Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde tanınmış marka iddiasıyla açılan, YIDK kararının iptali ve tescilli markanın hükümsüzlüğü istemli davada karışıklık ile sulandırma tehlikesi iddialarının esastan incelenmesi.
Özet: Bu hukuki evrak, davacının kendi tanınmış markasıyla benzerliği nedeniyle tescil edilmek istenen bir başka markanın hükümsüz kılınması ve ilgili kararın iptali talebiyle açtığı davayı özetlemektedir; davacı, yeni markanın görsel, işitsel ve anlamsal olarak kendi markasıyla karıştırılacağını, kötü niyetli olduğunu ve kendi marka serisinin devamı izlenimi vereceğini iddia ederken, davalılar ise markaların hedef kitle, anlam, görünüş ve faaliyet gösterilen sektörler açısından bariz farklılıklar içerdiğini, dolayısıyla herhangi bir karışıklık, haksız yarar veya itibar zedelenmesi riskinin bulunmadığını savunarak davanın reddini talep etmektedir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/422 Esas - 2025/224

TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2024/422
KARAR NO : 2025/224
....
DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük
DAVA TARİHİ : 02/10/2024
KARAR TARİHİ : 18/06/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 18/06/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka ..... Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkiline ait ..... tescil nolu “...” markasının tanınmış bir marka olduğunu, müvekkiline ait “...” markaları ile itiraza konu “...” markası; görünüş, renk, okunuş ve telaffuz açısından birebir aynı olduğunu, bu benzerliğin her iki marka arasında irtibat bulunduğu kanısını uyandırmaya yeterli olduğunu, itiraza konu “... solar ” markası ile müvekkili “...” markalarının, aynı mal ve hizmet noktalarında, yan yana ve aynı hizmetlerde kullanılması ve yine aynı ürünler üzerinde kullanılacak olmasının karışıklığa meydan vereceğini, mezkur markaların; gerek işitsel ve gerekse kelimelerin dizilişi ve pek tabi kullanılacağı ürünler bakımından ayırt edilemeyecek kadar aynı olduğunu, öte yandan tescil edilmesi halinde itiraz konu markanın müvekkiline ait ... ibareli markaların serisi olduğu izlenim uyandıracağını ve tüketici nezdinde karışıklığa sebep olacağını, müvekkilinin ... ibaresini, ticaret unvanında da çok uzun yıllardır kullandığını, başvurunun kötüniyetle yapılmış olduğunu beyan ederek.... sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; başvuru konusu ibarenin ihtiva ettiği anlam, genel görünüm, hedef tüketici kitlesi üzerinde bırakacağı etki ve izlenim davacıya ait markalardan bütüncül anlamda tamamen farklı olduğunu, başvuru konusu markanın esas unsuru “....” şeklinde okunup algılanacakken; mesnet olduğu iddia edilen markalar ise “...” şeklinde okunup algılanmakta olup taraf markaları karşısında kalacak ortalama tüketici kesimin ilgili markalar arasında herhangi bir ilişki kurmasının söz konusu olmayacağını, ayrıca bazen tek bir harf farklılığı dahi markaların birbirinden farklı algılanmasına sebebiyet verirken somut olayda bu durumun ötesinde gerek görsellik olarak, gerek anlamsallık olarak gerekse de işitsellik olarak çok büyük farklılıklar bulunduğunu, bu durumların taraf markaları açık bir şekilde birbirinden ayırdığını, mevcut farklar karşısında markaların birbirinin serisi olarak algılanmayacağını, aralarında benzerlik bulunmayan davalı markasının davacıya ait markalara zarar vermeyeceğini ve sulandırmayacağını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket vekili dilekçeleriyle özetle; müvekkili markasının bir bileşke marka olarak ...." olduğu, tek başına "..." ibaresinden oluşmadığı; markanın enerji sektörünü ve güneş enerjisinden elektrik üretimini çağrıştırdığı dikkate alındığında gıda sektöründe faaliyet gösteren ve bilhassa sıcak çay ve benzeri içecekleri üreten/satan "..." markası ile benzerliğinin iddia edilemeyeceğini, davacının dava dilekçesinde her ne kadar ... ifadesinin büyük puntolarla .... ifadesini küçük puntolarla yazmış ve ... ve ... kelimeleri arasında bir karışıklığa mahal verileceğini iddia etmişse de bu durumun görsel olarak da tescilde yer aldığı şekilde kullanıldığını, görselden de görüleceği üzere sadece kelime ve harfler değil yazım şekli, markanın logo kısmı ve punto tarzlarının da tamamen farklı olduğunu, davacıya ait markalar ile müvekkiline ait "...." markasının karışıklığa yol açacağından ve müvekkiline ait markanın davacıya ait seri bir marka izlenimi oluşturacağından bahsetmenin mümkün olmadığını, ayrıca müvekkilinin markası ile itiraz sahibi markası arasında görsel, işitsel, anlamsal herhangi bir benzerlik bulunmadığını, benzer olmayan tamamen farklı görsel özelliklere sahip bu markalar arasındaki herhangi bir karıştırılma ihtimalinden bahsetmenin mümkün olmadığını, müvekkili markası ile davacı markalarının, gerek marka ibareleri gerek markaların esaslı unsurları gerekse de bambaşka sektörlerde faaliyet gösteriyor olmaları açısından birbiriyle karıştırılamayacak kadar farklı olduklarını, bu sebeplerle müvekkilinin davacının markasından haksız bir yarar elde etme olanağının bulunmadığını, aynı şekilde davacıya ait markanın itibarının zarar görme olasılığının da bulunmadığını, davacının iddia etiği tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi hususunun müvekkili markasının bambaşka sektörde faaliyet göstermesi, "..." ve "..." nın ilk kelime itibariyle ayırt ediciliği var olması ve bunun da ötesinde .... markasında yer alan ... ibaresini de ihtiva etmesi sebebiyle eldeki dava açısından imkansız olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, . iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
İşlem dosyasının tetkikinde, davalı şirket tarafından 15.11.2022 tarihinde ..... başvuru numarası ile “... solar” ibareli marka için 04 / 07 / 09 / 11 / 35 / 36 / 37 / 39 / 40 / 42 / sınıflarda yer alan mallar/hizmetler için marka başvurusunda bulunulmuş; söz konusu marka başvurusu Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından kabul edilerek 12.12.2022 tarihli ve 410 sayılı Resmi Marka Bülteni'nde ilan edilmiş, söz konusu yayına davacı şirket tarafından itiraz edilmiş, .... tarafından davacı şirket tarafından yapılan itiraz reddedilmiş, davacı şirket tarafından söz konusu ret kararına ..... nezdinde yapılan itiraz, ... sayılı nihai kararı ile reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir.
DEĞERLENDİRMELER ;
Taraf Markaları Arasında Karıştırılma İhtimali;
Benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu markaların tescilli oldukları sınıfların birbirine benzerliğidir. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal ve hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Eğer her iki koşul da gerçekleşmiş ise markalar arasında iltibas olduğuna karar verilecektir.
Markalar arasındaki benzerlik incelenirken,
Markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları
Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlik,
Çağrıştırma,
Bir bütün olarak markaların uyandırdığı toplu kanaat,
Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu,
Markayı taşıyan mal veya hizmetin değeri ve alıcının bu mal ve hizmeti almaya ayırdığı zaman, kriterleri ele alınmalıdır.
İltibas, kanunlarda tanımlanmamış olmakla birlikte öğretide “bir markanın aynen veya benzerinin kullanılması suretiyle, alıcı zihninde gerek emtiaların (veya hizmetlerin), gerekse müteşebbisin kaynağı açısından yanlış kanaatler uyandırılması ve bunların aynı yerden piyasaya sürüldüklerinin düşündürülmesi, bu yönden çağrışımlar yapması” olarak tanımlanmıştır. Sadece alıcıların belirli bir mal veya hizmet yerine başka mal veya hizmeti almak istemeleri halinde değil; alıcıların mal veya hizmetlerin birbirinden farklı olduklarını anlamalarına rağmen, bunların kaynağının aynı işletme olduğuna veya malları satan yahut hizmetleri sunanlar arasında idari veya ekonomik bağlılık olduğuna inanmaları halinde de iltibas ihtimali vardır. Dolayısıyla, iltibas bulunduğunun kabulü için işaretin marka ile bağlantı kurulmasına ve düşünsel olarak markayı çağrıştırmasına elverişli olması gerektiği anlaşılmaktadır.
Tam bu hususta değinilmesi gereken önemli nokta ise karıştırılma ihtimalinin varlığı “halk” nezdinde olmalıdır. Bir markanın diğer marka ile karıştırılma ya da iki marka arasında ilişki bulunduğu ihtimali, malın hitap ettiği uzman ya da satıcı nezdinde değil, halk nezdinde araştırılmalıdır. Dolayısıyla, markaların hitap ettiği tüketici ya da kullanıcı dikkate alınmak suretiyle, markaların bu kişiler nezdinde karıştırılıp karıştırılmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. “Halk” tabiri amaca uygun şekilde “markayı taşıyan ürünlerin nihai tüketici kitlesi” olarak anlaşılmalıdır. Benzerlikte görüşüne başvurulacak kişi markalı ürünün yöneldiği hedef kitleye mensup/makul derecede bilgilendirilmiş, makul derecede dikkatli ve makul derecede ihtiyatla değerlendirme yeteneğine sahip kişinin değerlendirmesidir.
İltibas tehlikesinin bulunup bulunmadığının tespitinde, mal ve hizmetlerin aynı veya benzer alıcı çevresine hitap edip etmediklerine ve aynı veya benzer ihtiyaçları gidermede kullanılıp kullanılmadıklarına; markaların kullanıldığı mal veya hizmetin ekonomik değerine; bunların hitap ettiği alıcı grubunun sosyal ve ekonomik düzeyine ve orta yetenekteki alıcıların markanın kullanılacağı mal veya hizmetleri aldıkları sırada sarf edecekleri dikkat ve özene de bakılır.
Emtiaların Aynı/Benzer/İlişkili Olup Olmadığı ;
Dava konusu....Davalıya ait dava konusu markanın kapsamındaki 04., 07., 09., 11., 35. ve 36. sınıflardaki malların/hizmetlerin davacının redde mesnet markalarının kapsamında aynı/aynı tür/benzer olarak yer aldığı, davalıya ait dava konusu markanın kapsamındaki 39. sınıftaki: “Elektrik dağıtım hizmetleri.” hizmetleri ve 40. sınıftaki “Enerji üretimi hizmetleri, jeneratörlerin kiralanması hizmetleri.” hizmetlerinin davacının .....sayılı markasının kapsamındaki 04. sınıftaki “Elektrik enerjisi” malı ile ilişkili olduğu, Davalıya ait dava konusu markanın kapsamındaki 42. sınıftaki: “Bilgisayar hizmetleri: bilgisayar programlama, bilgisayarı virüse karşı koruma, bilgisayar sistem tasarımı, başkaları adına web sitelerinin tasarlanması, bakımı ve güncelleştirilmesi, yazılım tasarımı, kiralanması ve güncelleştirilmesi, internet arama motoru sağlama, hosting, bilgisayar donanımları alanında danışmanlık, bilgisayar donanımlarının kiralanması hizmetleri.” hizmetlerinin davacının ....sayılı markalarının kapsamındaki 09. sınıftaki “Manyetik, optik kayıt taşıyıcılar ve bunlara kaydedilmiş bilgisayar programları ve yazılımları” malları ile ilişkili olduğu,
Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır.
Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır.
Marka İşaretlerinin Benzer Olup Olmadığı ;
Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, yukarıda da değinildiği üzere, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaya göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla asıl olan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaya göre değerlendirme yapılmasıdır.
Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir.
Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, tek başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Kelime markalarında görsel değerlendirme; kelimenin uzunluğu/kısalığı, harf sayısı, harflerin dizilimi, kelime sayısı ve işaretlerin yapısı gözetilerek yapılmalıdır. Görsel değerlendirmede, kelimenin ilk kısmında oluşan benzerlik ya da benzememe durumu kelimenin son kısmına göre daha büyük öneme sahiptir. Bununla birlikte, görsel algı önce dışta bulunan elemanları ayırt ettiği için, son harf, kelimenin iç kısımlarında yer alan harflere kıyasla, daha büyük etkiye sahip olacaktır. Kelime markalarında, kelime yazıldığından farklı şekilde okunmadığı sürece (yabancı dillerdeki markalar), görsel ve işitsel benzerlik genellikle aynı anda ortaya çıkar. Bununla birlikte, kısa zaman aralığında gerçekleşen işitsel algıya kıyasla, görsel algının daha kesin ve tekrarlanan algılama imkânı sağladığı dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, işaretler arasındaki görsel farklılıklar işitsel farklılıklara kıyasla daha fazla etkiye sahip olacaktır.
İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda tek başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür.
Kavramsal (anlamsal) benzerlik, kelime veya şekil markalarının karşılık geldikleri anlam veya kavramlar bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Kelime markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği, temel olarak, farklı şekilde yazılı kelimelerin aynı veya farklı dilde aynı/benzer kavramlara (anlamlara) karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Şekil markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği ise temel olarak, markalarda yer alan şekil unsurlarının aynı kavramlara karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir.
Dava konusu marka, beyaz zemin üzerine, mavi renkte, küçük harflerle “...” ibaresi ile bu ibarenin altında turuncu renkte “solar” ibaresi, sonunda ise turuncu renkte elektrik akımını simgeleyen bir figürün yer aldığı karma bir markadır.
Davacının redde gerekçe markaları “...” ibaresi ile birlikte “....” ibarelerinin yer aldığı kelime markaları veya karma markalardır.
Dava konusu markanın esas unsurunun “...” ibaresi, davacı markalarının esas unsurunun ise “...” ibaresi olduğu, “...” ibaresi, Yunan alfabesinin ikinci harfi olmasının yanı sıra matematik, fizik, biyoloji, bilgisayar gibi alanlarda sıklıkla kullanılan bir terim olduğu dolayısıyla ayırt edici niteliği zayıf bir ibare olduğu,
Bu açıklamalar doğrultusunda, davacı markaları ile dava konusu marka, marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal olarak karşılaştırıldığında, dava konusu marka ile davacı markalarındaki farklılığın ilk harf olan “g” ve “b” harflerinden kaynaklandığı, dava konusu marka ile davacı markaları arasında kavramsal bir benzerlik bulunmadığı, tek harf değişikliğinin iltibasa yol açacağı iddia edilse de, bu hususun her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi gerekmekte olup, somut uyuşmazlıkta bu farklılığın görsel ve işitsel bakımdan dava konusu markanın üzerinde kullanılacağı emtianın ortalama tüketicileri nezdinde iltibası önleyici mahiyette olduğu, “...” ile “...” ibarelerinin kısa ibareler olması nedeniyle küçük farklılıkların farklı bir genel izlenime yol açabileceği, ilk harfteki farklılığın tüketiciler tarafından fark edilebileceği, öte yandan Yargıtay’ın tek harf değişikliğine yönelik kararları 1 ile de uyumlu olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, ilgili tüketiciler tarafından taraf markalarının farklı işletmelere ait olduğunun anlaşılabileceği sonuç olarak dava konusu marka ile davacının markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve anlamsal olarak belirli düzeyde bir benzerlik bulunmadığı,
Sonuç olarak, her ne kadar dava konusu markanın kapsamında yer alan bir kısım mallar/hizmetler davacının redde gerekçe markalarının kapsamında aynı/aynı tür/benzer/ilişkili olarak yer alsa da, dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunmaması nedeniyle dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı,
Eskiye Dayalı Kullanım ;
6769 s. SMK’nın 6. Maddesinde sınırlı sayıda düzenlenen nispi ret nedenlerinden biri olan 6/3 bendinde “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir” düzenlemesine yer verilmiştir.
Burada kastedilen marka tesciline konu edilmeksizin ve fakat markasal bir etki doğuracak mahiyette ve yeterlilikte, ticaret hayatında kullanılan ticaret unvanı, işletme adı, alan adı gibi işaretlerdir.
Tescilsiz bir işaretin korunmasını sağlayan ve nisbi ret nedenine konu teşkil eden bu durum, işaretin, itiraz eden tarafından daha önceki bir tarihten beri kullanılmakta olması ve bu kullanım neticesinde işarete ayırt edici nitelik kazandırılmış olmasıdır. Yani, bir markanın tescil başvurusundan önce, bu işaret bir başkası tarafından oluşturulmuş ve kullanma neticesinde belli oranda kullanan ile anılmaya başlamış ve ayırt edici nitelik kazandırılmışsa, bu hakka dayanarak sonraki tescilin engellenmesi mümkündür. Ancak tescilin engellenebilmesi için, markanın tescili için yapılan başvuru veya başvuruda belirtilen rüçhan tarihinden önce bu işaret için hak elde edilmiş olması ve hakkın sahibine, daha sonraki bir markanın kullanımını yasaklama hakkını veriyor olması gerekmektedir.
Ancak tescilsiz kullanım ile kast edilen husus, öncelik hakkının işareti ilk defa alelade bir şekilde kullanan kişiye ait olması demek değildir. Başka bir ifadeyle 6/3 maddesi anlamında aranan ayırt edicilik, markasal etki doğurmayan veya oldukça sınırlı bir kitle için doğuran kullanımlar değil, tescilsiz işaretin ticari alanda kullanılması suretiyle, ilgili piyasada bilinir hale gelmesi ve o işareti ihdas edenle birlikte tanınır olması biçiminde anlaşılmalıdır. Ancak buradaki bilinir/maruf olma durumu ile 6769 s. SMK m.6/5 kapsamındaki tanınmışlık olgusu ile karıştırılmamalıdır. İlk kullanma suretiyle marka hakkının doğumunu sağlayan ve bu nedenle markasal etki doğuracak şekilde bir bilinirlik, markanın üzerine konulduğu emtianın hitap ettiği alıcı kitlesi tarafından tanınmaya başlamış olması, belirli bir yer, bölge veya piyasada bilinmesi biçiminde anlaşılmalıdır. Bir diğer ifadeyle, 6769 sayılı SMK m.6/3 kapsamında, tescilsiz işaretin belirli bir çevre veya piyasa ile sınırlı bir bilinirlik düzeyine erişmesi, maddenin sağladığı korumadan istifade için yeterli görülmelidir.
ATAD huzurunda görülen bir uyuşmazlıkta, önceye dayalı hak istisnasını mesnet göstermek suretiyle 40/94 sayılı Marka Tüzüğü 8/4 m. uyarınca sonradan bir hak ileri sürebilmek için;
Hak iddia edilen işaretin ticaret sırasında kullanılmış olması,
Yerel coğrafi bölgeden daha geniş bir coğrafik alanda işaretin kullanılması,
İşaret sahibinin, bu işaretin başkalarınca kullanılmasını önleyebilecek ölçüde (iç hukukların sağladığı boyutta mesela; işaretin bilinir hale getirilmesi / tanıtılması gibi) hak sahibi olması,
İşaret üzerindeki hakkın, karşı çıkılan markanın başvuru tarihinden önceki bir zaman diliminde elde edilmiş olması, şartların hep birlikte gerçekleşmiş olması aranmıştır.
Tabi ki bu kriterler, somut olayın şartlarına göre ayrı ayrı ele alınarak yorumlanmalı ve uygulanmalıdır.
Bunun yanı sıra bu kapsamda sağlanacak koruma sadece tanıtımın yapıldığı mal veya hizmetlerle sınırlı olacaktır. Aksi halde, yani başka mal ve hizmetler yönünden de üstün hak sağlanması halinde, marka tescilinin bir anlam ve önemi kalmayacak, bir nevi tescilsiz bir işarete çok tanınmış bir marka statüsü sağlanması söz konusu olacaktır.
Yasal düzenlemeler, doktrin ve yargı kararlarında kabul gören bu görüşler çerçevesinde somut uyuşmazlığa döndüğümüzde;
Dosya kapsamında, davacı tarafından dava konusu ibare olan “...” ibaresini veya bu ibareyle karıştırılma ihtimaline yol açacak başka bir ibareyi Türkiye’de uzun süredir dava konusu hizmetler bakımından tescilsiz kullanıldığına dair herhangi bir delil sunulmadığı görülmüş, dolayısıyla davacının dava konusu marka üzerinde dava konusu hizmetler bakımından eskiye dayalı kullanımının bulunmadığı,
Tanınmışlık İddiaları ;
6769 sayılı SMK m. 6/5 düzenlemesi “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” biçimindedir.
Davacı tarafından işlem ve dava dosya kapsamına sunulan delillerden davacı yanın gerek yurtiçi gerekse de yurtdışında çok sayıda tescili bulunduğu gibi “...” markaları ile oldukça uzun yıllardır mevcut olduğu görülen sektörel kullanımları göz önüne alındığında davacı markalarının özellikle “çay, meyve çayı, bitkisel çay” gibi içecek ürünlerinde, ilgili tüketici kitlesi nezdinde belli bir tanınmışlığa eriştiği anlaşılmış, nitekim bu hususta daha evvel verilmiş emsal yargı kararları bulunduğu gibi davacı yana ait “..... sayısı ile tanınmış markalar sicilinde 2016 yılından bu yana kaydının bulunduğu tespit edilmiştir.
Yukarıda anlatılanlar doğrultusunda, dava konusu markanın davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlama, tanınmış markanın itibarına zarar verme, tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme gibi hususların değerlendirilmesi için ilk şart dava konusu marka ile davacı markaları arasında aynılık/benzerlik olmasıdır. Yukarıdaki bölümlerde bahsedildiği gibi, somut olayda, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı,
Öte yandan, 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunması şartının sağlanması gerektiği ancak bu şartın gerçekleşmediği, bu şart gerçekleşse dahi dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, davalı başvurusunun davacıya ait “...” esas unsurlu markasının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığına yönelik somut bir kanaat oluşmadığı, sonuç olarak davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı ve dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı,
Kötü Niyet İddiaları;
Somut olayda, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı önceki bölümlerde detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, velev ki markalar arasında karıştırılma ihtimali olsa dahi, -somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir- davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı ,
Netice itibariyle,
Dava konusu marka başvurusu ile davacı markaları arasında marka işaretleri bakımından benzerlik bulunmadığı,
Dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı,
Davacının eskiye dayalı gerekçeli itirazının yerinde olmadığı,
Davacının tanınmışlık gerekçeli itirazının yerinde olmadığı,
Kötü niyet iddialarının yerinde olmadığı, .... Kararı’nın hukuka uygun olduğu sonuç ve kanaatlerine varılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın reddine,
Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 187,80.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davalı kurum ile şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
Dair, davacı vekili ve davalı kurum ile davalı şirket vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.18.06.2025
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır