Ankara 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, tanınmış marka sahibinin "Göksultan" ibareli marka başvurusuna itirazla YİDK kararının iptali, marka hükümsüzlüğü ve sicilden terkin talebini inceledi.
Özet: Gıda sektöründe kırktan fazla yıldır faaliyet gösteren ve "..." ibaresini içeren tanınmış seri markaların sahibi davacı, davalı şahsın "Göksultan" ibareli marka başvurusunun kendi markalarıyla benzerliği ve kötü niyetli kullanım iddiasıyla, Türk Patent ve Marka Kurumunun itiraz reddi kararının iptalini, "Göksultan" markasının hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep ederken; davalı kurum ise karıştırılma ihtimali olmadığını, "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük olduğunu ve kendi işlemlerinin hukuka uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiş olup, mahkemece bilirkişi raporuyla taraflar arasındaki marka benzerliği, karıştırılma ihtimali ve davacının tanınmışlık iddiaları incelenmektedir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/363 Esas - 2025/204

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2024/363
Karar No : 2025/204
....
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 23/08/2024
Karar Tarihi : 22/05/2025
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 22/05/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili .... Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; ... Et ve Gıda Ürt. Tic. Paz. Ltd. Şti’nin 1973 yılında faaliyete başladığını, müvekkili .....’nın anılan şirketin ortağı ve yetkilisi olduğunu, başlangıçta sadece sucuk ve pastırma üreten firmanın bugün 10 farklı ürün çeşidinde 300’e yakın ürün ürettiğini, müvekkiline ait markaların özveriden kaçınmadan tanıtıldığını ve markanın müvekkili firma ile özdeşleştiğini, markanın ayırt edici ve sektörde tanınan bir marka haline getirildiğini, müvekkili adına kayıtlı “...” ibaresini içerir 39 adet marka bulunduğunu, markaların 1980’li yıllardan beri müvekkili ve müvekkilinin ortak ve yetkilisi olduğu şirket tarafından etkin ve kesintisiz olarak kullanıldığını, davalı şahsın .... sayılı “göksultan” ibareli marka başvurusuna müvekkili tarafından itiraz edildiğini, itirazların nihai olarak ... .... sayılı kararı ile reddedildiğini, dava konusu markanın kullanımı halinde tüketicilerin davalı şahıs ile müvekkili şirket arasında işletmesel köken anlamında bir bağlantı kurmaları ihtimalinin yüksek olduğunu, bu durumun müvekkilinin tanınmış markasının ayırt ediciliğini olumsuz etkileyeceğini, müvekkilinin “...” ibareli tanınmış seri markaların tek ve gerçek hak sahibi olduğunu, dava konusu marka başvurusunun müvekkili markalarının asli unsuru olan “...” ibaresini içerdiğini, davalı şahsın tescil talebinde bulunduğu mal/hizmetlerin de müvekkili markaları ile aynı olduğunu, bu durumun davalı şahsın kötü niyetli olduğunu gösterdiğini, dava konusu marka başvurusunun müvekkili markası ile benzerlik gösterdiğini, tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini ifade ederek, ... .... sayılı ve "göksultan" ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı ... vekili cevaplarında özetle; dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, dava konusu markanın bütün olarak algılanacağını, marka içerisinde “...” ibaresinin ön plana çıkmadığını, “...” ibaresinin ayırt ediciliği düşük bir ibare olduğunu, davalı şahıs markasında yeterli ayırt ediciliğin sağlandığını, markalar arasında benzerlik bulunmadığını, tanınmış marka hakkında gerekli koşulların somut olayda oluştuğuna dair bilgi ve belge sunulmadığını, müvekkili Kurum tarafından yapılan iş ve işlemlerin hukuka uygun olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şahısa usulüne göre tebligat yapılmasına karşın, yargılamaya bir katılımı olmadığından cevabına rastlanmamıştır.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, .... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık itirazının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının .... sayılı "göksultan" ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu.... sayılı "...." ibareli marka için davalı tarafından 21.11.2022 tarihinde 29 / 30.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı davacının..., ....sayılı kararı ile itirazların nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Davacı şahıs (ve dava dışı ... sayılı marka yenilenmediğinden geçersiz durumda olduğu anlaşılmıştır.
Dava konusu marka başvurusu, 29 ve 30. Sınıf emtia bakımından, başvuruya konu edilmiştir. Davacıya ait markalar ise, hali hazırda 29 ve 30. Sınıf emtiayı içermekte olup, dava konusu marka kapsamında yer alan tüm emtia ile davacı markaları arasında ayniyet oluşmuştur.
Neticede, dava konusu marka kapsamında yer alan tüm emtia bakımından taraf markaları arasında “emtiaların aynı/aynı tür veya benzer olması” şartının sağlandığı anlaşılmıştır.
Dava konusu marka başvurusu, “göksultan” ibaresinden oluşan bir kelime markası olup, marka kapsamında herhangi bir renk ya da şekil unsuru kullanılmamıştır. Dava konusu marka başvurusu, yazıldığı gibi okunmaktadır. “Göksultan” ibaresi, anlamlı bir ibare olmamakla birlikte, kelimeyi oluşturan “...” ve “...” kelimeleri anlamlı kelimelerdir. “...” ibaresi, Türk Dil Kurumu sözlüğünde “uzay. Yeryüzü üzerine mavi bir kubbe gibi kapanan boşluk; ... kubbe, asuman, felek, sema. Mavi ile açık yeşil arası olan renk. Bu renkte olan.” şeklinde, “...” kelimesi ise, “Müslüman, özellikle Sünni hükümdarların kullandıkları unvan. Padişahların erkek ve kız çocukları ile anne ve eşlerine verilen unvan. Bazı din ve tasavvuf büyüklerine verilen unvan. Belli bir alanda en üst düzeyde olanlar için kullanılan bir söz.” olarak tanımlanmıştır. Dava konusu markayı oluşturan kelime, birleşik olarak yazılmış olup, herhangi bir kelime ön plana çıkarılmamıştır. Dolayısıyla “göksultan” ibaresi, bir bütün olarak markanın esas unsuru niteliğindedir.
Davacıya ait markaların ortak unsuru “...” ibaresi olup, davacının bir kısım markası salt “...” ibaresinden oluşurken, bir kısmı “...” ibaresini bir şekil unsuru ile birlikte içermektedir. Davacının “... ... ..., ...” gibi, esas unsuru “...” ibaresi olmayan markaları da bulunmaktadır.
Davacı markalarının esas unsurları, “..., ..., ..., ..., ... ... ..., ...” ibareleridir. Dava konusu marka başvurusu da, davacı markaları da yazıldığı gibi okunan ibarelerdir. Dava konusu marka başvurusu da, davacı markalarının büyük bir çoğunluğu da kelime markaları olup, kapsamlarında herhangi bir şekil unsuru içermemektedir. Dava konusu marka başvurusu kapsamında, davacı markalarından ayrılacak şekilde markanın başında konumlandırılmış “...” kelimesi yer almaktadır. Türkçe’nin soldan sağa okunan bir dil olması nedeniyle, markanın başında yaratılan bu farklılık, markaları işitsel olarak farklılaştırmıştır.
Görsel olarak bakıldığında ise, davacı markaları genel olarak “...” kelimesinden sonra gelen tali bir kelime unsurunu içermekte ya da “...” kelimesinden sonra gelen ve kelimeyi “...” kelimesinden uzaklaştıracak şekilde eklenmiş bir “ek/harf” içermektedir. Dava konusu marka başvurusunda ise, “...” kelimesi “...” kelimesinden önce gelmiştir. Ayrıca davacı markalarında olduğu gibi tali bir unsur niteliği taşımamaktadır. Dolayısıyla dava konusu marka başvurusunun kompozisyonu ve markaların oluşturuluş şekli itibarıyla da bir benzerliği bulunmamaktadır. Davacı markaları ile dava konusu marka başvurusu, görsel olarak da farklıdır.
Dava konusu marka başvurusunun bir bütün olarak anlamı bulunmamakla birlikte, davacı markaları anlamlı kelimelerdir. Dolayısıyla markalar arasında anlamsal bir benzerlik de bulunmamaktadır.
Neticede, davacı markaları ile dava konusu marka başvurusunun “...” kelimesini ortak olarak içermesi, markaları benzer kılmadığı değerlendirilmiştir. Benzer bir uyuşmazlıkta, .....” markaları ile ilgili olarak:
“... marka basvurularının kendisinden önce tescil yahut basvurusu yapılmıs olan markalarla karsılastırması yapılırken bütünsel incelemeye tabi tutulması gerektigi göz ardı edilmistir. Belirtilen bu hususa uygun yapılan inceleme sonucunda; her iki markanın görsel, anlamsal, isitsel ve sesçil olarak birbirlerinden ayrıstıgı hususu göz ardı edilerek yazılı gerekçeyle hüküm verilmesi dogru olmamıs, yanlıs degerlendirmeye dayanan kararın bozulması gerekmistir." denilerek, markaların benzer olmadığı yönünde karar verilmiştir.
Neticede, taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı, bu nedenle somut olayda “markaların benzer olması” şartının sağlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus; ortalama düzeydeki halk nezdinde bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurulmasıdır. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta genel görünüş açısından umumi intiba olmasa bile halk tarafından iki marka arasında bir bağlantı kurulması ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir. Tüketicinin iki işaret arasında doğrudan ya da kaynakları bakımından idari – iktisadi bir ilişki kurma yanılgısına düşmesi iltibas ihtimalinin kabulü için yeterli olacaktır.
Karıştırılma olasılığının değerlendirmesi, inceleme konusu markaların görsel, işitsel veya kavramsal benzerliği bakımından, markaların ayırt edici ve baskın unsurları özellikle göz önüne alınarak, markaların bütünsel olarak ortaya çıkardıkları izlenim esasında yapılmalıdır. İnceleme konusu malların veya hizmetlerin ortalama tüketicilerinin markaları algılayış biçimi, karıştırılma olasılığına yönelik genel değerlendirmede belirleyici rol oynar.
Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları ve davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak global olarak yapılmalıdır.
Karıştırılma ihtimali değerlendirilirken araştırılması gereken bir diğer husus da hedef tüketici kitlesidir. Tüketici kitlesi, her bir mal ve hizmet türü için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde kural olarak ortalama tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği makul düzeyde bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Yukarıdaki hususlar dâhilinde somut uyuşmazlığa bakıldığında, taraf markalarında aynı/aynı tür/benzer olarak işaretlenen mal ve hizmetlerin çok çeşitli “gıda” ürününden oluşmakta olup, bu ürünler genel olarak gündelik tüketime uygun, sıklıkla tüketilen ve nispeten uygun fiyatlı olarak nitelendirilmesi mümkün ürünlerdir. Bu nedenle, ilgili tüketicinin makul seviyede bilgi ve dikkat düzeyine sahip olduğu değerlendirilmiştir.
Dava konusu marka ile davacıya ait markalar arasında sınıf benzerliği anlamında ayniyet/benzerliği bulunmakla birlikte, taraf markalarının “...” ibaresini ortak olarak içermelerinin markalar arasında karıştırılma ihtimaline yol açmayacağı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, markaların bütünsel olarak farklılaştığı, “...” ibaresinin, genel olarak ayırt edici niteliği düşük ibarelerden olduğu, bu ibareyi ortak olarak içeren taraf markalarının benzer olarak değerlendirilemeyeceği, dava konusu markanın oluşturuluş şeklinin davacı markalarından farklılaştığı, davacı markalarında “...” kelimesinden sonra gelen ve tanımlayıcı nitelik taşıyan bir kelime unsuru ya da kelime yapısını “...” ibaresinden uzaklaştıran “ek” unsuru bulunmakta iken, dava konusu marka başvurusunun “...” kelimesinden önce gelen ve anlamı olan bir kelime unsurunun yer aldığı, markalar kapsamındaki diğer şekil ve kelime unsurlarının markaları farklılaştırdığı, bütün olarak bakıldığında dava konusu markanın davacı markasının imajından uzaklaşması, tüketicinin taraf markalarını aynı/aynı tür ya da benzer ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olması, taraf markalarının birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunmaması nedeniyle, somut olay bakımından markaların karıştırılması/ ilişkilendirilmesi ihtimaline dayalı olan nispi tescil engeline ilişkin şartların oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
Davacı Markasının Tanınmış Olup Olmadığı, Davalının Başvuruya Konu Markasının Davacının Tanınmış Markasından Haksız Yararlanma Sağlayıp Sağlamadığı, Davacı Markasının İtibarına Zarar Verip Veremeyeceği, Ayırt Ediciliğini Zedeleyip Zedelemeyeceği Hususları Bakımından Değerlendirme:
6769 sayılı SMK 6/5 maddesi; “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu madde kapsamında koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve maddede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir.
“Tanınmış marka” kavramı Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım” olarak tarif edilmiştir. (.....)
Bunun yanında tanınmış marka kavramı; bir markanın tanınmışlığının belirlenmesi için ...., 1999 yılında ".... Tavsiye Kararı" adı altında bazı ölçütler getirmiştir. Bu suretle bir markanın tanınmışlığında kendisinden yararlanılabilecek bazı kriterler oluşturulmuştur. Bağlayıcılığı olmamakla birlikte uygulamada da kabul gören bu kriterler şunlardır; Toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi, Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, Marka promosyonlarının hedef aldığı coğrafi alan, promosyon süresi ve yoğunluğu, Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, Markanın resmi makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, Markanın ekonomik değeri.
Bu kıstaslardan birisinin, birkaçının veya tamamının varlığı tanınmışlığı gösterebilecektir. Yukarıda yapılan açıklamalardan çıkan sonuç; bir hizmet ya da ticaret markasının tanınmışlığından söz edilebilmesi için; toplumun ilgili sektöründe tanınmış olması, başka bir anlatımla o marka telaffuz edildiğinde ilgili sektördekilerin hiç düşünmeden refleks halinde hatırlamaları gerektiğidir.
6769 sayılı SMK madde 6/5 hükmüne göre, toplumda belirli bir tanınmışlık düzeyine ulaşan önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markadan, Tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarar sağlayabilecek, Markanın itibarına zarar verebilecek, Markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabilecek durumda olan sonraki başvuru, farklı mal ve hizmetlerde kullanılacak olsa bile reddedilecektir.
Yukarıda da belirtildiği üzere, tanınmış markalar sadece tescil kapsamındaki aynı tür mal ve hizmetler yönünden değil, ayrıca farklı türden mal ve hizmetler yönünden de sahibine koruma sağlar. Tanınmış markalara sağlanan koruma önlemleri sayesinde, sonraki markanın tescili yoluyla marka sahibinin, tanınmış markanın itibarına ve ayırt edicilik düzeyine zarar verme, bu markadan imaj transfer etme ve böylelikle haksız yarar sağlama çabalarının önüne geçilmek istenmiştir. Böylece, önceki ve tanınmış nitelikteki markanın ayırt edicilik karakterine ve tanınmışlığına zarar verebilecek, tüketicinin daha önce tanınmış markayı gördüğünde, refleks halinde tek bir işletmeyi algısında canlandıracakken, yeni durum nedeniyle eskiden olduğu gibi kişilerin aklına sadece tek bir ticari işletme gelmeyecektir. Bunun sonucunda ise, büyük emek, çaba, zaman ve masrafla tanınmış hale getirilen markanın ayırt edicilik gücü zaafa uğratılmış olabilecektir.
Davacı taraf, itiraz aşamasında .....’na herhangi bir belge sunmamıştır. Dava aşamasında ise, dava dilekçesi ekinde, tarihsiz ürün görselleri ve üretim sertifikaları, işletme onay belgelerini dosyaya ibraz etmiştir.
Somut uyuşmazlık bakımından, davacı tarafça gerekçe gösterilen markalarının tanınmışlığın ispatına yönelik, itiraz aşamasında dosyaya herhangi bir belge sunmadığı, dava aşamasında ise markanın kullanımını gösterir ürün görselleri ve üretim sertifikaları sunulmuş olup, bu belgelerin tanınmışlığın ispatı için yeterli olmadığı, bu nedenle iddia edilen tanınmışlığın ispatlanamadığı, neticede, davacı markasının tanınmış olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu marka kapsamında yer alan tüm emtianın, davacıya ait markalar kapsamında yer alan emtialar ile aynı/aynı tür/benzer olduğu, taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı, taraf markaları arasında benzerlik/karıştırılma ihtimali bulunmadığı, davacı markasının tanınmışlığının ispatlanamadığı, .... kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Reddine,
Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 187,80.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı ve davalı kurum vekillerinin yüzlerine karşı, davalı şahısın yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.22/05/2025
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır