Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinde, tanınmış seri markalara sahip davacının, davalının "MEDİ-" ön ekli markalarıyla karıştırılma ihtimali ve kötü niyet iddiasıyla YİDK kararının iptali ile markanın hükümsüzlüğü talepli davası.
Özet: Bu dava, davacının uzun süredir kullandığı "..." serisi markalarıyla davalı şirketin marka başvurusunun görsel, işitsel ve kavramsal benzerlikler nedeniyle karıştırılma ihtimali yarattığı, kötü niyetle hareket edildiği ve davacının tanınmış markalarına sızma amacı taşıdığı iddialarıyla marka YIDK kararının iptali ile markanın hükümsüzlüğünü talep ettiği; davalıların ise, kendi "..." ibaresiyle başlayan geniş ve tanınmış marka serilerine, ortak hecenin ayırt edicilik zayıflığına, tarafların farklı sektörlerde faaliyet gösterdiğine ve dolayısıyla karıştırılma ihtimali bulunmadığına dayanarak davanın reddini savunduğu, karmaşık bir marka hükümsüzlük ve iptal yargılamasıdır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/428 Esas - 2025/128

TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2024/428
KARAR NO : 2025/128
.....
DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük
DAVA TARİHİ : 08/10/2024
KARAR TARİHİ : 09/04/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 09/04/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka .... Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçeleriyle özetle; davacının uzun yıllardır “....”li markalarını ticari faaliyetlerinde kullandığını ve tanıttığını, bu markaların davacı adına davalı .... tarafından nihai olarak reddedilmiş olmasının haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yakın benzer olduğunu, ayrıca aynı/benzer/türdeş emtialarda kullanılacaklarını, dolayısıyla aralarında karıştırılma ihtimali olduğunun kabulünün gerektiğini, davacının ....”li markalarının seri ve tanınmış markalar olduğunu, dava konusu edilen markanın tescili halinde bu markanın davacının seri markalarına sızma ihtimalinin yüksek olduğunu, tüketiciler nezdinde taraflar arasında bir bağlantı bulunduğu veya davacının “...”li markalarının devamı niteliğinde yeni bir marka olduğunu düşünerek seri marka izlenimine kapılmalarına neden olacağını, davalı firmanın kendisine marka olarak davacının tanınmış markası ile bu derecede benzer bir işareti seçmiş olmasının davalının kötü niyetinin ve davacı ile haksız rekabet yapma saikinin açık bir tezahürü olduğunu iddia ederek, ..... sayılı kararının iptaline ve .... sayılı markanın tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan birbirlerine benzemediğini, dolayısıyla somut uyuşmazlıkta karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimali olduğundan söz edilemeyeceğini, davacının SMK m. 6/5 ve m. 6/9 hükümlerinde bahsi geçen şartların somut uyuşmazlıkta gerçekleştiği iddialarını da somut delillerle ispat edemediğini, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur.
Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; sağlık ve eğitim hizmeti vermek amacıyla kurulmuş olan davalının sahip olduğu markalarının, başarılı faaliyetleri vesilesiyle tüketici nezdinde tanınmış ve güvenilen markalar haline geldiğini, davalının "Medipol" tanınmış markasıyla faaliyet gösteren birçok özel hastanenin kurucusu ve işleticisi de olduğunu, davalının işletmeleri arasında İstanbul Medipol Üniversitesi, Ankara Medipol Üniversitesi gibi üniversitelerin de bulunduğunu, “...” ibaresinin davalının tescilli ve tanınmış seri markalarının baş kısmında yer aldığını, huzurdaki davaya konu edilen markanın da bunlardan biri olduğunu, davalının bu kısaltmayı, ticaret unvanının ayırıcı unsuru olan “Medipolitan” kelimesinin kısaltması olduğu için tercih ettiğini, bu ibarenin aynı zamanda “tıbba ait, tıpla ilgili, iyileştiren, sağaltan/sağlığa kavuşturan” anlamlarındaki "Medikal" kelimesinden mülhem olduğunu, davalının “...” ibaresiyle başlayan 140 civarında markasının bulunduğunu, davalının "..." ibaresiyle başlayan ve ..... gibi ibarelerle devam eden bu seri markalarından kaynaklanan ve somut uyuşmazlıkta himaye görmesi gereken müktesep bir hakkının bulunduğunu, bunlar arasında yer alan .... sayılı markanın dava konusu edilen markayla aynı olduğunu ve bu markaların tescili kapsamına giren emtiaların da aynı olduğunu, keza davalını....” markasının da tanınmış marka olarak tescilli olduğunu, ayrıca taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzemediğini, taraf markalarında ortak olan “...” hecesinin de markasal hüviyette ayırt ediciliğinin zayıf olduğunu, zira tanımlayıcı ibarelerin, iki veya üç harften oluşan harf dizelerinin, tanımlayıcı ibarelerin baş harflerinden oluşan kısaltmaların markasal hüviyette ayırt ediciliğinin bulunmadığını, “...” kısaltmasının denizcilik sektöründe “.... kısaltması olduğunu, ayrıca tarafların çok farklı sektörlerde faaliyet gösterdiklerini, zaten de taraf markalarının hitap ettiği tüketici kesiminin bilinç ve dikkat seviyesinin yüksek olduğunu, dolayısıyla taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, davalının tanınmışlığı gözetildiğinde, davacının markalarıyla iltibas veya markalarına yanaşma ihtiyacında veya haksız yarar sağlama kaygısında olmadığının ve kötü niyetle hareket etmediğinin açık olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
İşlem dosyasının tetkikinde, davalı firmanın 13.02.2023 tarihinde 38, 39, 42 ve 44. Sınıfa giren hizmetlerde kullanılmak üzere dosyaladığı görsel unsur içeren marka başvurusunun tescil edilmek üzere 13.03.2023 tarihli ve 416 sayılı Resmi Marka Bülteni’nde ilan edildiği, bu ilana davacının.... sayılı kararı ile davacının itirazını mesnet alınan tüm markalar ve gerekçeler yönünden reddettiği, bunun üzerine davacının itirazını aynı markalara ve aynı madde hükümlerine dayalı olarak yinelediği, bu itirazın da.... Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun huzurda dava konusu edilen 08.08.2024 tarihli ve.... sayılı kararı ile nihai olarak ve bütünüyle reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir.
DEĞERLENDİRMELER;
DAVALI FİRMANIN .... BAŞVURU SAYILI MARKASI İLE DAVACININ TESCİLLİ MARKALARI ARASINDA İLTİBAS TEHLİKESİ/KARIŞTIRILMA İHTİMALİ;
6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denilmektedir.
“Aynı mal veya hizmet ” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Benzerliğin mevcudiyetini tespit için iki marka yan yana konulmak sureti ile markaların bütün olarak görünüşlerinin dikkate alınması uygundur. Alıcı olarak da ortalama zekâ, dikkat ve kültür düzeyindeki kişiler ölçü alınacaktır.
Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin , her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması”dır. Öğretide karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır.
Karıştırılma, iki işaret arasındaki şekil, ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan doğabilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenimdir.
Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla;
Markaların ayniyeti/benzerliği,
Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği,
Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali, üzerinde durulacaktır.
Markaların ayniyeti/benzerliği:
Davalının tescil ettirmek istediği marka ile davacının itirazına/davasına mesnet aldığı tescilli markaları birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyecektir.
Markaların benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir. Şöyle, ki;
Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur . Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Zira; potansiyel müşteriler kelime, şekil, renk gibi karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır .
Davacının bir kısım markaları, renk, şekil ve kelime unsurlarının bir arada kullanıldığı karma markalardır; işaretlerde “...” hecesi, “group”, “holding”, “marine” gibi, yerleşik birer anlamı haiz kelimelerle bütünleşik birer tamlama oluşturacak şekilde, veya “....” gibi kelimelerin ilk hecesi olacak şekilde, çeşitli renk/şekil unsurlarıyla birlikte kullanılmıştır. Aynı şekilde; davacının bir kısım kelime markalarında da “...” hecesi, anlamlı kelimelerle birlikte, aynı yazım karakterinde yazılmış halde kullanılmıştır ve davacının çatı markası olduğu anlaşılmaktadır. Halk tarafından bilinen ve belirli bir firmanın mal ve/veya hizmetlerinin çoğunluğunda yer alan bir çatı markası veya bir firmanın ticaret unvanının ayırıcı unsuruyla birlikte kullanılan ikincil kelime unsurlarından oluşan markalara uygulamada sıklıkla rastlanmaktadır. Bu tip markalarda yer alan ikincil kelime unsurlarının aynısının veya benzerlerinin başka bir markada yer alması halinde, markaların benzerliği değerlendirmesinde çatı markası (veya ticaret unvanının ayırıcı unsuru) arka planda bırakılarak inceleme yapılması gerekir. Dolayısıyla somut uyuşmazlıkta, davacının “...” hecesini markasal hüviyette ayırt ediciliği haiz tek unsur olarak ihtiva eden markaları haricindeki markalarda yer alan diğer unsurların, işaretlerde markasal hüviyette esas korunma altına alınması istenilen unsurlar olduğu,
Dava konusu edilen marka ise; şekil unsurundan yoksun bir kelime markasıdır; işarette, düz yazım karakterindeki lacivert renkli büyük harflerle birleşik olarak yazılmış “...” ibaresi, tek unsur olarak kullanılmıştır ve bütünleşik hali ile, markanın esas/tek unsuru olduğu hususunda herhangi bir tereddüt yoktur.
Davalının markasında tek başına esas unsur olmasa da, taraf markalarında kullanılmış olan kelimelerin başlangıç kısımlarında ortak olarak “...” hecesinin geçiyor olmasının, karşılaştırılan markaları birbirlerine benzer kılıp kılmadığı ve bu ibarenin ayırt edici niteliğinin olup olmadığı, huzurdaki uyuşmazlığın özünü teşkil etmektedir. Zira; “...” hecesi, tarafların faaliyet gösterdiği sağlık ve denizcilik sektörleri de dahil olmak üzere, bir çok sektörde, muhtelif kavramları işaret eden bir kısaltma hüviyetinde kullanılmaktadır. Keza; sağlık sektöründe “tıpla/sağlıkla ilgili” anlamına gelen “medical” ibaresinin , denizcilik sektöründe de “denizcilik ekipmanları direktifi” anlamına gelen “marine equipment directive” kelime öbeğinin kısaltılması olarak sıklıkla kullanılmaktadır. Böyle, herkes tarafında kullanılan ve ayırt edici niteliği zayıf olan ibareleri/kısaltmaları kendilerine marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve Yargıtay Kararları’nda yerleşmiş bir görüş bulunmaktadır . Bununla birlikte; zayıf markaların da, zamanla reklam ve yaygın kullanım yoluyla daha yüksek bir ayırt ediciliğe ulaşabileceği, hem öğreti hem Yargıtay tarafından kabul edilmektedir. Zira; tanımlayıcılığı veya bilgilendirme işlevi güçlü olan ibarelerin marka olarak kullanımla ayırt edicilik kazanmaları mümkündür. Öte yandan, herkesin çok sık kullanımına açık, olumlu bir anlamı haiz ibarelerde bu dönüşüme izin verilmemiştir. Farklı sektörlerde farklı kavramlara işaret eden “...” kışlatmasının/hecesinin, böyle dönüşümü hak ettiğinin kabul edilebilmesi için, ülkedeki alıcı/tüketici çevresinin çok büyük bir kısmının bu işareti, davacının işletmesi ile bağlantı içinde algılaması gerekir. Bunun için aranacak ölçünün, hiçbir şekilde bir markanın tanınmış olup olmadığını tespit ederken belirlenen ölçüden daha hafif olmamasına dikkat edilmelidir. Çünkü; herkesin kullanımına açık ve bu yönüyle markasal hüviyette herkes tarafından tercih edilebilecek bir hecenin/kısaltmanın bir kişinin tekeline bırakılması, bir markanın tanınmış sayılmasının sonuçlarından daha önemlidir. Dosya kapsamına göre; “...” hecesi/kısaltması itibariyle bu tür bir bağımsızlaşmanın sağlandığından bahsedilmesi olanaksızdır .
AYRICA; davalının markasında “...” hecesinin/kısaltmasının, “...” birleşik kelimesi içerisinde kullanılmış olması ve bütünleşik bir halde markasal hüviyette koruma altına alınmasının istenmesinin, işaretleri farklı kıldığı düşünülmektedir; dava konusu edilen markayı gören tüketicilerin görsel algısında, “...” hecesinin tek başına ön plana çıkması ve işareti davacının markalarıyla ilişkilendirmeye vesile olması ihtimalinin bulunmadığı,
Görsel açıdan ortaya çıkan bu farklılıklar, duyusal/işitsel/fonetik açıdan bakıldığında da aynı sonucu vermektedir. Davacının markasında geçen kelimelerde “...” hecesinin bütünleşik olarak okunduğu, davalının markasındaki kelimede ise “me-di-ci-ty” şeklinde ayrıştığı görülmektedir; dolayısıyla kelimelerde “...” hecesinin geçiyor olması, markaların okunuşlarını, kulakta bıraktıkları “tını”ları fonetik açıdan benzer hale getirmeye yeterli değildir.
Kavramsal açıdan bakıldığında da; dava konusu edilen markada esas/tek unsur hüviyetinde kullanılmış olan “...” ibaresinin, tüketicinin zihninde bütünleşik bir algı yarattığı ve bu algının davacının “...”li çatı markasından farklı olduğu ve taraf markalarının bu yönüyle de yeterli derecede farklılaşmış olduğu,
Sonuç olarak; taraf markalarında “...”li ibaresinin ortak olarak geçiyor olmasının, karşılaştırılan markaları görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer kılmaya yetmediği,
Markaların üzerinde kullanılacağı emtiaların ayniyeti/benzerliği:
6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle;
Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği,
Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği,
Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri,
Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı,
Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunup bulunmadığı,
Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı,
Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır.
Davacının muhtelif markaları, davalının markasının kapsamına giren hizmetlerin tamamı ve bunlara ilaveten başka emtialar için de tescillidir. Dolayısıyla; somut uyuşmazlıkta, davalının markasının kapsamına giren/alınmak istenilen tüm emtialar yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/ türdeşliği şartının gerçekleşmiş olduğu,
Emtia benzerliği karşılaştırması/incelemesi yapılırken, söz konusu emtiaların hitap ettiği ortalama tüketicinin bilinç/algı/dikkat düzeyi de irdelenmelidir. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır . Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir . Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin; söz konusu mal/hizmet, toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren, teknik veya özel bir mal/hizmet ise, bu kesimin eğitim ve bilgi düzeyi dikkate alınacaktır. Ya da örneğin; sadece eczanelerde ve reçeteli olarak satılan ilaçlar, doğrudan insan sağlığını ilgilendirdiğinden, hayati öneme sahip oldukları için bu gibi ürünleri satın alacak olan kimseler daha dikkatli olacaklardır. Ayrıca bu tür ürünler genellikle tıp doktorları ve eczacılar tarafından önerilip kullanıldığından, ve dahi bir kısmının da reçete ile satışları zorunlu olduğundan, gösterilen dikkat ve kullanılan mesleki bilgi seçici olacaktır.
Davalının markasının kapsamına giren/alınmak istenilen 38, 39, 42 ve 44. Sınıflara giren hizmetlerin alıcılarının, söz konusu hizmetleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirdiği, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/ makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz hizmet alma riskini azaltmaya çalıştığı, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını verdiği, bu hizmetlerin bir kısmının da daha ziyade alıcıların profesyonel meslekleri/iştigal alanları ile alakalı olarak satın alınan hizmetler olduğu fiili gerçekleri gözetildiğinde, alıcıların bu hizmetleri satın aldığı anda bilgi/bilinç/dikkat/özen seviyelerinin düşük olmadığı,
Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali:
6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalıdır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabilir. Öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici /müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir.
SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır:
Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler,
Çağrıştırma,
Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat,
Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu,
Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman.
Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olayda; davalının markasında “...” hecesinin, birleşik bir kelime içerisinde kullanılmış olması ve bu şekilde, yani ticari dürüstlük kurallarına uygun olarak, markasal hüviyette koruma altına alınmasının istenmesinin, işaretleri görsel, işitsel ve kavramsal açılardan farklı kıldığı düşünülmektedir; dava konusu edilen markayı gören tüketicilerin algısında, “...” hecesinin tek başına ön plana çıkması ve işareti davacının markalarıyla ilişkilendirmeye vesile olması ihtimalinin bulunmadığı düşünülmektedir. Her ne kadar, dava konusu edilen markanın kapsamına giren emtiaların tamamı ile davacının muhtelif markalarının tescili kapsamına giren hizmetler aynı/benzer/türdeş ise de, bu hizmetlerin hitap ettiği alıcı kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi düşük de olmadığından, ilgili alıcıların bu markalar altında sunulan hizmetlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesini ve karıştırma/yanılma ihtimalinin bulunmadığı, alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayacakları, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu düşünmeyecekleri, somut olayda markaların karıştırılma ihtimalinin mevcut olmadığı,
DAVACININ ÖNCEKİ KULLANIMA DAYALI GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ İDDİASININ DAVALININ 2023/019355 BAŞVURU SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ;
Davacı taraf; dava konusu edilen “...” ibaresinin, davalının markasının tescili kapsamına giren 38, 39, 42 ve 44. Sınıflardaki hizmetlerde, kendisi tarafından Türkiye genelinde kullanıldığını ve bu şekilde gerçek hak sahipliğinin doğduğunu tevsik eden herhangi bir delili, dava/marka işlem dosyasına sunmuş değildir. Ayrıca da; davacının huzurdaki davasına mesnet aldığı markaları tescillidir; halbuki, SMK m. 6/3 hükmü, tescilsiz marka kullanımlarına ilişkin bir düzenlemedir. Bu nedenle de; somut olayda, davacının önceki kullanıma dayalı gerçek hak sahipliği iddiasının, davalının markasının kapsamına giren emtialarda tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı,
DAVACININ DAVASINA MESNET ALDIĞI MARKALARININ TANINMIŞLIĞI İDDİASININ DAVALININ 2023/019355 BAŞVURU SAYILI MARKASININ HÜKMÜNE ETKİSİ;
Somut olayda taraf markaları benzer olmadığından, davacının markasının denizcilik sektöründe tanınmış olduğu kabul edilse dahi, tanınmış markanın bir benzerinin farklı mal ve hizmetlerde kullanılması somut olayda söz konusu olmayacağından ve davacı da dava dosyalarına aksi yönde bir delil sunmadığından, davalının markasını tescil ettirmesi ve kullanması sonucunda haksız bir yararın sağlanması, tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi ya da tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi şartlarından birinin gerçekleşme ihtimalinin olmadığı değerlendirilmektedir. Davacının “...”li markalarının denizcilik sektöründe belli bir bilinirlik düzeyine ulaşmış olması durumu dahi, SMK 6/5 maddesi hükmünde sayılan şartların “otomatikman” gerçekleştiği veya gerçekleşebileceği anlamına gelmez. Tanınmışlığın varlığı koşulu sağlanmışsa, inceleme, önceki/tanınmış markanın zarar görecek şekilde etkilenmesi koşulu ile devam etmelidir . Bu koşulun gerçekleşme ihtimali, haklı sebeplerle ve mantıklı argümanlarla ortaya konulmalıdır, şöyle, ki; davalının markasının tescil edilmesi halinde, hayatın olağan akışı içinde SMK 6/5 maddesinde sayılan durumların ortaya çıkmasının gerçekten olası olduğu yönünde bir kanaat hâsıl olmalıdır. Bu nedenlerle; davacının SMK m. 6/5 hükümlerine dayalı “tanınmışlık” iddiasının dava konusu edilen markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı,
KÖTÜ NİYET İDDİALARI;
Somut olaya dönüldüğünde; davalı firmanın “...” işaretini kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla veya davacının markaları ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava dosyasına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığının ispat olunamadığı,
DAVALININ “...” İBARESİ ÜZERİNDE ÖNCEKİ TARİHLERDE TESCİL EDİLMİŞ
MARKALARINDAN KAYNAKLI MÜKTESEP HAK İDDİALARI ;
..... sayılı kararlarında kazanılmış hak teşkil eden önceki markaların tespiti yönünden bazı kıstaslar getirmiştir. Buna göre bir kazanılmış haktan söz edilebilmesi için;
Kazanılmış hak teşkil eden markanın tescilli olarak uzun süre kullanılması, bir başka deyişle kullanım ve tescilinin taraflar arasında artık çekişme konusu olmaktan çıkmış olması, kabullenilmesi,
Bu markaya dayalı olarak yapılan başvurunun da, kazanılmış hak teşkil eden markanın asli unsuru muhafaza edilerek, işletme ile bağlantısı ve tüketici nezdinde yarattığı izlenim korunmak suretiyle oluşturulması (‘zira, önceki markanın asli unsuru dahi değişmiş ise, bu artık yeni bir marka olacağından önceki markanın zaman içindeki değişikliklere uyarlanması için yapılmış bir başvuru olduğu gibi kabul edilemez’),
Son olarak da, sonraki başvurunun, önceki markanın kapsadığı mal/hizmet ile aynı veya aynı tür emtiaları/hizmetleri içermesi, kapsamını genişletme yoluna gitmemesi,
şartlarının ..... aranmaktadır. Ayrıca; ...., müktesep hak iddialarına mesnet alınan markaların “fiili kullanımı”nın ispat edilmiş olmasını da, bu müesseseye dayalı korumadan yararlanılabilmesi için gerekli görmektedir.
Somut olayda ise; öncelikle, davalının müktesep hak iddialarına mesnet aldığı markalarının tescilleri kapsamında, huzurdaki davaya konu markasının kapsamına almak istediği 38, 39 ve 42. Sınıflardaki hizmetler girmemektedir . Dolayısıyla; bu hizmetler yönünden, yukarıda yer verilen kriterlerden üçüncüsünün gerçekleşmemiş olduğu, ilave bir inceleme yapılmasına gerek kalmaksızın, söylenebilecektir. 44. Sınıfa giren hizmetler özelinde ise; davalının markalarının kapsamına alınmak istenilen; “İşyeri ve personel sağlığı ile ilgili danışmanlık hizmetleri” hariç tüm hizmetler bakımından, davalının markalarının tescilli olduğu görülmektedir. Ayrıca davalının bu markalarının tescil tarihleri itibariyle de, yukarıda yer verilen kriterlerden birincisi ile uyumlu olduğu ve bilhassa davalının “....” markasının esas/tek unsurlarının aynı olduğu görülmektedir. Ayrıca; davalının “.... sayılı markasından gelen ve korunması gereken müktesep bir hakkının bulunduğu ,
Netice itibariyle,
Karşılaştırılan markaların/işaretlerin görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığı,
Davalının markasının kapsamına giren hizmetlerin, davacının muhtelif markalarının tescilli kapsamına giren hizmetler ile aynı/benzer/türdeş emtialar olduğu,
Davalının markasının kapsamına giren hizmetlerin hitap ettiği ortalama tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin düşük olmadığı,
Taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunmadığı,
Davacının “gerçek hak sahipliği” ve “tanınmışlık” iddialarının dava konusu edilen markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı,
Davacının “kötü niyet” iddialarının ispat edilemediği,
Davalının 44. Sınıfa giren “tıbbi hizmetler” özelinde, somut uyuşmazlıkta, davalının..... sayılı markasından gelen ve korunması gereken müktesep bir hakkının (kısmen) bulunduğu,
Dava konusu edilen 08.08.2024 tarihli ve.... sayılı .... kararının hukuka uygun olduğu, hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı sonuç ve kanaatlerine varılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kuruluştur.
H Ü K Ü M :
Davanın reddine,
Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 187,80.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davalı kurum ile şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
Dair, davacı vekili ve davalı kurum ile şirket vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ..... istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.09.04.2025
Kâtip Hâkim....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır