Sulama kanalında boğulan 19 aylık çocuğun ailesinin gözetim kusuru ve kamu idarelerinin hizmet sorumluluğu üzerine Danıştay kararı.
Özet: Ebeveynler, 19 aylık çocuklarının evlerinin yakınındaki sulama kanaletine düşerek boğulması sonucu meydana gelen ölümden dolayı, gerekli güvenlik önlemlerini almadıkları gerekçesiyle kamu idarelerinden maddi ve manevi tazminat talep etmiş; ancak yargılama sürecinde yapılan bilirkişi incelemeleri, kanaletin üstünün kapanmasının veya bariyerlerle çevrilmesinin teknik olarak uygun olmadığını, idarelere atfedilebilecek bir hizmet kusurunun bulunmadığını ve boğulma olayının, tehlikeyi algılayamayacak yaşta olan çocuğun ailesi tarafından yeterince denetlenmemesi nedeniyle meydana geldiğini belirterek tüm kusurun (8/8) aileye ait olduğunu tespit etmiştir.
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2025/3424 E.  ,  2025/7239 K.
"İçtihat Metni"

T.C.

D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2025/3424
Karar No : 2025/7239
TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNANLAR: I- (DAVACILAR) 1- ...
2- ...
VEKİLİ : Av. ...
II- (DAVALILAR) 1- ... Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...
2- ... Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. ...
3- ... Birliği Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, karşılıklı temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, müşterek çocukları ...'ın 19/11/2014 tarihinde evlerinin yakınında bulunan sulama kanaletine düşerek boğulması nedeniyle hayatını kaybetmesi ile sonuçlanan olayda gerekli ve yeterli güvenlik önlemlerini almayan davalı idarelerin hizmet sorumluluklarının bulunduğundan bahisle meydana gelen olay nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık olmak üzere anne ... için 30.000,00-TL destekten yoksun kalma (miktar artırım ile 1.270.058,00-TL), 1.500,00-TL cenaze defin giderine yönelik maddi ve 50.000,00-TL manevi, baba ... için 30.000,00 TL destekten yoksun kalma (miktar artırım ile 865.977,00-TL), 1.500,00-TL cenaze defin giderine yönelik maddi ve 50.000,00-TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; olayda, davacılar yakınının DSİ Genel Müdürlüğü tarafından tarım arazilerinin sulanması amacıyla işletmeye açılan ve bakım-onarım sorumluluğu 1995 yılında Gökova Sulama Birliğine devredilen ancak yapılan yasal değişiklikle birlikte Gökova Sulama Birliği feshedilerek Seyhan Sol Sulama Birliği olarak değiştirildiğinden, Seyhan Sol Sulama Birliği'ne YS6-19 kanaletine düşmesi sonucu boğularak hayatını kaybettiği, Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca kamu davasına esas olmak üzere yürütülen soruşturma kapsamında yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün ve kanaleti işleten sulama birliğinin kusurunun bulunmadığı, anne ...'ın kusurlu olduğu yönünde görüş bildirildiği, anne hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 22. maddesinin 6. fıkrası gözetilerek şüpheli ve olay hakkında kovuşturmaya yer olmadığı yolunda karar verildiği, meydana gelen boğulma olayıyla ilgili olarak davalı idarelerin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Mahkememinin ara kararı uyarınca mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporda özetle; ''Dava konusu YS6-19 Kanalet güzergahının teknik olarak üstünün kapanmasının mümkün olmadığı, sulanacak arazi tarafındaki kısmının da tel çit vb. bariyerle çevrilerek işletilmesinin sulama şebekeleri işletme tekniği açısından uygun olmayacağı, davacıların çocuğu ...'nın ölümü ile sonuçlanan boğulma olayının meydana gelmesinde, sulama şebekelerinin projelendirme, işletme ve yönetimi ilkeleri ile kanalın inşaatının tekniğine uygunluğu yönünden davalı idarelere atfedilebilecek bir hizmet kusurunun bulunmadığı, normal şartlarda kanaletli sulama sistemlerinde boğulma olayının görülmesi çok nadir olduğu, çünkü bu kanaletlerin yüzme amacıyla girilebilecek boyutta olmadığı gibi yerden yüksekte inşa edilmesi nedeni ile kayarak veya düşerek kaza sonucu boğulma riskinin de çok zayıf olduğu, dava konusu olan boğulma olayının meydana geldiği kanaletin de yüzme amacıyla girilebilecek bir kanalet olmadığı, bu kanaletin yerden yüksekte olması nedeni ile bu kanalette kayarak veya düşerek boğulma riskinin de bulunmadığı, bu kanalette ancak ailesinin mutlak denetim ve gözetiminde olması gereken, tehlike ve yasak kavramlarını bilemeyecek, riskleri kavrayamayacak yaşta olan (dava konusu olayda boğulan çocuk gibi) çocukların boğulma riskinin bulunduğu, ancak bu çocuklarında ailesinin mutlak denetim ve gözetiminde olması gerektiğinden bu riskinde dava konusu olayda olduğu gibi ailenin denetim ve gözetim sorumluluğunu yerine getirmediği durumlarda söz konusu olabileceği, boğulma olayının olduğu tarihte 19 aylık olan ...'nın, tehlike ve yasak kavramlarını bilemeyecek, riskleri kavrayamayacak yaşta olduğu, bu nedenle dava konusu boğulma olayında boğulan çocuğun herhangi bir sorumluluğunun olmadığı, ancak boğulma olayının olduğu tarihte 19 aylık olan ...'nın, tehlike ve yasak kavramlarını bilemeyecek, riskleri kavrayamayacak yaşta olması nedeni ile ailesinin mutlak denetim ve gözetiminde olmasının şart olduğu, ancak dava konusu olayda ailenin denetim ve gözetim sorumluluğunu yerine getirmediği, bu nedenle dava konusu boğulma olayında ailenin 8/8 oranında kusurlu olduğu'' şeklinde tespit ve görüşlere yer verildiği, bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, özel ve teknik bilgiyi gerektiren uyuşmazlıklarda, İdare Mahkemelerince bilirkişilik kurumuna başvurulması veya mevcut bilirkişi raporunun değerlendirilmesi zorunlu ise de; bilirkişilerce düzenlenen rapora her durumda uyulması zorunluluğu bulunmadığı, diğer bir anlatımla, Mahkemece, raporun yetersiz ya da çelişkili görülmesi üzerine, aynı bilirkişilerden ek rapor istenilebileceği veya başka bilirkişilere yeni bir inceleme yaptırılabileceği gibi; teknik bilgiye sahip bilirkişilerce ortaya konulan tespit ve veriler doğrultusunda (bu tespitler esas alınmak ve bu tespitlerle uyumlu olmak kaydıyla) re’sen bir sonuca varılabileceğinin de kabulü gerekmekte olduğu, olayda, Mahkemece bilirkişilerce ortaya konulan tespit ve veriler doğrultusunda resen yapılan değerlendirme sonucunda, olay tarihinde 19 aylık olan davacılar yakınının kanalate düşerek hayatını kaybetmesinde bakım ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmekte ihmali olduğu anlaşılan anne ve babasının kusurlu olduğu, bununla birlikte, çevrede yaşayanlar için risk taşıyan sulama kanaletiyle ile ilgili olarak can güvenliğini sağlayacak biçimde uyarıcı, engelleyici tedbirlerin alınması da ilgili idarelerin üstlendikleri kamu hizmetinin doğal sonucu olup söz konusu kanaletin, yerleşim merkezinde bulunduğunun ya da zaman içinde yerleşim merkezi içinde kaldığının ve bunun yanı sıra uyarıcı, önleyici güvenlik tedbirlerinin alınmadığının tespiti halinde, meydana gelen boğulma olayında ölen çocuğun ailesinin kusuru yanında idarelerin de belirlenecek kusur oranına göre tazminle sorumlu tutulması gerekeceği, dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerden; boğulma olayının meydana geldiği sulama kanaletinin, Yüreğir Belediyesi mücavir sınırları içinde yer aldığı, davacıların ikamet ettiği eve 50 metre mesafede ve meskun mahalde bulunduğu görüldüğünden, meydana gelen zarardan davacıların yanında, tarım arazilerini yerleşime açan Yüreğir Belediye Başkanlığının ve kanaletle ilgili olarak can güvenliğini sağlayacak biçimde uyarıcı, engelleyici tedbirler almadığı anlaşılan davalı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün ve kanaletin işletme ve bakımından sorumlu olan Seyhan Sol Sahil Sulama Birliği Başkanlığının da sorumlu olduğunun anlaşıldığı, anılan tespit ve veriler doğrultusunda resen yapılan değerlendirme sonucunda; müteveffanın olay tarihinde 19 aylık olduğu nazara alındığında, bu yaşta bir çocuğun bedensel ve zihinsel gelişimi ile ortaya koyduğu davranışların tehlike ve yasak kavramlarını bilemeyecek, riskleri kavrayamayacak nitelikte olduğu, bu nedenle ailesinin denetim ve gözetiminde olmasının şart olduğu, ancak dava konusu olayda ailenin denetim ve gözetim sorumluluğunu yerine getirmediği, bu itibarla, müteveffa ...'ın ebeveynleri olan ... ve ...'ın ayrı ayrı % 20 (Yüzde yirmi) toplam %40 oranında kusurlu oldukları; boğulma olayının meydana geldiği kanaletin Yüreğir Belediyesinin mücavir sınırları içerisinde yer aldığı, davacıların ikamet ettiği eve 50 metre mesafede ve meskun mahalde bulunduğundan meydana gelen zararlarda davacıların yanında tarım arazilerini yerleşime açan Yüreğir Belediye Başkanlığı'nın da %20 (Yüzde 20) oranında, kanalın yerleşim yerine bu kadar yakınken can güvenliğini sağlayacak biçimde uyarıcı, engelleyici tedbirler alınmamasının da olayın gerçekleşmesinde önemli rolü olduğu, yerleşim yerlerine yakın yerlerden geçen bu tür kanal, kuyu gibi tehlike arz eden yapıların kenarlarında gerekli standartta uyarıcı levhaların yanı sıra muhakkak önleyici bariyer, çit, duvar gibi bir sistemin bulunmasının daha fayda sağlayacağı, bu noktada yetki ve sorumluluk sahibi Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nün ve Seyhan Sol Sahil Sulama Birliği'nin kusurunun olduğu, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün ve Seyhan Sol Sahil Sulama Birliği'nin olayın meydana gelmesinde ayrı ayrı % 20 (Yüzde Yirmi) oranında kusurlu oldukları 1-Maddi Tazminat: a)Destekten Yoksun Kalma Tazminatı yönünden davacıların uğradığı destekten yoksun kalmadan kaynaklı zararının tespiti amacıyla Mahkemenin ara kararı ile bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olup, hesap bilirkişisinin, (davacılar yakını ...'ın vefatı nedeniyle) destekten yoksun kalma tazminatını, anne ... için 1.270.058,00 TL, baba ... için 865.977,00 TL, olarak hesap edildiği, bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş; bilirkişi raporundaki verilerin hükme esas almaya yeterli olduğu sonucuna varıldığı, söz konusu zararın davacıların da toplam %40 oranında kusurunun bulunduğu anlaşılmakla, toplam 2.136,035 TL'lik zararın %60'ının davalı idareler tarafından davacıya ödenmesi gerektiği, bu durumda, maddi tazminat bakımından davacı ... için 762.034,80 TL, baba ... için 519.586,20 TL'nin ödenmesi gerektiği, davacılar tarafından her ne kadar miktar artırım dilekçesi ile Anne ... için 1.270.058,00 TL, baba ... için 865.977,00 TL olmak üzere, 2.136,035 TL tazminatın başvuru tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesi istenilmekte ise de, yukarıda idarelerinin kusur durumuna ilişkin yapılan açıklamalar mucibince, davacı ... için 762.034,80 TL, baba ... için 519.586,20 TL'nin faizsiz olarak ödenmesi fazlaya ilişkin istemlerinin ise reddi gerektiği, b)Cenaze ve Defin Gideri Yönünden; davacılar tarafından, cenaze ve defin giderleri için 3.000,00-TL maddi tazminat talebinde bulunulmuş ise de; mahkemenin 03/04/2024 