Bilişim sistemleri aracılığıyla nitelikli dolandırıcılık yargılamasında, cezanın alt sınırı beş yıldan fazla olmasına rağmen zorunlu müdafi atanmaması ve istinabe yasağı ihlaliyle savunma hakkı kısıtlaması.
Özet: Bilişim sistemleri aracılığıyla dolandırıcılık suçundan mahkûm edilen sanıkların yargılandığı davada, cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamında zorunlu müdafi atanması gerektiği halde sanıklara resen müdafi atanmadan savunmalarının alındığı, müdafi huzurunda ek savunma ve sorgu yapılmadığı, istinabe yasağına rağmen bir sanığın sorgusunun istinabe yoluyla gerçekleştirildiği ve nihai celsede müdafi bulunmadığı gerekçeleriyle savunma haklarının kısıtlandığı tespit edilerek, istinaf kararının usul ve yasaya aykırı bulunarak bozulmasına hükmedilmiştir.

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2024/1808 E., 2024/2458 K.SUÇ : Bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılıkHÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi, TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : BozmaYapılan ön inceleme neticesinde; sanık ...'un 07.01.2025 havale tarihli dilekçesine ilişkin olarak Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 20.02.2025 tarihli ek kararı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 296/1. maddesi gereğince temyiz isteminin reddine dair karar verilmiş ise de, sanık ...'un 13.12.2024 tarihinde tebliğ edilen hükmü 20.12.2024 havale tarihli dilekçesi ile temyiz ettiği, sanığın bu temyiz istemine yönelik herhangi bir karar verilmediği anlaşılmakla; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir oldukları, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:I. HUKUKİ SÜREÇ1. Balıkesir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 20.03.2024 tarihli ve 2022/527 Esas, 2024/301 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 158/1-f-son, 158/3, 62, 52/2-4 ve 53. maddeleri uyarınca 6 yıl hapis ve 3.000,00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve sanık ... hakkında aynı Kanun'un 58. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmiştir.2. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 11.12.2024 tarihli ve 2024/1808 Esas, 2024/2458 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıklar ... ve ... müdafileri ile sanık ...'un istinaf başvurularının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.II. TEMYİZ SEBEPLERİ1. Sanık ... müdafiinin temyiz isteği özetle; sanığın suç işleme kastının bulunmadığına, yüklenen suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkumiyet kararının usul ve yasaya aykırı olduğuna,2. Sanık ... müdafiinin temyiz isteği özetle; yüklenen suçla alakası olmayan sanığın mahkumiyetine yeterli delil bulunmadığına, şartları oluştuğu halde lehe hükümlerin uygulanmadığına, mahkumiyet kararının usul ve yasaya aykırı olduğuna,3. Sanık ...'un temyiz isteği özetle; suç işleme kastının ve mahkumiyetine yeterli delil bulunmadığına, eksik incelemeyle karar verildiğine, beraat kararı verilmesi gerektiğine,İlişkindir.III. GEREKÇE Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.05.2022 tarihli ve 2022/2-155 Esas, 2022/321 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın artırım yapılmasını zorunlu kılan suçun nitelikli hâlleri nedeniyle yapılan yargılamalarda, cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması halinde adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, sanıklara istemi olup olmadığına bakılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 150/3. maddesi uyarınca müdafii atanması gerektiği nazara alındığında;Sanıkların fikir ve eylem birliği içinde hareket edip birlikte işledikleri kabul edilerek 5237 sayılı Kanun'un 158/1-f-son ve 158/3 maddeleri uyarınca mahkûmiyetlerine karar verilen suç yönünden 5237 sayılı TCK'nın 158/1-f-son maddesi uyarınca dört yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörüldüğü, suçun üç veya daha fazla kişi ile birlikte işlenmesi nedeniyle aynı Kanun’un 158/3 maddesi uyarınca herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın yarı oranda artırım yapılmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda, üç veya daha fazla kişi ile birlikte işlendiği iddia olunan nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından Kanun'da öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması dikkate alındığında, adil ve etkin yargılanma hakkı bakımından sanıkların istemi olup olmadığına bakılmaksızın müdafii bulunmayan sanıklara 5271 sayılı Kanun'un 150/3 maddesi uyarınca müdafi atanmasında, savunmaları ve ek savunmalarının müdafii huzurunda ve 5271 sayılı Kanun'un 196/2 maddesi gereği yargılamayı yapan Mahkemece bizzat alınması ve aynı Kanun'un 188/1 maddesi uyarınca müdafiinin son celsede hazır bulunması gerektiği anlaşılmakla; sanıkların iştirak iradesi içerisinde birlikte hareket ettiği iddia ve kabul edilen somut olayda sanıklar ... ve ...'un yargılama aşamasında kendilerinin seçtiği bir müdafii bulunmadığı gibi kendilerine 5271 sayılı Kanun'un 156. maddesi gereği re'sen bir müdafi de tayin edilmeksizin savunmaları ve ek savunmalarının tespit edilmesi, istinabe yasağı bulunduğu halde sanık ...'ın sorgusunun istinabe suretiyle yapılması ve hüküm duruşmasında, sanıklar hakkında mahkûmiyet hükümleri kurulması suretiyle 5271 sayılı Kanun'un 150/3, 156, 188/1. ve 196/2 maddelerine aykırı davranılarak sanıkların savunma haklarının kısıtlanması, 5271 sayılı Kanun'un 289/1-e maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık hâli olarak saptanmıştır. IV. KARARGerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının, 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi gereğince sair yönleri incelenmeksizin, Tebliğname’ye uygun olarak, zorunlu müdafiilik nedenine ilişkin bozma yönünden Yargıtay Üyesi ...'ın karşı oyu ve oy çokluğu, diğer yönlerden oy birliğiyle BOZULMASINA,Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca Balıkesir 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.04.2026 tarihinde karar verildi. KARŞI OY YAZISI Sanıklar hakkında TCK' nin 158/1-f-son 158/3 maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet hükmünün anılan maddede öngörülen cezanın alt sınırına göre CMK' nın 150/3 maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanması gerektiğine ilişkin sayın çoğunluğun bozma kararına iştirak etmek mümkün bulunmamıştır, zira;Sayın çoğunluğun temel hapis cezasının 5 yıldan fazla öngörülmediği suç tiplerine ilişkin olarak artırım maddelerinin CMK' nin 150/3 maddesinin tatbikinde nazara alınması gerektiğine ilişkin kararı yalnızca CMK' nin 150/3 maddesinde belirlenen zorunlu müdafilik müessesesini değil, doğrudan mahkemenin kanuna uygun teşekkülünü de etkileyen bir karar olması nedeniyle hukuka kesin aykırılık halleri başlıklı CMK'nin 289/1-e maddesiyle de ilgilidir. Bu bağlamda çok Türk Ceza Muhakemesi hukukunun en temel konularından birine doğrudan etki eden bir karar olduğunu ifade etmenin zannımca mübalağalı olduğu söylenemeyecektir.Zorunlu müdafii atanmasına ilişkin mevzut kronolojik olarak ele alındığında 5271 sayılı ceza Muhakemeleri Kanunun 150/3 maddesi kanunlaştığı ilk metni ile üst sınırı en az 5 yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmadaikinci fıkra hükmü uygulanır" şeklinde iken 5561 sayılı kanunun 21. Maddesi ile yapılan değişiklikle alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır şeklindeki değişiklikle zorunlu müdafi atanmasına ilişkin suçlarda 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar ibaresinin alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar olarak değiştirilmesini müteakip o tarihte terör davalarına bakmakla görevli Yargıtay yüksek 9. Ceza dairesi değişikliğe kadar TCK'nin 3 14... sayılı Kanunun 5 maddesi kapsamında silahlı terör örgütü üyeliği suçlarında değişliklik öncesi zorunlu müdafi atanması yönünde bozma kararları verirken değişiklikten sonra 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cesası ile birkikte 3713 sayılı kanunun 5 maddesi ile 1/2 oranında artırım yapılması kanuni zorunluluk olan silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarında zorunlu müdafi atanması gerekmediğine karar vermiştir. Anılan uygulama 2016 yılı sonrasına kadar devam etmiş daha sonra yine örğüt suçlarına bakmakla görevlendirilen kapatılan Yargıtay yüksek 16 Ceza Dairesi 2017 yılında önce sanık istemese bile tutuklu yargılamada müdafi zorunluluğu nedeniyle çok fazla sayıda bozma kararları vermiş akabinde de bu uygulamasından vazgeçerek CMK' nin 150/3 maddesi kapsamında zorunlu müdafii atanmasında artırım maddelerininde gözetilmesi gerektiğine ilişkin yine çok fazla sayıda silahlı örgüt üyesi olma suçuna ilişkin bozma kararları vermiştir. Yargıtay Kapatılan 16. Ceza Dairesi kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.11.2016 tarih ve 950-436 esas ve karar sayılı kararı ile zorunlu müdafi atanmasına gerek olmadığına ilişkin kararına rağmen bu karar sonrası dönemde başlamış ve devam etmiştir. Alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektirmeyen suçlar yönünden artırım maddelerinin CMK' nin 150/3 maddesi yönünden nazara alınması gerektiğine ilişkin bozma kararları ve aynı zamanda tutuklu yargılamada talep olmasa dahi müdafi bulundurulması zorunluluğuna ilişkin bozma kararları doğrudan Yargıtay Ceza Genel Kurulunda tartışılmış Yargıtay yüksek Ceza Genel Kurulunun 03.12.2020 gün ve 2018/16-270 esas, 2020/498 karar; 05.11.2020 gün ve 2018/16-1 53... /446 Karar; 19.11.2020 gün ve 2018/16-4 41... /468 Karar sayılı kararları ile CMK' nın 150/3 maddesi uygulamasında yalnızca temel cezanın alt sınırının 5 yıldan fazla hapis cesası gerektiği bu nedenle cezanın artırım maddelerinin bu madde uygulamasında nazara alınamayacağına ilişkin 2016 yılındaki karar sonrası üç yeni karar ortaya çıkmıştır. Buna rağmen 2021 yılında Ceza Genel Kurulu başkanın görev süresinin bitimi ve yeni Ceza Genel Kurulu başkanı seçimi sonrasında 5560 sayılı kanunun kabul edildiği 6.12.2006 tarihinden itibaren süregelen istikrarlı uygulama herhangi kanun değişikliği olmadan ve anılan aynı mahiyetteki dört Ceza Genel Kurulu kararının varlığına rağmen aksi yöndeki 2021 yılındaki ceza artırım maddelerinin de nazara alınması gerektiği yönündeki karar ortaya çıkmış ve istikrarlı uygulama ortadan kalkmıştır. Şunu ifade etmek gerekir ki hukuki güvenlik ve istikrar yönünden herhangi bir kanun değişikliği olmadan ve içtihatlar akla, mantığa, hukukun genel ilkeleri ve hayat tecrübelerine aykırı olmadıkça kısaca ve özetle haklı ve gerekli bir neden olmaksızın hukuki güvenlik ve istikrar yönünden değişmemesinde yarar vardır. Bu içtihatların canlı ve gerektiğinde değişken olma gerekliliğine zarar vermeyecektir.Gelinen aşama itibarıyla en temel hukuki konulardan birini teşkil eden somut olayda birbiri ile tenakuz halinde birden çok Ceza Genel Kurulu kararının var olması nedeniyle içtihatların yeniden istikrar kazanması ancak ve ancak konunun Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunda ele alınması ve oradan çıkacak içtihadı birleştirme kararının varlığı hukuki ihtilafın giderilmesinin tek yoludur. Acilen içtihadı birleştirme kararı alınmalıdır zira yukarıda da belirtildiği üzere CMK' nin 150/3 maddesi zorunlu müdafilik kurumunu düzenlemekle birlikte zorunlu müdafinin bulunması gereken davalarda buna yer verilmemesi doğrudan CMK' nın 1 88... /1-e maddesinde düzenlenen muhakeme kişileri yöünden mahkemenin kanuna uygun teşekkülü müessesini etkileyecektir ki bu durum hukuka kesin aykırılık hallerinden biri olup her aşamada yani olağan ve olağanüstü kanun yollarına mutlak nazara alınması gereken hallerden biridir. Öyleki 2006 yılından bu yana zorunlu müdafiin yer almadığı tüm davalarda mahkeme kanuna uygun teşekkül etmediğinden olağan üstü kanun yolu olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yoluna başvurmasını gündeme getirecektir. Zira CMK'nın 188 maddesinde yazılı müdafin duruşmayı mazeretsiz terk etmesi istisnası haricinde zorunlu müdafiin bulunmadığı bir davada mahkemenin duruşmada bulunması gerekli kişiler yönünden kanuna uygun teşekkül ettiğini söylemek mümkün değildir ve CMK'nın 289/1-e maddesine göre kesin hukuka aykırılık hali vardır ve süreye bakılmaksızın itiraz kanun yoluna gidilmesi gereklidir. Bize göre bu durum içtihat değişikliğinin ötesindedir. Zorunlu müdafiliğin varlığına ilişkin ön oylama sonucuna göre bu hususlara ilişen bozma nedeni yönünden sayın çoğunluk ile aramızda görüş ayrılığı bulunmamaktadır.Yukarıda açıklanan nedenlerle neticeten 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun'un 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun'un 21 inci maddesi ile yapılan değişiklik ile 150 inci maddesinin üçüncü fıkrası “Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır." şeklindeki düzenleme ve Yargıtay özel dairelerinin yukarıda belirtilen istikrarlı uygulamaları ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.11.2016 tarih ve 950-436; 06.12.2016 tarih ve 939-465 sayılı, 03.12.2020 tarihli, 2018/16-270 Esas ve 2020/498 Karar sayılı, 05.11.2020 tarihli, 2018/16-153 Esas ve 2020/446 Karar sayılı, 19.11.2020 tarihli, 2018/16-441 Esas ve 2020/468 Karar sayılı “zorunlu müdafi görevlendirilmesinde yalnızca temel cezanın dikkate alınacağı” yönündeki 2021 yılına kadar istikrarla devam eden kararları dikkate alındığında şüpheli veya sanık için zorunlu müdafi görevlendirilmesinin, temel ceza yönünden alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarla sınırlandırıldığı ve artırım maddelerinin nazara alınamayacağı görüşüyle sayın çoğunluğun bu yöndeki bozma kararına katılmak mümkün bulunmamıştır.