Bölge Adliye Mahkemesi: Zamanaşımına Uğramış Bonoya Dayalı İtirazın İptali Davasında Temel İlişki ve İmza Gerçekliği Değerlendirmesi.
Özet: Davacının, zamanaşımına uğramış bir senede dayanarak başlattığı icra takibine davalının itiraz etmesi üzerine açılan itirazın iptali davasında, davalı imzanın sahte olduğunu savunsa da bilirkişi raporuyla imzanın kendisine ait olduğu tespit edilmiştir; ancak ilk derece mahkemesi, davacının taraflar arasında temel bir borç ilişkisi bulunduğuna dair bir iddiada bulunmadığını ve bunu ispatlayamadığını belirtmiş, bu karar istinaf edilmiştir.

T.C.
ANTALYABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ16. HUKUK DAİRESİKARAR TARİHİ:09/02/2026T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ:Antalya 1. Asliye Ticaret MahkemesiKARAR TARİHİ:27/05/2025DAVANIN KONUSU:İtirazın İptaliGEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:09/02/2026İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.Üye hakimin görüşü değerlendirildi.GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalının, davacıya senetli borcu nedeniyle, hakkında yürütülen icra takibine kötü niyetle, haksız ve dayanaksız olarak ettiğini ve takibin durmasına karar verildiğini, davalı-borçlunun kötü niyetli, haksız, dayanaksız itirazın kaldırılarak takibin kaldığı yerden devamı için işbu davanın açıldığını, bu nedenlerle davalının Antalya 8. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra takibine yaptığı itirazın İİK m67/1 uyarınca iptali ile takibin kaldığı yerden devamına, davalı hakkında HUMK. m. 319'un uygulanmasına, İİK. m.67/2 uyarınca %40'dan aşağı olmayacak şekilde inkar tazminatına mahkum edilmesine, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına, Mahkeme giderleri harç ve vekalet ücreti ile HUMK.m.421 ve 422'nin uygulanmasını ve dava değerinin %15'i oranında avukatlık ücretinin de ek olarak karşı yan üzerine yüklenmesine karar verilmesini, icra takip dosyasından ödenmiş olan harcın işbu dava harcından mahsup edilmesini ve gereğini talep ve dava etmiştir.DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davalı cevap dilekçesinde özetle; Tarafına gönderilen ödeme emrinde 29/03/2002 tanzim tarihli ve 09/09/2005 vade tarihli 25.000,00 TL miktarlı senetle takip yapıldığını, bu takipteki senedin kendisinin yokluğunda düzenlendiğini, davacı ile hiçbir hukuki ilişki içerisine girmediğini, sadece eşinin Serik SHM'nin ... Esas sayılı dosyasında çok kısa bir süre avukatlığını yaptığını, kısa bir süre sonra eşinin azlettiğini, eşinin azletmesinden sonra bu şahıs kendisine ve eşine Antalya 3. İcra Müdürlüğünce ... esas nolu dosya ile yine şimdi olduğu gibi icra takibi yapıldığını, o davanın borcunun olmadığı yönünde sonuçlandığını, bu davanın konusu olan icra takibinde bahsi geçen senetle hiç bir ilgisi olmadığını, böyle bir senet düzenlemediğini ve imzalamadığını, bu senedin yokluğunda imzasının taklit edilerek yapıldığını, bu nedenle borca itiraz ettiğini, bu sebeplerle ve dava aşamalarında yapacağı savunmaları ile davayı kabul etmediğini, davacının kötü niyetli olduğunu, %40'dan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine, mahkeme masraflarının davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda;"... Toplanan deliller ve tüm dosya mündericatının tetkikinden; davacı tarafından davalı aleyhine 19 Ekim 2009 tarihinde zaman aşımına uğramış bonoya dayalı olarak ilamsız icra takibi başlatıldığı anlaşılmış olup, icra takibinin dayanağı olan belge kambiyo senedi niteliğinde bono olduğundan, somut olayda, 6103 sayılı TTK'nun yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 6. maddesi gereğince takip dayanağı senedin vade tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nun 661, 662. ve 663. maddelerinin uygulanması gerekir. 6762 sayılı TTK'nun 690. maddesi yollaması ile emre yazılı senetlerde de uygulanacak olan 661. maddesine göre bonodan zamanaşımı süresi 3 yıl olup, zamanaşımına uğramış bir bonoda yazılı olan alacak, temel ilişkiye dayanılmak suretiyle talep edilebilir. O ilişkiden doğan bir alacağın bulunduğu ve alacak miktarını kanıtlama yükümlülüğü de davacı tarafa aittir. Yerleşik yargı içtihatlarına göre "Zamanaşımına uğrayan ve imzası inkar edilmeyen bono, temel borç ilişkisi bakımından yazılı delil başlangıcı niteliğindedir." Zamanamaşına uğrayan bono yönünden kambiyo hukukundan kaynaklanan haklar yitirilirse de arada temel ilişki bulunması halinde zamanaşımına uğrayan bonoya yazılı delil başlangıcı olarak dayanılabilir ve alacak her türlü delille kanıtlanabilir.Somut olayda; dava dilekçesinin, davacı yanını aşamalarda verdiği yazılı beyanların ve ceza dosyasının tetkikinden, davacının davalı ile aralarında temel ilişki bulunduğu yönünde bir iddiasının olmadığı, zaman aşımına uğramış olan bononun adi senet hükmünde olduğunu iddia ettiği, adi senedin kesin delil niteliğine, hakkında verilmiş bir mahkumiyet hükmü bulunmamasına göre davanın kabulü ile icra takibine yapılan itirazın iptali yönünde talepte bulunduğu, dava dilekçesinde tanık deliline dayanmadığı, sübuta ilişkin delil olarak takip dosyası ile dayanağı bono ve ek sözleşme, bilirkişi incelemesi ve davalının samimi imza örneklerinin belirtildiği, Mahkememizce grafoloji uzmanı bilirkişiden alınan rapor ile her iki belge altındaki imzanın davalı eli ürünü olduğu sübut bulmakla birlikte davacı ile davalı arasında temel ilişkiye yönelik iddia ve ispatın bulunmadığı anlaşıldığından zaman aşımına uğramış bonoya dayalı olarak açılan itirazın iptali davasının reddine ve yasal şartları oluşmadığından davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine yer olmadığına dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir..." şeklindeki gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının, davada karz akdi ilişkisi ve ödünç para ilişkisine dayalı temel ilişkiyi ortaya koyan, davacının lehtar, davalının keşideci olduğu bono, ek olarak bonoya ek sözleşme ve tanık deliline dayandığını, tanık deliline dayanmalarına rağmen mahkemece tanık dinlenmediğini, ağır ceza mahkemesi dosyasında düşme kararı verildiğinden o dosyadaki hususların hukuk hakimini bağlamayacağını, davalının, temel ilişkiye (karz akdine) yönelik bir itiraz ileri sürmediğini, davalı, bonodaki imzayı inkâr etmişse de, alınan grafoloji bilirkişi raporuyla imzanın davalı müteveffaya ait olduğunun anlaşıldığını, kamu düzenine aykırılık var ise istinaf dairesince dikkate alınması gerektiğini, mahkemenin görevli olmamasına rağmen davanın görüldüğünü, borcun ispatı bakımından, senedin artık kambiyo vasfını yitirdiğini ve yazılı delil başlangıcı veya borç ikrarı niteliğinde değerlendirilmesi gerektiğini, zamanaşımı def-inin kendiliğinden dikkate alınamayacağını, taraflarca getirilme ve taraf beyanlarıyla bağlılık ve delillerin toplanmaması, tanıkların dinlenmemesinin hatalı olduğunu, davalı tarafın isticvabına başvurulması gerektiğini, yetersiz gerekçe ile karar verildiğini, ön inceleme aşamasının eksik yürütüldüğünü, tahkikat aşamasının ise hiç yürütülmediğini, hakimin somutlaştırma yükünü yerine getirmediğini, ıslah için süre tanınmadığını, 29.03.2002 tanzim tarihli senede ek sözleşme karşısında artık davanın temel ilişki bağlamında tanık delili ile ispatına dahi gerek olmadığını, davacının, 21.01.2010 ve 26.01.2010 tarihli dilekçelerle tanık listesini usule uygun sunduğunu, karz akdini ispat için dinlenmelerini talep ettiğini, mahkemenin kararının hatalı olduğunu beyan ederek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.İstinaf incelemesine esas uyuşmazlık Başkanlar Kurulu Kararı ile Dairemizin görev alanı kapsamında kabul edilmiştir.A-Davacı vekili, mahkemenin görevsiz olduğunu ileri sürmüştür. Dava açılırken, davacı vekilin tarafından ticaret mahkemesine hitaben dava açıldığı da anlaşılmaktadır.Mahkemelerin görevi dava şartıdır. Görev kuralları kamu düzenindendir ve re'sen dikkate alınır.Uyuşmazlık konusu davanın tarihi 02/12/2009'dur. Davacının, zamanaşımına uğramış bono nedeniyle ilamsız icra takibi yaptığı, dosya kapsamında da dayanak bononun zamanaşımına uğramış olduğunu bizzat kendisinin beyan ettiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, davacı taraf, davacının avukat, davalının çiftçi olduğundan da bahsetmiştir. Senette temel ilişki anlaşılmamaktadır. Ek sözleşme adı altındaki belgede de bir temel ilişkiden bahsedilmediği, sadece bono zamanında ödenmez ise hepsinin muaccel olacağı ve yetkili mercinin belirlenmesine ilişkin ibare içerdiği anlaşılmaktadır. Senedin tüketici ilişkisi nedeniyle verildiğine dair bir beyan ve senet (ve senete ek olarak sunulan ek sözleşme başlıklı belgede) üzerinde bir kayıt da mevcut değildir.Genel olarak ifade etmek gerekir ki; niteliğinde uyuşmazlık halinde, zaman aşımına uğramış bono ile ilgili TTK hükümlerinin tartışılması ve değerlendirilmesi gerektiğinden, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ nun 4. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümünde görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. Ayrıca, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14/12/2021 tarihli ... Esas, ... Karar sayılı emsal kararında belirtildiği gibi zamanaşımına uğrayan bir bono kambiyo senedi vasfını kaybettiği için kambiyo hukukunun tanıdığı özel imkânlardan yararlanamayacak ve hatta adi senede dahi dönüşemeyecektir. Zamanaşımına uğrayan bono fiziki olarak ortada olsa bile maddi hukuk anlamında artık hiçbir şey ifade etmemekte sadece ispat hukuku alanında delil başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Burada da temel ilişki ticaret mahkemelerinin görev alanına giren bir uyuşmazlığa meydan verir nitelikte ise burada da görevli mahkeme ticaret mahkemesidir.Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 01/07/2012 tarihinden önce asliye ticaret mahkemeleri, bulundukları yerdeki asliye hukuk mahkemesinin daireleri durumundaydı ve özel değil, genel mahkemeler arasında yer almaktaydı. Ancak 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (6335 sayılı Kanun) gereğince asliye ticaret mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisinden çıkıp görev ilişkisine dönmüştür.Bir yerdeki birden çok aynı tür mahkeme; örneğin birden çok asliye hukuk mahkemesi arasındaki iş bölümü ilişkisi (iç ilişki) ile o yerdeki asliye hukuk ve ticaret mahkemeleri arasındaki iş bölümü ilişkisi arasında iki önemli fark bulunmaktadır.Birinci fark; ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki işbölümünün, kaynağını kanundan almasıdır. İkinci fark ise; birden fazla asliye hukuk mahkemesi bulunan bir yerdeki asliye hukuk mahkemelerinden birinde görülmekte olan bir davada, tarafların, o davanın aynı yerdeki başka bir asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği yönünde iş bölümü itirazında bulunması mümkün olmadığı hâlde; o yerdeki asliye hukuk ve ticaret mahkemeleri yönünden böylesi bir iş bölümü itirazının, örneğin asliye hukuk mahkemesinde açılmış bir davayla ilgili olarak, oradaki ticaret mahkemesinin görevli bulunduğunun veya bunun tersinin ileri sürülmesi mümkündür.İş bölümü itirazı yok ise mevcut mahkeme davaya bakmaya devam edecektir.01.07.2012 tarihinden önce açılan davalar için görevin sona ermemesi ve bu tarihten önce iş bölümü ilişkisinin geçerli olması, iş bölümü itirazının bulunmadığı hâllerde asliye hukuk mahkemesinin ticari davalara da bakabilecek olması, 6102 sayılı Kanun'un geçici 9 uncu maddesi gereğince eldeki davaların görevli hâle gelen ticaret mahkemelerine gönderilmeyeceğine dair geçiş hükmü getirilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Türk Ticaret Kanunu'nun geçici 9 uncu maddesi;"...(Ek : 6335 - 26.6.2012 / m.38) (1) Bu Kanunun göreve ilişkin hükümleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalarda uygulanmaz. Bu davalar, açıldıkları tarihte yürürlükte bulunan Kanun hükümlerine tabidir..." şeklinde düzenlenmiştir. Bu açıklamalar ışığında, dosyaya bakıldığında, davanın, ticaret mahkemesine yönelik açıldığı, her hangi bir iş bölümü itirazının olmadığı hususları da göz önüne alınarak, yukarıda anılan geçici 9 uncu maddeki geçiş hükmü veya istisna düzenlemesi gereğince 01.07.2012 tarihinden önce 02/12/2009 tarihinde açılan eldeki davada 6762 sayılı Kanun'un 5 inci maddesi uygulanmak suretiyle davanın açıldığı asliye ticaret mahkemesinin davaya bakarak sonuçlandırması gerekmektedir (Emsal; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2023/6-604 Esas, 2024/70 Karar).Davacı tarafın bu yöne ilişkin istinaf sebepleri yerinde değildir.B-Davacı taraf, tanık deliline dayanmalarına rağmen mahkemece tanık dinlenmediğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür.Dava dilekçesinde davacı tarafın tanık deliline dayanmadığı görülmektedir. HMUK m. 179/3 gereği, Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini ve delillerinin nelerden ibaret olduğunu dava dilekçesinde göstermesi gerekir. İddiasını ispat etmek isteyen davacının, dava dilekçesinde sadece tanık göstermek istediğini beyan eden bir ibare kullanması yeterli olup, tanıklarının isimlerini dava dilekçesinde bildirmesine gerek yoktur (KURU/Baki// ARSLAN/Ramazan/YILMAZ/Ejder., Medeni Usul Hukuku (Ders Kitabı), (HMUK zamanında basılmış) Ankara 2005, s. 346-347). HMUK m. 244, tarafların yeni delil gösterebilecekleri bildirmekle beraber, bunu hakimin onayına tabi tutmuştur ve öğretide de önceden gösterilmesi mümkün olan bir delil gösterilmedi ise veya diğer delillerin incelenmesinden sonra gösterilmesinin yararlı olacağı bir delil söz konusu ise hakimin buna izin verebileceği aksi halde davanın uzatılmasına yol açılacağı belirtilmiştir (KURU/ARSLAN/YILMAZ, a.g.e, s. 428-429).HMK döneminde de bu husus daha keskin biçimde kanuna yerleştirilmiştir. 6100 sayılı HMK’nın sistematiği içinde; tahkikat aşamasına geçilmezden evvel tarafların uyuşmazlıkların çözümü için ileri sürdükleri delillerin daha işin başında belirlenerek tahkikatın etkin bir şekilde yapılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2014/2-1226 Esas, 2016/1057 Karar; Pekcanıtez, H.\ Atalay O.\ Özekes M.: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 3. Bası, Ankara 2015, s. 277).Senette temel ilişki anlaşılmamaktadır. Ek sözleşme adı altındaki belgede de bir temel ilişkiden bahsedilmediği, sadece bono zamanında ödenmez ise hepsinin muaccel olacağı ve yetkili mercinin belirlenmesine ilişkin ibare içerdiği anlaşılmaktadır. Dava dilekçesinde dayanılmayan bir delile, aşamalarda verilen bir dilekçe ile dayanılması yerinde değildir. Mahkemenin bu husustaki kabulü yerinde olmakla, bu yöne ilişkin istinaf sebepleri yerinde bulunmamıştır.C-Davacı taraf, davalı tarafın isticvabına karar verilmemesinin hatalı olduğunu beyan etmiştir.İsticvap; bir davada o dava ile ilgili belli vakıaların açıklığa kavuşturulması, varlığı ve yokluğu konusunda aleyhine olan tarafın ikrarının sağlanması amacıyla hâkimin kendiliğinden veya taraflardan birinin isteminin kabulü ile başvurabileceği usulü bir işlemdir. İsticvabın konusu, dava ile ilgili belli (davanın temelini oluşturan) vakıalar ve onunla ilişkisi bulunan hususlardır (HMK m. 169/2).Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 gün ve ... E., ... K. sayılı kararında da belirtildiği gibi; taraflar kendi davalarında en şüpheli tanık olarak değerlendirildiğinden, öğreti ve Yargıtay uygulamalarında isticvap başlı başına bir delil olarak kabul edilmemektedir. Fakat, isticvap ile delil elde edilebilir ve bazı hâllerde isticvap davanın aydınlatılmasına yardımcı olabilir.Somut uyuşmazlıkta, isticvabı gerektirir bir husus görülmemekle beraber, davacı taraf sadece davalı tarafın, "senet kambiyo senedi vasfında değildir" beyanları gibi soyut savunmalarla borcun sebebi ve içeriği hakkında hiçbir somut açıklama getirmediğini ifade ederek, bu nedenle isticvap yapılması gerektiğini beyan etse de olağan savunmaların tümü isticvabın uygulanmasına gerektirmemekte olup, anılan beyan bir vakıaya da ilişkin olmadığından (hukuki bir sonuca yöneliktir), isticvabın da başlı başına bir delil olmadığı da göz önüne alınarak, bu yöne ilişkin davacı tarafın istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.D-Davacı taraf, ön incelemenin eksik yapıldığını, tahkikat sürecinin ise hiç yapılmadığını ileri sürmüştür.Dava tarihi itibariyle, kurumsal olarak kanunda yer alan bir "ön inceleme" safhası mevcut değildir. 6100 sayılı HMK'nın yürürlüğünden önce bir çok kez duruşma yapılmış ve tahkikata geçilmiş olduğu görülmekle, davacının tekrar ön inceleme aşamasının yapılması yönündeki talebinde hukuki yararı yoktur. Tahkikat aşamasına bakıldığında ise, delil değerlendirmeleri, mahkemelerle yazışmalar, bilirkişi incelemesi, bir başka dosya sonucunu beklemek ve dosya akıbetlerinin sorulması gibi çeşitli işlemlerin yapıldığı görülmekle, bu yöne ilişkin davacı tarafın istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir.E-Davacı taraf, ıslah için kendisine süre verilmediğini ileri sürmekle beraber, duruşmalarda ve beyan dilekçelerinde ıslah talebinde bulunacaklarına dair bir beyana rastlanmamakla, davacı tarafın bu yöne ilişkin istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir.F-Davacı taraf, Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında düşme kararı verildiğinden o dosyadaki hususların hukuk hakimini bağlamayacağını ileri sürmüş ise de mahkeme kararında zaten ceza dosyasına dayanılmadığı anlaşıldığından, bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.G-Davacı taraf, mahkemenin gerekçesinin yetersiz olduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme kararının gerekçeli olması hususu aynı zamanda Anayasa'nın 141. maddesinin de amir hükmü gereğidir. Bu nedenlerle; mahkeme kararları tarafların iddia ve savunmalarının özetini, tarafların anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri mutlaka kapsamalıdır. Gerekçe, doyurucu olmalı, kararın neden, nasıl, hangi hukuki gerekçeyle ve hangi deliller değerlendirilmek suretiyle verildiği hususlarını içermelidir.Tarafların o dava yönünden hukuk düzenince hangi nedenle haklı ya da haksız olduğunu anlayıp değerlendirilebilmeleri ve istinaf dairesinin hukuka uygunluk denetimi yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçenin bulunması bu kanun ve Anayasal düzenleme karşısında zorunludur. Aksi halde, kararın gerekçeli olduğundan bahsetmek mümkün değildir.Gerekçe gösterme ödevinin kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve bu ödevin kapsamı olayın içinde bulunduğu şartların ışığında belirlenir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6'ıncı maddesi de mahkemelerin verdikleri kararlar için gerekçe göstermekle yükümlü tutmakla beraber, bu yükümlülük, her iddiaya ayrıntılı bir cevap vermenin gerekli olduğu şeklinde yorumlanamaz (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Garcia Ruiz-İspanya, 21/01/1999, 20544/96; Doğru/Osman, Nalbant, Atilla, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi-Açıklama ve Önemli Kararlar, s. 848-849'dan naklen).İstinaf incelemesine esas mahkeme kararında, kararın yerindeliğinden bağımsız olarak, iddia ve savunmalara yer verilmiş, delil değerlendirilmesi yapılmış, ulaşılan sonuç açıkça belirtilmiştir. Kararın yerindeliğini inceleyecek merci istinaf dairesi ve temyiz yolu açık ise Yargıtaydır. Üst merci incelemesine esas olacak değerlendirmelerin kararda yer aldığı görülmekle, bu yöne ilişkin istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir.Tüm anlatılanların da ışığında, HMK'nın 359/3 maddesi uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK'nın 355/1 maddesi gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, zamanaşımına uğramış bononun adi senede dahi dönüşmemesine, taraflar arasındaki temel ilişki bakımından delil başlangıcı niteliğine sahip olmasına, davacı tarafça usulünce tanık deliline dayanılmamış olmasına, kanunun yazım dili de göz önüne alınarak Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere tek başına delil başlangıcının varlığının ispata yeter olmadığının anlaşılmasına (Emsal; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/1919 Esas, 2018/8343 Karar;Aynı yönde; TANRIVER, Süha; Medeni Usul Hukuku, Cilt 1, Yetkin Yayınları, Ankara 2018, 2. Bası, s. 873), dava dilekçesinde davacı ile davalı arasında temel ilişkiye yönelik iddia ve ispatın bulunmadığının, ek sözleşme olarak adlandırılan belgede bir temel ilişkiden bahsedilmediğinin, sadece bono zamanında ödenmez ise hepsinin muaccel olacağı ve yetkili mercinin belirlenmesine ilişkin ibare içerdiğinin anlaşılmasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 732,00 TL'nin davacı tarafça yatırılan 1.707,75 TL'den mahsubu ile hazineye gelir kaydına, bakiye kalan harcın istek halinde davacıya karar kesinleştiğinde iadesine,3-Davacının istinaf başvurusu nedeniyle yaptığı yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA, 4-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince ilgilisine İADESİNE, 5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,6-Kararın Dairemiz tarafından taraflara TEBLİĞİNE, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, Dairemiz kararının tebliğinden itibaren İKİ HAFTA içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. ...