Ankara 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinde görülen marka hükümsüzlüğü davası, YİDK kararının iptali ile lotusmed markasının mevcut ... serisi markalarla benzerliği, iltibas ve kötü niyet iddialarını ele alıyor.
Özet: Bu hukuki dava, davacının "Lotus Marine" gibi "Lotus" esas unsurlu tescilli ve tanınmış seri markalarının, davalı şirketin "lotusmed" markası ile ayniyet derecesinde benzerlik gösterdiği, iltibas tehlikesi yarattığı, kötü niyetle tescil edildiği ve müvekkilinin tanınırlığından haksız avantaj sağladığı iddiasıyla, davalının marka tescilinin hükümsüz kılınması ve sicilden terkin edilmesi talebini konu edinmektedir; davalılar ise markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, farklı sektörlerde faaliyet gösterildiğini, ortak Lotus unsurunun düşük ayırt ediciliğe sahip olduğunu ve markaların genel görünümlerinin farklılaştığını savunarak davanın reddini talep etmişlerdir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/403 Esas - 2025/212
T.C.ANKARA2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİKARAR TÜRK MİLLETİ ADINAEsas No : 2024/403Karar No : 2025/212.....Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden TerkinDava Tarihi : 19/09/2024Karar Tarihi : 28/05/2025Gerekçeli KararınYazıldığı Tarih : 28/05/2025Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili .... Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :DAVA : Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davalı şirketin .... sayılı markaları bulunduğunu, dava konusu marka başvurusunun müvekkiline ait tescilli seri markalar ile ayniyet derecesinde benzer olduğunu ve iltibas tehlikesi yarattığını, müvekkili şirket markasının kullanıldığı mal ve hizmetler ile davalı şirketin markasını kullanmak istediği emtianın aynı ve/veya türdeş olduğunu, tüketici nezdinde markaların seri marka niteliğinde olduğu algısının oluşabileceğini, müvekkilinin “... marine” markasının uzun yıllardır sektöründe bilinen ve tanınmışlığı yüksek bir marka olduğunu, dava konusu markanın müvekkili markasının tanınırlığından haksız avantaj sağlayabileceğini, taraf markalarının esas unsurunun “...” ibaresi olduğunu, müvekkilinin 1983 yılından itibaren “...” esas unsurlu markalarını piyasada maruf hale getirdiğini ve gerçek hak sahibi olduğunu, müvekkilinin ticaret unvanının “... marine” esas unsurlu olduğunu, ayrıca.....tr ibareli alan adı bulunduğunu, SMK 6/6 maddesi uyarınca davanın kabulü gerektiğini, dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli olduğunu ifade ederek, .... sayılı ve "lotusmed" ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP : Davalı ... vekili cevaplarında özetle; taraf markalarının düşük ayırt ediciliği olan “...” sözcük unsurunu paylaştığını, davacı markalarının hem kapsadığı mal ve hizmetler açısından hem de farklı unsurlar kullanılarak oluşturulan genel görünümleri itibarıyla davalı şirket markasından farklılaştığını, “...” ibaresinin orijinal ya da davacı tarafından yaratılmış bir ibare olmadığını, taraf markaları arasında karıştırılma veya ilişkilendirilme ihtimali bulunmadığın, dava konusu marka başvurusunun birden fazla unsurdan oluştuğunu ve “...” ibaresinin ön plana çıkarılmadığını, markalar arasında benzerlik bulunmadığından SMK 6/3 maddesinde belirtilen tescil engeli şartlarının oluşmadığını, davacının SMK 6/5 kapsamında sunduğu bilgi ve belgelerin tanınmışlık iddiasını ispatlamakta yetersiz olduğunu, davacının kötü niyet iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, .... kararının hukuka uygun ve yerinde olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili cevaplarında özetle; davacı şirketin denizcilik alanında faaliyet gösterdiğini, müvekkili şirketin ise sağlık alanında faaliyette bulunduğunu, müvekkili şirket markasının “lotusmed” şeklinde tek kelimeden ibaret olduğunu, medikal alanında faaliyet gösteren firmalar arasında “...” kelimesinin oldukça yaygın kullanıldığını, davacı markasının logosunda gemi sembolü bulunduğunu, müvekkili markasının içerisinde evrensel sağlık sembolü olan kırmızı “+” işaretinin kullanıldığını, taraf markaları arasında ayniyet, benzerlik ya da ilinti bulunmadığını, müvekkili markasının esas unsurunun “Lotus” ibaresi olduğunu, devamında yer alan “...” ekinin şirketin faaliyet alanını göstermek amacıyla “medikal” kelimesinin kısaltması olarak kullanıldığını, markalar arasında benzerlik bulunmadığından davacının SMK 6/3 maddesine dayalı itirazın reddi gerektiğini, davacının SMK 6/5 maddesine dayalı iddialarını somut delillerle ispatlayamadığını, müvekkili şirketin marka başvurusunun kötü niyetli olmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı,..... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık ve kötü niyet itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının ... sayılı "...." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır. Davaya konu.... sayılı markalarına dayanarak itirazda bulunduğu, itirazın reddine karar verildiği, davacının red kararına karşı tekrar itirazda bulunduğu, .... kararı ile itirazın nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; Davacı tarafından itiraza mesnet gösterilen .... sayılı marka, dava konusu marka başvurusundan sonraki tarihli olduğundan değerlendirmede dikkate alınmamıştır. Dava konusu marka başvurusu 35. sınıf hizmetler bakımından tescil tescil edilmek üzere başvuruya konu edilmiş olup, 35/05 alt sınıfı kapsamında 03, 05 ve 10. Sınıf emtia sayılmıştır. Davacı markaları, hali hazırda 35. sınıf hizmetler bakımından tescillidir.Neticede, dava konusu marka kapsamında yer alan tüm mal ve hizmetler bakımından, taraf markaları arasında “emtiaların aynı ve/veya benzer olması” şartının sağlandığı kanaatine varılmıştır. Dava konusu marka başvurusu, “....” ibaresinden oluşmaktadır. Her ne kadar marka kapsamında herhangi bir şekil unsuru yer almasa da, başvuruda “T” harfi stilize edilerek diğer harflerden farklı bir renkte yazılmıştır. Dava konusu marka, “....” şeklinde iki kelimenin birleşiminden oluşmaktadır. Bu ibare, bir bütün olarak özgün veya anlamlı bir tamlama oluşturmamaktadır. Ancak ibarede yer alan unsurlar ayrı ayrı değerlendirildiğinde, “lotus” kelimesi .... sözlüğüne göre “.. cinsinden birçok bitkiye verilen genel ad” olarak tanımlanmaktadır. İbarede yer alan “...” kelimesi ise İngilizce kökenli bir kelime olup, tıp alanında kısaltma olarak yaygın şekilde kullanılmaktadır (“medical” sözcüğünün kısaltması). Ayrıca “...” ibaresi İngilizce’de coğrafi bir anlam taşıyacak şekilde “Mediterranean” kelimesinin de kısaltmasıdır. Ancak markanın kapsadığı mallar ve hizmetler genel olarak medikal sektöre ilişkin olduğundan, bu bağlamda “...” ibaresinin ilgili tüketici kesimi açısından tanımlayıcı nitelikte olduğu ve bu haliyle ayırt edici bir fonksiyon üstlenmediği değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler ışığında, dava konusu markada ayırt edici unsurun “lotus” ibaresi olduğu kanaatine varılmıştır. Davacıya ait markalar ise “....” ve “....kılavuzluk ve römorkör hizmetleri inşaat sanayi ve ticaret anonim şirketi” ibarelerinden oluşmaktadır. Davacının bazı markalarında “römorkor” ya da “çapa” çizimlerine de yer verilmiştir. Davacı şirkete ait markaların ortak unsuru olan “...” ibaresi, İngilizce’de “orta, (coğrafi olarak) akdeniz bölgesi” anlamlarına gelmektedir. Davacı şirket markalarında yer alan “marine” ibaresi ise, İngilizce’de “denizcilik” anlamına gelmektedir. Davacının bazı markalarında “....” ibaresine yer verilmiş olup, “...” ibareli markalar ise, anlamı olmayan ibarelerdendir. Bu ibareler, bir bütün olarak marka vasfı taşımaktadır. Davacı markaları kapsamında yer alan “holding, group” gibi ibareler, hiçbir sektör bakımından marka vasfı bulunmayan ibarelerdendir. Davacının “... marine kılavuzluk ve römorkör hizmetleri inşaat sanayi ve ticaret anonim şirketi” ibareli markasında yer alan “kılavuzluk ve römorkör hizmetleri inşaat sanayi ve ticaret anonim şirketi” ibareleri de yine markasal vasıf taşımayan unsurlardandır. Dolayısıyla davacı markalarının esas unsuru, “.....” ibareleridir. Dava konusu marka başvurusunun esas unsuru “lotus” ibaresi iken, davacı markalarının esas unsuru ise “..., ... marine, medpilot, medtuğ, medbort” ibareleridir. Değerlendirilen taraf markaları, esas unsur bakımından farklıdır. Dava konusu marka başvurusu kapsamında yer alan “...” ibaresi, dava konusu emtia bakımından tali unsur niteliğindedir. Dolayısıyla, davacı markalarının esas unsuru “...” ibaresinden ya da “...” ibaresini içeren bir kelime öbeğinden oluşmakta ise de, “...” ibaresinin ortaklığı dava konusu marka başvurusunu davacı markaları ile benzer kılmamıştır. Dava konusu marka başvurusu kapsamında, hali hazırda marka vasfı taşıyan "lotus" ibaresi yer almaktadır. “...” ibaresi, “medical” sözcüğünün kısaltması olarak, dava konusu hizmetler bakımından, marka vasfı taşımamaktadır. Neticede, değerlendirilen taraf markaları ortak olarak “...” ibaresini içermekte ise de, bu ibarenin dava konusu markanın esas unsuru konumunda olmadığı, dava konusu marka ile davacı markalarının esas unsur olarak farklılaştığı, esas unsur bakımından markaların görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olmadığı kanaatine varılmıştır. Açıklanan gerekçelerle, taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, bu nedenle somut olayda “markaların benzer olması” şartının sağlanamadığı kanaatine varılmıştır. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus; ortalama düzeydeki halk nezdinde bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurulmasıdır. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta genel görünüş açısından umumi intiba olmasa bile halk tarafından iki marka arasında bir bağlantı kurulması ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir. Tüketicinin iki işaret arasında doğrudan ya da kaynakları bakımından idari – iktisadi bir ilişki kurma yanılgısına düşmesi iltibas ihtimalinin kabulü için yeterli olacaktır. Karıştırılma olasılığının değerlendirmesi, inceleme konusu markaların görsel, işitsel veya kavramsal benzerliği bakımından, markaların ayırt edici ve baskın unsurları özellikle göz önüne alınarak, markaların bütünsel olarak ortaya çıkardıkları izlenim esasında yapılmalıdır. İnceleme konusu malların veya hizmetlerin ortalama tüketicilerinin markaları algılayış biçimi, karıştırılma olasılığına yönelik genel değerlendirmede belirleyici rol oynar. Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları ve davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak global olarak yapılmalıdır. Karıştırılma ihtimali değerlendirilirken araştırılması gereken bir diğer husus da hedef tüketici kitlesidir. Tüketici kitlesi, her bir mal ve hizmet türü için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin değerlendirmesinde kural olarak ortalama tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği makul düzeyde bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Yukarıdaki hususlar dâhilinde, somut uyuşmazlığa bakıldığında dava konusu marka kapsamında yer alan hizmetler bakımından ortalama tüketici kitlesi, ürün ve hizmetlerin niteliğine göre değişmekle birlikte hem son kullanıcıları hem de profesyonel ve kurumsal müşterileri kapsayan geniş bir gruba hitap etmektedir. Reklamcılık, pazarlama, büro hizmetleri, danışmanlık, personel temini gibi ticari nitelikteki hizmetler, genellikle işletmelere, kurumlara, profesyonellere ve ticari faaliyet yürüten kişi veya kuruluşlara yönelik olup, bu grupta yer alan tüketiciler, daha bilinçli ve dikkatli karar veren uzman kişilerden oluşmaktadır. Diğer yandan, temizlik ve hijyen ürünleri, kozmetikler, ağız ve diş bakımı ürünleri, bebek ürünleri, ilaçlar, diyet takviyeleri ve evcil hayvanlara yönelik hijyen ürünleri gibi günlük kullanım malları, doğrudan bireysel nihai tüketicilere hitap etmektedir. Tıbbi cihazlar, ortopedik malzemeler ve veterinerlik ürünleri gibi daha spesifik ürün grupları ise hem profesyonel kullanıcılar (örneğin sağlık çalışanları, veterinerler) hem de bu ürünleri bireysel ihtiyacı doğrultusunda temin eden özel tüketicilere hitap etmektedir. Dolayısıyla belirli bir tüketici kitlesi tespiti yapılamamakla birlikte, ortalamadan yükseğe değişen düzeyde bir tüketici kitlesi baz alınarak, karıştırılma ihtimali değerlendirilmiştir. Neticede, dava konusu marka kapsamında yer alan hizmetlerin, hali hazırda davacı şirkete ait markalar kapsamında yer aldığı, dolayısıyla, değerlendirilen taraf markaların emtia bakımından ayniyet taşıdığı, buna karşın, dava konusu marka başvurusu ile davacı markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, zira dava konusu marka başvurusunun esas unsurunun “lotus” ibaresi olduğu, davacı markalarının esas unsurunun ise “...” ibaresi ya da “...” ibaresini içeren “... marine, medpilot, medtuğ, medbort” ibareleri olduğu, dava konusu marka başvurusu kapsamında da “...” ibaresi bulunmakta ise de, “...” ibaresinin “medical” ibaresinin kısaltması niteliğinde olması nedeniyle, özellikle dava konusu hizmetler bakımından ayırt edici niteliğinin bulunmadığı, dolayısıyla, bu ibareyi ortak olarak içermelerine karşın, “...” ibaresinin dava konusu markada esas unsur niteliği taşımadığı, “...” ibaresinin ön planda olmadığı, esas unsur olarak “lotus” ibaresini içeren dava konusu markanın, davacı markalarından yeterince uzaklaştığı, markaların bütünsel değerlendirmesinde, dava konusu marka başvurusunu davacı markalarına yakınlaştıracak herhangi bir unsurun bulunmadığı, dava konusu mal ve hizmetler bakımından ilgili tüketicinin bilgi ve dikkat düzeyinin de düşük olmadığı, bütün olarak bakıldığında dava konusu markanın davacı markalarının imajından uzaklaştığı, tüketicinin taraf markalarını aynı/benzer ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olduğu, taraf markalarının birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunmadığı, somut olayda markaların karıştırılması/ilişkilendirilmesi ihtimaline dayalı olan nispi tescil engeline ilişkin şartların oluşmadığı kanaatine varılmıştır. Davacı Markasının Tanınmış Olup Olmadığı, Davalının Başvuruya Konu Markasının Davacının Tanınmış Markasından Haksız Yararlanma Sağlayıp Sağlamadığı, Davacı Markasının İtibarına Zarar Verip Veremeyeceği, Ayırt Ediciliğini Zedeleyip Zedelemeyeceği Hususları Bakımından Değerlendirme: 6769 sayılı SMK 6/5 maddesi; “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu madde kapsamında koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve maddede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. “Tanınmış marka” kavramı Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım” olarak tarif edilmiştir ...... Bunun yanında tanınmış marka kavramı; bir markanın tanınmışlığının belirlenmesi için .... yılında .... Tavsiye Kararı" adı altında bazı ölçütler getirmiştir. Bu suretle bir markanın tanınmışlığında kendisinden yararlanılabilecek bazı kriterler oluşturulmuştur. Bağlayıcılığı olmamakla birlikte uygulamada da kabul gören bu kriterler şunlardır; Toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi, Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, Marka promosyonlarının hedef aldığı coğrafi alan, promosyon süresi ve yoğunluğu, Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, Markanın resmi makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, Markanın ekonomik değeri. Bu kıstaslardan birisinin, birkaçının veya tamamının varlığı tanınmışlığı gösterebilecektir. Yukarıda yapılan açıklamalardan çıkan sonuç; bir hizmet ya da ticaret markasının tanınmışlığından söz edilebilmesi için; toplumun ilgili sektöründe tanınmış olması, başka bir anlatımla o marka telaffuz edildiğinde ilgili sektördekilerin hiç düşünmeden refleks halinde hatırlamaları gerektiğidir. 6769 sayılı SMK madde 6/5 hükmüne göre, toplumda belirli bir tanınmışlık düzeyine ulaşan önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markadan, Tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarara sağlayabilecek, Markanın itibarına zarar verebilecek, Markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabilecek durumda olan sonraki başvuru, farklı mal ve hizmetlerde kullanılacak olsa bile reddedilecektir. Yukarıda da belirtildiği üzere, tanınmış markalar sadece tescil kapsamındaki aynı tür mal ve hizmetler yönünden değil, ayrıca farklı türden mal ve hizmetler yönünden de sahibine koruma sağlar. Tanınmış markalara sağlanan koruma önlemleri sayesinde, sonraki markanın tescili yoluyla marka sahibinin, tanınmış markanın itibarına ve ayırt edicilik düzeyine zarar verme, bu markadan imaj transfer etme ve böylelikle haksız yarar sağlama çabalarının önüne geçilmek istenmiştir. Böylece, önceki ve tanınmış nitelikteki markanın ayırt edicilik karakterine ve tanınmışlığına zarar verebilecek, tüketicinin daha önce tanınmış markayı gördüğünde, refleks halinde tek bir işletmeyi algısında canlandıracakken, yeni durum nedeniyle eskiden olduğu gibi kişilerin aklına sadece tek bir ticari işletme gelmeyecektir. Bunun sonucunda ise, büyük emek, çaba, zaman ve masrafla tanınmış hale getirilen markanın ayırt edicilik gücü zaafa uğratılmış olabilecektir.Davacı taraf, itiraz aşamasında, davacı markalarının tanınmışlığını gösterir herhangi bir belge dosyaya sunmamıştır. Davacı taraf, dava aşamasında aşağıdaki belgeleri dosyaya sunmuştur; İ.... römorkör” başlıklı haber,..... adresinde yer alan tarihsiz “.... römorkör” başlıklı haber,.... adresinde yer alan 20.03.2024 tarihli “....ın en eski şirketine Türk römorkörü” başlıklı haber,.... teslim etti” başlıklı haber 22 Mayıs tarihli....i Instagram hesabından alınan fuar görüntüsü, 24 Mayıs tarihli ....Instagram hesabından alınan 28-29 Mayıs 2024 tarihinde konferansa katılım sağlanacağına dair görüntü, 21-23 Mayıs 2024 tarihinde...... konferansa sponsor olunduğuna dair konferans sayfasından alınan görüntü. Sunulan belgelerin, sektörel internet gazetelerindeki belgelerden ibaret olduğu, bununla birlikte sunulan belgelerin genel olarak, dava konusu markanın başvuru tarihinden sonraki tarihe ilişkin olduğu, dava konusu markanın başvuru tarihinden önceki tarihli yeterli belgenin dosya kapsamında bulunmadığı, neticede, davacının tanınmışlık iddiasının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.DAVACININ KÖTÜ NİYET İDDİALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME: Hukukumuzda “kötü niyet” tanımlanmamıştır. Buna karşın kavramı izah için özellikle de subjektif olgunun tespiti için iyi niyete başvurulmaktadır. İyi niyete sadece bir hüküm olarak değil, özel hukuka yön veren bir ilke anlamında Medeni Kanun m. 3’te yer verilmiştir. Bu hüküm uyarınca, Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz. İyi niyet ve kötü niyet bir madalyonun iki yüzü gibi olduğundan kötü niyetin tanımını yapabilmek için öncelikle iyi niyetin ortaya konması yararlı olacaktır. İyi niyet, bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen herhangi bir hususun hakkı kazanacak olan kimse tarafından bilinmemesi demektir. O halde kötü niyeti, bir bakıma “iyi niyetli olmama hali”, yani “bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen hususu bilmesine rağmen hareket etmek veya susmak suretiyle başkalarına zarar vermek” şeklinde tanımlamak mümkündür. Davacı taraf cevaba cevap dilekçesinde, davalı marka başvurusunun kendi markasının itibarından yararlanmak üzere kötü niyetli olarak yapıldığını iddia ettiği, içtihatlardan da anlaşıldığı üzere, kötü niyetin her somut olayda net olarak ortaya konması gerektiği, davalının kötü niyetinin ispatı külfetinin davacıya ait olduğu; dosya kapsamında davalının, haksız kazanç, yedekleme, şantaj, spekülasyon vb. amaçlı tescil başvurusunda bulunduğunu gösterir her hangi bir belge bulunmadığından bahisle, davalının kötü niyetli bir başvuruda bulunduğu iddiasının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından; Dava konusu marka kapsamında yer alan tüm emtia bakımından taraf markaları arasında sınıfsal ayniyet bulunduğu, davacıya ait markalar ile dava konusu marka başvurusunun görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olmadığı ve markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, davacıya ait markaların tanınmışlığının ispatlanamadığı, davacının kötü niyet itirazlarının yerinde olmadığı,.... kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.H Ü K Ü M :Davanın Reddine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 187,80.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,Davalı kurum ve davalı şirket kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.28/05/2025 Kâtip Hâkim.... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır