Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde, tanınmış gıda markasının benzer ibareli yeni bir markanın tesciline ilişkin YİDK kararının iptali ve hükümsüzlüğü davası.
Özet: 1967 yılından beri gıda sektöründe faaliyet gösteren ve "..." markasının tanınmışlığı yargı kararlarıyla da tescilli olan davacı şirket, davalı adına tescil edilmek istenen ve kendi markasının ana unsurunu içeren benzer bir markaya yönelik TPE kararının iptali ve hükümsüzlüğü talebiyle dava açmış; davacı, ortak ibarenin jenerik olmasına rağmen, hedef markanın kendi yüzlerce seri markasıyla tüketicide bağlantı veya karışıklık algısı yaratacağını, emtia benzerliği, davalının kötü niyeti ve haksız rekabet oluşturduğunu iddia ederken, davalılar ise markalar arasında görsel, işitsel, kavramsal bir benzerlik olmadığını ve davacı markasının ayırt ediciliğinin düşük olduğunu savunmuştur.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/380 Esas - 2025/149
TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİGEREKÇELİ KARARESAS NO : 2024/380 KARAR NO : 2025/149....DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ve HükümsüzlüğüDAVA TARİHİ : 09/09/2024KARAR TARİHİ : 16/04/2025GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH : 16/04/2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka .... Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davacının kurulduğu 1967 yılından günümüze kadar salça, ketçap, mayonez, domates ürünleri, sebze konservesi ile ilintili ticari faaliyetlerini sürdürdüğünü, Kasım 2013 tarihi itibarı ile ... Gıda Sanayi A.Ş. unvanını alan davacının Türkiye’nin en büyük gıda şirketlerinden biri haline geldiğini, 50 yıldan uzun süredir yeni konseptlerin, yüksek kaliteyle birlikte kullanılması nedeniyle “...” markasının herkes tarafından “saygı ve güven” duyulan tanınmış bir marka haline geldiğini, davacıya ait “...” markalarının tanınmışlığının Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen yargı kararları ile de sabit olduğunu, ayrıca “...” markasının tanınmışlığının ... tarafından da kabul edilerek ilgili sicile.....sayı ile şerh edilmiş olduğunu, davacının “...” markasını ve bu marka ile oluşturulan seri markalarını, uzun yıllardır aralıksız ve kesintisiz olarak kullandığını ve bu markalara ciddi yatırımlar yaptığını, ayrıca bu markalarının davacı tarafından muhtelif gıda ürünlerinde aktif bir biçimde kullanılmakta olduğunu, hal bu iken davacının dava konusu edilen ....” markasının tesciline karşı dosyaladığı itirazların davalı ... tarafından nihai olarak reddedilmiş olmasının haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira davacının sayıları 100’den fazla olan tescilli markasının esas unsuru olan “...” ibaresinin dava konusu edilen markanın da esas unsuru olduğunu, dava konusu edilen markada geçen ....” ibaresinin bir cins isim olması nedeniyle markasal hüviyette ayırt ediciliğinin bulunmadığını, ayrıca bu ibarenin varlığının dava konusu markayı davacının aynı şekilde oluşturulmuş seri markalarına daha da yakınlaştırdığını, tüketiciler nezdinde taraflar arasında bir bağlantı bulunduğu veya davacının “...”lı markalarının devamı niteliğinde yeni bir marka olduğunu düşünerek seri marka izlenimine kapılmalarına neden olacağını, nitekim Yargıtay tarafından da onanan kararlar ile 3. şahıslara ait ....” gibi çok sayıda markanın davacının açtığı davalar neticesinde hükümsüz kılındığını, ayrıca taraf markalarının aynı/aynı tür emtialarda kullanılacağını, zira davacının markalarının kapsamına dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen 29, 30 ve 35. Sınıflardaki emtiaların da girdiğini, ayrıca davacının markaların ve tanınmışlığının gıda sektörüne ilişkin olması ve dava konusu markanın kapsamında da gıda ürünleri ile yakından ilişkili malların bulunmasının markalar arasında karıştırılma ihtimaline yol açtığını, ayrıca da dava konusu edilen markanın davacının ticaret unvanının ve ....tatgida.com/tr uzantılı alan adlarının ayırıcı unsurunun aynısını ihtiva ettiğini, davalı şahsın kendisine marka olarak davacının tanınmış markası ile bu derecede benzer bir işareti seçmiş olmasının davalının kötü niyetinin ve davacı ile haksız rekabet yapma saikinin açık bir tezahürü olduğunu iddia ederek, ... ....’nın dava konusu edilen 10.07.2024 tarihli ve... sayılı markanın tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan birbirlerine benzemediğini, ayrıca davacının “...” ibareli markasının zayıf bir marka olduğunu, dolayısıyla somut uyuşmazlıkta karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimali olduğundan söz edilemeyeceğini, davacının SMK m. 6/5, m. 6/6 ve m. 6/9 hükümlerinin somut uyuşmazlıkta uygulanması şartlarının oluştuğunu somut delillerle ispat edemediğini, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur. Davalı vekili dilekçeleriyle özetle; taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığını, taraf markalarında kullanılmış olan renk ve şekil unsurlarının farklı olduğunu, ayrıca davalının markasında “...” ibaresinin tek başına değil, “....” şeklinde, birleşik bir kelime içerisinde kullanıldığını, zaten de taraf markalarında ortak olan “...” ibaresinin yerleşik anlamı itibariyle markasal hüviyette ayırt ediciliği düşük bir kelime olduğunu ve kullanımının davacının tekeline verilemeyeceğini, davacının SMK m. 6/6 ve m. 6/9 hükümlerine dayalı iddialarını da somut delillerle ispat edemediğini, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, davalı şahsın 31.12.2022 tarihinde 29, 30 ve 35. Sınıflara giren emtialarda kullanılmak üzere dosyaladığı görsel unsur içeren marka başvurusunun tescil edilmek üzere 13.02.2022 tarihli ve 414 sayılı ..... sayılı markalarına dayalı olarak itiraz ettiği, davacının itirazını inceleyen ....sayılı kararı ile davacının itirazını mesnet alınan tüm markalar ve gerekçeler yönünden reddettiği, bunun üzerine davacının itirazını aynı markalara ve aynı madde hükümlerine dayalı olarak yinelediği, bu itirazın da ...’in Y.... huzurda dava konusu edilen 10.07.2024 tarihli ve ..... sayılı kararı ile nihai olarak ve bütünüyle reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; DAVALI ŞAHSIN .... BAŞVURU SAYILI MARKASI İLE DAVACININ TESCİLLİ MARKALARI ARASINDA İLTİBAS TEHLİKESİ/KARIŞTIRILMA İHTİMALİ; 6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denilmektedir. “Aynı mal veya hizmet ” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Benzerliğin mevcudiyetini tespit için iki marka yan yana konulmak sureti ile markaların bütün olarak görünüşlerinin dikkate alınması uygundur. Alıcı olarak da ortalama zekâ, dikkat ve kültür düzeyindeki kişiler ölçü alınacaktır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin , her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması”dır. Öğretide karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma, iki işaret arasındaki şekil, ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan doğabilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenimdir. Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla; Markaların ayniyeti/benzerliği, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği, Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali, üzerinde durulacaktır. Markaların ayniyeti/benzerliği: Davalının tescil ettirmek istediği marka ile davacının itirazına/davasına mesnet aldığı tescilli markaları birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyecektir. Markaların benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir. Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur. Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Zira; potansiyel müşteriler kelime, şekil, renk gibi karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır. Uyuşmazlık konusu olan markalar yan yana konularak görsel olarak karşılaştırıldığında; davacının markalarının büyük çoğunluğu, renk, şekil ve kelime unsurlarının bir arada kullanıldığı karma markalardır; işaretlerde kırmızı renkli elips şekilli bir zemin üzerine beyaz harflerle yazılmış “...” ibaresi/kompozisyonu, tek başına veya işaretlerde muhtelif yerlerde ve kompozisyonlarda konuşlandırılmış “gerçek tatlar korumamız altında”, “şefin elinden”, “iyi fikir” gibi sloganlarla, “passata”, “tatçap”, “gourmette” gibi orijinal/özgün kelimelerle veya “konserve”, “garden” “gourmet”, meze dip”, “lunch & dinner”, “yöresel lezzetler”, “tazeden”, “hasat”, “Anadolu lezzetleri”, “%100” gibi, yerleşik/bilinen anlamları nedeniyle markasal hüviyette ayırt edicilikleri bulunmayan kelimelerle birlikte kullanılmıştır. İşaretlerin genel görünümleri itibariyle dikkat çekici kırmızı renkli zemin üzerine yerleştirilmiş olan “...” ibaresinin ilk anda göze çarpan unsur olduğu düşünülmekle birlikte, ... işaretinin davacının çatı markası olması durumu itibariyle, markanın esas unsuru olup olmadığı hususunun daha ayrıntılı irdelenmesi gerekmektedir. Zira; halk tarafından bilinen ve belirli bir firmanın ürünlerinin çoğunluğunda yer alan bir çatı markası veya bir firmanın ticaret unvanının ayırıcı unsuruyla birlikte kullanılan ikincil kelime unsurlarından oluşan markalara uygulamada sıklıkla rastlanmaktadır. Bu tip markalarda yer alan ikincil kelime unsurlarının aynısının veya benzerlerinin başka bir markada yer alması halinde, markaların benzerliği değerlendirmesinde çatı markası (veya ticaret unvanının ayırıcı unsuru) arka planda bırakılarak inceleme yapılması gerekir. Dolayısıyla somut uyuşmazlıkta, davacının “...” ibaresini tek başına veya markasal hüviyette ayırt ediciliği haiz tek unsur olarak ihtiva eden markaları haricindeki markalarda yer alan diğer unsurların, işaretlerde markasal hüviyette esas korunma altına alınması istenilen unsurlar olduğu, Dava konusu edilen marka ise; renk, şekil ve kelime unsurlarının bir arada kullanıldığı karma bir markadır; işaret, açık mavi dörtgen bir zemin üzerine yerleştirilmiş, sarı çizgilerle etrafı çizilmiş, koyu mavi renkli bir kalp şeklinin ortasına beyaz renkli karakteristik küçük harflerle birleşik olarak yazılmış “...” ibaresinden müteşekkildir. İşaretin bu haliyle, işarette geniş bir yer kaplayan, özgün şekil kompozisyonunun görsel açıdan geri planda kalmadığı ve “...” kelime unsurunun bu kompozisyonla bütünleşik bir halde algılandığı, dolayısıyla; her ne kadar, basit şekil unsuru yanında baskın kelime unsurları ihtiva eden markalarda “söz görünümden daha yüksek sesle konuşur” ise de, dava konusu edilen markadaki şekil unsurunun “basit” olduğunun ve işarette geri planda kaldığının ve markaların genel görünümü itibariyle “...” kelimesinin tek başına ön plana çıktığının kabulü mümkün görülmemiştir. Diğer bir ifadeyle; işarette kullanılmış olan şekil unsurunun, işarete markasal hüviyette kattığı ayırt ediciliğin “...” kelimesinden daha düşük seviyede kaldığı, Davalının markasında “...” ibaresinin mevcudiyetinin, karşılaştırılan markaları birbirlerine benzer kılıp kılmadığı ve bu ibarenin ayırt edici niteliğinin olup olmadığı, huzurdaki uyuşmazlığın özünü teşkil etmektedir. Zira; “...” ibaresi Türkçe’de; “canlıların besinlerdeki uçucu olmayan bileşikleri damak, boğaz ve dil yüzeyindeki mukoza noktaları aracılığıyla algıladığı duyum, tatlılık., hoşa giden durum” yerleşik anlamlarını haizdir ve bu anlamları nedeniyle, bilhassa gıda ile ilintili emtialar özelinde markasal hüviyette ayırt ediciliği düşük bir ibaredir. Böyle, ayırt edici niteliği zayıf olan ibareleri kendilerine marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve Yargıtay Kararları’nda yerleşmiş bir görüş bulunmaktadır . Bununla birlikte; zayıf markaların da, zamanla reklam ve yaygın kullanım yoluyla daha yüksek bir ayırt ediciliğe ulaşabileceği, hem öğreti hem Yargıtay tarafından kabul edilmektedir. Buna özellikle zayıf unsurlardan oluşan markaların seri marka olarak ve yaygın şekilde kullanıldığı durumlarda rastlanmaktadır. Böyle durumlarda her ne kadar marka zayıf bir unsur içermekteyse de, herhangi bir zayıf markanın aksine koruma kapsamının genişlediği kabul edilmektedir. Somut olayda da, davacının dava dosyasına sunduğu belge ve delillerden; davacının “...” markasını, uzun yıllardan beri gıda sektöründe kesintisiz olarak yoğun bir biçimde kullandığı ve bu ibareye yoğun/ yaygın/kesintisiz kullanım sonucunda bu sektörde markasal hüviyette belli bir ayırt edicilik kazandırmış olduğu, Ancak; davalının markasında “...” ibaresinin, özgün ve işarette geniş yer kaplayan bir şekil/renk kompozisyonuyla bütünleşik bir halde, üstelik de “...” birleşik kelimesi içerisinde, bu kelimenin son kısmında kullanılmış olması ve bütünleşik bir halde markasal hüviyette koruma altına alınmasının istenmesinin, işaretleri görsel açıdan farklı kıldığı, diğer bir ifadeyle; karşılaştırılan işaretlerin, dava konusu edilen markanın bütünsel olarak bıraktığı izlenim, tümüne hâkim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajı itibariyle, markalarda ortak olan ve dava konusu edilen “...” ibaresinin varlığına rağmen, görsel açıdan yeterli derecede farklılaştığı, yani markaların görsel açıdan birbirlerine benzediğinin söylenmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiştir; dava konusu edilen markayı gören tüketicilerin görsel algısında, “...” kelimesinin tek başına ön plana çıkması ve işareti davacının markalarıyla ilişkilendirmeye vesile olması ihtimalinin bulunmadığı, Sonuçta; davalının markasında kullanılmış olan özgün ve baskın şekil unsuru ve “...” ibaresinin birleşik bir kelime içerisinde -bu kelimenin son kısmında- kullanılmış olması itibariyle markaların, yukarıda yer verdiğimiz yerleşik içtihatlarda bahsi geçen “iltibasın yapılacak küçük bir değişiklikle bertaraf edilebileceği...” durumu ile örtüştüğü öngörülmektedir. Ayrıca uyuşmazlık konusu olan “...” ibaresinin, dava konusu edilen markada “lezzet” anlamında, bütünleşik bir kompozisyon içerisinde, tek başına ön plana çıkartılmadan, ticari dürüstlük kurallarına uygun olarak kullanılmış olmasının da, markaları görsel açıdan benzer kılmaya yeten baskınlıkta bir durum yaratmadığı, Görsel açıdan ortaya çıkan bu farklılıklar, duyusal/işitsel/fonetik açıdan bakıldığında da aynı sonucu vermektedir. Markalarda okunuşları aynı “...” ibaresinin ortak olarak geçmesi, bu ibarenin tek başına değil, başkaca kelime unsurlarıyla birlikte geçiyor olması nedeniyle, markaların okunuşlarını, kulakta bıraktıkları “tını”ları fonetik açıdan benzer hale getirmeye yeterli değildir. Kavramsal açıdan bakıldığında da; dava konusu edilen markanda esas unsur hüviyetinde kullanılmış olan “...” ibaresinin, tüketicinin zihninde ilk anda bütünleşik bir algı yarattığı ve bu algının davacının “...” çatı markasından farklı olduğu ve taraf markalarının bu yönüyle de yeterli derecede farklılaşmış olduğu, taraf markalarında “...” ibaresinin ortak olarak geçiyor olmasının, karşılaştırılan markaları görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer kılmaya yetmediği, Markaların üzerinde kullanılacağı emtiaların ayniyeti/benzerliği: 6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle; Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri, Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı, Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunup bulunmadığı, Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı, Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır. Davacının muhtelif markaları, davalının markasının kapsamına giren, 29 ve 30. Sınıflara giren emtiaları aynıları veya farklı şekilde ifade edilmiş halleri yönünden tescillidir. Tüm bu gıda ürünlerinin benzer ihtiyaçları giderdiği, benzer tüketicilere hitap ettiği, aralarında ham madde/mamul ilişkisi olduğu, aynı mekanlarda/marketlerde yakın reyonlarda satışa sunulduğu, birbirleri yerine ikame imkânları ve birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunduğu ve benzer markaları bu emtialar üzerinde gören tüketicilerin markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurma ihtimali yüksek olduğu, Ayrıca, davacının .... sayılı markaları, davalının markasının kapsamına giren 35. Sınıftaki hizmetlerin aynıları (satış hizmetleri hariç) yönünden de tescillidir. Satış hizmetleri özelinde de; davacının.... sayılı markaları, 29. 30 ve 32. Sınıflara giren emtialar yönünden tescillidir. Davalının markasının kapsamında ise, 01-34. Sınıflara giren tüm emtiaların satışı hizmetleri yer almaktadır. Diğer taraftan; davacının .... sayılı markasının kapsamında, 05, 31, 33 ve 34. Sınıflara giren emtialar da yer almaktadır. Bir takım emtiaların toptan/perakende satış hizmetlerine konu olması durumunda bu hizmetlerin aynı emtialar ile bağlantılı ve/veya benzer emtia sayılması gerektiği, doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında kabul edilmektedir. Zira; “Praktiker” kararında da belirtildiği üzere, “somut bir malı satmak için verilen bu hizmet tabiatıyla bu mal olmadan bir mana ifade etmeyecektir.” Sonuç olarak; davalının markasının kapsamına giren 29 ila 30. Sınıflardaki emtiaların tamamı, 35. Sınıfa giren (satış hariç) hizmetlerin tamamı ve 05, 29, 30, 31, 32, 33 ve 34. Sınıflara giren emtiaların satışı hizmetleri özelinde, davacının muhtelif markaları hasebiyle, emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının kısmen gerçekleşmiş olduğu, diğer emtiaların satışı hizmetleri yönünden ise bu şartın gerçekleşmemiş olduğu, Emtia benzerliği karşılaştırması/incelemesi yapılırken, söz konusu emtiaların hitap ettiği ortalama tüketicinin bilinç/algı/dikkat düzeyi de irdelenmelidir. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır . Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir . Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin; söz konusu mal/hizmet, toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren, teknik veya özel bir mal/hizmet ise, bu kesimin eğitim ve bilgi düzeyi dikkate alınacaktır. Ya da örneğin; sadece eczanelerde ve reçeteli olarak satılan ilaçlar, doğrudan insan sağlığını ilgilendirdiğinden, hayati öneme sahip oldukları için bu gibi ürünleri satın alacak olan kimseler daha dikkatli olacaklardır. Ayrıca bu tür ürünler genellikle tıp doktorları ve eczacılar tarafından önerilip kullanıldığından, ve dahi bir kısmının da reçete ile satışları zorunlu olduğundan, gösterilen dikkat ve kullanılan mesleki bilgi seçici olacaktır. Davalının markasının kapsamına giren/alınmak istenilen gıda emtialarının hitap ettiği ortalama alıcı/tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi açısından somut olayımıza bakıldığında; bu gıda ürünleri nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerdir ve hitap ettikleri tüketicilerin -ki aralarında çocuklar da bulunmaktadır- markaları aynı anda incelemeye tabi tutmaması, küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde incelememesi, sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışması nitelikleri de gözetildiğinde, bu emtiaların hitap ettiği hedef kitlenin, bu emtiaları satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin yüksek olmadığı değerlendirilmiştir. Davalının markasının kapsamına giren, 35. Sınıftaki diğer hizmetlerin alıcılarının ise, söz konusu hizmetleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirdiği, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/ makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz hizmet alma riskini azaltmaya çalıştığı, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını verdiği, bu hizmetlerin bir kısmının da daha ziyade alıcıların profesyonel meslekleri/iştigal alanları ile alakalı olarak satın alınan hizmetler olduğu fiili gerçekleri gözetildiğinde, alıcıların bu hizmetleri satın aldığı anda bilgi/bilinç/dikkat/özen seviyelerinin yüksek olduğu, Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali: 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalıdır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabilir. Öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici /müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir. SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır: Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, Çağrıştırma, Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman. Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olayda; davalının markasında “...” ibaresinin, özgün bir kompozisyonu haiz ve işarette geniş bir yer kaplayan/görsel açıdan geri planda kalmayan/akılda kalıcı bir şekil unsuruyla birlikte, birleşik bir kelimenin son kısmında kullanılmış olması ve bu şekilde markasal hüviyette koruma altına alınmasının istenmesinin, işaretleri görsel açıdan farklı kıldığı, diğer bir ifadeyle; karşılaştırılan işaretlerin, dava konusu edilen markanın bütünsel olarak bıraktığı izlenim, tümüne hâkim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajı itibariyle, markalarda ortak olan ve dava konusu edilen “...” ibaresinin varlığına rağmen, görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yeterli derecede farklılaştığı, yani markaların birbirlerine benzediğinin söylenmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiştir; dava konusu edilen markayı gören tüketicilerin algısında, “...” kelimesinin tek başına ön plana çıkması ve işareti davacının markalarıyla ilişkilendirmeye vesile olması ihtimalinin bulunmadığı, “...” ibaresinin dava konusu edilen markada bütünleşik bir kompozisyon içerisinde, tek başına ön plana çıkartılmadan, ticari dürüstlük kurallarına uygun olarak kullanılmış olmasının, markaları görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer kılmaya yeten baskınlıkta bir durum yaratmadığı, her ne kadar, dava konusu edilen markanın kapsamına giren emtiaların bir kısmı ile davacının marklarının tescili kapsamına giren emtialar aynı/benzer/türdeş ise ve bunlardan gıda ile ilintili olanların hitap ettiği tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi düşük ise de, ilgili tüketicilerin bu markalar altında sunulan emtiaların aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesini ve karıştırma/yanılma ihtimalinin bulunmadığı, tüketicilerin iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayacakları, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu düşünmeyecekleri, taraf markaları benzer olmadığından, somut olayda markaların karıştırılma ihtimalinin mevcut olmadığı, TANINMIŞLIK İDDİALARI; Somut olayda ise; taraf markaları benzer olmadığından, davacının markasının ilgili tanınmış olduğu kabul edilse dahi, tanınmış markanın bir benzerinin farklı mal ve hizmetlerde kullanılması somut olayda söz konusu olmayacağından ve davacı da dava dosyalarına aksi yönde bir delil sunmadığından, davalının markasını tescil ettirmesi ve kullanması sonucunda haksız bir yararın sağlanması, tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi ya da tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi şartlarından birinin gerçekleşme ihtimalinin olmadığı, davacının “...” markasının “Kurutulmuş, konservelenmiş, dondurulmuş, pişirilmiş, tütsülenmiş, salamura edilmiş her türlü meyve ve sebzeler, salçalar; yiyecekler için çeşni/lezzet vericiler, domates sosları dahil olmak üzere soslar” yönünden tanınmışlık düzeyine ulaşmış olması, SMK 6/5 maddesi hükmünde sayılan şartların “otomatikman” gerçekleştiği veya gerçekleşebileceği anlamına gelmez. Tanınmışlığın varlığı koşulu sağlanmışsa, inceleme, önceki/tanınmış markanın zarar görecek şekilde etkilenmesi koşulu ile devam etmelidir . Bu koşulun gerçekleşme ihtimali, haklı sebeplerle ve mantıklı argümanlarla ortaya konulmalıdır, şöyle, ki; davalının markasının tescil edilmesi halinde, hayatın olağan akışı içinde SMK 6/5 maddesinde sayılan durumların ortaya çıkmasının gerçekten olası olduğu yönünde bir kanaat hâsıl olmalıdır. Bu nedenlerle; davacının SMK m. 6/5 hükümlerine dayalı “tanınmışlık” iddiasının dava konusu edilen markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, DAVACININ TİCARET UNVANINA VE ALAN ADINA DAYALI HAK İDDİALARININ DAVALININ .... BAŞVURU SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ; 6769 sayılı SMK’nın 6/6 maddesine göre; “tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.” Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, .... kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı girer. Yargıtay emsal kararlarında da açıkça dile getirildiği üzere KHK 8/3 (SMK 6/3) maddesinde yer alan "ticaret sırasında kullanılan işaret" ifadesinin kapsamı içerisine ticaret unvanları, işletme adları, isim, fotoğraf, telif hakkı vs. sokulabilir. Aynı maddenin 5. fıkrasına (SMK 6/6) göre de, tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, ticaret unvanı, fotoğrafı veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını kapsaması halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusunun reddedileceği belirtilmiştir. SMK md. 6/6 uyarınca ticaret unvanlarına ve alan adlarına tanınan koruma da, fiilen kullanıldıkları faaliyet konularını kapsamakta olup, fiilen kullanılmayan konularda koruma sağlanırsa ticaret unvanları/alan adları markalara karşı gereğinden fazla korunmuş olur. Ayrıca da; bu işaretin ticaret unvanı/alan adı kullanımından öte ayırt edici özellik kazanacak şekilde tek başına veya baskın unsur olarak aynı tür mal ve hizmetler bakımından markasal kullanımının da ispatı gerekir . Davalının dava konusu edilen markasındaki ....” ibaresinde “...” ibaresinin tek başına ön planda olmadığı, hatta bu ve başka nedenlerle dava konusu edilen marka ile davacının “...”lı markalarının benzer olmadığı, somut olayda davacının ticaret unvanına ve alan adına dayalı hak iddialarının dava konusu markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, KÖTÜ NİYET İDDİALARI; Somut olayımıza dönüldüğünde; davalı şahsın “...” işaretini kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla veya davacının markaları ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava dosyasına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığının ispat olunamadığı, Netice itibariyle, Karşılaştırılan markaların/işaretlerin görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığı, Davalının markasının kapsamına giren; 29 ila 30. Sınıflardaki emtiaların tamamı, 35. Sınıfa giren (satış hariç) hizmetlerin tamamı ve 05, 29, 30, 31, 32, 33 ve 34. Sınıflara giren emtiaların satışı hizmetlerinin, davacının muhtelif markalarının tescilli kapsamına giren emtialar ile aynı/benzer/türdeş emtialar olduğu, Davalının markasının kapsamına giren emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin değişiklik gösterdiği, bu hususta bir genelleme yapılamayacağı, bu tespitlere rağmen taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunmadığı, Davacının “tanınmışlık” “alan adına ve ticaret unvanına dayalı hak” iddialarının dava konusu edilen markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, Davacının “kötü niyet” iddialarının yerinde olmadığı, Dava konusu edilen 10.07.2024 tarihli ve.... sayıl.... kararının hukuka uygun olduğu, hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı sonuçlarına varılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 187,80.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,Davalı şahsın yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalı vekilinin yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.16.04.2025 Kâtip Hâkim ... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır