Marka hakkına tecavüzden doğan tazminat talebinde, markanın devri sonrası önceki hak sahibinin aktif dava ehliyeti ve devir öncesi hakların akıbetinin tartışıldığı Yargıtay değerlendirmesi.
Özet: Dava, tescilli bir markanın fason üretim sözleşmesi kapsamında davalı tarafından izinsiz kullanılmasıyla marka hakkına tecavüz edildiği iddiasıyla açılan maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin olup; ilk derece ve istinaf mahkemeleri, davacının markayı üçüncü bir şirkete devretmesi nedeniyle dava açma ehliyetini kaybettiği gerekçesiyle davayı reddetmişse de, Yargıtay, bölge adliye mahkemesinin marka devri halinde devirden önceki hakların kural olarak devralana geçeceği yönündeki gerekçesinin hukuki dayanağının bulunmadığını ve davacının aktif dava ehliyetinin, bu haklar özel olarak devredilmediği sürece, doğru olmadığını belirtmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2025/5406 E.  ,  2026/2245 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2025/1125 Esas, 2025/1484 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2024/212 E., 2025/66 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava konusu meblağ 816,000 TL'nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369/2 hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin "..." markasını 24.09.2020 tarihinde ... numara ile tescil ettirdiğini, davalı şirket ile 01.06.2021 tarihli fason imalat sözleşmesi imzaladığını, davalı şirketin müvekkili şirketten habersiz ve rıza dışı bir şekilde etiketleri kullanarak satış yaptığını, müvekkili şirketin bu ürünü hiç piyasaya sürmemesine rağmen, piyasada bu ürünlerin satıldığını, bu haksız satışların marka hakkına tecavüz niteliğinde olduğunu ileri sürerek şimdilik 10.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu sözleşmeyi davacı şirket adına ... 'ın imzaladığını, ancak söz konusu şahsın sözleşmenin imzalandığı tarihte şirketin yetkilisi olmadığını, sözleşmenin geçersiz sayılması gerektiğini, 04.11.2022 tarihli ve "PROTOKOL" başlıklı marka devir sözleşmesinden anlaşılacağı üzere, davacı şirketin "BALIKESİR TARIM BİRLİK" markasını dava dışı ... Gıda İnş. Ltd. Şti.'ne devrettiğini, davanın anılan markanın sahibi dava dışı şirket tarafından açılması gerektiğini, davacı şirketin dava açmaya yetkisiz üçüncü kişi olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı şirketin "..." ibareli markayı 24.09.2020 tarihinde... sayı ile tescil ettirdiği, söz konusu markanın üretimi için taraflar arasında 01.06.2021 tarihli fason imalat sözleşmesi düzenlendiği, öte yandan 04.11.2022 tarihli "PROTOKOL" başlıklı marka devir sözleşmesi ile davacının dava konusu "..." markasını dava dışı ... Gıda İnş. Tem. İml. San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne devrettiği, davacı vekilince belirtilen devir sözleşmesinin kabul edildiği, neticeten davacının davayı açmaya yetkili şirket olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile her ne kadar davacı vekilince, 16.12.2022 tarihinde dava konusu marka devredilmişse de fason imalat sözleşmesinin imzalandığı 01.06.2021 tarihinden itibaren 16.12.2022 tarihine kadar olan dönem için müvekkili şirketçe tazminat talebinde bulunulabileceği ileri sürülerek işbu dava açılmış ise de, bir markanın devri halinde, kural olarak devirden önceki hakların da devralana geçeceği, nitekim dava konusu 12.12.2022 tarihli noterden düzenlenen marka devir sözleşmesinde bu durumun belirtildiği gibi, davacı ile devralan ... Ltd. Şti. arasındaki 04.11.2022 tarihli devir protokolünün 4. maddesinde de bu sözleşmenin yapıldığı tarihe kadar devir konusu markaları fason üretim yapan sözleşme dışı şahıs ve firmalar hakkında, davacının herhangi bir hak ve alacak talep etmeyeceği gibi bu firma ve şahıslara bu konu ile ilgili olarak herhangi bir dava veya takip yapmayacağının da açıkça belirtildiği, davacı vekilince de 26.12.2024 tarihli oturumda, 04.11.2022 tarihli protokolü kabul ettiklerinin ve fason imalat sözleşesinin de 2020/51305 sayılı dava konusu markaya ilişkin olduğunun bildirildiği, bu durum karşısında Mahkemece, 08.05.2024 tarihinde açılan işbu davada davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, marka hakkına tecavüz nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına, Bölge Adliye Mahkemesinin, bir markanın devri halinde kural olarak devirden önceki hakların da devralana geçeceği yönündeki gerekçesinin hukuki bir dayanağı bulunmadığından bu kabul doğru olmamakla ve yine davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığı yönündeki tespitin de markanın devrinden önce ... haklar temlik edilmediği sürece doğru olmamakla birlikte, dava konusu tecavüz fiillerinin gerçekleşmesinden sonraki bir tarihte markanın davacı tarafından davadaki üçüncü kişiye devredilmiş olması ve bu devir sözleşmesi dışında 04.11.2022 tarihli "PROTOKOL" başlıklı belgenin 4. maddesinde; "Bu sözleşmenin yapıldığı tarihe kadar, yukarıda bahsi geçen markaların fason üretimini yapan sözleşme dışı şahıs ve firmalar hakkında ....Ltd. Şti. herhangi bir hak ve alacak talep etmeyeceği gibi, bu firma ve şahıslara bu konu ile ilgili olarak herhangi bir dava ve takip de açmayacaktır." şeklinde taahhütte bulunulmuş olmasının davacının aktif dava ehliyetine etki etmediği gözetilerek davanın esastan reddine karar verilmesi gerekirken, somut olayda sonuca etkili olmamasına göre, yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 21.04.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.