Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, köklü ilaç firmasının marka YIDK kararının iptali davasında, tarafların ayırt edici markaları arasındaki karıştırılma ihtimalini ve emtia benzerliğini inceleyerek kararını açıkladı.
Özet: Bu dava, köklü bir ilaç firmasının, ticaret unvanında yer alan ve tanınmış olduğunu iddia ettiği "..." ibaresini içeren marka başvurusunun, davalı firmanın "..." markası nedeniyle kısmen reddedilmesine dair Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu kararının iptali istemiyle açılmış olup, davacı taraflar arası markaların görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzemediğini, ayırt edici unsurun bütünleşik "..." ibaresi olduğunu ve karıştırılma ihtimali bulunmadığını savunurken, davalılar ise markaların ve ürünlerin benzerliği nedeniyle tüketicilerde karıştırılma veya ekonomik bağlantı olduğu algısının oluşacağını ileri sürmektedir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/440 Esas - 2025/142
TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİGEREKÇELİ KARARESAS NO : 2024/440 KARAR NO : 2025/142....DAVA : Marka YİDK Kararının İptali DAVA TARİHİ : 17/10/2024KARAR TARİHİ : 10/04/2025GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH : 10/04/2025Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davacının 1958 yılından beri 2200'ü aşkın çalışanı ile sağlık sektöründe Türkiye'nin en köklü ilaç üreticilerinden biri olduğunu, ....nin üzerinde tescilli markasının bulunduğunu, bu markaların bir çoğunda davacının ticaret unvanının da ayırıcı unsuru olan “...” ibaresinin esas unsur olarak kullanıldığını, yani davacının “...” markası üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu ve bu markanın tanınmış bir marka olduğunu, davacının bu markalarından gelen müktesep bir hakkının da bulunduğunu, dava konusu edilen “...” markasının davacının “...”lı markalarının serisinin devamı niteliğini haiz olduğunu, hal bu iken davacının.... sayılı marka başvurusunun, davalı firmanın .... sayılı “...” markasına dayalı olarak yaptığı itirazlar neticesinde kısmen de olsa nihai olarak reddedilmiş olmasının haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzemediğini, davacının markasının esas unsurunun bütünleşik “...” ibaresi olduğunu, ayrıca taraf markalarının genel görünümleri itibariyle de benzemediğini, bütün bu unsurlar arasından sadece “...” ibaresinin ele alınarak taraf markalarının benzediğinin söylenmesinin marka hukukuna aykırı olduğunu, ayrıca taraf markalarının bilinçli ve dikkatli tüketicilere hitap ettiğini, dolayısıyla taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, somut uyuşmazlıkta verilen ....sayılı markasını 'baharatlar' haricindeki tüm emtialar bakımından iptaline karar verildiğini, ayrıca davalının .... sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal düzeyde birbirleriyle karıştırılma ihtimali doğuracak derecede benzer olduğunu, davacının marka başvurusunun reddedildiği emtialar açısından, taraf markalarının aynı veya ilişkili emtialarda kullanılacağını, markalarda en ön planda olan ibarelerin ortak olmasının markaları benzer kıldığını, tüketicilerin markaların aynı işletmeye ait olduğunu düşüneceklerini, aksi düşünülse dahi işletmeler arasında ekonomik/idari bağlantı olduğu kanısına kapılacaklarını, yani somut olayda karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, “...” markasının hak sahipliği taraflar arasında uyuşmazlık konusu olduğundan davacının önceki tarihlerde tescile bağlanmış markalarından gelen kazanılmış bir hakkının bulunmadığını, zaten de bu markaların dava konusu edilen markaya benzemediğini, davacının işletme adı, ticaret unvanı ve alan adından kaynaklanan hak iddialarının da kendi markasının tescili esnasında davacıya öncelikli bir hak tanımadığını, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur. Davalı firma davanın esasına cevap ve düplik dilekçelerinde özetle; davacının kendi markasının tescili esnasında gerçek ve öncelikli hak sahipliği iddialarının dinlenemeyeceğini, zaten de somut uyuşmazlıkta karşılaştırılan markaların benzer olduğunu, ayrıca davacının markasının kısmen reddedildiği emtialar özelinde taraf markalarının aynı/benzer emtialarda kullanılacağını, dolayısıyla aralarında karıştırılma ihtimali olduğunun kabulünün gerektiğini, davalının markasını gıda (besin) takviyeleri, zayıflama amaçlı tıbbi müstahzarlar, tıbbi amaçlı bitkiler ve tıbbi amaçlı bitkisel içeceklerin hammaddesi olan tıbbi ve aromatik kabul edilebilecek ürünlerde ciddi ve yaygın bir biçimde kullanıyor olduğunu, zaten de “baharatlar”ın dahi 5/2 alt sınıfındaki emtialar ile benzer/türdeş emtialar olduğunun kabulünün gerektiğini, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında,.... Kararının iptali koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. Davacının 09.03.2022 tarihinde 05. Sınıfa giren emtialarda kullanılmak üzere dosyaladığı ... ibareli marka başvurusunun tescil edilmek üzere .... sayılı kararı ile itirazı sadece 2018 10010 sayılı marka ve SMK m. 6/1 hükmü yönünden haklı bulunarak davacının marka başvurusunun kapsamından; “tıbbi ve veterinerlik amaçlı kullanıma uygun diyetetik maddeler; insan ve hayvanlar için diyet takviyeleri, gıda (besin) takviyeleri; zayıflama amaçlı tıbbi müstahzarlar; bebek mamaları; tıbbi amaçlı bitkiler ve tıbbi amaçlı bitkisel içecekler”in çıkartılmasına karar verdiği, bu meyanda davalının davacının kullanım ispatı talebine muhatap markalarının “baharatlar”da ciddi kullanımının ispat edilmiş olduğunu belirttiği, davacının bu karara karşı dosyaladığı ve dava dilekçesinde de bahsi geçen müktesep hak iddialarında da bulunduğu itirazın da .... Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun huzurda dava konusu edilen 19.08.2024 tarihli ve .... sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgilere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DAVACININ .... BAŞVURU SAYILI MARKASI İLE DAVALININ TESCİLLİ MARKASI ARASINDA, DAVACININ MARKASININ REDDEDİLDİĞİ EMTİALAR YÖNÜNDEN İLTİBAS TEHLİKESİNİN/KARIŞTIRILMA İHTİMALİNİN OLUŞUP OLUŞMADIĞI; 6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denilmektedir. “Aynı mal veya hizmet ” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Benzerliğin mevcudiyetini tespit için iki marka yan yana konulmak sureti ile markaların bütün olarak görünüşlerinin dikkate alınması uygundur. Alıcı olarak da ortalama zekâ, dikkat ve kültür düzeyindeki kişiler ölçü alınacaktır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin , her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması”dır. Öğretide karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma, iki işaret arasındaki şekil, ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan doğabilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenimdir. Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla; Markaların ayniyeti/benzerliği, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği, Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali, üzerinde durulacaktır. Buna göre; Markaların ayniyeti/benzerliği: Davacı tarafın tescil ettirmek istediği marka ile davalının kısmi redde mesnet alınan tescilli markası birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyecektir. Markaların benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir. Şöyle, ki; Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur . Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır . Zira; potansiyel müşteriler somut olaydaki gibi kelime, şekil, renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır . Bundan sonra; uyuşmazlık konusu olan markalar görsel olarak karşılaştırıldığında; davacının tescil ettirmek istediği marka, renk ve şekil unsurlarının kullanılmadığı bir kelime markasıdır; işarette düz yazım karakterindeki siyah renkli küçük harflerle birleşik olarak yazılmış “...” ibaresi tek unsur olarak kullanılmıştır ve bütünleşik hali ile, markanın esas unsuru olduğu, Davalının kısmi redde mesnet alınan markası ise, renk, şekil ve kelime unsurlarından müteşekkil karma bir markadır; işarette bordo renkli dörtgen bir zeminin sağ üst köşesine basit bir yaprak şekli konuşlandırılmış, orta kısmına büyük puntolu beyaz renkli kalın harflerle, baş harfi büyük olacak şekilde “...” ibaresi ve düşük puntolarla “BAHARAT” kelimesi yazılmış, işaretin en alt kısmına da çok düşük puntolarla, adeta bir dipnot hüviyetinde “lezzet aşkına…” sloganı yazılmış ve yanına da kırmızı bir kalp figürü konuşlandırılmıştır. Bu kompozisyon içerisinde, öncelikle; işaretin alt kısmına konuşlandırılmış sloganın, düşük puntolarla yazılmış olması ve yaprak/kalp figürlerinin de, basit birer figür olması nedeniyle, işaretin markasal hüviyette ayırt ediciliğine katkılarının düşük olduğu değerlendirilmektedir, zira; böyle, basit figürlerin baskın kelime unsurları ihtiva eden markalarda “söz görünümden daha yüksek sesle konuşur”. İşarette kullanılmış olan “baharat” ibaresinin de bir cins isim olması nedeniyle markasal hüviyette ayırt ediciliğinin bulunmadığı değerlendirildiğinde, davalının markasında esas unsurun “...” ibaresi olduğunun söylenebileceği, Somut uyuşmazlık, taraf markalarında “...” ibaresinin geçiyor olmasının, markaları birbirleriyle benzer kılmaya yetip yetmediği ve bu ibarenin bilinen/yerleşik anlamından dolayı bir markada tek başına esas unsur olarak himaye görüp göremeyeceği hususlarında toplanmaktadır. Zira; Arapça kökenli “...” ibaresi, Türkçemize “çare” anlamı ile yerleşmiş ve sıklıkla kullanılan bir kelimedir ve uyuşmazlık konusu edilen emtialar yönünden, markasal hüviyette somut ayırt edicinin çok zayıf olduğu, böyle, ayırt edici niteliği zayıf olan ibareleri marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve Yargıtay Kararları’nda yerleşmiş bir görüş bulunmaktadır . Bununla birlikte; zayıf/ayırt edici niteliği düşük ibareleri ihtiva eden markaların da, zamanla reklam ve yaygın kullanım yoluyla daha yüksek bir ayırt ediciliğe ulaşabileceği, hem öğreti hem Yargıtay tarafından kabul edilmektedir. Zira; tanımlayıcılığı veya bilgilendirme işlevi güçlü olan ibarelerin marka olarak kullanımla ayırt edicilik kazanmaları mümkündür. Öte yandan, herkesin çok sık kullanımına açık cins isimlerde bu dönüşüme izin verilmemiştir. “...” kelimesinin, böyle dönüşümü hak ettiğinin kabul edilebilmesi için, ülkedeki alıcı/tüketici çevresinin çok büyük bir kısmının bu işareti, davalının işletmesi ile bağlantı içinde algılaması gerekir. Bunun için aranacak ölçünün, hiçbir şekilde bir markanın tanınmış olup olmadığını tespit ederken belirlenen ölçüden daha hafif olmamasına dikkat edilmelidir. Çünkü; herkesin kullanımına açık ve bu yönüyle markasal hüviyette herkes tarafından tercih edilebilecek bir cins ismin bir kişinin tekeline bırakılması, bir markanın tanınmış sayılmasının sonuçlarından daha önemlidir. Dosya kapsamına göre; “...” ibaresi itibariyle, özellikle, davacının markasının kısmen reddedildiği emtialar özelinde, bu tür bir bağımsızlaşmanın sağlandığından bahsedilmesi olanaksızdır . Davacının markasında “...” ibaresinin “...” şeklinde, orijinal/bütünleşik bir kelime içerisinde kullanılmış olması durumunun markaları yeterli bir derece farklılaştırdığı, yani somut olaydaki markaların, yukarıda yer verdiğimiz yerleşik içtihatlarda bahsi geçen “iltibasın yapılacak küçük bir değişiklikle bertaraf edilebileceği...” durumu ile örtüştüğü öngörülmektedir. Ayrıca; ortalama bir tüketici, dilbilgisi kurallarından kaynaklı olarak markaların başlangıç seslerini oluşturan ibarelere normal şartlarda daha fazla dikkat etmekte ise, yani tüketiciler markaların başlangıçlarında yer alan ilk unsurlara, soldan sağa okuma alışkanlığı nedeniyle, daha fazla odaklanmaktadır. Davacının markasının esas/tek unsuru ise, “...” ibaresiyle başlamamaktadır. Sonuçta, taraf markalarında “...” ibaresinin geçiyor olmasının, markaları görsel olarak benzer kılmaya yeten baskınlıkta bir durum yaratmadığı, “ticari dürüstlük kuralları” içerisinde kalan bir şekilde, yani özgün ve birleşik bir kelime içerisinde, kelimenin son kısmında kullanılmış olan “...” ibaresinin, bu markayı davalının markası ile görsel açıdan benzer kılmaya yetmediği, Görsel açıdan ortaya çıkan bu farklılık, duysal/fonetik ve anlamsal açılardan da aynı sonucu vermektedir. Karşılaştırılan markalar birbirinden çok farklı kelimeler de ihtiva ettiklerinden, markalarda “...” ibaresinin geçiyor olması, markaları duysal açıdan yaklaştırmaya yetmemektedir. Markaların bütün olarak okunuşları esnasında kulakta bıraktıkları tını, fonetik algı birbirinden farklıdır. Markaların tüketicilerin zihninde yarattıkları anlamsal algı ise, davacının markasındaki, “...” ibaresinin “.../ çare” kelimesini doğrudan çağrıştırmaması nedeniyle, birbirlerinden yeterince farklıdır. Bütün bunlara göre; markasal hüviyette ayırt ediciliği zayıf olan “...” ibaresinin taraf markalarında geçiyor olmasının, markaları görsel, fonetik ve kavramsal açılardan benzer olarak nitelendirmeye yetmediği, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği: 6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle; Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri, Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı, Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunup bulunmadığı, Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı, Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır. “Aynı mal veya hizmet” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Ortalama tüketici, markaları aynı anda incelemeye tabi tutmadığı gibi küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde inceleyemez. Sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışır. Ortalama alıcı kitlesinin tamamı karıştırma tehlikesine maruz kalmasa bile bir kısmının bu risk altında bulunması dahi karıştırılma ihtimalinin gerçekleştiğinin kabulü için yeterlidir . Ancak; ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır. Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir. Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Davacının markasının kısmen reddedildiği, 05. Sınıfa giren emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici kitlesinin bilinç/dikkat/özen seviyesi incelendiğinde; bu emtialara ulaşmak kolay ise de -internette bile satılmaktadırlar- fiyatları görece yüksek olduğundan ve “insan sağlığı” ile doğrudan ilişkileri olduğundan tüketicilerin daha seçici ve dikkatli davranmalarının beklenebileceği, dolayısıyla tüketicilerin bu emtiaları satın aldığı anda seçicilik/bilinç/ dikkat/algı/özen seviyelerinin düşük olmadığı değerlendirilmiştir. Bu tüketiciler, söz konusu emtiaları satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirmekte, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz ürün alma riskini azaltmaya çalışmakta, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını vermektedir. Davacının markasının kapsamına alınmak istenilen emtiaların tamamı, davalının redde mesnet tescilli markasının kapsamında birebir yer almaktadır veya bu emtiaların ayrıntılandırılmış/başka kelimeler ile ifade edilmiş halidir. Zaten de bu emtialar benzer tüketici kesimine hitap ederler, benzer ihtiyaçları giderirler, dağıtım kanalları ve satış yerleri aynıdır, birbirleri yerine ikame imkanları veya birbirlerini tamamlayıcı nitelikleri vardır ve aralarında ham madde ilişkisi kurulabilir. Dolayısıyla; somut uyuşmazlıkta, davacının markasının kısmen reddedildiği tüm emtialar yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleşmiş olduğu, Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali: 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalıdır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabilir. Öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici /müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir. SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır: Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, Çağrıştırma, Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman. Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; karşılaştırılan markalarda “...” ibarelerinin geçiyor olmasından hareketle, markaların genel görünümleri/okunuşları/algılanışları itibariyle görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzediğini söylemek mümkün görülmemiştir. Davacının markasında bu kelimenin tek başına ön plana çıkartılmadan kullanılmış olması, bu markayı davalının markasından yeterli derecede farklılaştırmaktadır. Diğer bir ifadeyle; karşılaştırılan işaretlerin, dava konusu edilen markanın bütünsel olarak bıraktığı izlenim, tümüne hâkim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajı itibariyle, markalarda ortak olan ve markasal hüviyette ayırt ediciliği zaten zayıf olan “...” ibaresinin varlığına rağmen, görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yeterli derecede farklılaştığı, yani markaların birbirlerine benzediğinin söylenmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiştir; dava konusu edilen markayı gören tüketicilerin algısında, “...” kelimesinin tek başına ön plana çıkması ve işareti davalının markasıyla ilişkilendirmeye vesile olması ihtimalinin bulunmadığı, “...” ibaresinin dava konusu edilen markada bütünleşik bir kelime içerisinde, tek başına ön plana çıkartılmadan, ticari dürüstlük kurallarına uygun olarak kullanılmış olmasının, markaları görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer kılmaya yeten baskınlıkta bir durum yaratmadığı, markalardaki bu farklılıkların, her ne kadar taraf markaları, davacının markasının kısmen reddedildiği emtialar özelinde, aynı/benzer/türdeş emtialarda kullanılacak olsalar da, bu emtiaların hitap ettiği alıcı kitlesinin dikkat/özen/algı seviyesi düşük de olmadığından, ilgili tüketicilerin bu markalar altında sunulan emtiaların aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesini ve karıştırma/yanılma ihtimalini bertaraf ettiği, alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayacakları, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmeye yönelik bir bağlantı bulunduğunu düşünmeyecekleri, Taraf markaları arasında görsel, işitsel, kavramsal açıdan benzerlik bulunmadığından, somut olayda, davacının markasının kısmen reddedildiği emtialar yönünden, emtia ayniyeti/benzerliği/ türdeşliği şartının gerçekleşmiş olmasına rağmen, markaların karıştırılma ihtimalinin somut olayda bulunmadığı, DAVACININ “...” .... sayılı kararlarında kazanılmış hak teşkil eden önceki markaların tespiti yönünden bazı kıstaslar getirmiştir. Buna göre bir kazanılmış haktan söz edilebilmesi için; Kazanılmış hak teşkil eden markanın tescilli olarak uzun süre kullanılması, bir başka deyişle kullanım ve tescilinin taraflar arasında artık çekişme konusu olmaktan çıkmış olması, kabullenilmesi, Bu markaya dayalı olarak yapılan başvurunun da, kazanılmış hak teşkil eden markanın asli unsuru muhafaza edilerek, işletme ile bağlantısı ve tüketici nezdinde yarattığı izlenim korunmak suretiyle oluşturulması (‘zira, önceki markanın asli unsuru dahi değişmiş ise, bu artık yeni bir marka olacağından önceki markanın zaman içindeki değişikliklere uyarlanması için yapılmış bir başvuru olduğu gibi kabul edilemez’), Sonraki başvurunun, önceki markanın kapsadığı mal/hizmet ile aynı veya aynı tür emtiaları/hizmetleri içermesi, kapsamını genişletme yoluna gitmemesi, Son olarak da, müktesep hak iddialarına mesnet alınan markanın fiilen kullanılıyor olduğunun ispat edilmiş olması, şartları.... aranmaktadır. Ayrıca, müktesep hakka ilişkin ilkeler uygulanırken, başvuru sahibinin, son başvurusuna konu işaretin, davalı veya bir başkasına ait tescilli markalara yanaşmaması ve onlarla iltibas oluşturma çabasına girmemesi gerekir. Yani; önceki tarihte tescilli olan markaların serisi niteliğindeki bir ibarenin marka olarak tescil olunabilmesi için, aynı veya benzer olarak başkası adına tescil olunmuş marka ile yakınlaşma ve benzeştirme amacı taşımaması, bir başka deyişle haksız rekabet ve iltibas tehlikesine yol açılmaması gerekir . Nitekim, Yargıtay’ın bu husustaki diğer bir emsal kararında da; “.....başlangıçta karşı çıkılmaması nedeniyle farklı kişiler adına tescil edilmiş mükerrer markaların varlığı halinde, işaretler arasında benzeştirme, yakınlaştırma (iltibas tehlikesi) amacını taşımayan sonraki tarihli seri markaların da tescili mümkün olacaktır. Bir işletme ile özdeşleşmiş temel markaların zaman içindeki değişiklik ve gelişmelere uyum sağlaması ve temel vasfını koruyarak seri markalar yoluyla kendini yenilemesi ve bir anlamda çoğalması zorunlu ve gerekli olabilir...” hususlarına hükmedilmiştir. Bunlara göre; Her şeyden önce, davacının müktesep hak iddialarının, Yargıtay emsal kararında yer alan birinci kriter olan; “kazanılmış hak teşkil eden markanın tescilli olarak uzun süre kullanılması, bir başka deyişle kullanım ve tescilinin taraflar arasında artık çekişme konusu olmaktan çıkmış olması, kabullenilmesi” kriteri ile uyuşmadığı, yani “...” markasının hak sahipliğinin taraflar arasında çekişmeye konu olduğu, davacının delilleri meyanında dava dosyasına sunmuş olduğu,.... Karar sayılı kararından ve ...Esas sayılı dosyasına ait belgelerden anlaşılmaktadır. Ayrıca; dava konusu edilen markanın esas unsurunun tek başına “...” ibaresi olmadığı, “...” ibaresinin markada bütünleşik olarak esas unsur hüviyetinde kullanılmış olduğu ve bu nedenle de taraf markalarının benzemediği, dolayısıyla; davacının “....markası, müktesep hak iddialarına mesnet aldığı “...lı markalarından esas unsuru ile de farklılaşmaktadır; dolayısıyla yukarıda yer verilen kriterlerden; “bu markaya dayalı olarak yapılan başvurunun da, kazanılmış hak teşkil eden markanın asli unsuru muhafaza edilerek, işletme ile bağlantısı ve tüketici nezdinde yarattığı izlenim korunmak suretiyle oluşturulması” kriteri de, somut uyuşmazlıkta karşılanmamaktadır. Sonuçta; davacının, önceki tarihlerde tescile bağlanmış markalarından gelen ve himaye görmesi gereken müktesep bir hakkının somut olayda bulunmadığı, Netice itibariyle, Karşılaştırılan markaların/işaretlerin görsel, işitsel, kavramsal açılardan ve genel görünümleri itibariyle benzer olmadığı, Davacının markasının kapsamına alınmak istenilen/markanın kısmen reddedildiği tüm emtialar açısından emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, Davacının markasının kısmen reddedildiği emtiaların hitap ettiği tüketici kesiminin, bu emtiaları satın aldıkları anda bilgi/bilinç/dikkat/özen/algı seviyelerinin düşük olmadığı, karşılaştırılan markalar arasında, davacının markasının kısmen reddedildiği emtialar yönünden, karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunmadığı, Davacının önceki tarihlerde tescilli markalarından kaynaklanan ve korunması gereken müktesep (kazanılmış) bir hakkının bulunmadığı, Dava konusu edilen 19.08.2024 tarihli ve.... kararının hukuka uygun olduğu sonuç ve kanaatlerine varılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 187,80.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,Davalı kurum ile şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalının yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemeleri'nde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.10.04.2025 Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır