Ankara 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Mahkemesinde görülen, "entero" ön ekli markaların görsel, işitsel ve kavramsal benzerliği ile kötü niyet iddiasıyla YIDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü davası.
Özet: Davacı, tescilli ve tanınmış markasına dayanarak, davalının benzer görsel, işitsel ve kavramsal özelliklere sahip, aynı ilaç, sağlık ve kozmetik sektörlerinde karıştırılma ihtimali yaratan marka başvurusuna ilişkin YİDK kararının haksız ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek iptalini, marka hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep ederken; davalılar, markaların Latin kökenli "entero" gibi yaygın ön ekler nedeniyle benzer olmadığını, "gal" gibi eklerle ayırt edicilik kazandığını, ürünlerin tıbbi cihaz ve takviye edici gıda gibi farklı kategorilere ait olduğunu, tüketici bilinç düzeyinin yüksek olduğunu ve kötü niyetin bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/497 Esas - 2025/240
T.C.ANKARA2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİKARAR TÜRK MİLLETİ ADINAEsas No : 2024/497Karar No : 2025/240....Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden TerkinDava Tarihi : 27/11/2024Karar Tarihi : 25/06/2025Gerekçeli KararınYazıldığı Tarih : 25/06/2025Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili .... Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :DAVA : Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davacının .... nezdinde .... sayı ile tescilli “....” ibareli markasına dayalı olarak davalı firmanın .... sayılı “....” ibareli marka başvurusunun tesciline karşı dosyaladığı itirazların diğer davalı .... tarafından bütünüyle ve nihai olarak reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yakın benzer olduğunu, markaların tek unsuru olan kelimelerde sadece birkaç harf değişikliğinin olduğunu, ayrıca taraf markalarının aynı/benzer emtialarda kullanılacaklarını, dolayısıyla aralarında karıştırılma ihtimali olduğunun kabulünün gerektiğini, zaten de davalı firmanın taraf markalarının benzer olduğunu davacı ile yapmış olduğu yazışmalarda kabul ettiğini, tarafların faaliyet gösterdiği ilaç, sağlık ve kozmetik sektörlerinin de aynı olduğunu, davalının davacının markasının tanınmışlığından ve kalite sembolü haline gelmiş olmasından, tamamen kötü niyetli olarak yararlanmak istediğinin açık olduğunu, zira davalının davacının tescilli ve tanınmış logosunu da kendi ürünlerinde aynen kullanmakta olduğunu, davacının markalarının pek çok ülkede tescilli olması nedeniyle tanınmış olduklarının kabulünün gerektiğini, ayrıca davacının “..... sayılı ve "..." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile “Tıbbi ve veterinerlik amaçlı kullanıma uygun diyetetik maddeler; insan ve hayvanlar için diyet takviyeleri, gıda (besin) takviyeleri; zayıflama amaçlı tıbbi müstahzarlar; bebek mamaları; tıbbi amaçlı tıbbi bitkiler ve tıbbi amaçlı bitkisel içecekler” emtiaları yönünden kısmen sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP : Davalı... vekili cevaplarında özetle; dava konusu edilen markanın kapsamından davacının markasının kullanıldığının ispat edilebildiği emtialar ile aynı/benzer olan emtiaların... tarafından zaten çıkartılmış olduğunu, geriye kalan emtialar bakımından taraf markalarının karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, ayrıca davacının somut uyuşmazlıkta SMK m. 6/3, m. 6/4, m. 6/5, m. 6/6 ve m. 6/9 hükümlerinin uygulanmasını gerektirecek koşulların gerçekleştiğini de somut delillerle ispat edememiş olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili cevaplarında özetle; davalının “takviye edici gıda” kategorisinde 05. Sınıfa giren emtialar için başvurusunu dosyaladığı “...” markasının davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı markası ile görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığını, zira taraf markalarında ortak olarak geçen “entero” ibaresinin Latince kökenli olup, tıp terminolojisinde bağırsak ile ilgili bir ön ek olarak kullanıldığını, bu özelliği itibariyle ilgili sektörde birçok firma tarafından markalarının başlangıç kısmında kullanılan bir ibare olduğunu ve kullanımının davacının tekeline verilemeyeceğini, zaten de dava konusu edilen markanın sonuna eklenmiş olan “-gal” hecesinin davalı tarafından başka markalarında da kullanıldığını ve ayırt edicilik kazandırılmış olduğunu, zaten de dava konusu edilen emtiaların hitap ettiği tüketici kesiminin bilinç ve dikkat seviyesinin yüksek olduğunu, dolayısıyla taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, davacıya ait "..." isimli ürünün “tıbbi cihaz” kategorisinde bir ürünü olup, etkin madde olarak Polymethylsiloxane polyhydrate (Polimetilsiloksan polihidrat) içerdiğini, davalının markasının ise takviye edici bir gıda olduğunu ve etkin maddesinin olarak “silikon dioksit” olduğunu, yani ürünlerin sınıflandırma açısından aynı sektörde olmadığını, davacının davalının ambalaj/kutu kullanımı hakkında... nezdinde herhangi bir iddiasının bulunmadığını, bu yüzden de bu itirazını huzurdaki davada da ileri süremeyeceğini, zaten de taraf ürünlerinin kutularının da benzemediğini, davacının iddialarının aksine taraflar arasında gerçekleşen yazışmalarda davalının taraf markalarının benzediği yönünde bir beyanının yer almadığını, davacının “...” markalı ürününün bir süredir Türkiye piyasasında bulunmadığını, davacının huzurdaki davada da “...” markasını ciddi biçimde kullandığının ispat edilmesi gerektiğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, YİDK kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının kötü niyet ve tanınmışlık itirazları ile 6769 sayılı kanunun 6/3 ve 6/6 kapsamındaki itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının.... sayılı "..." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır. Davaya konu .... sayılı "..." ibareli marka için davalı tarafından 26/09/2022 tarihinde 05.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı davacının .... sayı ve "..." ibareli markasına ve 6769 sayılı SMK’nın m. 6/1, m. 6/3, m. 6/4, m. 6/5, m. 6/6 ve m. 6/9 hükümlerine dayalı olarak itirazda bulunduğu, davacının itirazlarının reddine karar verdiği, davacının bu karara tekrardan aynı markaya ve aynı madde hükümlerine dayalı olarak itirazda bulunduğu, bu itirazın da, .... sayılı kararı ile kısmen reddine nihai olarak karar verdiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır. Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; Davacının YİDK kararı iptali talepli davasında kullanmama def’inin dinlenebilmesi için, SMK m. 19/2 hükmüne göre, davacının itirazlarına mesnet aldığı markaların davalının dava konusu edilen markasının başvuru tarihinden en az 5 yıl süreyle tescilli olması, hükümsüzlük talepli davasında kullanmama def’inin dinlenebilmesi için de, SMK m. 25/7 hükmüne göre, davacının davasına mesnet aldığı markaların dava konusu edilen markasının başvuru tarihinden en az 5 yıl süreyle tescilli olması ve dava tarihinden geriye dönük 5 yıl içinde kullanıldığının ispat edilebilmesi gerekir. Davacının .... sayılı markasının 28.09.2012 olan tescil tarihi itibariyle, davalının kullanım ispatı talebinin süre açısından dinlenebilir olduğu değerlendirilmiştir. Somut olayda, bakılması gereken hususlar, davacının ... görselli ve .... sayılı markasının; Davacı tarafından, Tescilli olduğu emtialarda, Türkiye sınırları içerisinde, Ciddi bir şekilde, Markasal hüviyette, 26.09.2017-26.09.2022 tarihleri aralığında ve Tesciline uygun olarak kullandığının, dava ve marka işlem dosyalarındaki deliller meyanında ispat edilip edilemediği, noktalarında toplanmaktadır. Davacının dava/marka işlem dosyasına sunmuş olduğu belgelere bakıldığında; davacının “...” ibaresini, gerekli tarih aralığında, Türkiye sınırları içerisinde, yetkilendirdiği temsilcisi aracılığıyla, mide ve bağırsak sağlığını desteklemeye yönelik bir bağırsak temizleme ve zehirli maddelerden arındırma takviyesinde ciddi bir biçimde kullanıldığının yeterli nitelikte, nicelikte ve içerikte delil ile ispatlanabildiği değerlendirilmiştir. Bu yüzden de; hem YİDK kararının iptali hem de hükümsüzlük talepli davalar yönünden, davacının .... sayılı markasının, SMK m. 6/1 hükmü kapsamındaki korumadan sadece, tescili kapsamına giren; “bağırsak bozukluklarının tedavisinde kullanılan preparatlar” açısından yararlanabileceği kanaatine varılmıştır. Taraf markaları, renk ve şekil unsurlarının kullanılmadığı sırf kelime markalarıdır; davacının markasında düz yazım karakterindeki siyah renkli harflerle, sadece baş harfi büyük olacak şekilde yazılmış “...” ibaresi, davalının markasında da yine düz yazım karakterindeki siyah renkli kalın harflerle, yine sadece baş harfi büyük olacak şekilde yazılmış “...” ibareleri tek unsur olarak kullanılmışlardır ve markaların esas unsurları oldukları anlaşılmıştır. Dokuz ila on harften oluşan bu ibarelerin ilk altı harfi, dizinleri de aynı olacak şekilde ortaktır. Bu özellikleri/ ortaklıkları itibariyle bu kelimelerin/kısaltmaların görsel ve işitsel açılardan benzediği değerlendirilmiştir. Zaten de; aralarında bir/birkaç harf farkı olan sözcüklerin, birbirleriyle “benzer işaretler/ sözcükler” sayıldığına dair Yargıtay’ın artık iyice yerleşmiş pek çok emsal kararı vardır. Ayrıca; ortalama bir tüketici, dilbilgisi kurallarından kaynaklı olarak markaların başlangıç seslerini oluşturan ibarelere normal şartlarda daha fazla dikkat etmekte, yani tüketiciler markaların başlangıçlarında yer alan ilk unsurlara, soldan sağa okuma alışkanlığı nedeniyle, daha fazla odaklanmaktadır. Taraf markalarının esas/tek unsurlarında aynı olan kısımlar da, markaların başlangıcında yer almaktadır. İbarelerin son kısmında yer alan”-sgel” ve “-gal” harflerinden dahi ikisi, dizinleri de aynı olacak şekilde ortaktır. Bu derecede uzun olan iki kelimedeki bir-iki harf farklılığı, bu ibarelerdeki harf/dizin ortaklıklarının yaratmış olduğu yakınlaşmayı ortadan kaldıracak, yani değerlendirilen taraf markaları -ki her ikisi de uzunca tek birer kelimeden oluşmuş sırf kelime markalarıdır ve başka unsurlar da ihtiva etmemektedirler- görsel açıdan ayırt edilemeyecek derecede benzer olmaktan kurtaracak güçte ve nitelikte olmadığı değerlendirilmiştir. Bu harf farklılıkları, markaları “birebir aynı” olmaktan çıkarmakta, ancak SMK’nın 6/1 hükmü kapsamında “ayırt edilemeyecek derecede benzer” olma durumundan kurtaramamaktadır. Ayrıca; yerleşik içtihada göre, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır. Davacının “...” markasını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “...” markasıyla karşılaştığında bu markaları görsel açıdan benzer bulması ve karıştırması yüksek ihtimal dahilindedir. Görsel açıdan ortaya çıkan bu benzerlik, duyusal/işitsel/fonetik açıdan bakıldığında da, aynı sonucu vermektedir. Taraf markalarında esas/tek unsur olarak kullanılan kelimeler arasındaki yüksek orandaki harf/dizin ortaklığı, ibarelerin okunuşlarını, markaların kulakta bıraktıkları “tını”ları fonetik açıdan da yakınlaştırmaktadır. Kavramsal açıdan taraf markaları değerlendirildiğinde; “...” ve “...” ibarelerinin Türkçe’de ve yaygın olarak bilinen dillerde herhangi bir anlamı yoktur; her ne kadar davalı taraf, bu ibarelerin, tıp dilinde “bağırsak” anlamına gelen “entero-“ ön ekinden türetilmiş olduklarını ve bağırsak ile ilgili ilaçlarda ve tıbbi terimlerde bu şekilde türetilmiş kelimelerin sıklıkla kullanıldığını ve dolayısıyla da taraf markalarında ortak olan “entero-” ön ekinin markasal hüviyette ayırt ediciliğinin düşük olduğunu ileri sürmüş ise ve ilaç markaları yönünden markasal hüviyette ayırt edicilik; ürünün etken maddesine, jenerik adına, tedavisi amaçlanan hastalığa ve diğer karakteristik özelliklerine yakınlaştığı sürece zayıflar ise de; taraf markalarında kullanılmış olan kelimelerde “entero-” ön ekinin yanında sonda yer alan “-gel” ve “-gal” hecelerinin benzerliği dahi, taraf markalarının tüketici zihninde yarattıkları ilk algıyı yakınlaştırmaktadır. Neticede, değerlendirilen taraf markaların, görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzediği kanaatine varılmıştır. Davacının markasının kullanımının ispat edilebildiği emtialar, tıbbi ve veterinerlik amaçlı kullanıma uygun diyetetik maddelerden biridir, yani dava konusu edilen emtialar ile benzer alıcı çevresine hitap ederler, benzer ihtiyaçları giderirler, dağıtım kanalları ve satış yerleri aynıdır, aralarında ham madde ilişkisi bulunur, birbirlerini tamamlarlar ve benzer markaları bu emtialarda gören tüketicilerin markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurması ihtimal dahilindedir. Neticede, dava konusu edilen tüm emtialar yönünden, somut uyuşmazlıkta emtia benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği değerlendirilmiştir. Taraf markalarının kapsamına giren emtiaların hitap ettiği ortalama tüketicinin seviyesi de, markaların karıştırılması ihtimalinin değerlendirilmesinde önem arz etmektedir. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır. Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir. Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin, söz konusu mal/hizmet, toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren, teknik veya özel bir mal/hizmet ise, bu kesimin eğitim ve bilgi düzeyi dikkate alınacaktır. Ya da örneğin, sadece eczanelerde ve reçeteli olarak satılan ilaçlar, doğrudan insan sağlığını ilgilendirdiğinden, hayati öneme sahip oldukları için bu gibi ürünleri satın alacak olan kimseler daha dikkatli olacaklardır. Ayrıca bu tür ürünler genellikle tıp doktorları ve eczacılar tarafından önerilip kullanıldığından, ve dahi bir kısmının da reçete ile satışları zorunlu olduğundan, gösterilen dikkat ve kullanılan mesleki bilgi seçici olacaktır. Davalının markasının kapsamına giren ve dava konusu edilen emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici kitlesinin bilinç/dikkat/özen/seçicilik seviyesine bakıldığında; internette bile satılan bu emtialara ulaşmak kolay olduğundan, fiyatları görece yüksek olmakla birlikte, bilinç/dikkat/özen seviyesinin düştüğü, ancak yine de “insan sağlığı” ile ilişkileri olduğundan tüketicilerin daha seçici ve dikkatli davranmalarının beklenebileceği gerçekleri gözetildiğinde, söz konusu tüketici kitlesinin bu malları satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin düşük olmadığı değerlendirilmiştir.Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; uzunca birer kelimeyi tek unsur olarak ihtiva eden taraf markalarının başlangıç kısımlarındaki altı harfin aynı olması nedeniyle, görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer oldukları değerlendirilmiştir. Ayrıca; dava konusu edilen markanın kapsamına giren ve dava konusu edilen tüm emtialar ile davacının markasının kullanıldığının ispat edilebildiği emtialar arasında benzerlik/türdeşlik şartı da gerçekleşmiş olduğundan; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davacının “...” markasını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, dava konusu edilen emtialarda kullanılan davalının “...” esas/tek unsurlu markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulması ihtimalinin bulunduğu değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de; somut olayda, davalının markasının kapsamına giren ve dava konusu edilen tüm emtialar açısından, değerlendirilen taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunduğu kanaatine varılmıştır. DAVACININ GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ İDDİASI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME: Davacı taraf, dava konusu edilen “...” ibaresinin, davalının markasının tescili kapsamına giren ve dava konusu edilen emtialarda, kendisi tarafından Türkiye genelinde kullanıldığını ve bu şekilde gerçek hak sahipliğinin doğduğunu tevsik eden herhangi bir delili, dava/marka işlem dosyasına sunmuş değildir. Ayrıca da; davacının huzurdaki davasına mesnet aldığı markaları tescillidir; halbuki, SMK m. 6/3 hükmü, tescilsiz marka kullanımlarına ilişkin bir düzenlemedir. Neticede, somut olayda, davacının önceki kullanıma dayalı gerçek hak sahipliği iddiasının, davalının markasının dava konusu edilen emtialarda tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı kanaatine varılmıştır. DAVACININ TANINMIŞLIK İDDİASI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME: Davacının dava/marka işlem dosyasına sunduğu delillerden, davacının “...” markasının, dava konusu edilen emtiaların hitap ettiği sektörlerdeki bilinirliği, bu markaya ve markanın tanıtımına yapılan yatırımlar, bu markanın piyasa payı anlaşılamadığından, bu markanın bu sektörlerde “tanınmış” olduğunun söylenemeyeceği değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de; davalının markasının kapsamıma giren ve dava konusu edilen emtialar yönünden, davacının tanınmışlıkla ilgili iddiaların, markanın tesciline/ hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı kanaatine varılmıştır. DAVACININ ÖNCELİKLİ FİKRİ HAK İDDİASI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME: Davacının ticaret unvanının ayırıcı unsuru olan “BİOLİNE” ibaresinin dava konusu edilen markada geçmediği hususunda herhangi bir tereddüt olmadığından, davacının öncelikli fikri hak iddialarının davalının markasının dava konusu edilen emtialar bakımından tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı kanaatine varılmıştır. DAVACININ KÖTÜ NİYET İDDİALARI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME: Hukukumuzda “kötü niyet” tanımlanmamıştır. Buna karşın kavramı izah için özellikle de sübjektif olgunun tespiti için iyi niyete başvurulmaktadır. İyi niyete sadece bir hüküm olarak değil, özel hukuka yön veren bir ilke anlamında Medeni Kanun m. 3’te yer verilmiştir. Bu hüküm uyarınca, Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz. İyi niyet ve kötü niyet bir madalyonun iki yüzü gibi olduğundan kötü niyetin tanımını yapabilmek için öncelikle iyi niyetin ortaya konması yararlı olacaktır. İyi niyet, bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen herhangi bir hususun hakkı kazanacak olan kimse tarafından bilinmemesi demektir. O halde kötü niyeti, bir bakıma “iyi niyetli olmama hali”, yani “bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen hususu bilmesine rağmen hareket etmek veya susmak suretiyle başkalarına zarar vermek” şeklinde tanımlamak mümkündür. Somut olayda, davalının “.....” işaretini kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla veya davacının markaları ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava/itiraz dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan, taraflar arasında daha önce, uyuşmazlığın yargıya gitmemesi amacıyla görüşmeler yapılmış olmasının da, davalının kötü niyetini tevsik edebilen herhangi bir yanı olmadığı değerlendirildiğinden, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığının ispat olunamadığı kanaatine varılmıştır. Neticede, bilirkişi raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; Davacının .....sayılı markasının “bağırsak bozukluklarının tedavisinde kullanılan preparatlar”da, ciddi biçimde kullanıldığının ispat edilebildiği, değerlendirilen taraf markaların/işaretlerin görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olduğu, davalının markasının kapsamına giren ve dava konusu edilen emtiaların tamamı yönünden emtia benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, dava konusu edilen emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici kitlesinin seçicilik/algı/ dikkat/özen seviyesinin düşük olmadığı, taraf markaları arasında, davalının markasının kapsamına giren ve dava konusu edilen tüm emtialar yönünden karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunduğu, davacının “gerçek hak sahipliği”, “tanınmışlık” ve “öncelikli fikri hak” iddialarının davalının markasının, dava konusu edilen emtialar yönünden tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, ....kararının yerinde olmadığı ve iptali şartlarının oluştuğu, davaya konu markanın hükümsüzlük koşullarının oluştuğu anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M :Davanın Kabulüne, .... sayılı kararının tüm mal ve hizmetler yönünden iptaline, Davaya konu markanın tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen...’e gönderilmesine,Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 187,80.-TL harcın davalılardan alınarak hazineye irad kaydına,Davacının kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 15.184,10.-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ..... İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.25/06/2025 Kâtip Hâkim ..... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır MASRAF DÖKÜMÜ İlk Masraf : 1.832,00.-TL Bilirkişi Ücreti : 12.000,00.-TL Tedbir Harçları : 1.132,10.-TL P.P : 220,00.-TL TOPLAM : 15.184,10.-TL