Davacının TMK 713e dayalı zilyetlikle iktisap veya temliken tescil talebiyle açtığı, Hazine ve belediye el değiştirmeleri içeren karmaşık tapu geçmişli taşınmaz davası.
Özet: Davacı, 1977den beri evinin bulunduğu arazi parçasını nizasız ve fasılasız malik sıfatıyla kullandığını, tapu tahsis belgesi aldığını belirterek, 2018de taşınmaz hissesinin, karmaşık bir tapu geçmişi ve çeşitli mahkeme kararları sonucunda davalılara tescil edildiğini öğrendikten sonra, davalılar adına olan tapu kaydının iptaliyle kendi adına tescilini veya temliken tescilini talep etmiştir; davalılar ise iyi niyetin dinlenemeyeceğini ve terditli taleplerin hukuka aykırı olduğunu savunurken, ilk derece mahkemesi taşınmazın geçmişten bu yana kayıtlı mülkiyete tabi olması nedeniyle zilyetlikle iktisap şartlarının oluşmadığını değerlendirmiştir.
7. Hukuk Dairesi         2025/3672 E.  ,  2026/1166 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2022/3193 E., 2025/559 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Beykoz 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/665 E., 2021/565 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu 8 21... parsel sayılı taşınmazın 100 m²'lik bölümünde müvekkilinin evinin bulunduğunu, taşınmazın 1977 yılından beri önce babası tarafından, babasının vefatı ile davacı tarafından nizasız ve fasılasız malik sıfatıyla kullanıldığını, tapu tahsis belgesi de alındığını, taşınmazın tüm vergilerinin davacı ve murislerince ödendiğini, davaya konu taşınmazın tapuda .... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/6 Esas sayılı dosyasına istinaden davalılar adına tescil edildiğini, ancak durumdan 2018 yılının Ekim ayına kadar haberdar olunmadığını, 2018 yılında çıkan imar affı kapsamında yapı kayıt belgesi almak için müracaat ettiğinde bu durumla karşılaştığını, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/1 ve 2. maddesinde yazılı şartların gerçekleştiğini, taşınmazın bedeli karşılığı satın alındığını, satın aldıktan sonra davacının kendi mülkü olduğunu düşünerek üzerine yapı inşa ettiğini, sadece yapı inşa etmekle kalmayıp taşlık çamurluk yollarını bizzat mahalleli ile kazma kürekle yaptığını, yapı kıymetinin taşınmazın değerinden fazla olduğunu belirterek 4721 sayılı Kanun’un 713. maddesi gereğince davalılar üzerindeki tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tescilini, olmadığı takdirde temliken tescilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekilleri ayrı ayrı sunulan cevap dilekçelerinde; davacının talepleri arasında ekonomik ve hukuki tutarlılık olmadığını, bu şekilde terditli dava açılamayacağını, terditli olarak sunulan her iki talebin hukuki temelinin de tamamen birbiriyle zıt olduğunu, tapuda kayıt maliklerinin belli olduğunu, gaiplik kararı verilmesinin söz konusu olmadığını, ifrazı hukuken mümkün olmayan taşınmaz bölümleri için zilyetlikle iktisap davası da açılamayacağını, davacının belediye ve Hazine taşınmazlarına kaçak inşaat yapan binlerce kişiden biri olduğunu, inşaat yaparken, arsanın kendi mülkiyetine ait olduğunu sanmasının inanılacak veya ciddiye alınacak bir iddia olamayacağını, tapulu taşınmaza ilişkin iyiniyet iddiasının dinlenemeyeceğini, davacının aldığını beyan ettiği tapu tahsis belgesinin dâhi taşınmazın kendisine ait olmadığını bildiği anlamına geldiğini, yapı değerlerinin zeminden az olduğunu, temliken tescil talebinin de mümkün olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 4721 sayılı Kanun’un 713. maddesine dayalı tescil talebi yönünden yapılan değerlendirmede; dava konusu parselin kadastroda Hazine adına tescil edildiği, 1960 yılında 7367 sayılı Hazineden Belediyelere Devredilecek Arazi ve Arsalar Hakkında Kanun uyarınca İstanbul Belediyesine devredildiği, ancak (mülga) 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahrir Kanunu hükümlerine göre 10 yıllık hak düşürücü süre içinde, davalılar ve murisleri tarafından Belediye Başkanlığı aleyhinde Beykoz Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen 1978/163 Esas sayılı tapu iptali ve tescil davası açıldığı ve anılan Mahkemece verilen 12.03.1980 tarihli ve 198/0/84 Karar sayılı karar ile davalıların murisleri adına tapuda tescil kararı verildiği, kararın 03.02.1984 tarihinde kesinleştiği, kararda, lehine tescil kararı verilen kişilerin sahip olacakları hisseler gösterilmediği için mahkeme kararı tapuya tescil edilemediği, mahkeme kararının kesinleşmesinden takriben 1 ay kadar sonra 23.03.1984 tarih ve 18350 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Kanun Hükmünde Kararname uyarınca dava konusu parselin tapu kayıt mülkiyetinin kendiliğinden Beykoz Belediyesine intikal ettiği, Beykoz Belediye Başkanlığı tapuda taraf olmadığı için, mahkeme kararının, tapuya tescili imkânı tamamen ortadan kalktığı, bunun üzerine, tapuda kayıt maliki olarak gözüken Beykoz Belediye Başkanlığı aleyhine .... Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen 2015/6 Esas sayılı davada verilen 11.05.2015 tarihli ve 2015/95 Karar sayılı ilâm ile dava konusu parselin de arasında olduğu 9 adet parselin Beykoz Belediyesi adına olan tapu kaydının iptaline ve davalılar adına kayıt ve tesciline karar verildiği, kararın 10.05.2018 tarihinde kesinleştiği, davalılar adına 15.08.2018 tarihinde tapuya tescil edildiği, dava konusu taşınmazın 1960 yılında “İstanbul Belediyesi” adına, 1984 yılında “Beykoz belediye Başkanlığı” adına, 2018 yılında ise davalıların murisleri adına tescil edildiği, dava konusu taşınmazın tapusu için geçmiş olan bu safahat göz önünde bulundurulduğunda söz konusu taşınmazın tapusuz olmadığı, malikinin ölü olmadığı, tapu kayıtlarından malikinin anlaşılmaması gibi bir durumun bulunmadığı ve tapu malikleri için alınmış bir gaiplik kararı da olmadığı, dolayısı ile davacıların 4721 sayılı Kanun'un 713. maddesine dayalı tescil taleplerinin hukuki dayanağı kalmadığı, davacı tarafın diğer talebi olan temliken tescil talebi yönünden yapılan incelemede ise; 4721 sayılı Kanun’un 724. maddesinde öngörülen temliken tescil hakkından yararlanabilmesi için iyiniyetli olunması gerektiği, taşınmazın tapuda kayıtlı taşınmaz olduğu, davacının iyiniyetli olduğunu söylemenin mümkün olmadığı, ayrıca söz konusu taşınmaz için ifraz koşullarının da bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava dilekçesi içeriğini tekrar ile tapu tahsis belgelerinin Mahkemece istenilmediğini, keşfin usule uygun yapılmadığını, ilk bilirkişi raporuna itiraz edildiğini, itirazlarındaki eksik hususlar giderilmediği hâlde eksik raporla karar verildiğini, bilirkişilerin 4721 sayılı Kanun’un 724. maddesine dayalı temliken tescil talepleri bakımından usulüne uygun inceleme yapmadıklarını, bilirkişi raporunun hükme elverişli olmadığını, davalıların iyiniyetli olmadıklarını, mahkemenin 4721 sayılı Kanun’un 713/2 hükmü kapsamında yaptığı değerlendirmenin hatalı olduğunu, 4721 sayılı Kanun’un 724. maddesi şartlarının gerçekleşmesine rağmen bu talebin reddinin de hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun’un 713/1 ve 2. maddelerine dayalı tapu iptali ve tescil, terditli olarak temliken tescil istemine ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.03.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.