Ankara 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, marka hükümsüzlüğü ve sicilden terkin istemli davada YIDK kararının iptali ile markalar arası benzerlik ve kötü niyet iddialarını değerlendirdi.
Özet: Bu hukuki evrakta, bir şirketin kendi tescilli ve tanınmış markaları ile davalının "..." ibareli marka başvurusu arasında benzerlik, karıştırılma ihtimali ve kötü niyet iddiasıyla, marka tescili itirazının YIDK tarafından reddi sonrası açtığı hükümsüzlük ve terkin davası ele alınmaktadır; davalı markaların farklılığını savunurken, mahkeme yapılan değerlendirmeler ve bilirkişi raporu ışığında tarafların markalarına konu mal/hizmetler arasında benzerlik şartının sağlandığı sonucuna varmıştır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/369 Esas - 2025/205

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2024/369
Karar No : 2025/205
.....
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 29/08/2024
Karar Tarihi : 22/05/2025
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 22/05/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili .... Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; müvekkili şirketin.... sayılı markaların sahibi olduğunu, “... ...” markasının ilk kez müvekkili tarafından 2009 yılında kullanıldığını, davalı şahsın ... sayılı “...” ibareli marka başvurusuna müvekkili şirket tarafından itiraz edildiğini, itirazların nihai olarak .... sayılı kararı ile reddedildiğini, dava konusu markanın ayırt edici nitelikte olmadığını, tek başına tescilinin mümkün olmadığını, bir ürünün niteliğini belirten “tatlı” ifadesine iyelik eki getirilmesinin ayırt edicilik kazandırmadığını, dava konusu marka ile müvekkili şirket markalarının benzer olduğunu, tüketici nezdinde iltibasa yol açabileceğini, dava konusu markanın müvekkiline ait seri marka izlenimi yarattığını, müvekkili markalarının tanınmış olduğunu, dava konusu markanın müvekkili markaları ile sınıfsal bakımından benzer olduğunu, dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli olduğunu ifade ederek, .... sayılı ve "..." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı ..... vekili cevaplarında özetle; dava konusu marka başvurusu ile davacı şirketin mesnet markalarının benzer markalar olmadığını, markaların görsel, işitsel ve kavramsal yönden bütünüyle bıraktıkları izlenim itibarıyla belirgin farklılıklar içerdiğini, ilgili tüketicilerin taraf markalarını farklı ticari kaynaklardan gelen birbirinden farklı markalar olarak algılayabileceğini, başvuru markasının davacıya ait seri marka izlenimi yaratmadığını, davacının tanınmışlık iddiasını ispatlayacak bir delilin sunulmadığını, davacının kötü niyet iddiasını ispatlayamadığını, .... kararının hukuka uygun olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şahısa usulüne göre tebligat yapılmasına karşın, yargılamaya bir katılımı olmadığından cevabına rastlanmamıştır.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, YİDK kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık, kötü niyet ve 6769 sayılı kanunun 6/3 kapsamındaki itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının ..... sayılı "..." ibareli marka için davalı tarafından 19.10.2022 tarihinde 30.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı davacının..... sayılı kararı ile nihai olarak reddine karar verdiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Davacı tarafından itiraza mesnet gösterilen ..... sayılı markaların başvurusu/tescili geçersiz olduğundan işbu değerlendirmede dikkate alınmamıştır.
Dava konusu marka başvurusu kapsamında 30. Sınıf emtia bulunmaktadır. İtiraz aşamasında gerekçe olarak gösterilen davacıya ait .....sayılı markalar, hali hazırda 30. Sınıf emtia bakımından tescillidir.
Neticede, dava konusu marka kapsamında yer alan tüm emtia bakımından taraf markaları arasında “emtiaların aynı veya benzer olması” şartının sağlandığı kanaatine varılmıştır.
Dava konusu marka başvurusu, “...” ibaresinden oluşan bir kelime markasıdır. Dava konusu marka kapsamında herhangi bir renk ya da şekil unsuru kullanılmamıştır. Küçük harflerle ve siyah renkle, standart bir yazı karakteri ile yazılmıştır. “...” ibaresi, yazıldığı gibi okunmaktadır. “Has” ibaresi, “özgü, saf, hükümdara özgü olan, iyi nitelikleri kendinde toplamış olan (kimse)” gibi anlamlar taşımaktadır. 2021 tarihli Marka İnceleme Kılavuzu’na göre “Has”, “öz” ve “yeni” gibi ön ekler, eklendikleri işaretleri kök ibareyi tek başına içeren markalardan ayırt edilemeyecek kadar benzerlik kapsamı dışına çıkarmaya yetecek ölçüde farklılaştırmaktadır.” “Has” ibaresi, değerlendirilen taraf markaları, ayırt edilemeyecek derecede farklılaştırmakla birlikte, iltibas derecesinde farklılaştırmaya yetmemektedir. Taşıdığı anlam itibarıyla, önüne geldiği kelimeyi vurgulamakta, ön plana çıkarmaktadır. Dolayısıyla, dava konusu markanın esas unsuru “...” ibaresidir.
Davacıya ait markalar ise “... ... ..., ... ..., ... ... topimix” ibarelerinden oluşan karma nitelikte markalar ile “tatlı dünyam, tatlı rüya” ibarelerinden oluşan kelime markalarıdır. ....” ibareli markalar, bir bütün olarak marka algısı yaratmaktadır. Zira iki kelime bir araya gelerek, anlam olarak bir bütün oluşturmuştur. Davacının “...” ibaresini içeren diğer markalarında ise “...” ve diğer kelimeler birleşmemiş, bir bütün oluşturmamıştır. “...” ibaresi, davacı firmanın ticaret unvanının ayırt edici unsurunu ve aynı zamanda tanınmış markasını ifade etmektedir. Davacının önceki tarihli markalarına bakıldığında, çok sayıda markanın, dava konusu markada olduğu gibi “...” ibaresine, farklı kelimeler eklenerek oluşturulduğu, “...” ibaresinin, çatı marka niteliği taşıdığı anlaşılmıştır. Davacının markalarında yer alan “...” ibaresi, bağımsız bir unsur olarak markada yer almaktadır. Dolayısıyla davacının “... ... ..., ... ..., ... ... topimix” ibareli markalarının esas unsurunun “...” ibaresi olduğu değerlendirilmiştir. Davacının “... ... topimix” ibareli markasında ise hem “...” hem de “topimix” ibaresi, esas unsur konumundadır. Davacı markalarında “...” ibaresinin sonunda toplamda 3 tane “m” harfi kullanılmışsa da, “...” ibaresi, “tat-lım” şeklinde telaffuz edilmektedir.
Dava konusu marka başvurusu ile davacının “....” ibareli markaları arasında benzerlik bulunmamaktadır. Davacının işbu markaları iki kelimeden oluşan tamlama niteliğinde markalar olup, dava konusu marka başvurusunun esas unsuru tek kelimedir. Dava konusu marka başvurusunda ikinci unsur olarak “has” ibaresi kullanılmıştır. Davacı markalarının iki kelimeden oluşması ve ikinci kelimelerin anlamı belirleyen kelime olduğu, “....” kelimesinin ikinci kelimeyi niteleyen bir sıfat niteliğinde olması, markaları görsel ve işitsel olarak farklı kılmasının yanı sıra, markaların anlam olarak da birbirinden farklı ibareler olmasına yol açmıştır. Neticede itibariyle, davacının “...” ibareli markaları ile dava konusu marka başvurusu, görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer değildir.
Davacının “... ... ..., ... ..., ... ... topimix” ibareli markaları ile dava konusu marka başvurusu değerlendirildiğinde ise, dava konusu marka başvurusu ve davacı markaları “...” ibaresini ortak olarak içermekte olup, bu ibare, dava konusu marka başvurusunda tek “m” harfi ile, davacı markalarında ise 3 adet “m” harfi ile yazılmıştır. Buna karşın, ortak olan ibare aynı şekilde telaffuz edilmekte olup, kelimenin sonunda yer alan “m” harfinin sayısı, kelimenin anlamını da okunuşunu da değiştirmemiştir. Görsel olarak da “m” harfinin sayısı, markaları birbirinden ayırt etmek için yeterli değildir. “...” ibaresi, “tatlı” kelimesinin sahiplik takısı almış hali (benim olan tatlı anlamında) olarak kabul edilebileceği gibi, esasen “...” ibaresi, bir bütün olarak hitap olarak kullanılan bir ibaredir. “...” ibaresinin hitap şekli de olduğu gözetildiğinde, dava konusu emtia bakımından, ayırt edici niteliği bulunan bir ibaredir.
“...” ibaresinin ortaklığı ve bu ibarenin değerlendirilen taraf markaların esas unsuru konumunda olması, taraf markalarının görsel olarak benzer olmasına yol açmaktadır. Görsel açıdan ortaya çıkan bu benzerlik, duysal/fonetik/işitsel ve anlamsal açılardan bakıldığında da aynı sonucu vermektedir. Tarafların markalarında ortak olan “.... ibaresinin aynı olan okunuşu, değerlendirilen taraf markalarını işitsel açıdan benzer olmalarına sebebiyet vermektedir. Neticede, davacıya ait “... ... ..., ... ..., ... ... topimix” ibareli markalar ile dava konusu marka bakımından “markaların aynı ya da benzer olması” şartının sağlandığı kanaatine varılmıştır.
Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus; ortalama düzeydeki halk nezdinde bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurulmasıdır. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta genel görünüş açısından umumi intiba olmasa bile halk tarafından iki marka arasında bir bağlantı kurulması ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir. Tüketicinin iki işaret arasında doğrudan ya da kaynakları bakımından idari – iktisadi bir ilişki kurma yanılgısına düşmesi iltibas ihtimalinin kabulü için yeterli olacaktır.
Karıştırılma olasılığının değerlendirmesi, inceleme konusu markaların görsel, işitsel veya kavramsal benzerliği bakımından, markaların ayırt edici ve baskın unsurları özellikle göz önüne alınarak, markaların bütünsel olarak ortaya çıkardıkları izlenim esasında yapılmalıdır. İnceleme konusu malların veya hizmetlerin ortalama tüketicilerinin markaları algılayış biçimi, karıştırılma olasılığına yönelik genel değerlendirmede belirleyici rol oynar.
Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları ve davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak global olarak yapılmalıdır.
Karıştırılma ihtimali değerlendirilirken araştırılması gereken bir diğer husus da hedef tüketici kitlesidir. Tüketici kitlesi, her bir mal ve hizmet türü için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde kural olarak ortalama tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği makul düzeyde bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Yukarıdaki hususlar dâhilinde somut olayda, dava konusu emtialar “yiyecek-içecek” grubuna dahil, hemen her yaştan ve kesimden tüketiciye hitap eden ürünler olup, özel bir tüketici kesimine hitap etmeyen, nispeten kısa zaman aralığında tercih yapılarak satın alınan, sık tüketilen gündelik ürünler olup, yüksek fiyatlı olarak nitelendirilemeyecek ürünlerdir. Dolayısıyla dava konusu emtiaların hitap ettiği tüketici ve alıcı kitlesinin, ilgili emtiaları satın alırken sahip olduğu bilgi/bilinç/dikkat/özen seviyelerinin düşük olduğu değerlendirilmiştir.
Neticede, dava konusu marka kapsamında yer alan emtianın, davacıya ait markalar kapsamında hali hazırda yer aldığı, emtia benzerliği bakımından taraf markaları arasında ayniyet oluştuğu, dava konusu marka başvurusunun esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, dava konusu marka kapsamında yer alan “has” ibaresinin ayırt edici niteliğe katkısı bulunmakla birlikte, markaların iltibas seviyesindeki benzerliğini etkileyebilecek güçte bir ibare olmadığı, davacının “tatlı dünyam” ve “tatlı rüya” ibareli markaları ile dava konusu markanın benzer olmadığı, buna karşın davacının diğer markalarında “...” ibaresinin esas unsur konumunda olduğu, zira davacının markalarında yer alan “...” ibaresinin çatı marka niteliği taşıdığı, “...” ibaresinin ortaklığının markaları görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer kıldığı, “...” ibaresinin bir hitap şekli olarak kullanıldığı, dolayısıyla ayırt edici niteliğinin bulunduğu, davacı markalarında “...” ibaresi 3 “M” harfi ile dava konusu marka başvurusunda ise tek “M” ile yazılmasının markaları, görsel, işitsel ve anlamsal olarak farklılaştırmadığı, tüketicinin taraf markalarını aynı/aynı tür üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olmaması, taraf markalarının birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunması nedeniyle, somut olay bakımından markaların ilişkilendirilmesi ihtimaline dayalı olan nispi tescil engeline ilişkin şartların oluştuğu kanaatine varılmıştır.
Davacı Markasının Tanınmış Olup Olmadığı, Davalının Başvuruya Konu Markasının Davacının Tanınmış Markasından Haksız Yararlanma Sağlayıp Sağlamadığı, Davacı Markasının İtibarına Zarar Verip Veremeyeceği, Ayırt Ediciliğini Zedeleyip Zedelemeyeceği Hususları Bakımından Değerlendirme:
6769 sayılı SMK 6/5 maddesi; “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu madde kapsamında koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve maddede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir.
“Tanınmış marka” kavramı Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım” olarak tarif edilmiştir. ....)
Bunun yanında tanınmış marka kavramı; bir markanın tanınmışlığının belirlenmesi için WIPO, 1999 yılında "WIPO Ortak Tavsiye Kararı" adı altında bazı ölçütler getirmiştir. Bu suretle bir markanın tanınmışlığında kendisinden yararlanılabilecek bazı kriterler oluşturulmuştur. Bağlayıcılığı olmamakla birlikte uygulamada da kabul gören bu kriterler şunlardır; Toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi, Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, Marka promosyonlarının hedef aldığı coğrafi alan, promosyon süresi ve yoğunluğu, Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, Markanın resmi makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, Markanın ekonomik değeri.
Bu kıstaslardan birisinin, birkaçının veya tamamının varlığı tanınmışlığı gösterebilecektir. Yukarıda yapılan açıklamalardan çıkan sonuç; bir hizmet ya da ticaret markasının tanınmışlığından söz edilebilmesi için; toplumun ilgili sektöründe tanınmış olması, başka bir anlatımla o marka telaffuz edildiğinde ilgili sektördekilerin hiç düşünmeden refleks halinde hatırlamaları gerektiğidir.
6769 sayılı SMK madde 6/5 hükmüne göre, toplumda belirli bir tanınmışlık düzeyine ulaşan önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markadan, Tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarara sağlayabilecek, Markanın itibarına zarar verebilecek, Markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabilecek durumda olan sonraki başvuru, farklı mal ve hizmetlerde kullanılacak olsa bile reddedilecektir.
Yukarıda da belirtildiği üzere, tanınmış markalar sadece tescil kapsamındaki aynı tür mal ve hizmetler yönünden değil, ayrıca farklı türden mal ve hizmetler yönünden de sahibine koruma sağlar. Tanınmış markalara sağlanan koruma önlemleri sayesinde, sonraki markanın tescili yoluyla marka sahibinin, tanınmış markanın itibarına ve ayırt edicilik düzeyine zarar verme, bu markadan imaj transfer etme ve böylelikle haksız yarar sağlama çabalarının önüne geçilmek istenmiştir. Böylece, önceki ve tanınmış nitelikteki markanın ayırt edicilik karakterine ve tanınmışlığına zarar verebilecek, tüketicinin daha önce tanınmış markayı gördüğünde, refleks halinde tek bir işletmeyi algısında canlandıracakken, yeni durum nedeniyle eskiden olduğu gibi kişilerin aklına sadece tek bir ticari işletme gelmeyecektir. Bunun sonucunda ise, büyük emek, çaba, zaman ve masrafla tanınmış hale getirilen markanın ayırt edicilik gücü zaafa uğratılmış olabilecektir.
Somut uyuşmazlık bakımından, davacı tarafça gerekçe gösterilen markalarının tanınmışlığın ispatına yönelik Türkiye’de gerçekleşen tanıtım faaliyetlerine ilişkin itiraz ve dava aşamasında dosyaya herhangi bir belge, ilan, reklam harcaması, haber, dergi vb. tanıtım malzemesi sunulmadığı, dolayısıyla tanınmışlığın değerlendirilebileceği herhangi bir belgenin dosya kapsamında bulunmadığı, iddia edilen tanınmışlığın ispatlanamadığı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, “...” markasının tanınmış olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine varılmıştır.
Davacının Gerçek Hak Sahipliğinin Bulunup Bulunmadığı Bakımından Değerlendirme:
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu madde 6/3; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu hüküm, markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Madde hükmünde yer alan iddiaların kabul edilebilmesi için, iddia sahibinin o işaret üzerinde tescil tarihinden önce hak sahibi olması ve bunları ispat etmesi gerekmektedir.
Yargıtay kararlarında ifade edildiği üzere, öncelik hakkı iddia eden tarafın Türkiye’deki kullanımı yerelden daha geniş bir coğrafyada olmalı, ciddi surette bir markasal kullanım olmalı ve bu kullanım ile markaya belirli ölçüde ayırt edici nitelik kazandırılması gerekmektedir. Ayrıca söz konusu kullanım, dava konusu markanın başvuru tarihinden önceki tarihe ilişkin olmalıdır.
Neticede, davacı tarafça Türkiye’de kullanıma ilişkin olarak herhangi bir belge sunulmadığı, dosya kapsamında 6769 sayılı SMK madde 6/3 anlamında davacı şirketin Türkiye’de önceki tarihli, markasal ve ciddi kullanımını ispatlar nitelikte bir bilgi/belge bulunmadığı, bu nedenle davacının gerçek hak sahipliği iddiasının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Dava Konusu Marka Başvurusunun “Somut Ayırt Ediciliğinin” Bulunup Bulunmadığı ve “Tanımlayıcı” Nitelikte Olup Olmadığı Hususunda Değerlendirme:
6769 sayılı Kanun m.4 hükmüne göre; marka, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaretten oluşabilir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun mutlak ret nedenlerini düzenleyen 5. maddesinin (b) bendi uyarınca; “Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler” marka olarak tescil edilemez.
Madde gerekçesine göre, sicilde gösterilebilir olmasına rağmen ilgili mal ve hizmetler için ayırt ediciliğe sahip olmayan, dolayısıyla tüketiciler tarafından marka olarak algılanmayacak işaretlerin tescil edilemeyeceğinin düzenlenmesi amaçlanmıştır...... maddesinde de marka olarak tescil edilemeyecek herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler benzer şekilde düzenlenmiştir.
Ayırt edicilik esas olarak, farklı işletmeler tarafından üretilen malların veya sunulan hizmetlerin tüketiciler nezdinde ayırt edilebilmesi fonksiyonuna işaret eder. Dolayısıyla, işaret tüketici nezdinde ayırt edebilme işlevini göstermelidir. Bir işaretin ayırt edici niteliği temel olarak, (1) inceleme konusu mallara veya hizmetlere ilişkin olarak, (2) ilgili tüketici kesiminin, yani malların veya hizmetlerin makul düzeyde bilgili, gözlemci ve ihtiyatlı ortalama tüketicilerinin algısına göre değerlendirilmelidir.
Bir işaretin somut ayırt edicilik niteliğinin tespitinde, işaretin başvuru kapsamında yer alan mal ve hizmetleri diğer mal ve hizmetlerden ayırt etmeye elverişli olup olmadığı, kaynak gösterme fonksiyonuna sahip olup olmadığı incelenmelidir. Dolayısıyla, tescili talep edilen işaretin somut ayırt edici niteliğe sahip olduğunun söylenebilmesi için, işaretin hangi mal ve hizmetler için tescili isteniyorsa o mal ve hizmetleri o grupta yer alan diğer mal ve hizmetlerden somut olarak ayırt edebilmelidir. Bazı işaretler, mal veya hizmetlerin belirli bir teşebbüsle ilişkisini ortaya koymaya müsait değildir ve ortalama tüketiciler tarafından bu işaretler marka olarak algılanamamaktadır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun mutlak ret nedenlerini düzenleyen 5/1 maddesinin (c) bendi ise; “Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler” marka olarak tescil edilemeyeceğini düzenlemektedir.
Marka incelemeleri aşamasında dikkate alınan kıstaslardan biri olan tanımlayıcılık, marka başvurusunda bulunulan malın/hizmetin içeriğini, kalitesini, özelliğini, karakteristiğini, fonksiyonunu, amacını veya kullanım biçimini tamamlayan ibarelerdir. Diğer taraftan, bir işaretin tanımlayıcı olarak kabul edilebilmesi için, işaret ile mal veya hizmet arasında doğrudan ve çok özel bir ilişkinin bulunması, işaretin mal veya hizmetin bir özelliğini veya kompozisyonunu doğrudan doğruya ve derhal düşündürmesi, bu ilişkinin tüketici algısında ekstra bir incelemeye gerek olmadan doğrudan kurulabilmesi gerekir.
Marka başvurusunda bulunulan bir ibare, tescili talep edilen mallardan/hizmetlerden sadece bir veya birkaç tanesi için tanımlayıcı olabileceği gibi, mal/hizmet listesinin tamamı bakımından da tanımlayıcı olabilecektir. İbarenin tanımlayıcı olabilmesi için, tescili talep edilen mallardan/hizmetlerden herhangi birine dair içerik, kalite, karakter, özellik, fonksiyon veya amaç belirtiyor olması yeterlidir.
SMK’nın 5/1-c bendine göre bir ibarenin tasviri işaretlerden sayılması için, işaretin hiçbir özel zihni çabaya gerek olmaksızın, doğrudan doğruya, mal ve hizmet ile sıkı ilişkisi nedeniyle malın veya hizmetin bir özelliğini veya kompozisyonunu derhal düşündürmesi ve akla getirmesi gerekmektedir. Bir mal veya hizmeti doğrudan çağrıştırmayıp akla getirmeyen ancak imada bulunan kelimelerin tescilinin bu maddeye göre engellenmesi mümkün değildir. Tüketici, işareti gördüğünde kesin olarak mal veya hizmetin niteliğinin tanımlayamıyor fakat olasılıkları zihninde birkaç seçeneğe kadar indirebiliyorsa o markanın tescili mümkündür ve bu tür işaretler marka olarak tescil edilebilir.
Bu hükmün temel amacı, ilgili sektörde faaliyet gösteren herkesin kullanımına açık olması gereken tanımlayıcı işaretlerin tek kişinin tekeline verilmesinin önüne geçerek kamu yararını gözetmektedir. Böylece tanımlayıcı bir işaretin tek bir kişinin tekeline verilmek suretiyle, diğer işletmelere karşı haksız bir avantaj sağlanmasını engellemektir.
Dava konusu marka başvurusu “...” ibaresinden oluşmaktadır. Marka kapsamında yer alan “tatlı” ibaresi, “Şekerle veya şekerli şeylerle yapılan yiyecek”ler için kullanılan bir ibaredir. Bununla birlikte, dava konusu marka başvurusu salt “tatlı” ibaresinden oluşmamakta, sahiplik anlamı yaratan “-m” harfini içermektedir. “benim olan tatlı” anlamı taşıyan “...” ibaresinin, ayrıca hitap niteliği de taşıyan bir anlamı bulunmaktadır. Dava konusu marka başvurusunun, tanımlayıcı olarak kabul edilen “tatlı” ibaresini tek unsur olarak içermediği, marka kapsamında farklı anlama yol açabilecek bir şekilde kullanıldığı, “tatlı” kelimesinin anlamından uzaklaştığı, ayrıca dava konusu marka kapsamında “has” ibaresinin kullanıldığı anlaşılmıştır.
Netice itibariyle, dava konusu markanın bir bütün olarak değerlendirilmesi halinde, dava konusu markanın ortalama düzeydeki yararlanıcı/tüketici kitlesi tarafından hiçbir özel zihni çabaya mahal bırakmadan doğrudan doğruya davaya konu hizmetler açısından cins, çeşit, vasıf, amaç, değer, hizmetlerin karakteristik özelliğini bildiren bir ibare olarak algılanmayacağı değerlendirilmiştir. Tüketicinin bu markayı taşıyan hizmetlerle karşılaştığında ibarenin söz konusu hizmeti tanımladığı, malın cinsini belirttiği, reddedilen hizmeti doğrudan tasvir ettiği, kategorisini belirttiği şeklinde bir düşünceye varmayacağı, marka kapsamında yer alan hizmetler bakımından tanımlayıcı olmadığı ve dava konusu emtia bakımından somut ayırt ediciliğinin bulunduğu kanaatine varılmıştır.
Davacının Kötü Niyet İddiaları Bakımından Değerlendirme:
Davacı tarafın, davalı marka başvurusunun kendi markasının itibarından yararlanmak üzere kötü niyetli olarak yapıldığını iddia ettiği, içtihatlardan da anlaşıldığı üzere, kötü niyetin her somut olayda net olarak ortaya konması gerektiği, davalı şahsın kötü niyetinin ispatı külfetinin davacıya ait olduğu; dosya kapsamında davalının, haksız kazanç, yedekleme, şantaj, spekülasyon vb. amaçlı tescil başvurusunda bulunduğunu gösterir her hangi bir belge bulunmadığından bahisle davalının kötü niyetli bir başvuruda bulunduğu iddiasının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu marka kapsamında yer alan tüm emtia bakımından taraf markaları arasında sınıfsal ayniyet/benzerlik bulunduğu, davacıya ait “...” esas unsurlu markalar ile dava konusu marka başvurusunun görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olduğu ve aralarında karıştırılma ihtimali bulunduğu, davacı yanın gerçek hak sahipliğinin ispatlanamadığı, davacı markasının tanınmışlığının ispatlanamadığı, dava konusu marka başvurusunun somut ayırt ediciliğinin bulunduğu, tanımlayıcı olmadığı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, .... kararının yerinde olmadığı ve iptali şartlarının oluştuğu, davaya konu markanın hükümsüzlük koşullarının oluştuğu anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Kabulüne,
..... sayılı kararının tüm emtialar yönünden iptaline,
Davaya konu markanın tüm emtialar yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen ....’e gönderilmesine,
Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 187,80.-TL harcın davalılardan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 10.898,1‬0.-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı ve davalı kurum vekillerinin yüzlerine karşı, davalı şahısın yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.22/05/2025
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır
MASRAF DÖKÜMÜ
İlk Masraf : 916,00.-TL
Tedbir Harçları : 1.132,10.-TL
Bilirkişi Ücreti : 8.000,00.-TL
P.P : 850,00.-TL
TOPLAM :10.898,1‬0.-TL
HMK 305/A MD.'Sİ GEREĞİ DÜZELTME
Mahkememizin 22/05/2025 günlü duruşmasında davanın kabulüne karar verilmiştir. Tesis edilen kısa kararda .... sayılı kararının tüm emtialar yönünden iptaline,” şeklinde tefhim edilmesi gerekirken, tapaj hatasıyla “.... sayılı kararının tüm emtialar yönünden iptaline,” olarak yazılmıştır. Maddi hata tutanağın imzalanmasından sonra fark edilmiş ve .... sayılı kararının tüm emtialar yönünden iptaline,” şeklinde HMK 305/a maddesi gereğince düzeltilmiştir.22/05/2025
Kâtip Hâkim 41072
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır