Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde görülen, tanınmış gıda markasının benzer markaya karşı açtığı hükümsüzlük ve sicilden terkin davası.
Özet: Davacı, gıda sektöründe köklü ve tanınmış ... markasının sahibi olarak, kendi markasıyla görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik gösterdiğini, aynı/benzer emtia sınıflarında tescil edildiğini ve tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali yarattığını iddia ettiği, davalıya ait ... ... ibareli markanın tesciline ilişkin YIDK kararının iptalini, marka hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep ederken, davalının kötü niyetli davrandığını ve YIDKnın itirazı reddetmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtmekte; davalı ise markaların benzer olmadığını, karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını ve davacının iddialarını ispatlayamadığını savunarak davanın reddini istemektedir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/399 Esas - 2025/164
T.C.ANKARA2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİKARAR TÜRK MİLLETİ ADINAEsas No : 2024/399Karar No : 2025/164....Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden TerkinDava Tarihi : 17/09/2024Karar Tarihi : 17/04/2025Gerekçeli KararınYazıldığı Tarih : 17/04/2025Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili .... Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :DAVA : Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davacının kurulduğu 1961 yılından bugüne kadar özellikle gıda ürünlerinin üretimi ve ticareti alanında faaliyet gösterdiğini, .... ibaresi ile değil birçok başka ibarelerle markalar yaratmış ve bu markaları da tüketici nezdinde bilinir, tanınır hale getirmiş olduğunu, bu markalar arasında yer alan “...” esas unsurlu markaların da davacı tarafından piyasada maruf ve tanınır hale getirildiği, nitekim davacının “...” markasının tanınmışlığının davalı .... tarafından da kabul edilip .... sayı ile ilgili sicile şerh edilmiş olduğunu, davacının “...” esas unsurlu markalarının dünyanın bir çok ülkesinde de tescilli olarak korunduğunu, davacının tescilli ve tanınmış bu markalarına dayalı olarak davalı firmanın .... başvuru sayılı “...” markasının tesciline karşı dosyaladığı itirazların davalı ... tarafından nihai olarak reddedilmiş olmasının haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olduğunu, bu markaları gören ortalama tüketicinin ilk anda birbirini çağrıştıran “...” ve “...” ibarelerini algılayacağını, nitekim somut uyuşmazlığa emsal olabilecek yargı kararlarında davacının “...” markaları ile dava dışı kişi ve kuruluşlar adına tescil edilmek istenilen ....” markalarının benzer bulunduğunu, ayrıca taraf markalarının 29 ila 30. Sınıflara giren emtialarla ilintili emtialar yönünden aynı/benzer/türdeş emtialarda kullanılacağını, zaten de bu emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici kesiminin dikkat/özen seviyesinin düşük olduğunu, dolayısıyla taraf markaları arasında karıştırılma ihtimali olduğunun kabulünün gerektiğini, ayrıca davacının “...”lı markalarının tanınmışlığı göz önüne alındığında, bu markaların normal markalara nazaran daha geniş bir marka korumasından faydalanması ve iltibas riskinin çok daha geniş yorumlanması gerektiğini, davacının tanınmış markalarına bu derecede benzer bir işareti kendisine marka olarak seçen davalının kötü niyetli olduğunu ve davacı ile haksız rekabet yapma saikiyle hareket ettiğini ifade ederek,.... sayılı ve "... ..." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse 29 ve 30. sınıfın tamamı yönünden hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP : Davalı ... vekili cevaplarında özetle; taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan birbirlerine benzemediğini, dava konusu edilen markanın şekil unsuru da ihtiva ettiğini, ayrıca bu markada davacının “...” markasının değil “...” ibaresinin yer aldığını, davacının huzurdaki davada SMK m. 6/4, m. 6/5 ve m. 6/9 hükümlerinin uygulanma şartlarının oluştuğunu da ispat edemediğini, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirkete usulüne göre tebligat yapılmasına karşın, yargılamaya bir katılımı olmadığından cevabına rastlanmamıştır.Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, ....kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık ve kötü niyet itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının .... sayılı "... ..." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır. Davaya konu .... sayılı "... ..." ibareli marka için davalı tarafından 08/03/2023 tarihinde 29 ve 30.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı davacının SMK m. 6/1, m. 6/4 ve m. 6/5 hükümlerine ve ..... sayılı markalarına dayanarak itirazda bulunduğu, itirazın reddine karar verildiği, red kararına karşı davacının aynı gerekçeler ve markalarına dayanarak tekrar itirazda bulunduğu, .... görselli olan hariç, renk ve şekil unsurlarının kullanılmadığı kelime markalarıdır; işaretlerde uyuşmazlık konusu olan “...” ibaresi, çoğunlukla davacının ....” çatı markasıyla birlikte, markasal hüviyette ayırt ediciliği bulunmayan ..”, “haz zamanı”, “tatlı”, “passion”, “creation”, “dört mevsim” gibi ibarelerle, “bir ısırık daha” gibi sloganlarla veya ... görselli markalarda olduğu gibi, tek başına kullanılmıştır. Dava konusu edilen marka ise; renk, şekil ve kelime unsurlarının bir arada kullanıldığı karma bir markadır; işarette siyah renkli dikdörtgen bir zemin üzerine, düz yazım karakterindeki altın sarısı büyük harflerle “... ...” ibaresi ve bunun altına Arapça iki kelime yazılmış ve bunların altına bir bardak çay şekli ve üstüne de iki adet yapraktan müteşekkil bir fincan fügürü konuşlandırılmıştır. İşarette kullanılmış olan şekil unsurlarının, basit birer figür olması nedeniyle, işaretin markasal hüviyette ayırt ediciliğine katkılarının, orijinal, yani yerleşik bir anlamı olmayan, davalı tarafından yaratılmış “... ...” ibaresine nispeten daha düşük olduğu değerlendirilmiştir, zira; böyle, basit şekil unsuru yanında baskın kelime unsurları ihtiva eden markalarda “söz görünümden daha yüksek sesle konuşur”. Ayrıca; işarette Latin harfleriyle yazılmış “... ...” ibaresi işaretin üst kısmına konuşlandırılmış ve büyük puntolarla yazılmış olduğundan, bu ibarenin işarette geçen Arapça kelimelere nispeten görsel açıdan ön planda algılandığı değerlendirilmiştir. Ayrıca; Latin ve Arap alfabelerden birine hâkim olan kişi, işarete baktığında, hakim olduğu alfabedeki harflerle yazılmış olan kelimeyi ilk anda algılamakta ve okumakta, diğer kelimenin de farklı bir alfabede yazılmış aynı kelime olduğu intibasını edinmektedir. Dolayısıyla; davalının markasının Türk tüketicisi zihninde oluşturduğu ilk algıda, işarette geçen “... ...” ibaresinin baskın unsur olduğu değerlendirilmiştir. Davacının markalarında esas unsur olan “...” ibaresi Türkçe’de “siyah” anlamına gelen “kara” renk ismine -m sahiplik ekinin eklenmesiyle türetilmiş, anlamı herkes tarafından bilinen bir kelimedir ve markasal hüviyette ayırt ediciliği düşük bir ibaredir. Böyle, ayırt edici niteliği zayıf olan ibareleri kendilerine marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve Yargıtay Kararları’nda yerleşmiş bir görüş bulunmaktadır. Bununla birlikte; zayıf markaların da, zamanla reklam ve yaygın kullanım yoluyla daha yüksek bir ayırt ediciliğe ulaşabileceği, hem öğreti hem Yargıtay tarafından kabul edilmektedir. Buna özellikle zayıf unsurlardan oluşan markaların seri marka olarak ve yaygın şekilde kullanıldığı durumlarda rastlanmaktadır. Böyle durumlarda her ne kadar marka zayıf bir unsur içermekteyse de, herhangi bir zayıf markanın aksine koruma kapsamının genişlediği kabul edilmektedir. Somut olayda da, davacının dava dosyasına sunduğu belge ve delillerden; davacının “...” markasını, uzun yıllardan beri gıda sektöründe kesintisiz olarak yoğun bir biçimde kullandığı ve bu ibareye yoğun/ yaygın/kesintisiz kullanım sonucunda bu sektörde markasal hüviyette belli bir ayırt edicilik kazandırmış olduğu anlaşılmıştır.ANCAK; davalının markasında “...” ibaresi, markada tek başına değil, “... ...” şeklinde bütünleşik bir kelime/harf öbeğinin ikinci kelimesinin sonunda yer almaktadır. Halbuki; ortalama bir tüketici, dilbilgisi kurallarından kaynaklı olarak markaların başlangıç seslerini oluşturan ibarelere normal şartlarda daha fazla dikkat etmekte ise, yani tüketiciler markaların başlangıçlarında yer alan ilk unsurlara, soldan sağa okuma alışkanlığı nedeniyle, daha fazla odaklanmaktadır. Ayrıca, “...” ibaresinin yerleşik bir anlamı var ise de, “...” ibaresinin Türkçe’de ve yaygın olarak bilinen dillerde herhangi bir anlamı yoktur; davalı tarafından yaratılmış, orijinal bir ibaredir ve markasal hüviyette ayırt ediciliği yüksektir ve tüketici zihninde yarattığı ilk algının, davacının “...” markasına yakınlaştığından bahsedilmesi mümkün görülmemektedir. Görsel ve kavramsal açılardan ortaya çıkan bu farklılıklar, duyusal/işitsel/fonetik açıdan bakıldığında da aynı sonucu vermektedir. Markaların esas unsurlarının okunuşları, kulakta bıraktıkları “tını”ları fonetik açıdan da farklıdır. Neticede, değerlendirilen taraf markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığı kanaatine varılmıştır.Davacının muhtelif markaları, davalının markasının kapsamına giren 29 ila 30. Sınıflardaki emtiaların tamamı ve bunlara ilaveten başka emtialar için de tescillidir. Dolayısıyla; somut uyuşmazlıkta emtia ayniyeti/benzerliği şartının gerçekleşmiş olduğu anlaşılmıştır.Emtia benzerliği karşılaştırması/incelemesi yapılırken, söz konusu emtiaların hitap ettiği ortalama tüketicinin bilinç/algı/dikkat düzeyi de irdelenmelidir. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır. Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir. Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin; söz konusu mal/hizmet, toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren, teknik veya özel bir mal/hizmet ise, bu kesimin eğitim ve bilgi düzeyi dikkate alınacaktır. Ya da örneğin; sadece eczanelerde ve reçeteli olarak satılan ilaçlar, doğrudan insan sağlığını ilgilendirdiğinden, hayati öneme sahip oldukları için bu gibi ürünleri satın alacak olan kimseler daha dikkatli olacaklardır. Ayrıca bu tür ürünler genellikle tıp doktorları ve eczacılar tarafından önerilip kullanıldığından, ve dahi bir kısmının da reçete ile satışları zorunlu olduğundan, gösterilen dikkat ve kullanılan mesleki bilgi seçici olacaktır. Davalının markasının kapsamına giren gıda emtialarının hitap ettiği ortalama alıcı/tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi açısından somut olaya bakıldığında; bu gıda ürünleri nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerdir ve hitap ettikleri tüketicilerin -ki aralarında çocuklar da bulunmaktadır- markaları aynı anda incelemeye tabi tutmaması, küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde incelememesi, sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışması nitelikleri de gözetildiğinde, bu emtiaların hitap ettiği hedef kitlenin, bu emtiaları satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin yüksek olmadığı değerlendirilmiştir. Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olayda; taraf markalarında esas unsur hüviyetinde kullanılmış olan “....” ibareleri arasındaki harf ve dizin ortaklığından hareketle, taraf markalarının görsel işitsel ve kavramsal açılardan benzediğinin söylenmesi mümkün görülmemiştir; dava konusu edilen markayı gören tüketicilerin algısında, ....” kelimesinin tek başına ön plana çıkması ve işareti davacının markalarıyla ilişkilendirmeye vesile olması ihtimalinin bulunmadığı değerlendirilmiştir. Bu durum; davacının “...ı markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının dava konusu edilen “...”lı markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması ve karıştırması” ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Her ne kadar markalar, aynı/benzer/türdeş emtialarda kullanılacak ise ve bunların hitap ettiği tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi düşük ise de, ilgili tüketicilerin bu markalar altında sunulan emtiaların aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesini ve karıştırma/yanılma ihtimalinin bulunmadığı, tüketicilerin iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayacakları, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu düşünmeyecekleri; neticede, taraf markaları benzer olmadığından, somut olayda, markaların karıştırılma ihtimalinin mevcut olmadığı kanaatine varılmıştır. DAVACININ TANINMIŞLIK İDDİALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:Bir markanın sektöründe belirli bir bilinirliğe sahip olması, aynı ya da benzer başka bir markanın farklı mallar üzerinde tesciline engel oluşturabilmesi için yeterli olmayıp, aynı zamanda burada belirtilen şartların oluşması gerekmektedir. Bu şartların fiili olarak gerçekleşmesi zorunlu olmayıp, gerçekleşebilecek olması durumu yeterlidir. Tanınmış markanın sahibi, markasına verilecek zararın ya da markasının ününden sağlanacak yararın nelerden oluşacağını ve nasıl ortaya çıkacağını gösterir ve olayların olağan akışı içinde belirtilen durumların gerçekten olası olduğu yönünde bir sonuca varmak için yeterli kanaat oluşturacak deliller sunmalı veya en azından mantıklı bir sav ileri sürmelidir. Somut olayda ise; taraf markaları benzer olmadığından, davacının markasının ilgili tanınmış olduğu kabul edilse dahi, tanınmış markanın bir benzerinin aynı/farklı mal ve hizmetlerde kullanılması somut olayda söz konusu olmayacağından ve davacı da dava dosyalarına aksi yönde bir delil sunmadığından, davalının markasını tescil ettirmesi ve kullanması sonucunda haksız bir yararın sağlanması, tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi ya da tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi şartlarından birinin gerçekleşme ihtimalinin olmadığı değerlendirilmiştir. Davacının “....” markasının bir takım gıda ürünleri yönünden tanınmışlık düzeyine ulaşmış olması, SMK 6/5 maddesi hükmünde sayılan şartların “otomatikman” gerçekleştiği veya gerçekleşebileceği anlamına gelmez. Tanınmışlığın varlığı koşulu sağlanmışsa, inceleme, önceki/tanınmış markanın zarar görecek şekilde etkilenmesi koşulu ile devam etmelidir. Bu koşulun gerçekleşme ihtimali, haklı sebeplerle ve mantıklı argümanlarla ortaya konulmalıdır, şöyle, ki; davalının markasının tescil edilmesi halinde, hayatın olağan akışı içinde SMK 6/5 maddesinde sayılan durumların ortaya çıkmasının gerçekten olası olduğu yönünde bir kanaat hâsıl olmalıdır. Bu nedenlerle; davacının SMK m. 6/4 ve m. 6/5 hükümlerine dayalı “tanınmışlık” iddiasının dava konusu edilen markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı kanaatine varılmıştır.DAVACININ KÖTÜ NİYET İDDİALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:Hukukumuzda “kötü niyet” tanımlanmamıştır. Buna karşın kavramı izah için özellikle de sübjektif olgunun tespiti için iyi niyete başvurulmaktadır. İyi niyete sadece bir hüküm olarak değil, özel hukuka yön veren bir ilke anlamında Medeni Kanun m. 3’te yer verilmiştir. Bu hüküm uyarınca, Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz. İyi niyet ve kötü niyet bir madalyonun iki yüzü gibi olduğundan kötü niyetin tanımını yapabilmek için öncelikle iyi niyetin ortaya konması yararlı olacaktır. İyi niyet, bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen herhangi bir hususun hakkı kazanacak olan kimse tarafından bilinmemesi demektir. O halde kötü niyeti, bir bakıma “iyi niyetli olmama hali”, yani “bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen hususu bilmesine rağmen hareket etmek veya susmak suretiyle başkalarına zarar vermek” şeklinde tanımlamak mümkündür. Somut olayda; davalı şirketin ....” işaretini kendilerine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla veya davacının markaları ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava/itiraz dosyalarına herhangi bir delil sunulmadığı anlaşılmıştır.Somut olayda, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı önceki bölümlerde detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Ayrıca, davalı şirketin, davacı ile aynı sektörde faaliyet gösteriyor olması davacı markasından haberdar olmamasının imkansız olduğu ifade edilmişse de, Yargıtay içtihatlarına göre marka tescilinde kötü niyet kavramı bu kadar geniş yorumlanmamaktadır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, velev ki markalar arasında karıştırılma ihtimali olsa dahi, -somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir- davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı, neticede, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığının ispat olunamadığı kanaatine varılmıştır.Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından; Değerlendirilen taraf markaların/işaretlerin görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığı, davalının markasının kapsamına giren emtiaların, davacının muhtelif markalarının tescilli kapsamına giren emtialar ile aynı/benzer/türdeş emtialar olduğu, davalının markasının kapsamına giren emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin yüksek olmadığı, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunmadığı, davacının tanınmışlık iddialarının dava konusu edilen markanın tesciline bir engelinin olamayacağı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, .... kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu dorultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.H Ü K Ü M :Davanın Reddine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 187,80.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,Davalı kurum kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine,Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine, Dair, davacı ve davalı kurum vekillerinin yüzlerine karşı, davalı şirketin yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde.....İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.17/04/2025 Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır