İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin, Manisa Asliye Ticaret Mahkemesinin ilama dayalı kesinleşen icra takibi sonucu ödenmeyen borç nedeniyle verilen iflas kararına karşı yapılan istinaf başvurusu incelemesi.
Özet: Bir alacaklının, mahkeme kararına dayalı alacağını tahsil etmek amacıyla başlattığı iflas takibinde, borçlu şirketin ödeme emrine itiraz etmemesi ve borcunu ödememesi üzerine açılan iflas davası sonucu verilen iflas kararı, borçlu şirket vekili tarafından istinaf edilmiştir; ilk derece mahkemesi, borçlu şirketin gayrifaal olduğunu, vergi kayıtlarının kapatıldığını ve hacze kabil malı veya geliri bulunmadığını tespit ederek iflasına hükmetmiş olup, bu karar şu an istinaf mahkemesinde incelenmektedir.

T.C.İZMİRBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ17. HUKUK DAİRESİESAS NO : 2026/602 KARAR NO : 2026/1729T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : MANİSA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ : 22/12/2025NUMARASI : 2025/464 Esas 2025/1176 Karar DAVA : İFLAS KARAR TARİHİ : 09/07/2026KARAR YAZIM TARİHİ : 09/07/2026Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/464 Esas ve 2025/1176 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...dava dilekçesi ile özetle; müvekkilinin ilam kaynaklı borçlarına istinaden davalı şirket aleyhine İzmir 21. İcra Müdürlüğü'nün 2024/273 E. Sayılı dosyası üzerinden iflas takip yoluyla takip başlatıldığını, iflas ödeme emrinin TK 35.maddesi uyarınca 17/02/2025 tarihinde davalı şirkete tebliğ edildiğini, söz konusu takibe ilama dayalı olmasından bahisle itiraz edilmediğinden ve davalı şirketçe herhangi bir dava da açılmadığından takibin kesinleştiğini ancak ilgili borcun davalı şirketçe ödenmediğini, müvekkili şirketin işbu dava tarihi itibariyle alacağının halen devam ettiğini belirterek borcunu ödeyemeyen ve gayrifaal durumdaki davalı şirketin iflasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalıya usulüne uygun tebligat çıkartılmış, davalı davaya cevap vermemiştir.Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ve Basın İlan Kurumunda gerekli ilanların yapıldığı görülmüştür. İflası istenilen şirketin ticaret sicil dosyasının onaylı örneği celp edilerek incelenmiştir. İzmir 21. İcra Dairesi'nin 2024/273 Esas sayılı dosyası celp edilerek incelenmiştir. İflası istenilen şirket adına kayıtlı taşınmaz kaydının bulunmadığı bildirilmiştir. İİK 160 maddesi gereğince davacı tarafça iflas avansı mahkememiz veznesine yatırılmıştır.Dava; İflas (Adi Takipten Doğan İflas (İİK 156)) istemine ilişkindir.Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; Davacı vekili tarafından ilama dayalı iflası istenilen şirket hakkında İzmir 21. İcra Dairesi'nin 2024/273 Esas sayılı dosyasında iflas yolu ile adi takip başlattıklarını, borçlu tarafından borca itiraz edilmemesi üzerine icra takibinin kesinleştiğini, aktif ve faal olmayan davalıya ait vergi kayıtlarından da şirket tarafından gerekli beyannamelerin verilmemesi nedeniyle vergi dairesi tarafından resen terk işlemi yapılarak vergi kaydının kapatıldığını, şirketin hacze kabil malı veya geliri de bulunmadığını belirterek davalı borçlunun iflasına karar verilmesini karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. Davacı vekili, davacı şirketin ilama dayalı alacağının tahsili için İzmir 21. İcra Müdürlüğü'nün 2024/273 Esas sayılı dosyasında icra takibi başlatmış olup ödeme emrinin tebliğinden sonra takip yolunu değiştirmek suretiyle davalı borçluya iflas yoluyla takipte ödeme emri tebliğini sağlamış ve borcunun ödenmemesi üzerine mahkememize dava açarak takip sebebiyle borçlunun iflasını talep etmiştir. Davacı tarafından ilama dayalı alacağının tahsili talebi ile başlatılan icra takibinde ödeme emrinin tebliğinden sonra davacı alacaklı 2004 sayılı İİK'nun 43. maddesi uyarınca takip yolunu değiştirerek borçluya iflas yoluyla takipte ödeme emri tebliğini talep etmiş ve davalı borçluya ödeme emri tebliğine rağmen ödeme yapılmadığından borçlunun iflasına karar verilmesini talep etmiştir. 2004 sayılı İİK'nun 156/1 maddesine göre ödeme emrindeki müddet içinde borçlu tarafından itiraz olunmamışsa alacaklı bir dilekçe ile Ticaret Mahkemesinden iflas kararı isteyebilir. Aynı yasanın 158/1 maddesinde alacaklının iflas takibi kesinleştiğinde 166. maddenin 2. fıkrasındaki usulle ilan edilir. İflas talebinin ilanından itibaren 15 gün içinde diğer alacaklılar davaya müdahale veya itiraz ederek iflası gerektiren bir hal bulunmadığını ileri sürerek mahkemeden talebin reddini isteyebilirler. Alacaklı tarafından başlatılan icra takibine, borçlu tarafından itiraz edilmez veya şikayet yoluna başvurulmaz ya da 7 gün içerisinde borç ödenmezse kesinleşen takip nedeniyle borçlunun iflasına karar verilmesi talebi ile alacaklı ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde Ticaret Mahkemesine başvurabilir. Mahkemece, iflas talebinin İİK'nun 166/2 maddesindeki usulle ilan yapılması sonrasında borçlu dinlenmek üzere mahkemeye çağrılır. İflas yargılamasının yapılabilmesi için alacaklı tarafından ilk alacaklılar toplantısına kadar olan masrafların peşin olarak yatırılması zorunludur. Somut olayda; davacı alacaklı tarafından başlatılan icra takibinde iflas yoluyla adi takipte ödeme emrinin tebliğ edilmesine rağmen borçlu tarafından borç ödenmediği gibi takibe yönelik itirazda bulunulmamış veya şikayet yoluna da başvurulmamıştır. Davacı alacaklanın ödeme emrinin tebliğinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde iflas talebinde mahkememize başvurduğu, ilk alacaklılar toplantısına kadar masrafları depo ettiği anlaşılmakla mahkememizce davacı borçlu hakkında iflas talebiyle dava açıldığı hususu İİK'nun 166/2 maddesi uyarınca ilan edilmiştir. Borçlu adına tebliğ edilen davetiyeye rağmen borçlunun mahkememize gelmemesi nedeniyle beyanları tespit edilememiştir. Mahkememizce İcra Müdürlüğüne müzekkere yazılarak depo emri tarihindeki dosyanın kapak hesabının bildirilmesi istenmiş olup mahkememize verilen cevapta dosyada kapak hesabının 58.111,50 TL takipte kesinleşen miktar, 5.288,15 TL harç miktarı 6.936,90 TL toplam faiz, 9.297,84 TL vekalet ücreti, 865,80 TL masraf olmak üzere toplam 80.927,79 TL olduğu bildirilmiştir. Mahkememizce depo kararına esas alacak miktarının davacı alacaklıya 7 gün içerisinde ifa etmesi ya da mahkememiz veznesine 7 gün içerisinde depo etmesi için davalı şirkete 7 günlük süre verilmiş, verilen süre içerisinde depo kararına esas miktarın alacaklıya ödenmediği ve mahkememiz dosyasına depo edilmediği görülmüştür. Depo emrine rağmen borcun ödenmediği ve mahkememize depo edilmediği, davalı borçlunun iflasa tabi şahıslardan olduğu, davacı alacaklı tarafından başlatılan iflas yoluyla takip sonrası ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde mahkememizde iflas talebinde bulunulduğu..." gerekçesi ile, Davanın KABULÜ ile, Manisa Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün 15030 sicil numarasında kayıtlı .... Şirketi'nin İFLASINA, iflasın 22/12/2025 günü saat 13:38 itibariyle açılmasına, Karardan bir suretin Manisa Ticaret Sicil Müdürlüğüne gönderilmesine, İflas kararının Manisa İflas Müdürlüğüne bildirilmesine, iflas avansının iflas müdürlüğüne aktarılmasına, İflas Müdürlüğünce gerekli ilanların yaptırılmasına ve gerekli muhafaza tedbirlerinin alınmasına, İflasa ilişkin gerekçeli kararın iflas müdürlüğüne gönderilmesine, karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının müvekkili firmaya karşı doğmak üzere olan borçlarından kurtulması maksadıyla kötü niyetli bir şekilde açıldığını, ilk derece mahkemesi tarafından usulüne uygun olmayan tebligat, usulsüz ilan ve depo kararlarıyla hükme bağlandığını, İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin verdiği yetkisizlik kararının usulsüz olarak direk Tebligat Kanunu'nun 35. Maddesine dayalı olarak tebliğ edildiğini, İcra ve İflas Kanunu’nun 166/2 ve 173/2. maddeleri uyarınca iflas talebinin, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi’nde, tirajı elli binin üzerinde ve yurt genelinde dağıtımı yapılan bir gazetede ve ayrıca borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerde çıkan bir yerel gazetede ilan edilmesi zorunlu iken Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi'nin usule aykırı ilan ile davanın hiçbir aşamasında müvekkilinin savunmasının alınmadığını, müvekkilinin savunma hakkının fiilen ortadan kaldırıldığını, bu durumun HMK’nın 27. maddesinde güvence altına alınan hukuki dinlenilme hakkının ve Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının açık ihlali olduğunu, İcra ve İflas Kanunu’nun 158. maddesi açıkça hüküm altına almıştır: depo emrinin “verildiği güne kadar alacağın esası ve eklentilerinin hesap edilip buna göre bulunacak miktar üzerinden” düzenlenmesi gerektiğini, bu kuralın depo emrinin iflasa götüren son ve ağır bir hukuki sonuç doğurması sebebiyle, depo emrinde alacağın ana kalemleri ile fer’ilerinin (işlemiş faiz, icra masrafları, vekâlet ücreti, tahsil harcı vb.) açık, tereddüte yer vermeyecek şekilde gösterilmesi gereğini ifade ettiğini, Yargıtay kararlarında da (özellikle benzeri olaylara ilişkin içtihatlarda) depo emrine esas alacağın ve fer’ilerinin açıkça dökümünün zorunlu olduğu, aksi halde depo emrine dayanılarak iflasa karar verilmesinin usule aykırı olduğunun sürekli vurgulandığını, içtihatlar doğrultusunda depo emrinin içerik yönünden şu ilave hususların aranması gerektiğini: (i) depo emrinin dayanağı olan hesaplamanın, bilirkişi raporu ile veya denetlenebilir şekilde dosya içine girecek şekilde yapılmış olmasının; (ii) depo emrinin muhataba tebliğ edilirken hesap ayrıntısını içeren belgelerin/raporun da tebligat zarfı içinde bulunması veya muhatabın bu ayrıntılara ulaşmasının sağlanmış olmasının; (iii) depo emrinde uyulmaması hâlinde doğacak hukuki sonucun -izleyen oturumda iflâs kararı verileceği ihtarı- açıkça gösterilmesi gerektiğini, ilk derece mahkemesinin depo emrinde esas itibariyle İzmir 21. İcra Müdürlüğü’nün kapak hesabına dayandığını, dosyaya bildirilen “kapak hesabı” itibarıyla toplam miktar olarak bir tutar belirlendiğini, mahkeme zabıtlarında icra müdürlüğünün gönderdiği kapak hesabına ilişkin rakamların yalnızca zikredilmekle yetinildiğini, dosyada mahkemenin iddia ettiği kapak hesabına ilişkin olarak muhatap müvekkiline gönderilmiş ve tebligat zarfı içinde bulunan hesap ayrıntısını, hesap cetvelini veya bilirkişi raporunu gösterir başvuru/yazının bulunmadığını, dosyada müvekkile tebliğ edilen depo emri belgelerinde ve/veya tebligat zarfında hesap ayrıntısı (işlemiş faiz hangi tarihe kadar, hangi oran ve nasıl hesaplandığı, icra masraflarının kalemleri, tahsil harcı vb.) açıkça gösterilmemesinin İİK m.158’e aykırı olduğunu, depo emrinin içermesi gereken ihtarın düzenlemesinde de noksanlık bulunduğunu, İİK ve Yargıtay içtihatları depo emrinde ayrıca “verilen sürede depo edilmemesi halinde izleyen oturumda iflâsa karar verileceği” şeklinde açık bir ihtarın yer alması gerektiğini, bu ihtar bulunmadan verilen depo emrine dayanarak iflâsa gidilmesinin de usul hatası doğuracağının kabul edilmekte olduğunu, depo emrine esas hesaplamanın denetlenebilirliği ve talebin aşılmaması hususlarının da herhangi bir denetimden geçmediğini, İcra Dairesinin yaptığı hesabın sorgusuz sualsiz esas kabul edildiğini, oysa depo emrine esas hesaplamada “talebin aşılması” (ör. faiz hesaplama biçimiyle talebin arttırılması veya faize-faiz uygulanması gibi) hâllerinin bulunmamasının aranması gerektiğini, dosya kapsamındaki hesaplamanın hangi yöntemle yapıldığının belirsiz ve denetim dışı olduğunu, davacının kötüniyetli olduğunu, davacının iflas talebinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, müvekkili şirket tarafından aleyhine açılan ve hâlen derdest olan İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2023/403 Esas sayılı dosyasında doğması muhtemel sorumluluktan ve tazminat yükümlülüğünden kaçınma amacıyla gerçekleştirildiği yönünde kuvvetli emareler bulunduğunu, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, İİK'nun 156. maddesi gereğince adi takipten doğan iflas istemine ilişkindir.İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.Adreste tebligatın, gerçek veya tüzel kişinin bilinen en son adresinde yapılması gerekir. Burada kastedilen kişinin oturduğu veya çalıştığı yerdir. Asıl olan tebligatın, tebligat evrakında belirtilen adreste muhatabın kendisine yapılmasıdır. Adres niteliğinde bulunmayan yerlerde, örneğin inşaat halindeki binalarda tebligat yapılamaz. Tebligat evrakına adresin doğru ve okunaklı olarak yazılması gerekir. Bir kişinin adresinden başka bir yerde tebligat yapılabilmesi o kişinin tebligatı kabul etmesine bağlıdır. Ev adresine çıkarılan tebligatın herhangi bir nedenle yapılamaması nedeniyle iş adresinde yapılması durumunda, tebligat geçerli kabul edilmelidir.Muhatap tebliğ yapılacak adreste oturmakla birlikte, tebliğ yapıldığı sırada kendisi veya adına tebliği alacak herhangi bir kişinin bulunmaması durumunda, adreste bulunmama nedeninin komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti, meclis üyesi, zabıta veya memurlardan öğrenilmesi ve tebliğ tutanağına yazılması, beyanına başvurulan kişiye tutanağın imzalatılması, imzadan çekinilmesi halinde tebliğ mazbatasında bunun belirtilmesi ve tebliğ evrakını dağıtan memurun imzalaması gerekir. Muhatabın adreste bulunmaması halinde, bu durumun geçici veya sürekli olmasına göre tebligat 7201 sayılı Yasanın 20 nci veya 21 inci maddesine göre yapılacaktır. 21 inci maddesine göre yapılan tebligatta, (2) nolu ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılırken, 20 nci maddeye göre yapılan tebliğde ise, ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihten itibaren onbeş gün sonra tebliğ yapılmış sayılacaktır. 6099 sayılı Yasa ile Tebligat Kanunu'nun 21 inci maddesinde yapılan değişiklik gereğince, gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, kendisi o adreste hiç oturmamış veya sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim edecek ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştıracaktır. Bu durumda ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılacaktır.Tebligat kural olarak muhatabın kendisine yapılmalıdır. Muhatap adresinde bulunmadığı takdirde, onun yerine tebligatı kabule yetkili kişilere yapılır. Muhatabın konut adresinde süreklilik arz edecek şekilde birlikte oturan aile halkından biri veya varsa birlikte oturduğu hizmetçi tebligatı almaya yetkili kişilerdir. Yetkili kişilerin görünüşe nazaran onsekiz yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması gerekir. Tebligat yapılacak gerçek kişi işyeri, işletme veya iş sahibi ise, işyerinde bulunmaması halinde daimî işçisine yapılan tebligat geçerli olacaktır.Tebligatın muhatabı veya adına tebligatı alacak yetkili kişi adreste bulunmakla birlikte tebliğden imtina ederlerse, bu durum tebliğ evrakına yazılmak şartıyla tebliğ işlemi, Tebligat Kanunu'nun 21 inci maddesi uyarınca yapılmalıdır.6099 sayılı Yasa ile Tebligat Kanununun 29 uncu maddesinde yapılan değişiklikle, ilanen yapılan tebligatlarda, ilanın ayrıca elektronik ortamda yapılması zorunluluğu getirilmiştir.Yasanın 6099 sayılı Kanunla değişik 35 inci maddesine göre, kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini derhal tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır. Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshasının eski adrese ait binanın kapısına asılması yeterli olacaktır. Bu durumda evrakın asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır. Daha önce tebligat yapılmamış olsa dahi, tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adresleri esas alınarak bu madde hükümleri uygulanır. Daha önce yurt dışındaki adresine tebligat yapılmış Türk vatandaşı, yurt dışı adresini değiştirir ve bunu tebliğ çıkaran mercie bildirmez, adres kayıt sisteminden de yerleşim yeri adresi tespit edilemezse, bu kişinin yurt dışında daha önce tebligat yapılan adresine Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğunca 25/a maddesine göre gönderilen bildirimin adrese ulaştığının belgelendiği tarihten itibaren otuz gün sonra tebligat yapılmış sayılır.Yine 36 ncı maddede yapılan değişiklikle, tebligat evrakının celse esnasında veya kalemde, taraflara, ilgili üçüncü kişilere, katılana veya vekillerine tutanağa geçirilmek suretiyle veya imza karşılığında “tebliğ konusu belirtilerek tevdi” edilmesi tebliğ hükmüne geçecektir. Bu durumda ayrıca tebliğ mazbatası düzenlenmeyecek ve masraf da alınmayacaktır.Tebligatın muhataba yapılabilmesi için, muhatabın medenî hakları kullanma ehliyetine, kısaca fiil ehliyetine sahip olması gerekir. Fiil ehliyetine sahip olmayan kişilere tebligat yapılamaz. Bu durumda tebligatın kanunî temsilciye yapılması gerekir. Ancak bir meslek veya sanatla uğraşan ve ayırt etme gücüne sahip küçükler veya kısıtlılar, bu meslek ve sanatın icrasından doğan borçlardan bizzat sorumlu olduklarından, bu konuda kendilerine tebligat yapılması tebliği usulsüz ve geçersiz kılmaz.Hükmi şahıslara ne şekilde tebligat yapılacağı, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 12 ve 13. maddelerinde belirlenmiştir. Tebligat Kanunu'nun 12 nci ve 13 üncü maddeleri uyarınca, tüzel kişilere tebliğ yetkili temsilcilerine, bunlar birden fazla ise yalnız birine yapılır. Temsile yetkili kişinin herhangi bir nedenle tebliğ yapıldığı sırada işyerinde bulunmaması veya bizzat alamayacak durumda olması halinde, kendisinden sonra gelen bir kimse veya evrak müdürüne, bu da olanaklı değilse, tüzel kişinin o yerdeki memur veya işçilerinden birine yapılmalıdır. Bu sıraya uyulması yasal zorunluluk olup, aksi takdirde tebligat usulsüz sayılacaktır. Tebligat adresinin, borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresi olması ve tevziat saatlerinde kapalı olması veya tebligatın alınmasından imtina edilmesi halinde, bu adrese TK'nun 21/1. maddesine ya da koşullarının yerine getirilmesi halinde aynı Kanunun 35/4. maddesine göre tebligatın yapılması gerekir.Tüzel kişiler adına ticaret sicilindeki adreslerine gönderilen tebligatın, Tebligat Kanunu'nun 21/1. maddesine göre yapılmış olması halinde tebliğ memurunun, Tebligat Yönetmeliği'nin 30 ve 31. maddelerindeki koşulları araştırmasına gerek yoktur. Zira, muhatabın adreste bulunmaması halinde, bunun nedeninin araştırılması ve tevziat saatinden sonra adrese dönüp dönmeyeceğinin tespit edilmesi, gerçek kişiler yönünden zorunlu olup, hükmi şahısların sıfatı ve niteliği itibari ile böyle bir araştırmanın yapılmamış olması, tebligatın usulsüzlüğü sonucunu doğurmaz. Ancak, Kanunun 21/1.maddesine göre tebligat yapılması halinde, tebliğ memuru, tebliğ evrakını tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde, tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de, mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir. 01.11.2011 tarih ve 6099 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile değişik, TK'nun 35/4. maddesinde; “Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır", Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 57/4. maddesinde ise; “Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından ana statü, sicil ve tüzük ve kuruluş senedi gibi kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır” düzenlemeleri yer almaktadır.01.11.2011 tarih ve 6099 sayılı Kanun'un 9. maddesinin gerekçesinde; "...Maddenin dördüncü fıkrası, tüzel kişiler bakımından özel ve açık bir düzenleme getirmektedir. Tüzel kişilerin adreslerinin, bir sicil veya resmi kayıtta belirli olması sebebiyle meçhul olması düşünülemez. Bu çerçevede daha önce kendilerine tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmi kayıtlarındaki adreslerinin esas alınacağı ve bu madde hükümlerinin uygulanacağı açıkça düzenlenmiştir..." ifadesine yer verilmiştir. "...2004 sayılı İİK’nın “Ödeme emri ve münderecatı” başlıklı 155. maddesi:“Borçlu iflas yoliyle takibe tabi şahıslardan olup da alacaklı isterse ödeme emrine yedi gün içinde borç ödenmediği takdirde alacaklının mahkemeye müracaatla iflas talebinde bulunabileceği ve borçlunun gerek borcu olmadığına ve gerek kendisinin iflasa tabi kimselerden bulunmadığına dair itirazı varsa bu müddet içinde dilekçe ile icra dairesine bildirmesi lüzumu ve konkordato teklif edebileceği ilave olunur.” 2004 sayılı İİK’nın “İflas talebi ve müddeti” başlığını taşıyan 156. maddesi ise: “Ödeme emrindeki müddet içinde borçlu tarafından itiraz olunmamışsa alacaklı bir dilekçe ile Ticaret Mahkemesinden iflas kararı isteyebilir. Bu dilekçeye borçlunun ödeme emrine itiraz etmediğini mübeyyin ödeme emri nüshasının raptedilmesi lazımdır. Borçlu ödeme emrine itiraz etmişse takip durur ve alacaklı bu itirazın kaldırılması ile beraber borçlunun iflasına karar verilmesini bir dilekçe ile Ticaret Mahkemesinden isteyebilir.İflas istemek hakkı ödeme emrinin tebliği tarihinden bir sene sonra düşer.” Hükmünü içermektedir.İflasa tabi şahıslardan olan borçlusunu, para veya teminat alacağından dolayı iflas yoluyla takip etmek isteyen alacaklı, yetkili icra dairesine yazılı veya sözlü olarak iflas yolu ile takip talebinde bulunabilir. Takip talebinde adi haciz yoluyla takip talebinde yer alan kayıtlardan başka, iflas takip yolunun izlenmek istediği de belirtilir (m. 58/b5).İflas yoluyla takip talebi üzerine icra dairesinin düzenleyeceği ödeme emrinde adi haciz yoluyla takipteki ödeme emrinde yer alması gereken kayıtlar bulunur. İflas yoluyla takipte düzenlenen ödeme emrinde ayrıca iki kayıt daha yer alır. Bu kayıtlar “iflas tehdidi” ve “konkordato teklif edilebileceği” hususlarıdır. İflas yoluyla takipte ödeme emrinde, ödeme emrinin tebliğ edildiği tarihten itibaren yedi gün içerisinde takip konusu borcun ödenmesi, aksi hâlde alacaklının mahkemeye başvurup borçlunun iflasının talep edebileceği belirtilir. Borçlunun gerek borcu olmadığına ve gerekse kendisinin iflasa tabi kişilerden bulunmadığına dair bir itirazı varsa, bu itirazın da ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde bir dilekçe ile icra dairesine bildirilmesi lüzumu da ödeme emrinde yer alır (Muşul T.: İcra ve İflas Hukuku Esasları, Ankara 2015, s. 684). Borçlu ödeme emrinin kendisine tebliğinden itibaren yedi içinde ödeme emrine itiraz edebilir. Borçlu anılan süre içinde ödeme emrine itiraz etmezse ödeme emri kesinleşir. Ödeme emrine itiraz etmeyen borçlu, borcunu ve iflas takibinin harç ile giderlerini öderse iflas takibi son bulur; ödemezse alacaklı ticaret mahkemesinde borçluya karşı iflas davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, İstanbul 2004, s. 950). Adi iflas yoluyla takipte borçlu, ödeme emrini tebellüğ ettiği tarihten itibaren yedi gün içinde bir dilekçe ile icra dairesine başvurup takip konusu borca itiraz ettiği takdirde, takip durur (m. 155, m. 156/3). Alacaklı ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde (m.156/son f.) borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesine bir dilekçe ile başvurup, itirazın kaldırılmasını ve borçlunun iflasına karar verilmesini talep edebilir (Muşul T., s. 691). Adi iflas yoluyla takipte gönderilen ödeme emrine karşı yedi günlük süre içinde itiraz etmiş olan borçlu, ödeme emrine itiraz süresi içerisinde ileri sürmediği diğer itiraz sebeplerini, iflas dava dilekçesinin tebliği üzerine vereceği cevap dilekçesinde ilk defa ileri sürebilir.İflas davasının açıldığı ticaret mahkemesinde, icra mahkemesindeki gibi sıkı şekil şartlarına tâbi bir yargılama yapılmayıp, 6100 sayılı HMK’nın genel hükümleri uygulanır. Basit yargılama usulünün uygulanacağı iflas davasında borçlu evvelce ödeme emrine karşı ileri sürdüğü itiraz sebepleri ile bağlı olmaksızın meselâ, takip konusu borcu ödemiş olduğu ya da borcun zamanaşımına uğradığı itirazını cevap dilekçesinde beyan edebilir. İflas davasında alacaklı alacağını ispat bakımından 2004 sayılı İİK’nın 68. maddesinde tahdidi olarak sayılmış bulunan belgelerle bağlı değildir. Alacaklı normal bir alacak davasında olduğu gibi alacağın varlığını 6100 sayılı HMK’ya göre mümkün olan her türlü delil ile ispat edebilir. Mahkemenin yapacağı inceleme sonucunda borçlunun borçlu olmadığı kanısına varılırsa iflas davasının reddine karar verilir. İflas davasının reddi kararı maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder ve alacaklı iflas takibi ve davası konusu yapılmış alacak için borçluya karşı yeni bir alacak davası açamaz. Mahkemece yapılan inceleme sonucu alacağın mevcut olduğu kabul edilirse borçlunun itirazının kesin olarak kaldırılmasına karar verilir ve mahkemece aynı zamanda bir depo kararı verir. Bu depo kararı ile mahkeme, borçluya yedi gün içerisinde faiz ve icra giderleri ile birlikte borcunu ifa etmesini veya o kadar miktarı mahkeme veznesine depo etmesini emreder (m.158, II c. 2).Borçlu yedi günlük depo süresi içerisinde faiz ve giderleri ile birlikte borcu ödemez veya mahkeme veznesine depo etmez ise, mahkemece depo kararından sonraki ilk oturumda borçlunun iflasına karar verilir (Kuru B., s. 957)...''(Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/23-852 Esas ve 2020/866 Karar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.12.2025 tarih ve 2024/6-574 Esas 2025/834 Karar sayılı kararları); İİK'nın 158. maddesine göre; "Alacaklının iflas takibi kesinleştiğinde l66 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan edilir. İflas talebinin ilanından itibaren onbeş gün içinde diğer alacaklılar davaya müdahele veya itiraz ederek iflası gerektiren bir hal bulunmadığını ileri sürerek mahkemeden talebin reddini isteyebilirler.Mahkeme, icra dosyasını celbeder ve basit yargılama usulüne göre duruşma yaparak, gerek iflas talebini gerek itiraz ve defileri umumi hükümler dairesinde tetkik ve intac eder. Şu kadar ki, borçlu takibe karşı usulü dairesinde itiraz etmemiş veya itiraz ve defileri varit görülmemişse mahkeme yedi gün içinde faiz ve icra masrafları ile birlikte borcunu ifa veya o miktar meblağın mahkeme veznesine depo edilmesini borçluya veya iflas davasında kendisini temsil etmiş olan vekiline, dava vicahda devam ediyorsa duruşmada, aksi takdirde Tebligat Kanunu hükümleri dairesinde yapılacak tebliğ ile emreder. Borçlu imtina ederse ilk oturumda iflasına karar verilir." İİK'nın (Değişik madde: 18/02/1965 - 538/21 md.) 143. maddesine göre; '' İflas yolu ile takip, ancak Ticaret Kanunu gereğince tacir sayılan veya tacirler hakkındaki hükümlere tabi bulunanlar ile özel kanunlarına göre tacir olmadıkları halde iflasa tabi bulundukları bildirilen hakiki veya hükmi şahıslar hakkında yapılır. Şu kadar ki, alacaklı bu kimseler hakkında haciz yolu ile de takipte bulunabilir.Bu yollardan birini seçen alacaklı bir defaya mahsus olmak üzere o yolu bırakıp harç ödemeksizin diğerine yeni baştan müracaat edebilir." Yukarıdaki açıklamalar ışığında, dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle tebligat ve ilanların usul ve yasaya uygun olmasına, hükme esas alınan İcra Müdürlüğü tarafından düzenlenen kapak hesabının oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, yedi günlük kesin süre içerisinde depo emrine rağmen davalı tarafından borcun ödenmemesine, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/12/2025 tarih ve 2025/464 Esas 2025/1176 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu harç peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,5-Kararın kesinleştirme, harç ikmali ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,6-Kararın Dairemizce taraf vekillerine tebliğine,Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde İİK'nun 164. ve HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere 09/07/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi