Antalya Bölge Adliye Mahkemesinin, trafik kazası sonucu ortaya çıkan sürekli iş göremezlik nedeniyle talep edilen maddi tazminat davasına ilişkin istinaf incelemesi kararı.
Özet: Bu hukuki evrakta, davacı, görüş mesafesini kısıtlayan toz nedeniyle önündeki yol temizleme aracına çarparak yaralandığı ve kalıcı sakatlık yaşadığı iddiasıyla, işgücü kaybı nedeniyle maddi tazminat talep etmektedir; davalı sigorta şirketi ve araç sahibi ise davayı usul eksiklikleri, zamanaşımı, davacının kendi kusuru ve illiyet bağının bulunmaması gibi gerekçelerle reddetmekte, dosya ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi için değerlendirilmektedir.

T.C.
ANTALYABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ14. HUKUK DAİRESİKARAR TARİHİ:13/02/2025T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN DOSYANINMAHKEMESİ:Denizli 1. Asliye Ticaret MahkemesiDAVA:Maddi TazminatGEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:13/03/2025İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.Üye hakimin görüşü değerlendirildi.GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 14/04/2015 tarihinde, davacı ...'a ait ... plakalı aracı ile ... İlçesi istikametinden Denizli İli istikametine seyir halindeyken önünde seyir eden yol temizleme aracının çıkardığı tozdan dolayı görüş mesafesinin olmaması nedeniyle aynı yol üzerinde sol şeritte seyir halinde olan ... idaresindeki ... plakalı yol temizleme aracını görmemesi ve her ne kadar durmak için fren yapmış olsa da arka kısımlarına çarpması neticesinde yaralamalı trafik kazası meydana geldiğini, kaza nedeniyle Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığını, davacı müvekkilinin söz konusu kaza dolayısıyla sağ dizinden yaralandığını kaza sonrasında ambulans ile Pamukkale Üniversitesi Hastanesine kaldırıldığını ve tedavi altına alındığını, ilk müdahale yapılmasından sonra ... Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevki yapılan müvekkilinin sağ dizinden ameliyet olduğunu, davaya konu trafik kazası nedeniyle müvekkilinde kalıcı maluliyet meydana geldiğini ve halen devam ettiğini, davalı sigorta şirketi tarafından 10/04/2019 tarihinde gönderilen elektronik postada ''...'' plakalı aracın kaza tespit tutanağına göre herhangi bir kusuru olmaması nedeniyle'' taleplerinin reddedildiğini, beyan ederek fazlaya dair haklarının saklı kalmak kaydıyla; davacıya ödenmesi gereken işgücü kaybından doğan toplam 1.000,00 TL sürekli iş göremezlik maddi tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi dava ve talep etmiştir.DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davalı ... Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; dava şartı yokluğu sebebiyle, davanın usulden reddinin gerektiğini, davacı tarafından belirtilen evraklar ibraz edilmediğinden, müvekkili şirketin gerekli işlemleri yaparak tazminat miktarını belirleyebilmesi ve ödeme yapabilmesinin mümkün olmadığını, özürlülük ölçütü sınıflandırılması ve özürlülere verilecek sağlık kurulu raporları hakkında yönetmelik çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporunun eksik olduğuna dair davacıya iletilmiş ancak eksiklikler giderilmeden dava açma yolu tercil edildiğini, bu doğrultuda davacı tarafın gerekli belgeleri müvekkili şirkete ibraz etmemek ve ödeme süresinin dolmasını beklememekle kanunda belirtilen başvuru şartını yerine getirmemiş olduğundan dava ikame etme hakkı bulunmadığını buna rağmen davacının başvurusunun kabul edildiğini, müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğunun sigortalının kusurlu olması halinde söz konusu olduğunu, davacının trafik kazası sebebi ile meydana gelmiş bir maluliyetinin olup olmadığının ve varsa oranının belirlenmesi için davacının Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi'ne veya üniversite hastanelerinin Adli Tıp Ana Bilim Dalı Bölümlerine sevkine karar verilmesini talep ettiklerini, davacının emniyet kemeri takıp takmadığının tespitinin gerektiğini, geçici iş göremezlik tazminatı tedavi teminatı içerisinde değerlendirilmesinin gerektiğini, davacının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faiz talebinin de haksız olduğunu, müvekkili şirket aleyhine açılmış bulunan davanın, davacı yanın dava şartı olan müvekkili şirkete başvuru şartını yerine getirmediğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; dava şartı olarak taraflarına yöneltilmiş arabuluculuk başvurusunun olmadığını, arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olduğunu, tazminat istemlerinin zamanaşımına uğradığını, davacının taleplerini esastan kabul etmemekle birlikte öncelikle usule ilişkin olarak zamanaşımı definde bulunduklarını, davaya konu olayın 14/04/2015 tarihinde gerçekleşmiş olup TBK ilgili hükümlerine göre 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, davacının dava dilekçesindeki hususların tamamen gerçek dışı olduğunu, davacının trafik kurallarına uymayarak çok hızlı şekilde dikkatsiz ve tedbirsiz davranarak aracı kullandığını ve kendi kusurlu davranışıyla kazanın meydana geldiğini, hatta davacının aracını hızlı kullanması nedeniyle temizleme çalışması yapan aracın arkasındaki görevlinin de davacı tarafından ezilme tehlikesi geçirdiğini, görevlinin kenara kaçarak kendisini ancak kurtarmış olduğunu vermiş olduğu ifadesinde de belirttiğini, dava konusu olayda müvekkili şirketin hiç bir kusurunun olmadığını, müvekkili şirket ile zarar arasında uygun illiyet bağının da olmadığını, davacının tamamen kendi haksız ve kusurlu davranışıyla kazaya neden olduğunu, müvekkili şirketin hiçbir kusuru olmadığı gibi olayda müvekkili şirketin eylemi arasında illiyet bağının da olmadığını, bu sebeple davacının müvekkil şirketten hiçbir şekilde tazminat talep etme hakkının olmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "... Adli Tıp Kurumu raporu ve trafik kusur raporu birbirleri ile örtüşmekle itibar edilerek davalı sigorta şirketinin sigortalamış olduğu ... plakalı aracın sürücüsünün kusursuz olduğu, davacının malik ve sürücü olduğu aracın tam kusurlu olduğu görülmekle davalı sigorta şirketinin ancak sigortalısının kusuru oranında ve poliçe teminat limiti ile sınırlı olmak üzere zarardan sorumlu olduğundan ve sigortalının somut olayda kusuru bulunmadığı" gerekçesiyle "davanın reddine" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kaza tarihi olan 14/04/2015 tarihinde davacı müvekkili ...'ın ... ilçesinden Denizli istikametine doğru giderken ... plaka sayılı yol temizleme aracının yolda çıkarmış olduğu tozdan dolayı görüş mesafesinin daralmasıyla temizleme aracını göremediğini ve her ne kadar durmak için fren yapsa da duramayarak söz konusu temizlik aracına çarptığını, zira kaza sonrası düzenlenen kaza tespit tutanağında yol temizleme çalışma alanında ilgili kurum tarafından görevlendirilen görevli bayrakçının olduğunun ancak işaretleme ve trafik konisinin olmadığının tutanak altına alındığını, her ne kadar ... tarihli duruşmanın ... numaralı ara kararında yol temizlik alanında olan kazayla ilgili kaza tutanağında belirtildiği üzere kurum tarafından görevlendirilmiş bayrakçı mevcut olmasına karşılık işaretleme ve trafik konisi bulunmayan alanda gerçekleşmiş olan kazayla ilgili olarak kusur durumu tespiti istenmişse de; dosyaya gelen Adli Tıp Kurumu raporunda bu hususlardan hiç bahsedilmediğini, meydana gelen kazada davalı aracın işleteninin "belediye mücavir alanları içerisinde temizlik, bakım vb. işlemlerde gerekli tedbir ve önlemleri alamaması" sebebiyle kusurunun olduğunu, müvekkilinin önündeki aracın çıkardığı toz bulutundan dolayı kısıtlı görüş imkanları sebebiyle aracı görememesi ve temizlik yapıldığına dair herhangi bir uyarıcı işaretin olmaması nedeniyle kusurunun olmadığını beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava, trafik kazası nedeniyle daimi iş göremezlikten kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf edenin sıfatı ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 9. maddesi; "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır" hükmünü, yine Anayasa'nın 138. maddesinin birinci fıkrası ise, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler." düzenlemesini içermektedir. Bu anayasal düzenlemeler dikkate alındığında yargı yetkisinin kullanılmasının kanun ve hukuk kuralları çerçevesinde karar (hüküm) vermek anlamına gelmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki, hakimin verdiği kararlar ara kararlar ve nihai kararlar olmak üzere ikiye ayrılır. Ara kararlar, yargılamaya (davaya) son vermeyen, bilakis onu yürütmeye, ilerletmeye yarayan kararlardır. Hâkim, yargılamayı yürütmek (ilerletmek) için davada bir çok ara kararı verir. Bütün bu kararların ortak niteliği, hakimin ara kararı ile davadan (işten) elini çekmeyip, bilâkis davaya devam etmesidir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt III, s.2998).Bu kapsamda olmak üzere mahkemenin görev ve yetki itirazının, zamanaşımı defisinin reddine ilişkin kararları ara kararı olduğu gibi, taraflara delillerini göstermeleri, tanık, bilirkişi incelemesi ve keşif masraflarını yatırmaları için süre vermesine ilişkin kararları da birer ara kararıdır. Yargılamaya son veren ve hakimin davadan elini çekmesi sonucunu doğuran kararlara nihai karar denir. Meselâ, yetkisizlik kararı, görevsizlik kararı, boşanma kararı, aylık kiranın tespiti kararı, dava sırasında (dava konusu) borcun ödenmiş olması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararı gibi. Hakim nihai karar ile o davadan elini çeker, verdiği karardan dönemez ve onu değiştiremez. Fakat (ara kararlarının aksine) nihaî kararlar temyiz edilebilir (m.427). İşte, nihai kararlar temyiz edilip Yargıtayca bozulmadıkça, hakimin nihai kararla sonuçlandırmış olduğu davaya tekrar bakması (el koyması) caiz değildir (Kuru, s.3004-3005).Nihai kararlar da esasa ilişkin ve usule ilişkin nihai kararlar olmak üzere iki grupta toplanabilir. Usule ilişkin nihai kararla hakim davadan elini çekmekte ise de, bu kararla taraflar arasındaki uyuşmazlığın esası çözümlenmiş olmaz. Örneğin mahkemenin görevsiz veya yetkisiz olması nedeni ile verdiği kararlar, davanın takip edilmemesi nedeni ile davanın açılmamış sayılmasına ilişkin verilen kararlar, dava şartlarının noksanlığı nedeni ile davanın usulden reddine ilişkin olarak verilen kararlar nihai karar olmakla birlikte taraflar arasındaki uyuşmazlığı sonlandırılan, çözüme kavuşturan kararlar değildir.Mahkemeler, önlerine gelen uyuşmazlığı, tarafların sulh olması, davadan feragat edilmesi, davanın kabul edilmesi, yahut geri alınması gibi istisnalar dışında, esas hakkında verecekleri nihai kararla çözerler. Mahkemenin verdiği her karar, prensip olarak onun, önüne gelen somut uyuşmazlık hakkında, "Anayasa, kanunlar ve hukuk" çerçevesindeki vicdani kanaatini ifade eder. Bu vicdani kanaatin, söz konusu çerçeveye uygunluğu ise kararın gerekçesiyle ortaya konulur. Bundan dolayıdır ki, Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmak zorundadır. Bu çerçevede yargısal karar, mahkemenin önüne gelen uyuşmazlık hakkında açıkladığı kanaatinden ibarettir. Diğer bir ifadeyle yargısal karar, mahkemenin somut bir hukuki soruna ilişkin kanaat açıklamasıdır. Yargısal karar olarak nitelendirdiğimiz bu kanaat açıklaması, muhatapları açısından bağlayıcı sonuçlar doğurur. Öyle ki, kararın gereğinin muhatabı tarafından yerine getirilmemesi hâlinde, eda hükmü içerenlerin ilâmlı icra yoluyla (zorla) yerine getirilmesi mümkündür (Pekcanıtez Usûl, Medeni Usul Hukuku, Cilt III, İstanbul 2017, s.1967).Bu açıklamalardan yola çıkıldığında, hüküm, hakimin dava yolu ile önüne getirilen uyuşmazlıkla ilgili yaptığı yargılama faaliyeti sonucunda verdiği, davayı esastan çözen, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sonlandıran karar olarak tanımlanabilir.Nitekim 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294. maddesinin birinci fıkrasında, "Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür." şeklinde esasa dair, uyuşmazlığı çözen mahkeme kararının hüküm olduğu yönünde düzenleme yapılmıştır.Hüküm vermeden önceki yargılama aşamasında hakim, öncelikle somut olaya uygulanacak bir hukuk kuralı bulunup bulunmadığını araştırır ve tespit eder. İkinci olarak soyut hukuk kuralındaki şartların somut olayda bulunup bulunmadığını inceler; ileri sürülen iddiaların ve savunmanın ispat edilip edilmediğini araştırır. Hakimin bu görevi delillerin toplanması ve değerlendirilmesi ile gerçekleşir. Son aşamada ise hakim yaptığı yargılama faaliyeti sonucunda objektif hukuk kuralını somut olaya uygulayarak uyuşmazlığın esası ile ilgili kararını verir.Hüküm hakim tarafından açıklanmadıkça hiçbir sonuç doğurmaz. Kararın (hükmün) sonuç doğurması için taraflara açıklanması yani tefhim veya tebliğ edilmesi gerekir. Hükmün nasıl verileceği 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 382., 6100 sayılı Kanun'un 294. maddesinde düzenlenmiştir. Hükmün neleri kapsayacağı ise 1086 sayılı Kanun'un 388., 6100 sayılı Kanun'un 297. maddesinde ayrıntılı olarak gösterilmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 18/02/2021 tarih ve 2018/(22)9-1115 Esas 2021/115 Karar sayılı ilamı)Yukarıda izah edilen ara karar ve nihai karara yönelik açıklamalar sonrasında somut dosya incelendiğinde; ilk derece mahkemesince 16/01/2020 tarihli ön inceleme duruşmasında davalı ... Tur. Tic. Ltd. Şti. yönünden arabuluculuk şartı sağlanmadığından usulden reddine karar verilmiş olup karar nitelik itibariyle nihai bir karar olmasına rağmen ara karar ile değerlendirmeye alınmış, yine davalı ... Tur. Tic. Ltd. Şti.'ne karşı açılan davanın dosyadan tefrik edilerek Denizli Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esasına kaydedilerek ... Karar numarası almak suretiyle bu davalı yönünden davanın usulden reddine karar verildiği görülmüştür.İlk derece mahkemesi tarafından ara karar ile ancak ilgili davalı bakımından tefrik kararı verilmekle yetinilip tefrik edilen dosya kapsamında nihai bir karar verilmesi gerekirken ara karar ile usulden ret kararı verilip sonrasında bu ilgili davalı bakımından tefrik kararı verilmesi davacı tarafça istinaf sebebi yapılmamış olup ve açıkça kamu düzenine aykırılık oluşturmadığından sadece usuli eksiklik sonradan tamamlanmış olması nedeniyle eleştirilmekle yetinilmiştir.Ancak, tefrik edilen davalı ... Tur. Tic. Ltd. Şti. yönünden eldeki dosyada ilk derece mahkemesi tarafından davalı sıfatının UYAP tan silinmesi ve yargılamanın sadece ZMMS poliçesini düzenleyen sigorta şirketi yönünden yürütülerek nihayetinde bir karar verilmesi gerekirken hüküm incelendiğinde davanın tüm davalılar yönünden reddine karar verildiği, yine mahkemece davacıdan tahsil edilecek olan 1.000,00 TL vekalet ücretinin de davalılara verilmesine karar verildiği anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesince, hakkında daha önce tefrik kararı verilerek dosyadan ayrılan davalı ... Tur. Tic. Ltd. Şti. yönünden Denizli Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas ve ... Karar sayılı ilamı ile davanın usulden reddine karar verilmesine rağmen eldeki davada halen davalı sıfatının dosya kapsamında yer alması ve hakkında mükerrer olarak esasa dair karar verilmiş bulunması açıkça usul ve yasaya aykırıdır. İlk derece mahkemesince davanın taraflarının bizzat gözetilmesi, taraf ehliyeti ve husumetin 6100 sayılı HMK'nın 114 ve 115. maddeleri uyarınca mahkemece re'sen dikkate alınarak yargılamanın sonuna kadar takip edilmesi gerekmekte olup, mahkemenin kendisi tarafından tefrik edilen davalı bakımından hem başka bir esasta usul yönünden ret kararı verip, hem de mevcut dosyada aynı talep konusunda aynı davalı hakkında davanın esastan reddine dair karar verilemeyeceği anlaşılmakla ilk derece mahkemesince yapılan bu usul hatasının 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzeni yönünden re'sen dikkate alınması gerekmiştir. Bu bakımdan davacı vekilinin esasa dair istinaf istemleri incelenmeksizin HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzeni yönünden yapılan inceleme neticesinde ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-4 maddesi uyarınca ortadan kaldırılmasına dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE, 2-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-4 maddesi gereğince Denizli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/07/2021 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-4 maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,4-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının ilk derece mahkemesince talebi halinde davacıya İADESİNE, 5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesinde yapılacak yargılama sonunda dikkate ALINMASINA, 6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 7-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan istinaf gider avansının ilk derece mahkemesince ilgiliye İADESİNE, 8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE, Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-4 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve HMK'nın 353/1-a maddesince kesin olarak karar verildi....