Yargıtay İkinci Ceza Dairesinin, Bölge Adliye Mahkemesince hırsızlık/yağma suçu kararına ilişkin verilen CMK 280/1-e maddesine aykırı bozma kararının temyiz incelemesi.
Özet: Sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf incelemesinde, Bölge Adliye Mahkemesi, yağma suçunun temel unsuru olan cebir konusunda mağdur beyanlarındaki çelişkileri gidermeden ve yeterli gerekçe göstermeden hükmü bozarak sanığın hukuki durumunun hırsızlık suçu kapsamında yeniden değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varmıştır; ancak Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesinin bu bozma kararının Ceza Muhakemesi Kanununun 280/1-e ve (f) bentlerinde belirtilen, duruşma açmadan bozmaya imkan tanıyan sınırlı hallerden olmadığını, dolayısıyla hukuka aykırı bir bozma kararı olduğunu tespit etmiştir.
2. Ceza Dairesi         2024/4343 E.  ,  2026/9250 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ:Ceza Dairesi

SAYISI : 2023/3680 E., 2023/4747 K.
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddine
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi uyarınca temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi uyarınca temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
5271 sayılı Kanun’un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek; sanığın temyiz isteminin, dosyada tarafların soyut iddialarından başka delil bulunmadığına, tanığın görgüye dayalı bilgisinin olmadığına, masumiyet karinesi ve şüpheden sanık yararlanır ilkelerinin ihlal edildiğine, beraatine karar verilmesi gerektiğine yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.04.2022 tarihli ve 2020/144 Esas, 2022/89 Karar sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik sanık müdafiinin istinaf istemi üzerine yapılan inceleme neticesinde, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 05.04.2023 tarihli ve 2022/3236 Esas, 2023/1764 Karar sayılı kararı ile “ Sanığın eski eşinin akrabası olan müştekilerin evinde oturmakta iken, masanın üzerinde duran müşteki ...'e ait çantayı alıp kaçmak istemesine müştekilerin engel olmaya çalıştıkları, ... ve sanığın ikisinin birlikte çantaya asıldığında çantadan bir kısım eşyaların yere döküldüğü, sanığın çantadan müştekiye ait 2.000 TL para ve LİRYCA adlı sakinleştirici ilaçları alarak evi terk ettiği sırada, müşteki ...'in de sanığı durdurmaya çalıştığı ancak başaramadığı şeklinde iddia ve kabul olunan oluşda; Mağdur ...'un emniyet ifadesinde, sanık çantayı aldığında kendisinin de çantayı tuttuğunu, o esnada annesinin geldiğini, annesine seslendiğinde annesinin de sanığı tutmaya çalıştığını ancak tutamadıklarını belirttiği, duruşmada sorulması üzerine ise "sanık beni itekledi, kapıya çarptım" şeklinde ifade verdiği, her iki beyanı arasında atılı yağma suçunun cebir unsuru yönünden temel çelişki bulunmasına rağmen çelişkinin giderilmediği, Mağdur ...'in emniyette verdiği ifadesinde, sanığı kapıdan çıkmakta iken gördüğünü, sanığın elinin cebinde olduğunu, ...'un "anne parayı aldı" demesi üzerine sanığı durdurmak istediğini ancak durduramadığını, sanığın kaçıp gittiğini belirttiği, duruşmada verdiği ifadesinde ise, "ben yokken çöp dökmeye gittiğimde bu olay olmuş, ben eve döndüğümde oğlum sanığın çantayı aldığını söyledi" şeklinde ifade vererek olayın kendi yokluğunda cereyan ettiğini belirttiği yine her iki ifadesi arasında, atılı yağma suçunun cebir unsuru yönünden ve ifadesinin tanık sıfatıyla doğrudan bilgi ve görgüye dayalı olması açısından temel çelişki olduğu halde, ifadeleri arasındaki çelişkinin giderilmediği, Mağdurların olay sırasında yaralandıklarına dair iddia ve tespitin bulunmadığı, atılı yağma suçunun yasal unsurlarının oluşması için sanığın yaralama boyutunda olmasa dahi bedensel güç kullanma veya tehdit gibi maddi ve manevi cebir unsurunun sabit olması gerektiği, somut olayda atılı yağma suçunun cebir unsurunun ne suretle gerçekleştiğine dair yasal ve yeterli gerekçe belirtilmediği, mağdurların ifadeleri arasındaki çelişki giderilerek, giderilemediği takdirde hangi ifadelerinin hükme esas alındığına dair yasal ve yeterli gerekçe gösterilerek, somut olayda TCK'nun 142/2-b maddesinde düzenlenen hırsızlık suçunun yasal unsurlarının oluşup oluşmadığına dair delillerin taktiri ve tartışması da yapılarak sanığın hukuki durumunun yeniden tayininde zorunluluk bulunduğu hususları bozmayı gerektirmiş olup, Bu itibarla hukuka aykırı ve istinaf başvurusunda bulunanın istinaf nedenleri yerinde görüldüğünden, CMK'nın 289/1, 280/1-e maddeleri uyarınca başkaca yönleri incelenmeksizin HÜKMÜN BOZULMASINA" karar verildiği, ancak bozma kararında belirtilen hukuka aykırılığın aynı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği gözetilerek, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmek suretiyle yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı,
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı kararında “…bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları gerektiğinin…” kabul edildiği, keza Anayasa Mahkemesinin 12.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 09.01.2025 tarihli ve 2023/33667 sayılı kararı da gözetilerek yukarıda anılan şekilde verilen bozma kararlarının “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malûl” olduğunun teyit edildiği dikkate alınmak suretiyle; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 05.04.2023 tarihli ve 2022/3236 Esas, 2023/1764 Karar sayılı kararı ile bozma üzerine verilen İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, 25.05.2023 tarihli ve 2023/218 Esas, 2023/241 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebeple 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, aynı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.