İzmir Bölge Adliye Mahkemesi, 110.000 EURO bedelli bonoya dayalı icra takibinde şirket içi husumet kaynaklı muvazaalı borç iddialı menfi tespit davası hakkında istinaf kararı verdi.
Özet: Bir şirket, aleyhine başlatılan 110.000 Avro bedelli kambiyo senedine dayalı icra takibine konu borcun, şirket içi husumet nedeniyle eski bir ortak tarafından şirketi zarara uğratmak amacıyla gerçek dışı ve muvazaalı olarak oluşturulduğunu, borcun şirket defterlerinde yer almadığını, tebligatın usulsüz yapıldığını iddia ederek açtığı menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince reddedilmesi üzerine, bu karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuş; söz konusu davada, davacı şirket, mevcut borcun varlığını kabul etmediğini ve icra takibinin durdurulmasını talep ederken, davalı taraf ise davanın şirket içi çekişmelerden kaynaklandığını savunarak, ilk derece mahkemesinin ret kararının incelenmesi amacıyla dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderildiği anlaşılmaktadır.

T.C.İZMİRBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİESAS NO : 2026/850 KARAR NO : 2026/1687T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : AYDIN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ : 06/11/2025NUMARASI : 2025/833 Esas 2025/742 Karar DAVA : MENFİ TESPİT KARAR TARİHİ : 07/07/2026KARAR YAZIM TARİHİ : 07/07/2026 Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/833 Esas 2025/742 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafından, davacı şirket aleyhine Didim İcra Dairesi'nin 2018/1906 Esas sayılı dosyasında, kambiyo senedine özgü takip yoluyla icra takibi yaptığını, takibe konu 02.01.2015 düzenleme tarihli, 02.01.2017 ödeme günlü, 110.000-Euro bedelli, alacaklısı ..., borçlusu .... Şti. olan bir adet bono olduğunu, adı geçen bonoyu şirket ile ve şirket ortakları ile aralarında husumet olan ....'in imzaladığını, şirket ortağı olan .... ile şirketin diğer ortakları ve müdürleri arasında husumet başladığını ve .... tarafından şirket zarara uğratılmaya çalışıldığını, bu dönemde şirketin %70 hissedarlarından olan .... tarafından .... aleyhine müdürlükten azil edilmesi için Didim 1. Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesi'nin 2017/415 Esas sayılı dosyasında dava açıldığını, mahkemenin 2017/794 Karar sayılı ilamı ile;(....somut olayda davacı şirketin %70 oranında hisse sahibi olup TTK.m.618 ve m.620 uyarınca şirket ana sözleşmesini değiştirme, müdürleri görevden alma yetkisine haizdir..) gerekçesiyle usulden red edildiğini, iş bu davanın açıldığı tarihin 16.06.2017 olduğunu, daha sonra şirket hissedarı olan ... tarafından usuli işlemler yerine getirilerek; şirket genel kurulunu toplantıya çağırmak için kayyum tayin edilmesi için Didim 2. Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesi'nin 2018/87 Esas sayılı dosyasında dava açtığını, mahkemenin 2020/35 Karar sayılı ilamı ile davanın kabulüne karar verildiğini ve şirket genel kurulunu toplantıya çağırtmak için SMMM Refik Araç adlı kişiyi kayyım olarak atadığını, tüm bu süreç devam ederken şirketi gerçek dışı ve muvazaalı olarak ...'in borçlandırmaya başladığını ve şirketin aleyhine Didim İcra Dairesi'nin 2018/1906 Esas sayılı dosyasında gerçek dışı ve olmayan bir borç ihdas edilerek 110.000-Euroluk icra takibi başlatıldığını, ödeme emri ...'in oğlu ....'e şirket çalışanı olduğundan bahisle usule aykırı şekilde tebliğ edildiğini, şirketin bu takipten aleyhine haciz işlemleri başlatıldığında haberdar olduğunu, öncelikle tebligatın usulsüz olduğuna dair icra mahkemesine şikayette bulunulduğunu, Didim İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2019/155 Esas ve 2019/156 Esas sayılı dosyasında tebligatın usulsüz olduğuna karar verildiğini, şirketi gerçek dışı borç altına sokan .... tarafından şirketteki 20 payı Didim 2. Noterliği'nin 03.08.2015 tarihli ve 05281 yevmiye nolu limited şirket pay devri sözleşmesiyle ....'a devredildiğini, yine .... tarafından şirketteki 50 payını Didim 2. Noterliği'nin 27.02.2015 tarihli ve 01261 yevmiye no'lu limited şirket pay devri sözleşmesiyle ....'a devredildiğini, Didim 2. Noterliği'nin 03.08.2015 tarihli ve 05282 yevmiye no'lu pay devri sözleşmesinin her üç devir sözleşmesinde de; (şirket resmi kayıtlarına işlenmemiş ve bilançolarında gözükmeyen borçlar haricinde) denildiğini, davalı ... aleyhine yapmış oldukları şikayette, ...'in şüpheli sıfatıyla vermiş olduğu savunmasında; "Ben ev hanımıyım.... isimli şahıs tanırım.Kendisinden 2014 yılı sonuna doğru ... ada .... parsel,.... ada ....parsel kayıtlı taşınmaz üzerine inşaa etmekte olduğu villalardan beğenip taksitle satın aldım.kendisine taksit ödemelerini yaptım.yaklaşık olarak 110.000 Euro olarak ...." dediğini, davalı lehine şikayete konu olayın hukuki ihtilaf olduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, ancak 110.000-Euro paranın şirket bilançolarında görülmediğini, şirkete ödenmediğinin çok açık olduğunu, davalı tarafından, icra takibine konu edilen para ve davalının beyanında geçen 110.000-Euro davalı tarafından; hangi tarihte, hangi hesaptan ödendiğini, bu kadar paranın şirket bilançolarında neden görünmediğini, zira böyle bir para ve böyle bir alışverişin olmadığını, tamamen gerçek dışı ve davalı ile dava dışı ....'in şirketi zarara uğratmak için olmayan bir borçtan kaynaklı olarak yapılan bir icra takibi olduğundan, şirketin de böyle bir borcu olmadığından Didim İcra Dairesi'nin 2018/1906 Esas sayılı takip dosyasına konu edilen bonoya dayalı borçtan dolayı, borçlu olmadığının tesbiti ve icra takibinin durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; Davacı tarafın bir takım şirket içi ilişkilerden yakınarak menfi tespit davası açtığını, şirket içerisindeki müdürler ve hissedarlar arasındaki anlaşmazlıkların, müvekkilinin hukukunu etkilemediğini, müvekkili ...'in, davacı ... Şti.’den Didim İcra Müdürlüğünün 2018/1906 E. sayılı dosyası ile alacaklı olduğunu, hakkında takip yürütülen davacı firmanın, Didim 1. Noterliğinin 19 Nisan 2013 tarih 2786 yevmiye nolu kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile inşaatını yüklendiği Aydın İli, Didim İlçesi, ... ada .... parsel ve .... ada .... parselde inşa edilmekte olan villalardan, müvekkilin 1 adetini satın almak için 110.000,00Euro bedel ile davacı firma ile 2014 yılında imzaladıkları Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi ile anlaştığını, müvekkili olan davalının ödemelerini tam ve eksiksiz yapmasına rağmen davacının ortakları ve arsa sahibi .... ile sorun yaşadığını ile sürmesi sebebiyle yapılar tamamlandığı halde müvekkiline almayı hak kazandığı taşınmazın tapusu devir ve tescil edilmediğini, davalının Gayrimenkul Satış Vaadi sözleşmesi imzalandıktan ve müvekkili tarafından gerekli ödemeler yapıldıktan çok sonra şirkete hissedarlar alındığını ve kendi aralarında bir takım davalar ve sorunlar yaşandığını, davalı müvekkilinin taşınmaz satış vaadi sözleşmesi imzaladığı ve yapmış olduğu ödemelere ilişkin senet verildiği dönemde şimdiki ortakların hissedar olmadığını, davalının yapmış olduğu ödemelerin iadesinden yahut tapunun devrinden bu sebeple yeni hissedarlar imtina ettiklerini, bu iddianın hem kötü niyetli bir iddia olup hem de ortakların şahıs kimliğinden ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olan şirket ve davalı arasındaki alış verişe ve evrakların geçerliğine etki etmeyeceğini, müvekkilinin sözleşme ile ev satın aldığı ve ödeme yaptığı esnada şirket tüzel kişiliğini temsile yetkili olan şahıs .... olup, müvekkilin şirket tüzel kişiliğini temsilen bu şahıs ile muhatap olduğunu, yapılan sözleşme, almış olduğu senet tam yetki ile şirket tüzel kişiliğini temsile yetkili şirket müdürü tarafından imzalandığını, müvekkilin ödemelerini şirket tüzel kişiliğini temsilen bizzat şirket müdürüne yaptığını, yeni hissedarların davalı müvekkilin ödemeleri şirket tüzel kişiliğine temsilen hareket eden şirket müdürüne yapmış olmasından bahisle menfi tespit talep etmesinin mümkün olmadığını, varsa ortaklar arasındaki husumetler kendi aralarında dava konusu olması gerekmekte olup, davalı müvekkilinin sözleşmeyi imzalayarak, ödemelerini yaptığını, kaldı ki davacı şirket eski hissedarı ile yeni hissedarları danışıklı olup borcun müvekkiline ödememek, taşınmazın tapusunu devretmemek için kötü niyetle iş bu davayı açtığını, davalının son derece mağdur olduğunu, yılların birikimi ile çocukları ve ailesi ile bahçeli bir villada yaşama hayali kurduğunu, yapılar inşa edildiği halde şirket içi meselelerinden ve arsa sahibi ile yaşadıkları problemden dolayı müvekkilin hak ettiği taşınmazın tapusu verilmediğini, tapuda borçlu yüklenici adına intikal etmeyen ve arsa sahibi adına kayıtlı taşınmazlar esasen müteahhitin malları olup, müteahhitin müvekkile olan borcu ödenmemesi amacıyla hissedarlar ve arsa sahibinin de danışıklı hileli davranışı neticesinde bu tapular yükleniciye devredilmemekte ve müvekkilinin satın aldığı/parasını ödediği taşınmaza kavuşamadığından hissedarlar arasındaki iç ilişki şirket tüzel kişiliği ile sözleşme yapmış olan müvekkilinin hukukunu etkilemeyeceğinden, hem de şirket hissedarlarının kötü niyetle danışıklı olarak müvekkile parasını ödememek yahut satın aldığı tapuyu vermemek için danışıklı olarak borcu inkar etmekte olan davacıların davasının MK dürüstlük kuralı çerçevesinde kabulünün mümkün olmadığından davacının davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir. MAHKEMECE: "...Dava, İİK'nın 72.maddesine dayalı kambiyo senedinden kaynaklı menfi tespit davasıdır. Davacı vekilinin açtığı davanın mahkememizin 2021/1429 esasına kaydedildiği, mahkememizce yapılan yargılamada 09/11/2022 tarih, 2021/1429 esas 2022/647 karar sayılı karar ile davanın reddine karar verildiği, hükmün istinafı üzerine, İzmir BAM 11. Hukuk Dairesinin 08/10/2025 tarih 2023/341 esas 2025/1374 sayılı kaldırma kararında; "...Dava İİK’nun 72. maddesine göre açılan icra takibine konu bonodan dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir. Davacı dava dilekçesinde bono nedeniyle herhangi bir borcunun bulunmadığını ileri sürmüştür. Mahkemece davalının uyuşmazlık konusu bononun davalının davacı şirketin müteahhitliğini yaptığı villalardan birinin alım satımı nedeniyle verildiğini iddia etmiş olduğu, bononun düzenlenme sebebinin "nakden" olduğu, ancak davalı savunmasının ''nakden'' kaydı ile düzenlenmiş bononun ihdas nedenini talil eder nitelikte olmadığı gerekçesiyle ispat yükü üzerinde olan davacı borçlu tarafça kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiş ise de, bonoda "nakden" kaydıyla düzenlenmesi nedeniyle, bononun düzenleniş sebebinin davalı tarafından talil edilmiş olması nedeniyle ispat yükümlülüğünün davalıya geçtiği, davalının sözkonusu bononun villa alım satımından kaynaklanan borç nedeniyle verildiğini yazılı delillerle ispatla yükümlü olduğu, mahkemece tüm bu hususlara değinilmeksizin, ispat yükünün tayininde hataya düşüldüğü, davacı vekilinin istinaf itirazının bu yönüyle haklı ve yerinde olduğu değerlendirilmiştir. O hâlde açıklanan nedenlerle mahkemece, ispat yükü kendisinde olan davalı senet alacaklısına bu iddiasını kanıtlayabilmesi için olanak verilip, tüm delilleri toplanıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, ispat yükünün davacıda olduğu gerekçesiyle yazılı biçimde hüküm kurulmuş olmasında isabet bulunmadığı değerlendirilerek,..." gerekçe ile kaldırılmış olup mahkememizce yeni esas alınarak mahkememizin 2025/833 esas sırasına kaydı yapıldığı anlaşılmıştır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu "kambiyo taahhüdünde bulunmuş olur.Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl/temel borç ilişkisi vardır. 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 72.maddesi gereğince, borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında, borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (4721 s.TMK m.6).İspat yüküne ilişkin bu genel kural menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf, o vakıayı ispat etmelidir.Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir.Borçlu, borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu senedin bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir. Aynı ilkeler, HGK’nun 17.12.2003 gün ve 2003/19-781 E., 2003/768 K. sayılı ilamında da benimsenmiştir.Davacı, kambiyo senedinden dolayı borçlu olmadığının tespitini istediğine göre, konunun hem kambiyo hem de ispat hukuku açısından ele alınıp, değerlendirilmesi gerekir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 201.Maddesi gereğince; yazılı bir belgeye (senede) bağlanmış olan her çeşit iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen hususların tanıkla ispatlanması mümkün değildir.Bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedi olup, bonoyu düzenleyen, asıl borçlu durumundadır. Bonoda bulunması zorunlu olan şekil şartları 6102 sayılı TTK’nun 776.maddesinde sayılmıştır. Bu unsurların yanı sıra, yerleşik Yargıtay kararlarında ve öğretide de kabul edildiği gibi, bonolara özgü seçimlik unsurlar da bulunmaktadır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden ya da malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir.Seçimlik unsurlardan biri de temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik "bedel kaydı"dır. Eş söyleyişle "bedel kaydı" kambiyo senedinin ihtiyari kayıtlarındandır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehtarından (alacaklıdan) karşı edayı aldığını ispata yarar. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu, senedin bono niteliğini etkilemez. Zira, bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa aittir. Ancak, bir defa bir mal alışverişine dayandığı "malen" kaydıyla, ya da bir alacak borç ilişkisine dayandığı "nakten" kaydı ile senede yazılmışsa, artık buna uyulmak gerekir. Bu kayıtların aksinin savunulması senedin talili (nedene, illete bağlanması) anlamına gelir ki, böyle bir durumda ispat yükü yer değiştirir. Senedi talil eden, savını kanıtlamak yükümlülüğü altına girer.Somut olayda; davalı tarafın, davacı şirket hakkında Didim İcra Müdürlüğünün 2018/1906 Esas sayılı dosyasında, 02.01.2015 düzenleme ve 02.01.2017 ödeme tarihli, 110.000-Euro bedelli bir adet bonoya dayanarak kambiyo senedine özgü icra takibi yaptığı, davacı yanın iş bu menfi tespit davasını açarak, icra takibine konu senedin şirketin eski yetkilisi tarafından tanzim edildiğini; şirketin böyle bir borcu olmadığını, şirket kayıtlarında bononun kayıtlı olmadığını, davalının şirkete ödediği bir para bulunmadığını, davacı temsilcisinin davalı ile anlaşarak borç olmadığı halde şirketi zarara uğratmak için geçmiş tarihli bono düzenleyerek davalıya verdiğini, davacının davalıya borcu olmadığı için bonodan sorumlu olmadığını iddia ettiği, davalı taraf savunmasında ise, davacı firmanın, Didim 1. Noterliğinin 19 Nisan 2013 tarih 2786 yevmiye nolu kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile Aydın İli, Didim İlçesi,... ada ....parsel ve ... ada .... parselde inşa edilmekte olan villaları yapmayı yüklendiğini, davalının, müteahhit olan davacıdan 1 adet villa satın almak için 110.000,00Euro bedeli davacı temsilcisine ödediğini, davacı tarafın villayı teslim etmediği gibi aldığı parayı geri iade etmediğini, ödediği para için verilen bonodan dolayı davacı hakkında icra takibi yaptığını, davacının kendi iç ilişkilerindeki sorunlardan bahsederek ödenen paranın iadesinden kaçınmak için iş bu davayı açtığını savunduğu, takip konusu bono incelendiğinde; "nakden" kaydıyla düzenlendiği anlaşılmaktadır. Davaya konu bonoda nakden kaydının bulunduğu, davalı tarafın savunmasında, davacıya bir mal verdiğini savunmadığı, tam tersine para verdiğini savunduğu, yani davalı taraf, davacıdan her hangi bir mal almadığı, bu bono karşılığında davalının davacıya bir mal vermeyi taahhüt etmediği veya bir mal teslim etmediği, bu bono bir mal karşılığında düzenlenmediği, bonoda borçlu keşideci olan davacı şirketin, bu bonoyu vermesinin sebebinin davalı alacaklıdan bir mal almış olması olmadığı, böyle bir iddia ve savunmanın bulunmadığı, davalı tarafça bonoda bulunan nakden kaydının talil edilmediği, davalının savunmasında davacıya verdiği para için bono verildiğini, davacıya para vermesinin sebebinin açıklandığı, şöyleki; davalı alacaklının, davacıdan bir taşınmaz almak için para verdiğini ancak taşınmaz verilmeyince verdiği paranın iadesi için bu davacı tarafça düzenlendiğini savunduğu, bonodaki nakden kaydının malene dönüşmesi için davalı alacaklının; " ben bu bono karşılığında keşideciye mal teslim ettim oda bana bu malın bedelini ödemek için bu bonoyu verdi" demesinin gerekli olduğu, oysa davalı alacaklının mal teslimi iddasının olmadığı, nakden kaydının talil edilmemiş olduğu, bu haliyle, ispat yükünün nakden kaydı ile düzenlenen bononun danışıklı olarak düzenlendiği ve bedelsiz olduğunu iddia eden davacı tarafta olduğu, davacının iddiasını yazılı delillerle kanıtlamayamadığı, davalı savunmasının ''nakden'' kaydı ile düzenlenmiş bononun ihdas nedenini talil eder nitelikte olmadığı anlaşılmıştır.Davacı şirket ve şirket ortakları ile eski temsilci arasındaki husumete yönelik iddiaların şirket işleyişi ve temsilcinin sorumluluğuna ilişkin olup iş bu davada dinlenemeyeceği, davaya konu senedin davacı şirket temsilcisi tarafından imzalandığı, bu imzanın davacı tarafı bağlayacağı, böyle bir durumda, şirket temsilcisi ile davalı arasında muvazaalı işlem olup olmadığının ispatı gerektiği, eski şirket temsilcisi ile davalı arasında danışıklı işlem olduğuna yönelik iddiada ispat yükünün davacıda olduğu, davacı tarafın şirket temsilcisi ile davalı arasında muvazaalı ve hileli şekilde senet düzenlendiğini dosyada toplanan delillerden ispat edemediği kanaatine varılmıştır. Davacı taraf ticari defterlerine delil olarak dayanmış ise de; tarafların her ikisi de tacir olmadığından, davacı defterlerinin davalının aleyhine delil olarak kabul edilemeyeceğinden davacı tarafın ticari defterleri incelenmemiştir. Kaldıki defter ve kayıtlarda bononun kayıtlı olmadığı davacı tarafın beyanlarından da anlaşılmıştır. Davacı temsilcisinin ticari kayıtlara senedi yazmaması veya davalıdan tahsil ettiği paraları şirket kayıtlarına işlememesi senetten kaynaklanan borcu ortadan kaldırmayacağı, davacı tarafın senet nedeniyle borçlu olmadığı yönündeki iddiasını ispatlayacak yazılı bir delil sunmadığı, takip dayanağı senedin şirket yetkilisi tarafından davalı ile birlikte danışıklı hareket ederek davacı şirketi borçlandırmak iradesi ile düzenlendiği hususunun ispat yükü kendisinde olan davacı tarafça usulüne uygun delillerle kanıtlanamamış olması sebebiyle davanın reddine, davacının davayı açmakta kötü niyetli olduğu ispat edilemediğinden davalı tarafın tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.Davalı tarafın cevap dilekçesinde bildirdiği ve dosyaya sureti getirtilen, davalı tarafından Didim 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/243 esas sayılı derdest dosyasında, arsa sahibine karşı açtığı tapu iptal ve tescil davasının, davaya konu icra takibi sonrası, icra takibine konu alacağın tahsili için, arsa sahibi adına kayıtlı tapuların borçlu davacı adına tescili için açılmış bir dava olmakla, dosyamıza bir etkisinin olmayacağından bekletici mesele yapılmayarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.'' gerekçesi ile; Davacının davasının reddine,Davalı tarafın tazminat talebinin reddine," şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacı müvekkili şirket aleyhine, davalı tarafından Didim İcra Müdürlüğü’nün 2018/1906 Esas sayılı dosyası üzerinden kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibi başlatıldığını, takibe dayanak yapılan 110.000 Euro bedelli bononun, müvekkil şirketin gerçek bir borcuna dayanmadığı, şirket iradesi dışında ve muvazaalı şekilde düzenlendiği açık olduğundan işbu menfi tespit davası açıldığını, dava Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/1429 Esas sayılı dosyasında görüldüğünü, söz konusu karar, açık şekilde hukuka aykırı olup özellikle ispat yükünün hatalı belirlenmesi ve uyuşmazlığın esasına girilmeksizin eksik inceleme ile hüküm kurulması sebepleriyle karar istinaf edildiğini, İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin 11. hukuk dairesi’nin kaldırma ilamının gereklerinin yerine getirilmemesi açıkça hukuka aykırılık içerdiğini, Mahkemece bozma sonrası yürütülen yargılama süreci incelendiğinde söz konusu kaldırma ilamının yalnızca metin olarak karara yansıtıldığını, ilamın öngördüğü araştırma ve değerlendirme yükümlülüğünün fiilen yerine getirilmediğinin anlaşıldığını, bu haliyle yargılama, bozma ilamının gerektirdiği şekilde yeniden kurulmuş bir yargılama olmayıp önceki kararın dayandığı eksik ve hatalı değerlendirmelerin korunarak sürdürülmesinden ibaret kaldığını, yerleşik yargı içtihatlarında da kabul edildiği üzere, bozma ilamına uyulması yalnızca ilamın kararda zikredilmesiyle değil, ilamda belirtilen hukuki esasların somut yargılama faaliyetinde uygulanmasıyla mümkün olduğunu, görünürde uyma kararı verilmiş olsa dahi, gerçekte bozma ilamına aykırılık söz konusu olacağını, yerel mahkeme kararının Bozma ilamının bağlayıcılığına aykırı olması, İspat yükünün hatalı şekilde yeniden belirlenmesi, Gerekli araştırma ve inceleme yapılmadan hüküm kurulması nedenleriyle açıkça hukuka aykırı olup, kaldırılması gerektiğini, uyuşmazlığın aydınlatılması için zorunlu olan araştırma ve incelemeler yapılmadan hüküm tesis edildiğini, mevcut dosya ya konu senet üzerinde herhangi bir bilirkişi incelemesi yaptırılmamış olması, eksik inceleme niteliğinde olup bozma sebebi olduğunu, davalı tarafın dayandığı sözde hukuki ilişki gerçeği yansıtmamakta dava dışı ... ile davalı taraf müvekkili davacı şirketi zarara uğratma amacı içerisinde olduğunu, müvekkili davacı şirketin, mali kayıtları ve finansal verilerinde iddia edilen borca ilişkin herhangi bir iz bulunmadığını, bozma öncesi yapılan yargılamada dinlenen tanık beyanları ile davalı iddialarının mesnetsiz olduğu ortaya çıktığını, dava konusu bono gerçek bir borcu içermediğini, bu takip konusu borç şirketten gizlenmeye çalışıldığını, tebliğ olunan takip talebi dava dışı ....'in oğlu şirkette hiçbir yetkisi olamayan .... tarafından alınmış bu durumun usulsuz tebligat olduğu yargı kararıyla sabit olduğunu, dava dışı ...’in şirketi zarara uğratmaya yönelik eylemlerinin sadece mevcut dosya kapsamıyla sınırlı olmayıp süreklilik arz ettiğini, somut yargı kararı ile bu durum ortaya konulmuş olması Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2025/833 E. 2025/742 K. sayılı kararının kaldırılmasını, yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesini, mevcut delil durumu gözetilerek haklı davanın kabulünü, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, menfi tespit istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar res'en gözetilerek ve yine HMK 357/1.maddesindeki, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar istinaf incelemesi sırasında dinlenemez ve yeni delillere dayanılamaz hükmü çerçevesinde yapılmıştır.Davacı vekilince, takibe konu bononun müvekkili şirket tarafından davalıya senedi keşide eden şirket eski yetkilisi .... tarafından şirketi zarara uğratmak için verildiği, senedin verildiği dönemde şirketin %70 hisssedarı ortağı tarafından temsil yetkisinin ....den alınması için huhuki süreç yürütüldüğü beyanı ile borçlu olunmadığının tespiti talep edilmiştir. Davalı vekilince, hakkında takip yürütülen davacı firmanın, Didim 1. Noterliğinin 19 Nisan 2013 tarih 2786 yevmiye nolu kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile inşaatını yüklendiği Aydın İli, Didim İlçesi, ... ada ... parsel ve ... ada ... parselde inşa edilmekte olan villalardan, müvekkilin 1 adetini satın almak için 110.000,00Euro bedel ile davacı firma ile 2014 yılında imzaladıkları Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi ile anlaştığını, müvekkili olan davalının ödemelerini tam ve eksiksiz yapmasına rağmen davacının ortakları ve arsa sahibi .... ile sorun yaşadığını ile sürmesi sebebiyle yapılar tamamlandığı halde müvekkiline almayı hak kazandığı taşınmazın tapusu devir ve tescil edilmediğini, davalının Gayrimenkul Satış Vaadi sözleşmesi imzalandıktan ve müvekkili tarafından gerekli ödemeler yapıldıktan çok sonra şirkete hissedarlar alındığını ve kendi aralarında bir takım davalar ve sorunlar yaşandığını, davalı müvekkilinin taşınmaz satış vaadi sözleşmesi imzaladığı ve yapmış olduğu ödemelere ilişkin senet verildiği dönemde şimdiki ortakların hissedar olmadığı, davalının yapmış olduğu ödemelerin iadesinden yahut tapunun devrinden bu sebeple yeni hissedarlar imtina ettikleri, bu iddianın hem kötü niyetli bir iddia olup hem de ortakların şahıs kimliğinden ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olan şirket ve davalı arasındaki alış verişe ve evrakların geçerliğine etki etmeyeceği, müvekkilinin sözleşme ile ev satın aldığı ve ödeme yaptığı esnada şirket tüzel kişiliğini temsile yetkili olan şahıs ... olup, müvekkilin şirket tüzel kişiliğini temsilen bu şahıs ile muhatap olduğu, yapılan sözleşme, almış olduğu senet tam yetki ile şirket tüzel kişiliğini temsile yetkili şirket müdürü tarafından imzalandığı beyanıyla davanın reddi talep edilmiştir. Mahkemece verilen ilk kararla davanı reddine karar verilmiştir. Kararın davacı tarafça istinafı üzerine İzmir BAM 11. Hukuk Dairesinin 08/10/2025 tarih 2023/341 esas 2025/1374 sayılı kaldırma kararında; "...Dava İİK’nun 72. maddesine göre açılan icra takibine konu bonodan dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir. Davacı dava dilekçesinde bono nedeniyle herhangi bir borcunun bulunmadığını ileri sürmüştür. Mahkemece davalının uyuşmazlık konusu bononun davalının davacı şirketin müteahhitliğini yaptığı villalardan birinin alım satımı nedeniyle verildiğini iddia etmiş olduğu, bononun düzenlenme sebebinin "nakden" olduğu, ancak davalı savunmasının ''nakden'' kaydı ile düzenlenmiş bononun ihdas nedenini talil eder nitelikte olmadığı gerekçesiyle ispat yükü üzerinde olan davacı borçlu tarafça kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiş ise de, bonoda "nakden" kaydıyla düzenlenmesi nedeniyle, bononun düzenleniş sebebinin davalı tarafından talil edilmiş olması nedeniyle ispat yükümlülüğünün davalıya geçtiği, davalının sözkonusu bononun villa alım satımından kaynaklanan borç nedeniyle verildiğini yazılı delillerle ispatla yükümlü olduğu, mahkemece tüm bu hususlara değinilmeksizin, ispat yükünün tayininde hataya düşüldüğü, davacı vekilinin istinaf itirazının bu yönüyle haklı ve yerinde olduğu değerlendirilmiştir. O hâlde açıklanan nedenlerle mahkemece, ispat yükü kendisinde olan davalı senet alacaklısına bu iddiasını kanıtlayabilmesi için olanak verilip, tüm delilleri toplanıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, ispat yükünün davacıda olduğu gerekçesiyle yazılı biçimde hüküm kurulmuş olmasında isabet bulunmadığı." gerekçesiyle kaldırılmasına karar verilmiştir. Kaldırma kararnıdan sonra mahkemece ispat yükünün yer değiştirmediği, nakden kaydının talil edilmediği beyanıyla davanın reddine karar verilmiştir. Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına; senetteki nakden kaydının davalı tarafça talil edilmiş sayılamayacağının, ispat yükü üzerinde bulunan davacının iddialarını ispat edemediğinin anlaşılmasına göre davacı vekilinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK m. 353/1-b-1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/11/2025 tarih ve 2025/833 Esas 2025/742 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu harç peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın kesinleştirme, harç ikmali ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,6-Kararın Dairemizce taraflara/vekillerine tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere 07/07/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.