İnternet haber sitesinde yayımlanan manipülatif içerik nedeniyle açılan manevi tazminat ve haksız rekabet davasında, yayının kaldırılmasına yönelik ihtiyati tedbir talebinin reddi istinafta onandı.
Özet: Davacılar, davalı şirketin internet sitesinde yayımlanan ve ticari itibarlarını zedeleyerek haksız rekabete yol açtığını iddia ettikleri bir yazı sebebiyle manevi tazminat davası açarak, söz konusu haberin kaldırılması ve erişiminin engellenmesi için ihtiyati tedbir talep etmiş; ilk derece mahkemesi, bu talebin davanın sonucunu baştan temin edeceği ve nihai hüküm niteliği taşıyacağı gerekçesiyle reddetmiş, davacıların bu red kararına karşı yaptığı istinaf başvurusu da, ihtiyati tedbirin yargılamayı gerektiren konularda nihai hüküm sonucu doğurmaması gerektiği vurgulanarak incelenmiştir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2025/1891
KARAR NO:2026/3854
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:(KAPATILAN)BAKIRKÖY 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:27/02/2025
NUMARASI:2024/1014 Esas - 2025/187 Karar
DAVANIN KONUSU:Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ :16/09/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacılar dava dilekçesinde; Davalı şirkete ait ... isimli internet sitesinde diğer davalı tarafından yazılarak yayımlanan yazı içeriğinde yer alan beyan ve iddiaların haksız, kasıtlı ve kötüniyetli olup, şirket aleyhine kamuoyunda manipülasyon ve algı yaratmak maksadı taşıdığı, şirketin ... Bankasından kullandığı kredileri ödeyememesinin söz konusu olmadığı, bu iddiaların ... Bankası Genel Müdürlüğü ve şirket tarafından kamuoyuna açıklama yapılarak yalanlandığı, buna rağmen davalıların kasıtlı olarak güncel ve haber değeri bulunmayan bir konuda, Almanya'da kurulduğu ileri sürülen bir şirketin iflas ettiğinden bahisle yayınlanan yazı içeriğindeki şirketle hiçbir ilgilerinin bulunmadığı, ... ve ...'in Almanya'daki şirketle hisse ya da bağlarının bulunmadığı, davacı şirketlerinde, hissedar olmadığı gibi iştiraki de olmadığı, buna rağmen sanki Almanya'daki şirketin davacılar tarafından yönetildiği gibi bir algı yaratılmaya çalışıldığı ve Almanya'daki şirketin fiili ve hukuki durumu üzerinden ... Ailesi ve şirketleri hakkında karalama kampanyası yapıldığı, sorumlu bir habercilik yürütülmediği, bahsi geçen Almanya'daki şirketin ... Ailesi üyesi ...'in şahsına ait aile şirketi olduğu gerekçesiyle bankaya ödenmeyen ve vadesi geçen aradaki anlaşmalara aykırı bir borç durumunun söz konusu olmadığı, çarpıtma geleneğine uyularak haber yapıldığı, haberin basın özgürlüğü ve gazetecilik etik ilkeleri ile bağdaşmadığı gerekçeleriyle şirketlerin ve gerçek kişilerin ticari itibarları zedelendiğinden ve gerçek dışı iftira niteliğindeki yazıların aynı zamanda haksız rekabete yol açtığından bahisle TTK 55.maddesi gereğince, her bir davacı yönünden 50.000,00-TL'den toplam 200.000,00-TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiştir.Davalılar cevap dilekçesinde; Davacı şirketlerin Türkiye'nin en güçlü sermaye gruplarından birine ait çatı şirket ve şirket oldukları, Türkiye'nin en güçlü medya kuruluşlarının sahibi olan şirketlerin ana hissedarı oldukları, basındaki bazı yayın organlarının davacı şirketler tarafından satın alınmasından sonra yayın kadrosu ve politikalarında radikal değişiklikler yapıldığı ve ... Bankasından kredi kullanan şirketlerin kredi borçlarını geri ödemediğinin kamuoyunda bilenen bir durum olduğu, davacı gerçek kişilerin ... yönetim kurulunda yer aldıkları ve davacı şirketlerde de yönetici oldukları, yazıda bahsi geçen ...'in de ... kurucusu ...'in de oğlu olduğu, dolayısıyla bu kişilerin kamusal figürler olduğunun açık olduğu, bahsi geçen yorum yazısının davalı şirkete ait internet sitesinde diğer davalı tarafça kaleme alındığı, bunun bir yorum yazısı niteliğinde olduğu ve olgusal bir temel üzerine yapılan yorum ve eleştirilerden ibaret olduğu, olguların kamusal alana girmesi sebebiyle kamunun ve gazetecilerin yakın meşru takibine girdiği ve bu bağlamda yapılan yayınlara da hoşgörü sınırları içerisinde bakılması gerektiği, yazının haksız rekabete yol açtığı iddiasının yerinde olmadığı vb. sebeplerle davanın reddini talep etmişlerdir.İlk Derece Mahkemesince ; HMK 389.maddesi kapsamında yapılan inceleme sonucu, tedbire konu yayınlanan haberin kaldırılması ve erişimin engellenmesi talebinin, dava sonucunu başta temin eder şekilde tedbir kararı verilemeyeceği, zaten dava konusunun bu yayın içeriği sebebiyle manevi tazminat davası olduğu, sonucun yargılamayla ortaya çıkacağı kanaatiyle, işbu tedbir talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.Davacının ihtiyati tedbir talebinin reddine,Verilen karara karşı davacılar vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; Reddedilen talepleri yönünden verilen kararın hatalı olduğunu, ihtiyati tedbir koşullarının oluştuğu sebebiyle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 2024/1519 Esas,2024/1728 karar sayılı ilamında ‘’…Somut olaya gelince; ...alman- yargisi- borcu- affetmedi- demirorene- iflas- karari- makale- ... URL adresinde yayınlanan haberin dava sonuçlanıncaya kadar ihtiyati tedbir kararı ile durdurulmasının talep edilmiş olduğu, bu durumun yargılamayı gerektirdiği, somut olayın özelliğine göre, ihtiyati tedbir yoluyla nihai hüküm sonucu doğuracak şekilde ara karar ile tedbir kararı verilemeyeceği anlaşılmıştır. ..''İlk Derece Mahkemesince ; "...Dosya tüm deliller ile birlikte somut olay bakımından değerlendirildiğinde; Davacı ... ve şirket ile bu şirketlerin yönetim kurulu üyeleri ... ve ...'in davalı şirketin internet haber yayın kısmında, diğer davalının yaptığı haber içeriği ile şirketlerin ve diğer davacıların kişilik haklarının ihlal edildiği, toplum nezdinde küçük düşürüldüğü, haber içeriğinin algı yaratmaya yönelik olduğu, ... grubunun ... Bankasına olan borçlarının büyük kısmının ödendiği ve ödenmeye devam edildiği, yazının temelini oluşturan Almanya'daki şirketin iflas kararı ile iflas etmesinin ve davacı şirketlerle bir ilişiği olmadığı Almanya'daki şirketin ...'e ait olduğu, bununla ilgili haber yapılarak tüm ... ailesinin fotoğraflarının kullanılması, karalama kampanyasının bir parçası olduğu iddiasıyla haksız rekabete yol açan yazıdan dolayı ticari itibarları zedelendiğinden bahisle her bir davacı yönünden 50.000,00-TL'den toplam 200.000,00-TL manevi tazminat talep etmiştir. Davalı haberin haksız fiil niteliğinde olmadığı, çarpıcı başlık kullanılmasının basının haber özgürlüğünün bir parçası olduğu, yazının olgusal temel esas alınarak, köşe yazısının yorum yazısı niteliğinde olduğu ve davacıların herhangi bir zararlarının oluşmadığı, haberin daha öncesinde bir çok haber kanalından da yayınlandığından bahisle davanın reddini talep etmiştir. Davalı asilin yazmış olduğu, diğer davalı şirketin ... isimli internet sitesinde "Alman yargısı borcu affetmedi: ...'e iflas kararı" başlıklı yazının başlığı ve içeriğinin incelenmesinde; haberin bir çok defa başka internet sitelerinde ve gazetede yayımlandığı, ... şirketinin ... in ortaklığının tarafların kabulünde olduğu, basının okuyucunun dikkatini habere çekmek amacı ile çarpıcı başlık ve ifadeler kullanması niteliğinde olduğu ve bu şekilde yayınlanan haberlerin gazetecilik tekniği olduğu ve yazı içerikleri incelendiğinde kullanılan sözlerin ve yazı içeriğinin kişilik haklarına saldırı niteliğinde ve haksız rekabet kapsamında kabul edilemeyeceği, davacının ticari itibarına ve kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığı, basın özgürlüğü kapsamındadır.Bu durum gerek yukarıda bahsi geçen yasa maddeleri gerekse de içtihatlar ile sabittir.Neticeten, dava konusu köşe yazısının başlığı ve içeriğinin basın özgürlüğü kapsamında kamuyu bilgilendirmeye yönelik olduğu, TTK madde 55 kapsamında haksız rekabetin şartlarının oluşmadığı, atfedilen eylemde hukuka aykırılık unsurunun bulunmadığı, zarar unsurunun oluştuğunu ortaya koyan ve HMK m.194 çerçevesinde somutlaştırılmış bir delil olmadığı, TMK madde 25, TBK madde 49 gereğince kişisel itibarın ve ticari itibarin zarar görmüş olduğu iddiası bakımından manevi tazminat şartların oluşmadığı, yapılan haberin yukarıda da bahsedildiği gibi basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı anlaşılmakla her bir davacının manevi tazminat şartları oluşmadığından her bir davacının açmış olduğu davanın ayrı ayrı reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.Vekalet ücreti yönünden yapılan değerlendirmede; Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık asgari ücret tarifesinin, "Manevi tazminat davalarında ücret" başlıklı 10-(4) maddesinde; "Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir. " hükmü düzenlenmiştir. Dava arkadaşlığı 6100 sayılı HMK'nın 57 ve devamı madde hükümlerinde düzenlemiş olup, haksız bir fiilden birden çok kişi zarar gördüğünde, zararın temelini oluşturan vakıa aynı olsa da zarar her bir mutazarrır yönünden ayrı ayrı meydana gelir. Bu sebeple her bir zarar görenin dava ve talep hakkı birbirinden bağımsızdır. Daha açık bir ifade ile haksız fiilden zarar görenler, aynı dava dilekçesi ile birlikte dava açmış olsalar dahi, davaları birbirinden bağımsız olduğundan, aralarındaki ilişkin zorunlu dava arkadaşı değil, ihtiyari dava arkadaşlığıdır (HMK 57/1-c) ve davaları birbirinden bağımsız (HMK 58) olup, esasen birden çok dava mevcuttur (subjektif dava birleşmesi). Hal böyle olunca; her bir davacı hakkı diğerinden bağımsız olup, sorumlulukları yönünden de bağımsız olduğunun kabulü gerekmektedir.(Benzer mahiyette Yargıtay 4.HD'nin 2016/10213E.- 2018/4029 K. sayılı ilamı) Açıklanan bu sebeplerle manevi tazminat talepli dava ile ilgili olarak her bir davacı yönünden, davalı taraflar yararına ayrı ayrı ret vekalet ücreti takdir edilmesine karar vermek gerekmiştir.Açılan davanın reddine, ..." karar verilmiştir.Verilen karara karşı davacılar vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; Reddedilen talepleri yönünden verilen kararın hatalı olduğunu, manevi tazminat koşullarının oluştuğu sebebiyle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; Basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur.Basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır.Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında dava konusu yayın ve ifadeler, bir bütün olarak değerlendirildiğinde, güncel olan konuların gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekmesi için çarpıcı başlıklara yer verilerek iddia kapsamında ve eleştiri sınırları içerisinde aktarılmış olmasına, kullanılan ifadelerin ağır ve sert eleştiri niteliğinde olup hakaret niteliği taşımamasına ve özle biçim arasındaki denge korunmuş olmasına, dava konusu haberde kullanılan ifadelerin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kalmasına göre davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davacılar vekilinin istinaf istemini reddi gerekir.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacılar vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Usûl ve yasaya uygun (Kapatılan)Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/1014 Esas 2025/187 Karar sayılı 27/02/2025 günlü kararına yönelik davacılar vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 615,40 TL'nin mahsubuyla bakiye 116,60 TL harcın davacılardan müteselsilen tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
3-İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına,
5-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
6-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemleri ile HMK nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.16/09/2026