tarihli ara kararıyla cenaze defin giderlerine ilişkin bilgi ve belge istenilmesine karşın, davacılar tarafından cenaze ve defin masraflarına ilişkin bilgi ve belge sunulmadığı, davacılar tarafından bu tazminat kalemlerine ilişkin belge sunularak zarar ispat edilemediğinden cenaze ve defin giderleri için talep edilen 3.000,00-TL maddi tazminatın reddi gerektiği sonucuna ulaşıldığı, 2-Manevî tazminat talebi yönünden davanın incelenmesi; hukuk devleti ilkesi uyarınca, idarelerin kamu hizmetinin gereği gibi işleyebilmesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina ve tesislerde, hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu hususu tartışmasız olup, yukarıda belirtilen gerekçelerle söz konusu olayda davalı idarelerin hizmet sunumu sırasında kusurlu davrandığı, kusurlu işleyen hizmet nedeniyle davacıların 19 aylık çocuğunun hayatını kaybettiği hususu sabit olduğundan, idarelerin söz konusu eylemleri nedeniyle meydana gelen manevi zarardan sorumlu olduğu ve zararı tazminle yükümlü olduğu, bu bağlamda, olayın vuku buluş şekli, davacıların bundan sonraki yaşamı üzerindeki neticeleri, bu nedenle duyduğu elem ve ızdırabın karşılığı olarak sebepsiz zenginleşmeye yol açmayacak düzeyde takdiren; müteveffanın annesi ... için 50.000,00-TL, baba ... için 50.000,00-TL olmak üzere toplam 100.000,00-TL manevi tazminatın davalı idare tarafından davacılara ödenmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığı, 3-Faiz istemi yönünden ise; miktar artırım dilekçesinde tazminat istemleri yönünden faiz istenilmiş ise de; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 16. maddesinin 4. fıkrasında düzenlenen "Taraflar, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler. (Ek cümle: 11/04/2013-6459 S.K./4. md) Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir." hükmü uyarınca, idari yargılama usulünde tam yargı davalarına ilişkin Kanunda öngörülen miktar artırımına yönelik istisnai durum dışında davayı genişletme yasağının olduğu, feri alacak niteliğindeki faiz için ıslah yoluyla istenilmesi suretiyle davanın genişletilebileceğine yönelik bir düzenlemenin bulunmadığı, bakılan davanın da dava dilekçesinde faiz istenilmeksizin 163.000,00-TL maddi ve manevi tazminat istemli açıldığı, miktar artırım dilekçesiyle tazminat miktarı 2.136.035,00-TL olarak ıslah edilirken aynı dilekçede ön başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz oranıyla birlikte tarafına ödenmesine karar verilmesi isteminde bulunulduğu anlaşılmakta olup, bu haliyle dava dilekçesinde faiz istenilmediğinden ve sonradan miktar artırım yoluyla faiz istenilmesi de yasal olarak mümkün olmadığından, davacıya ödenecek tazminata faiz uygulanamayacağı, gerekçeleriyle 1-Davacıların tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine,2-Davacıların maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine, a-)762.034,80 TL maddi tazminatın, 254.011,60 TL'lik kısmının Seyhan Sol Sahil Sulama Birliği Başkanlığı'ndan, 254.011,60 TL'lik kısmının Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nden, 254.011,60 TL'lik kısmının Yüreğir Belediye Başkanlığı'ndan alınarak davacı Anne ...'a ödenmesine, b-) 519.586,20 TL maddi tazminatın, 173.195,40 TL'lik kısmının Seyhan Sol Sahil Sulama Birliği Başkanlığı'ndan, 173.195,40 TL'lik kısmının Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nden, 173.195,40 TL'lik kısmının Yüreğir Belediye Başkanlığı'ndan alınarak davacı baba ...'a ödenmesine, c-)Fazlaya ilişkin maddi tazminat isteminin ise reddine, 3-Davacıların manevi tazminat isteminin kabulüne, 100.000,00 TL manevi tazminat isteminin ödenmesine, a-)Davacı ...'a 50.000,00 TL manevi tazminatın 16.666,66 TL'lik kısmının Seyhan Sol Sahil Sulama Birliği Başkanlığı'ndan, 16.666,66 TL'lik kısmının Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nden, 16.666,66 TL'lik kısmının Yüreğir Belediye Başkanlığı'ndan alınarak davacı Anne ...'a ödenmesine, b)Davacı ...'a 50.000,00 TL manevi tazminatın 16.666,66 TL'lik kısmının Seyhan Sol Sahil Sulama Birliği Başkanlığı'ndan, 16.666,66 TL'lik kısmının Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nden, 16.666,66 TL'lik kısmının Yüreğir Belediye Başkanlığı'ndan alınarak davacı baba ...'a ödenmesine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
1-Davacılar tarafından, müşterek çocuklarının boğulması suretiyle hayatını kaybettiği olay değerlendirildiğinde mahkemece taraflarına belirlenen kusur oranının yüksek olduğu, kendilerinin herhangi bir kusurunun bulunmadığı, davanın bütün taraflarına eşit oranda kusur belirlenmesinin hukuka aykırı olduğu, hükmedilen tazminata ilişkin faiz taleplerinin reddinin de hukuka aykırı olduğu, ayrıca cenaze ve defin giderleri açısından maddi tazminata hükmedilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
2-Davalı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından, meydana gelen olay ile ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma esnasında alınan bilirkişi raporunda DSİ kurumunun ve işletmecisi olan Sulama Birliği Başkanlığının kusurunun bulunmadığının tespit edildiği, idarece gerekli tüm tedbirlerin boğulma olayının yaşandığı sulama kanaletinde alındığını, konusunda uzman bilirkişilerce idareye atfedilecek bir kusurun olmadığının belirlendiği, müteveffanın ailesinin denetim ve gözetim yükümlülüklerini yerine getirmediklerinden tamamen kusurlu oldukları, ayrıca idareye yüklenen vekalet ücretinin hukuka uygun olmadığı ve fazla hükmedildiği;
3- Davalı Yüreğir Belediye Başkanlığı tarafından, meydana gelen boğulma olayı ile ilgili herhangi bir sorumluluklarının bulunmadığını, olayın sorumlulukları altında bulunan bir yerde meydana gelmediği, anılan sulama kanaletinin sulama birliği başkanlığının denetimi altında olduğu, bu sebeple taraflarına kusur atfedilmesinin hukuka aykırı olduğu;
4-Davalı Seyhan Sol Sahil Sulama Birliği Başkanlığı tarafından, idarelerinin yaşanan olay ile ilgili olarak herhangi bir kusur ve ihmallerinin olmadığını, yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen raporda da bu hususların tespit edildiği, hayatını kaybeden çocuğun 19 aylık olması sebebiyle kusurun tamamının ailesine ait olduğu, hükmedilen manevi tazminat tutarının da sebepsiz zenginleşmeye neden olacağı belirtilerek, temyiz istemlerine konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN SAVUNMALARI: Davalı Yüreğir Belediye Başkanlığı tarafından davacıların temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmakta olup diğer davalı idareler ve davacılar tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci ve Onuncu Dairelerince 2575 sayılı Kanun'a 3619 sayılı Kanun ile eklenen Ek 1. madde uyarınca birlikte yapılan toplantıda Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle,
1. Temyiz istemlerinin reddine,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin isteminde bulunanlar üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından varsa artan tutarın Mahkeme tarafından ilgili taraflara iadesine,
4. Kullanılmayan ... TL temyiz yürütmeyi durdurma harcının istemi halinde davalı Yüreğir Belediye Başkanlığına iadesine,
5. 2577 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine,
6. Kesin olarak, 06/10/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.