına karar vermek gerekmiştir.
Davacı tarafından takip tarihine kadar işlemiş faiz talep edilmiş ise de 6102 sayılı Kanun'un 18/3. Maddesi ve 6098 sayılı Kanun'un 117. Maddesi kapsamında davalının takipten önce temerrüde düşürüldüğüne dair herhangi bir temerrüt ihtarının olmaması karşısında davacının takipten önce işlemiş faize yönelik itirazın iptali talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalı tarafından faiz oranına da itiraz edilmiş olup, davacı tarafından TTK 1530. Madde kapsamında faiz talep edildiği anlaşılmakta olup, taraflar arasındaki fason iş sözleşmesinin eser sözleşmesi kapsamında olduğu ve 6102 sayılı Kanun'un 1530. Maddesi kapsamında olmadığı anlaşılmakla davacının bu maddeye göre işleyecek faiz oranına yönelik talebinin reddine karar vermek gerekmiştir, davalı tarafından ise daha düşük oranda bir akdi faizin kararlaştırıldığının ispat edilememesine göre davacının 3095 sayılı Kanun'un 2/2. Maddesine göre faiz talep edebileceği anlaşılmakla davalının işleyecek faiz oranına itirazının 3095 sayılı Kanun'un 2/2. Maddesine göre işleyecek faiz oranı yönünden iptaline karar vermek gerekmiştir.
Takibe konu alacağın faturaya dayalı likit olduğu bu suretle tazminat koşullarının oluştuğu anlaşılmakla itirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 131.093,38-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine de karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın KISMEN KABUL, KISMEN REDDİNE,
Buna göre; davaya konu ... İcra Dairesi'nin...E. Sayılı takip dosyasında 655.466,90-TL asıl alacak ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2. Maddesine göre işleyecek faiz oranı yönünden davalının itirazının İPTALİNE, takibin DEVAMINA, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,
2-İtirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 131.093,38-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3-Harçlar yasası uyarınca davanın kabul edilen kısım yönünden alınması gereken 44.774,94 TL harçtan peşin alınan 11.193,74 TL harç ve 848,69 TL tamamlama harcının toplamı olan 12.042,43 TL'den mahsubu ile bakiye 32.732,51 TL karar harcının davalıdan tahsiliyle hazineye İRAD KAYDINA,
4- Harçlar yasası uyarınca davacı tarafından yatırılan 11.193,74 TL peşin harç, 848,69 TL Tamamlama harcı ve 732,00 TL başvurma harcı davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE,
5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 104.320,04 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
6- Davacı tarafından yapılan 10.000,00 TL bilirkişi ücreti ve 2.235,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 12.235,00 TL yargılama giderinden kabul-red oranına göre belirlenen 11.373,31 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, geri kalan bakiyenin davacı üzerinde bırakılmasına, kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
7-Kabul red oranına göre belirlenen 5.577,00 TL Arabulucu ücretinin davalıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Yine Kabul red oranına göre belirlenen 423,00 TL Arabulucu ücretinin davacıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına,
Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair davacı vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.15/09/2026
Katip
¸e-İmzalıdır.
Hakim
¸e-İmzalıdır.