Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin, köklü ve tanınmış lüks markaya yönelik kötü niyetli tescilin hükümsüzlüğüne dair hukuki inceleme kararı.
Özet: Davacı, 1884ten beri lüks tüketim ve yaşam biçimi markalarının sahibi olarak, kendi tanınmış "..." ve "..." markalarının, ticaret unvanının ve şarap bağının adının davalının daha önce itiraz üzerine reddedilmiş kötü niyetli yeni marka başvurusuyla benzediğini iddia ederek, özellikle şarap üretimi ile ilgili bağları göz önüne alındığında 43. sınıftaki dava konusu markanın karıştırılma ihtimali yaratması, itibarını zedelemesi ve haksız yararlanma teşkil etmesi gerekçeleriyle hükümsüzlüğünü talep etmiş, davalının savunma sunmadığı bu uyuşmazlıkta mahkeme, Sınai Mülkiyet Kanununun kötü niyet, tanınmışlık ve nispi ret nedenleri kapsamında bir değerlendirme yapacaktır.

T.C. ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

T.C. "TÜRK MİLLETİ ADINA"
ANKARA
4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR
HUKUK MAHKEMESİ K A R A R
ESAS NO : 2024/432
KARAR NO : 2026/93
DAVA : Marka Hükümsüzlüğü
DAVA TARİHİ : 18/10/2024
KARAR TARİHİ : 09/03/2026 Yazım Tarihi: 16/03/2026
İDDİA:
Davacı vekili dava dilekçesinde ÖZETLE: Müvekkilinin 1884 yılında kurulduğu tarihten bu yana uzun yıllardır aktif olarak lüks tüketim ve yaşam biçimi markası olan “...” ve ... markalarının sahibi olduğunu, müvekkilinin ... nezdindeki ... sayılı ilk “...” marka tescilinin 1986 yılına dayandığını, Birçok sınıfta tescili “...” ve ... marka tescilleri bulunduğunu, markanın aynı zamanda müvekkilinin ticaret unvanınındın ve .... alan adından kaynaklı haklarını da tecavüz etmekte olduğunu, Davalının daha önce ... sayılı marka başvurusunda bulunduğunu, müvekkilinin itirazı üzerine başvurunun reddedildiğini, Dava konusu markanın kötü niyetli başvurulduğunu, 2007 yılında müvekkilinin kurucusu ...’nin torunu ve şirketin ....’su .... ve büyük torunu ...’nin, ...’da 260.000 metrekarelik bir arazi satın alarak bu araziyi bir şarap bağına dönüştürdüklerini, “...” (....) olarak anılan bağda günümüzde üç çeşit şarap üretimi yapılmakta olduğunu, dava konusu malların 43.sınıfla ilişkili olduğunu, Markaların karıştırılacağını, Emsal yargı kararları bulunduğunu belirterek, dava konusu markanın sicilden terkinini ve hükümsüzlüğünü talep ve dava etmiş, duruşmada da dilekçesini aynen tekrar etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı firmaya usulüne uygun tebligat yapıldığı halde davaya cevap vermediği görülmüştür.
MUHAKEME:HMK kapsamında "Yazılı Yargılama Usulü " uygulanmıştır.
6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU (10/01/2017 yürürlük)
Madde 6 (Marka tescilinde nispi ret nedenleri)
"(1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.
(3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.
(4) ... Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir.
(5) Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
(6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını,fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.
(9)Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.",
Madde 25 " (1) 5 inci (mutlak red nedenleri ) veya 6 ncı ( nisbi red nedenleri ) maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir. " hükmü yer almaktadır.
SMK 6/1 maddesi anlamında iltibastan bahsedebilmek için ;
Her iki taraf markasının AYNI işareti taşımaları yanında kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) BENZERLİĞİ olması,
Her iki taraf markasının benzer işareti taşımaları yanında kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) AYNIYETİ olması,
Her iki taraf markasının BENZER işareti taşımaları yanında kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) BENZERLİĞİ olması, ihtimali aranır.
Markaların karıştırılmasından söz edebilmek için ise , dava konusu marka ile itiraza mesnet marka/markalar arasında hedef tüketici kitlesi (orta düzeydeki) yönünden markaların “görsel”, “işitsel” ve “kavramsal” özellikleri dikkate alarak genel ve bütünsel açıdan benzerlik ihtimali olması , yine tescilli marka ile tescil olunmak istenen işaret arasında markayı taşıyan her iki ürünün işletmesel kökeninin aynı veya birbirleriyle bağlantılı (idari-ekonomik) işletmeler tarafından üretilmiş olabileceği noktasında bağlantı kurulması (ilişkilendirilme) ihtimalinin bulunması gerekir. Karıştırılma kavramının varlığı için “somut bir karıştırma” eyleminin varlığı şart olmayıp böyle bir tehlikenin varlığı dahi yeterli olacaktır.
SMK 6/3 maddesinin uygulanması için tescilsiz olarak kullanılan işaretin MARKASAL şekilde yani işlevine uygun , ayırt ediciliği sağlanmış olarak ticaret alanında kullanılması, bu kullanımın da Türkiye hudutları içinde olması gerekir. Üçüncü kişinin davaya konu tescil başvurusundan veya rüçhan hakkının doğumundan önce, bu işareti kullandığı , çevresinde belli bir oranda bu işaret üzerinde hak sahibi olarak bilinip tanındığının ispatı (tüm Türkiye genelinde değil) gerekir. Diğer bir anlatımla, öncelik hakkını ileri sürenin söz konusu ibarenin başkası tarafindan kullanımını veya tescilini engelleme hakkı verecek nitelik ve yoğunlukta bu işareti Türkiye hudutları içinde ticaret alanında kullandığını ispatlaması gerekir. Gerçekten, bir işareti ilk kullanan ve ona ayırt edici nitelik kazandıran kişi onun hak sahibi olarak kabul edilir ve bu halde gerçek hak sahipliği sözkonusudur.
SMK 6/4 maddesine göre tanınmış markada ;
... sözleşmesi kapsamında tanınmışlık düzeyine ulaşmış olması koşuluyla, tescilli bir markanın, işaret ve emtia açısından aynı veya benzerinin Türkiye'de aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından başvurusunun yapılması halinde itiraz üzerine reddedileceği düzenlenmektedir.
SMK 6/5 maddesi anlamında tanınmışlıktan bahsedebilmek için ;
Toplumda (Türkiye sınırlarında) tanınmışlık düzeyine ulaşmış olması koşuluyla, tescilli bir markanın, aynı veya benzerinin (aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın ) yapılan marka başvurusu, tanınmışlığından haksız yarar sağlanabileceği, itibarına zarar verebileceği veya ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumlarda, tanınmış marka sahibinin itirazı üzerine ret edilir.
Yargıtay içtihatlarında tanınmışlık “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım olarak” ifade edilmiştir. Bu hallerde marka başvurusu nedeniyle haksız yarar sağlanabileceği, onun itibarına zarar verebileceği veya onun ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği hallerinde nisbi red sebebi sayılarak başvuru markası engellenebilecektir.
SMK 6/6 madde kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, FSEK kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı girer. Marka ve ticaret unvanı da sınaî mülkiyet hakkı olarak maddenin koruma kapsamına alınmıştır. Ancak sınaî mülkiyet hakları kapsamında korunacak bir markadan veya ticaret unvanından söz edebilmek için “tescil” şarttır. Örneğin bir ticaret unvanına dayanarak başkasına ait marka tescilinin engellenmesi isteniyorsa bu ticaret unvanının ticaret sicilinde tescilli olması gerekmektedir.
Doktrin ve çeşitli yargı kararları dikkkate alınıp bakıldığında KÖTÜNİYET kriteri "Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Marka başvurusunun kötü niyetli bir başvuru olabilmesi için, marka başvurusu sırasında kötü niyetli olarak markanın amacı ve temel işlevi dışında bir amaçla kullanılması gerekir. Dolayısıyla kötü niyetin kabulü için, marka için başvuruda bulunan kişi, markanın temel işlevleri olan ürünün işletmeye aidiyetini sağlama ve diğer ürünler karşısında ayırt edicilik sağlama fonksiyonu dışında bir amaçla veya marka üzerindeki gerçek hak sahibinin markadan yararlanmasını engellemek veya markanın ün ve şöhretinden yararlanmak suretiyle haksız çıkar edinme gibi bir amaçla hareket etmelidir." şeklinde görüşler yer almaktadır.
DELİLLER ve DEĞERLENDİRME:
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın;
Davalı firmanın ... sayılı markası ile davacı tarafın ... sayılı markası arasında SMK 6/1 maddesine göre iltibas , SMK 6/3 maddesine göre eskiye dayalı kullanım SMK 6/4-5 maddesine göre tanımışlık, SMK 6/6 maddesine göre ünvan ve isim hakkı , SMK 6/9 maddesine göre davalı başvurusunun kötü niyetli yapıldığı iddialarına bağlı , SMK 25. Maddesine göre davalı markasının hükümsüzlüğü gerekip gerekmediği noktasında olduğu anlaşılmıştır.
Davalı şirketin;
03.01.2024 Başvuru, 23.08.2024 tarihinde tescil edilen ... sayılı " ..." ibareli markasının Sınıf 33: "..."için tescilli olduğu;
Davacı firmanın ise ;
26.07.2021 tarihinde başvurusu yapılıp 31.01.2022 tarihinde tescil edilen ... sayılı "... " ibareli markası olduğu, markanın kapsamında sınıf 36 / 43 / 44 bulunduğu;
24.02.1986 tarihinde başvurusu yapılıp 31.12.1996 tarihinde tescil edilen ... (...) sayılı "... " ibareli markası olduğu, markanın kapsamında sınıf 03 / 10 / 14 / 16 / 18 / 25 / 28 / 34 bulunduğu;
... kayıtları ile tespit edilmiştir.
Uyuşmazlık tespitinden sonra tahkikata geçilip bilirkişi raporu alınmıştır.
18.01.2026 tarihli Bilirkişi heyeti raporunda ÖZETLE" “...” kelimesi, İngilizcede “Şaraphane - üzümden şarap üretilen, fermente edilen ve çoğu zaman olgunlaştırılan tesis” anlamına gelmektedir. Üzümün işlendiği üretim alanı, fermantasyon ve fıçıda dinlendirme bölümleri ve çoğu zaman tadım alanı ve satış bölümü de bulunur.
... “Bulgar şaraphanesi” gibi bir anlama gelmektedir. Bu kelimeleri İngilizce olmasının ilgili tüketici yönünden önemi bulunmadığı ve tüketicinin bu kelimelerin anlamalarını bileceği düşünülmektedir.
Esasen ...’in dava konusu markayı bu haliyle “alkollü içkiler” yönünden tescil etmiş olması ilginçtir. Çünkü ... örneğin “...” gibi bir marka başvurusundan 6769 sayılı SMK’nın 5(1)(f) maddesi uyarınca “çaylar”ı resen çıkarmaktadır. Dolayısıyla, anılan markanın da “şaraplar”la sınırlandırılmadan tescil edilmiş olması genel uygulamaya uygun görünmemektedir.
Yukarıda sözü edildiği gibi, kelimenin Türkçe olmamasının önemi yoktur, doğrudan ve kesin olarak belirli bir anlama gelen ve yaygın bir dil olan İngilizce bir kelime olan bu ibarenin de tıpkı Türkçe bir kelime gibi değerlendirilmesi gerekir.
Tanımlayıcılıkla ilgili kararlarda bile ..., “farklı dildeki bir kelimenin tescil edilebilirliğine işaret etmişse de “anlamının belirlenemeyeceği” şartını da koymuştur.” Dolayısıyla, anılan kelimenin kolaylıkla anlamı belirlenebilecek, bilmeyen kişi için bile “wine/şarap” kelimesiyle ilişkili olduğu açık olacak bir ibare olduğu kanaatimizce tereddütsüzdür.
Normal şartlarda, 43.sınıftaki hizmetler ve bu hizmetlerle birlikte sunulabilecek içecekleri doğrudan karıştırılma olasılığına neden olacakmış gibi düşünmemek gerekir. Ancak aşağıdaki açıklamalar dikkate alınarak, taraf markaları arasında karıştırılma olasılığı bulunduğu düşünülmektedir.
43.01 grubunda yer alan restoran, yemek, bar ve [kokteyl] salon (lounge) hizmetlerinin verildiği yerler, uzun raf ömrü olmayan, yani üretimlerini takiben kısa sürede tüketilmesi zorunlu olan tüketime hazır yemeklerin, içeceklerin ve gıda ürünlerinin sofra düzeninde tüketiciye sunulduğu hizmet kollarıdır. Ticari olarak satışa sunulan malların dayanıklı ürünler sınıfında olması ve pazarda diğer ticari markaların aynı veya benzer mallarıyla yan yana satışa sunulma durumları dikkate alındığında; 43.01 grubunda yer alan ve yukarıda sıralanan hizmetlerin verildiği hizmet kollarında hizmetin bir parçası olarak tüketiciye sunulan içkiler, ürünlerin orijinal ambalajında sofra düzeninde tüketiciye sunulabilmektedir. Ayrıca, günümüzde birçok örnekte yaşandığı gibi, ihale ile kazanılan yemek sağlama hizmetlerinde, hizmeti veren şirket aynı sunumunda başka bir firmaya ait ambalajlı ve markalı bir içecekle birlikte kendi ürettiği bazı ürünlerini kendi hizmet markasını taşıyan etiket bilgisi ile tüketicisine sunabilir. Bu durumda, hizmeti alan kişilerin, hizmet alımı sırasında ayırt edilemeyecek kadar benzer olan işaretleri taşıyan markaları karıştırabilme durumu kaçınılmaz olacaktır. Ancak bu durum, her marka için geçerli değildir. Belirli bir bilinirlik ve alanında ayırt edicilik kazanmış markalar yönünden dikkate alınabilecek bir durumdur.
Elbette ilgili tüketici Türkiye’de yaşayan tüketici olduğundan, alkollü içki kültürünün ülkemizdeki farkı dikkate alınarak içkilerin alkol oranları değil, alkollü olup olmaması yönünden değerlendirme yapılacaktır.
Davacı, davalının aşağıdaki markasına (... sayılı ... 33 sınıf) itiraz ettiğini ve bu itiraz üzerine markanın reddedildiğini belirtmektedir.
Söz konusu başvurunun, dava konusu marka ile aynı olduğu görülmektedir. İtiraz üzerine reddedilen bir markanın, uygulama, yasa ve şartlar değişmeden aynı şekilde başvurulmuş olmasının iyi niyetli olmadığı düşünülmektedir.
SONUÇ;
1) Taraf markalarının benzerlik düzeyi dikkate alındığında, dava konusu malların davacı markası kapsamındaki “restoran, yemek, bar ve [kokteyl] salon (lounge) hizmetleri” ile karıştırılma olasılığına neden olacağı,
2) 6769 sayılı SMK’nın 6(3) maddesi yönünden iddiaların ispatlanmadığı,
3) 6769 sayılı SMK’nın 6(4) ve 6(5) maddeleri yönünden iddiaların ispatlanmadığı,
4) 6769 sayılı SMK’nın 6(6) maddesi yönünden iddiaların ispatlanmadığı,
5) 6769 sayılı SMK’nın 6(9) maddesi yönünden hukuki yorum yetkisinin Sayın Mahkeme’ye ait olduğu,
6) Dava konusu markanın hükümsüzlüğü şartlarının oluştuğu" şeklinde ifade edilmiştir.
Davacı vekilinin aynı heyetten ek rapor alınması talebi HMK 30.ncu madde kapsamında değerlendirilerek, sunulan rapor denetlenebilir, içeriği de ihtisas mahkemesi hakimliğince olumlu veya olumsuz değerlendirilebilir kabul edilerek yargılama gereksiz uzamasın diye bu talep reddedilmiştir.
GEREKÇE:
Önceki tescilli bir marka (davacıya ait olan) ile sonraki tesçilli marka (davalı markası) arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede görsel, sescil ve anlamsal benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınmakla beraber münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin nazara alınarak belirlenmesi gerektiğinden hareketle;
Davacının ... sayılı "... " ibareli markası ve ... (...) sayılı "... " ibareli markası ile davalı firmanın ... sayılı "... " ibareli markası arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı ;
Bütünsellik açısından taraf markalarının farklı marka olduğu izlenimi olduğu görüleceği;
Diğer yönden emtia benzerliği de oluşmadığı;
İşin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, mesnet marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu mallar için ayırdığı satın alma / faydalanma süresi içinde, davalının "... " ibareli markasını gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden davacının "... " ibareli tescilli markalarından farklı bir marka olduğunu algılayabileceğini, her iki taraf markasında bir yanılgı yaşamayacağı, ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından davalı marka işareti ile davacının tescilli markaları arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı mallar/hizmetler algısı da oluşmayacağı, taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK 6/1 maddesindeki iltibasın bulunmadığı kanaati oluştuğu;
( HMK 282 .nci maddede " Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." hükmünden hareketle ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08/06/2016 tarih .... sayılı kararı uyarınca iltibas incelemesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin gerekmesi karşısında bilirkişi raporunun iltibas değerlendirmesine ilişkin aksi yöndeki görüşüne itibar edilmemiştir.)
Davacı tarafın "... " üzerinde SMK 6/3 maddesi anlamında önceye dayalı kullanım ve gerçek hak sahipliği kanıtlanmadığı,
Taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK 6/4-5 maddesindeki tanınmışlık koşulu da oluşmadığı, ( davacıya ait tanınmış olduğu iddia edilen markadan " haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği " kanıtlanmadığı ) ;
Davacı tarafın "... " üzerinde SMK 6/6 maddesi anlamında ticaret ünvanı dahil diğer fikri ve sınai mülkiyet hak iddiası kanıtlanmadığı;
Dava konusu marka açısından SMK 6/9 maddesi anlamında kötüniyetli başvuru yapıldığı iddiası da kanıtlanmadığı; (her ne kadar bilirkişi heyet raporunda "Davacı, davalının aşağıdaki markasına (... sayılı ... 33 sınıf) itiraz ettiğini ve bu itiraz üzerine markanın reddedildiğini belirtmektedir. Söz konusu başvurunun, dava konusu marka ile aynı olduğu görülmektedir. İtiraz üzerine reddedilen bir markanın, uygulama, yasa ve şartlar değişmeden aynı şekilde başvurulmuş olmasının iyi niyetli olmadığı düşünülmektedir. " şeklinde bir deyim geçse de ve kurum tarafından reddedilen marka ile sonraki marka aynı olsa da bu durum tek başına, kötü niyet iddiasının kabulü için bir kanıt teşkil edemeyeceği (....) zira kurumun red kararı hakkında verilmiş bir kesin yargı kararı bulunmadığından HMK 282 .nci maddede " Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." hükmünden hareketle aksi yöndeki bilirkişi görüşüne itibar edilmediği;
Neticeden davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL maktu karar harcından peşin alınan 427,60 TL'nin düşümü ile bakiye 304,40 TL'nin davacıdan tahsiliyle Hazine'ye gelir kaydına,
3-Karar kesinleştiğinde arta kalan gider avansının yatıran tarafa iadesine,
Dair verilen karar davacı vekili yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda 6100 sayılı HMK 341 ila 345 inci maddesine göre tebliğden itibaren 2 haftalık süre içinde mahkememiz aracılığı ile .... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf kanun yoluna dilekçe ile başvurulabileceğine yönelik karar okunup açıklandı. 09/03/2026
Katip ... Hakim ...
E-İmzalıdır E-İmzalıdır