İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesinde haksız eylem kaynaklı kaçak elektrik kullanımından doğan alacak nedeniyle itirazın iptali davası.
Özet: Bu hukuki evrak, bir elektrik dağıtım şirketinin, abonelik olmaksızın kaçak elektrik tükettiği tespit edilen bir muhtarlığa karşı, oluşan alacağın tahsili amacıyla başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptali talebiyle açtığı davayı özetlemektedir; davacı, borcun tamamına yapılan soyut itirazın haksız olduğunu ileri sürerek takibin devamı ve icra inkar tazminatı talep ederken, mahkeme dosyayı kaçak elektrik kullanımına dayalı alacak ve itirazın iptali davası olarak tanımlayıp görev hususunu ilgili enerji mevzuatı kapsamında incelemeye almıştır.

T.C. İSTANBUL 28. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/2153 EsasKARAR NO : 2026/70DAVA : İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)DAVA TARİHİ : 15/09/2026KARAR TARİHİ : 16/09/2026Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan inceleme sonucunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde; Davacı şirket, ilgili mevzuat kapsamında dağıtım lisansı sahibi elektrik dağıtım şirketi olduğu, davalı muhtarlık ise davacı şirketin dağıtım bölgesinde bulunan adreste, abonelik olmaksızın usulsüz ve kaçak şekilde elektrik enerjisi tüketen kullanıcı konumunda olduğu, dosyaya sunulu Kaçak/Usulsüz Elektrik Tespit Tutanağı ile, davalının elektrik enerjisini aboneliği olmaksızın şekilde kullandığı ve bu kullanımın mevzuata aykırı olduğu tespit edildiği, bu tespitten sonra, mevzuata uygun şekilde yapılan hesaplama sonucunda davalı adına 126.157,57-TL asıl alacak ve fer’ileri (gecikme zammı + KDV) ile birlikte borç doğduğu, davalı borçlunun fatura bedelini ödememesi üzerine tarafımızca Davalı aleyhine .... İcra Dairesi 2024/.... sayılı dosya ile ilamsız takip başlatılmış, Davalı, icra dosyasına sunduğu dilekçe ile “borcun tamamına ” itiraz edildiği, davalının itirazı tamamen soyut olup alacağın dayanağı olan tespit tutanağı, tahakkuk ve fatura kalemlerine yönelik somut bir açıklama ve delil içermediği, borçlu davalı tarafından yapılan itiraz üzerine takip durduğu, dava şartı arabuluculuk kapsamında arabuluculuk sürecine başvurulduğu, İstanbul ...Bürosu 2026/.... sayılı dosyası ile görülmüş ve 09/05/2026 tarihli son tutanak uyarınca görüşme sonunda anlaşamama ile sonuçlandığı, davacı şirket, alacağını tahsil edebilmek ve duran takibi devam ettirebilmek için işbu davayı açma zorunluluğu doğduğu, davalı, icra dosyasındaki itirazında borcun hangi nedenle doğmadığını açıklamamış; tespit tutanağına, hesaplamaya, tüketim dönemine, adres/tesisata ilişkin somut hiçbir itiraz ileri sürmediği, bu hâliyle itirazın, takibi sürüncemede bırakmaya yönelik olduğu açık olduğu, alacak kalemleri, takip dosyasında belirli olup (asıl alacak + gecikme/fer’iler + faiz) hesap denetlenebilir ve likit nitelikte olduğu, İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesi uyarınca, itirazın haksız olduğuna karar verilmesi hâlinde alacaklının talebi üzerine icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerektiği, somut olayda icra inkâr tazminatı koşulları oluştuğu, bu nedenle asıl alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerektiği, tüm bu nedenlerle davalı borçlunun huzurdaki davaya konu icra takibini sürüncemede bırakmaya matuf, haksız, kötü niyetli, yasal mesnetten yoksun itirazının iptali ile fazlaya ilişkin haklarını saklı kalması kaydı ile asıl alacak, faiz masraflar ve icra vekalet ücretinin bilirkişi marifetiyle hesaplanarak takibin devamına, davalı borçlu aleyhine itiraza konu meblağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE; Dava, kaçak elektrik kullanımına dayanan alacak nedeniyle başlatılan ilamsız icra takibinde borca itirazın iptali talebine ilişkindir.Mahkemelerin görevlerini belirleyen usul hukuku kuralları kamu düzenine ilişkindir ve görev hususu dava şartlarındandır; HMK'nun 115.maddesi " Mahkeme ,dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır." hükmüne haizdir. Buna göre görev itirazı yargılamanın her aşamasında, usul hukukuna ilişkin hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın taraflarca ileri sürülebileceği gibi, davayı gören mahkeme de, bu yönde bir itiraz olmasa bile, görevli olup olmadığını kendiliğinden değerlendirmekle yükümlüdür. Her dava, usul hukukunun kamu düzenine ilişkin kurallarının gösterdiği görevli mahkeme hangisi ise orada görülür. Bu konuda kazanılmış hak da olmaz. 30/05/2018 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Enerji Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliğinin "Kaçak ve Usulsüz Elektrik Enerjisi Tüketimi" başlıklı yedinci Bölümünde; "Kaçak elektrik enerjisi tüketimi halleri" kenar başlıklı 42. Maddede; "(1) Gerçek veya tüzel kişinin kullanım yerine ilişkin olarak; a) Perakende satış sözleşmesi veya ikili anlaşma olmaksızın dağıtım sistemine müdahale ederek elektrik enerjisi tüketmesi, b) Perakende satış sözleşmesi veya ikili anlaşması mevcutken ayrı bir hat çekmek suretiyle dağıtım sistemine müdahale ederek sayaçtan geçirilmeksizin elektrik enerjisi tüketmesi, c) Perakende satış sözleşmesi veya ikili anlaşması mevcutken sayaçlara veya ölçü sistemine müdahale ederek, tüketimin doğru tespit edilmesini engellemek suretiyle, eksik veya hatalı ölçüm yapılması veya hiç ölçülmeden veya yasal şekilde tesis edilmemiş sayaçtan geçirilerek, mevzuata aykırı bir şekilde elektrik enerjisi tüketmesi, ç) Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişinin ilgili mevzuata uygun olarak kestiği elektrik enerjisini,mücbir sebep halleri dışında açması, kaçak elektrik enerjisi tüketimi olarak kabul edilir.""Kaçak elektrik enerjisi tespit süreci" kenar başlıklı 43/5-7.maddesinde; "(5) Kaçak elektrik enerjisi tüketiminin tespit edilmesinde, ilgili tüzel kişinin tespitini doğru bulgu ve belgelere dayandırması ve tüketici haklarının ihlal edilmemesi esastır... (7) Bu madde kapsamında yapılan tespit ve işlemler kullanım yerini de içerecek şekilde fotoğraflanır ve iletişim bilgilerinin bulunması halinde kalıcı veri saklayıcısıyla da tüketiciler bilgilendirilir." düzenlemelerine yer verilmiştir. Öncelikli huzurdaki davada asliye ticaret mahkemesinin davaya bakmakla görevli olup olmadığının belirlenmesi, davanın ticarî niteliğinin ve görevli mahkemenin belirlenmesinde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile getirilen düzenlemelerin değerlendirilmesi gerekir.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olmalı ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır. Örneğin, ödünç para verme işlemlerine ilişkin uyuşmazlıklar Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, iflas davaları ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 154 ve devamı maddeleri hükmünce ticari dava sayılır. Buna karşılık Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, tarafların tacir olup olmamasına bakılmaksızın ticari dava sayılan havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin uyuşmazlıklardan doğan davalar herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari dava vasfını kaybedecektir. Yine, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/II. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.TTK'nın 4/1.maddesinde nispi ticari dava, "her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğan hukuk davaları'' olarak belirtilmiş ve nispi ticari dava, ticari işletme kavramı ile tanımlanmıştır. TTK'nın 11.maddesi; "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir." şeklinde düzenlenmiştir. Yine TTK'nın 16/1.maddesinde; "Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar." düzenlemesine yer verilmiştir. Bu düzenlemeler ışığında; TTK'nun 4. maddesinde bentler halinde sayılan ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın belirtilen tür davaların mutlak ticari davaya vücut vereceği ve Ticaret Mahkemelerinin görev alanına gireceği, havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan uyuşmazlığın ticari dava sayılabilmesi için uyuşmazlığın taraflardan birinin ticari işletmesiyle ilgili olması koşulu aranmayacağı (TTK 4.1,son cümle), nispi ticari davalarla ilgili olarak ise TTK 4.1 maddesinde yer alan hükme göre, "her iki tarafın tacir olduğu ve iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davalarının" ticari dava sayılacağı, taraflardan yanlız birinin ticari işletmesi ile ilgili olarak yasada sayılanlar dışında sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkların, ticari davaya vücut vermeyeceği, taraflardan birinin ticari işletmesini ilgilendiren bu tür sözleşmelerin, her ne kadar TTK 19.2 uyarınca diğer taraf içinde ticari iş sayılırsa da bu durumun, davanın TTK 4.1'e göre nispi ticari dava sayılmasını gerektirmeyeceği anlaşılmıştır. Somut olayda, davacı ticaret şirketi ise de, davalı tacir değildir. Yukarıda belirtildiği, davanın nispi ticari dava olabilmesi için, her iki tarafın da tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesinden kaynaklanması gerekmektedir. HMK'nın "Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi" başlıklı 2. maddesine göre; "Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir." Uyuşmazlığın çözümünde davalının tacir, esnaf veya tüketici olup olmamasına göre, davaya bakma konusunda mahkemenin görevli olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Zira tarafların sıfatına göre görevli mahkeme ile birlikte uygulanacak hükümler farklılık göstermektedir. Davalı ...'nın tacir sıfatına haiz olmadığı ve uyuşmazlığın ticari işletmesine ilişkin bulunmadığı anlaşılmaktadır.Yapılan açıklamalar ve belirtilen yasal düzenlemeler çerçevesinde, somut olay değerlendirildiğinde, davanın mutlak ticari davalardan olmadığı, nispi ticari dava olabilmesi için ise, her iki tarafın tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın da ticari işletmesinden kaynaklanması gerektiği, somut olayda ise, davalının tacir olmadığı, bu nedenle davanın nispi ticari dava olarak da nitelendirilemeyeceği, kaçak elektrik tutanağının ... Tüzel Kişiliği adına tutulmuş olması hususları nazara alındığında uyuşmazlığın çözümünde Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu, netice itibariyle açılan davada Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğu anlaşılmakla ve görev hususunun kamu düzenine ilişkin olaması nedeniyle yargılamanın her aşamasında mahkeme tarafından resen dikkate alınması gerektiği gözetilerek, Mahkememizin görevsizliği ile davanın usulden reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.HÜKÜM;Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere;1-Davada HMK'nın 114/1-c maddesinde düzenlenen "Mahkemenin görevli olması" dava şartının yokluğu nedeniyle, HMK nun 115/2 maddesi gereğince DAVANIN USULDEN REDDİNE, görevli mahkemenin İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna, 2-Görevsizlik kararının istinaf yasa yoluna başvurulmadan kesinleşmesi durumunda, kesinleşmesinden itibaren 2 HAFTALIK SÜRE içerisinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmesi halinde, dosyanın görevli İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE; -Görevsizlik kararının istinaf yasa yolundan geçmek suretiyle kesinleşmesi durumunda, istinaf başvurusunun reddi kararının tebliği tarihinden itibaren 2 HAFTALIK SÜRE içerisinde talep edilmesi halinde, dosyanın görevli İstanbul Asliye Hukuk Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-Dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi için mahkememize süresinde müracaat edildiği takdirde, yargılama giderlerinin HMK 331/2 maddesi uyarınca görevli mahkemece karara bağlanmasına, 4-Dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesi için mahkememize süresinde müracaat edilmemesi halinde, HMK 20 maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği ile HMK 331/2 maddesi gereği talep edilmesi halinde dosya üzerinden davaya bir başka mahkemede devam edilmediği tespiti yapılıp davacının yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edileceğinin İHTARINA,Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 vd. maddeleri gereğince (5235 sayılı Kanunun 2. maddesi de dikkate alınarak) tarafların yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde mahkememize verilecek veya başka bir mahkeme aracılığıyla gönderilecek dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı.16/09/2026Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır