İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin, ticari araç satışından kaynaklanan alacak davasında Yargıtay bozması sonrası yeniden incelediği ödeme uyuşmazlığı kararı.
Özet: Bu hukuki belge, davacının özel bir sözleşmeye dayanarak ticari araç satışından kaynaklanan ödenmemiş bakiye alacağını talep ettiği, davalının ise bu sözleşmenin gerçekliğini reddederek, daha sonra yapılan noter onaylı satış sözleşmesiyle ödemenin yapıldığını ve hesabın kapatıldığını savunduğu bir alacak davasını konu almaktadır; ilk derece mahkemesi, tutarsızlıkları ve özel sözleşmenin aslının ibraz edilmemesini dikkate almasına rağmen, davalının yeminli beyanına dayanarak anlaşılan satış bedeli ve kısmi ödeme üzerinden davacının 50.000 TLlik talebini kısmen kabul etmiş, bu karara karşı davalı, özel sözleşmenin geçersizliğini ve noter onaylı işlemin kesinliğini ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur.

T.C.İZMİRBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ17. HUKUK DAİRESİDOSYA NO : 2026/523 KARAR NO : 2026/1650T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ : 04/02/2021NUMARASI : 2019/403 Esas 2021/80 KararDAVANIN KONUSU : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)BAM KARAR TARİHİ : 02/07/2026KARAR YAZIM TARİHİ : 02/07/2026Dairemizin 13.02.2025 tarih ve 2021/1359 Esas, 2025/296 Karar sayılı kararının Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 25/11/2025 tarih ve 2025/1969 Esas, 2025/7021 Karar sayılı kararı ile bozulması üzerine Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353.maddesi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme sonucunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ile davalı arasında 28/11/2018 tarihinde 960.000-TL bedelli ticari araç satış sözleşmesi yapıldığını, taraflar arasında daha önce de ticari ilişki bulunduğunu, davalıya araç kiralandığını, araç satış sözleşmesi gereğince satış bedelinin 150.000-TL'sinin ödendiğini, 810.000-TL'si için müvekkiline bir miktar altın verildiğini, altının geri istendiğini ve iade edilmediğini belirterek fazlaya ilişkin hakkın saklı kalmak üzere 50.000-TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; .... plakalı araç satışının noterde düzenlendiğini, araç bedelinin nakit olarak davacıya ödendiğini, 28/11/2018 tarihli sözleşmeyi kabul etmediklerini, aslının ibraz edilmesini talep ettiklerini, sözleşmenin sahteliği ile ilgili olarak İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunduklarını, 2019/91460 hazırlık nolu soruşturma bulunduğunu, harcın eksik ödendiğini belirtilerek davanın reddini talep etmiştir.MAHKEMECE: "...,Toplanan deliller, bütün dosya kapsamına göre; Davacı ile davalı arasında 28/11/2018 tarihinde 960.000-TL bedelli ticari araç satış sözleşmesi yapıldığını, taraflar arasında daha önce de ticari ilişki bulunduğunu, davalıya araç kiralandığını, araç satış sözleşmesi gereğince satış bedelinin 150.000-TL'sinin ödendiğini, 810.000-TL'si için müvekkiline bir miktar altın verildiğini, altının geri istendiğini ve iade edilmediğini belirterek fazlaya ilişkin hakkın saklı kalmak üzere 50.000-TL'nin davalıdan tahsilinin talep edildiği, davacı taraf dava dilekçesine ekli olarak ticari araç satış sözleşmesi ve suretini ekli olarak vermiş olduğu, verilen sözleşmede .... plakalı araç satışının düzenlendiği, plaka satışının 960.000-TL olarak öngörüldüğü, 150.000-TL'sinin peşin alındığını, bakiye 810.000-TL'nin nakden ödeneceğinin öngörüldüğü belirtilmiş olup bu belgenin aslının dosyamıza ibrazı istenilmesine rağmen taraflarca belge aslı dosyamıza konmamıştır. Dosyamıza sunulan İzmir 33. Noterliğinin 29/11/2018 tarihli satış sözleşmesinde ticari plaka ile birlikte araç satışının öngörüldüğü, plaka bedelinin 25.000-TL olduğu, araç bedelinin 64.616-TL olarak yazılmış olduğu, bu durum itibariyle araç satışı ve ticari plaka satışının gerçekleştirilmiş olduğu, dosyaya sunulan ticari araç satış sözleşmesi kapsamında davalıya yemin teklif edilmiş, davalı 6 nolu celsede ... plakalı aracın satışı konusunda anlaştıklarını, satış bedelinin 800.000-TL olduğunu, ödemenin bir kısmını banka üzerinden, bir kısmını noterde elden ödediğini, elden ödediği miktarın 650.000-TL olduğunu belirtmiştir, davacı taraf her ne kadar satış bedelinin 850.000-TL olduğunu belirtmiş ise de buna ilişkin olarak ispatı gösterir kayıt ve belgeler sunmadığı ancak taraflar arasında ticari plaka satışı ve araç satışının gerçekleşmiş olduğu, alacak-borç ilişkisinin doğduğu, davalının yeminli beyanında satış bedelinin 800.000-TL olarak belirtildiğinden bu bedel esas alınarak ve 150.000-TL'si de peşin olarak ödendiği kabul edilerek davalının bakiye 650.000-TL borcunun olduğu, taleple bağlı kalınarak 50.000-TL'nin davalıdan tahsili gerektiği anlaşıldığından; Davanın kabulü ile, 50.000-TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur," gerekçesi ile; "Davanın kabulü ile, 50.000-TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına," şeklinde karar verilmiştir.Mahkeme kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 20/d maddesi uyarınca trafikte tescilli araçların mülkiyetini nakledici nitelikte sözleşmelerin noterde yapılmasının zorunlu olup, bu hükme aykırı olarak yapılan sözleşmelerin hukuken geçersiz olduğunu, davada bahsedilen ... plaka sayılı aracın İzmir 33. Noterliğinin 29/11/2018 tarihli satış sözleşmesi ile ticari plaka ile birlikte araç satışının öngörüldüğü, tarafların alacak vereceklerinin kalmadığını satıcının satım bedelini aldığı ikrarı ile noter önünde gerçekleştirildiğinin açık olduğunu, ilgili noter sözleşmesinde tarafların alacak vereceklerinin kalmadığı açıkça yazmakta iken Yerel Mahkemece kurulan hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının delil olarak sunduğu 28.11.2019 tarihli sözleşmenin hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğunu, dosyaya sunulan sözleşmenin belgenin fotokopi olduğu ve okunaksızlığının açıkça görüldüğünü, kaldı ki yargılama süresince müvekkili ile davacı arasında böyle bir sözleşme imzalanmadığının defaatle dile getirildiğini, tüm bu hususlara rağmen yerel mahkemenin okunaksız bir fotokopinin üzerindeki müvekkiline ait olduğu iddia olunan imza üzerinde yaptırılmasını talep ettikleri bilirkişi incelemesini dahi yaptırmadan hüküm kurulduğunu, davacı tarafın bu işin ticareti ile uğraşan alım satım yapan, araç plakası kiralayan bir şahıs olduğunu, bu nedenle de taraflarından para almadan noterde satış yaptığı iddiasının TTK. açıkça yazılı olan basiretli bir tacir gibi davranma maddesine aykırı bir iddia olacağını, tacirin attığı tüm imzalardan ve yaptığı tüm eylemlerden sorumlu olduğunu, davacı tarafın müvekkiline birden fazla taksi plakası da kiraladığını açıkça beyan ettiğini, davalı müvekkilinin yemin beyanına geldiğini ve davacı tarafça istenen olaylarla ilgili yemin beyanında bulunduğunu beyanla talepleri doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DAİREMİZİN ÖNCEKİ KARARI VE BOZMA İLAMI:Dairemizin 13/02/2025 tarih, 2021/1359 Esas, 2025/296 karar sayılı kararı ile;"İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.Yemin delili, HMK'nın 225. ve devamındaki maddelerde düzenlenmiş olup yemin kesin delil niteliğindedir. Bir vakıayı ispat yükü kendisine düşen taraf, o vakıayı başka delillerle ispat edemezse, diğer tarafa yemin teklifinde bulunabilir. Yemin, iddianın ispatı yönünden başvurulacak son bir ispat vasıtasıdır.Yemin ile iddianın sonucu, yemin edecek kimsenin iradesine ve vicdanına bırakılmış olur ve yemin altında söylenen sözler bölünemez. Gerçekten de yemin edecek olan kimse, ikrarda olduğu gibi, yemin edeceği hususa bazı ilaveler yapacak tarzda yemin edebilir. Bu takdirde yemin yine bütün olarak ele alınmak gerekir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.04.1964 tarihli ve 146/253, 16.03.2012 tarihli ve 2011/3-861 esas, 2012/158 karar ile 21.03.2017 tarihli ve 2017/3-1002 esas, 2018/494 karar sayılı emsal ilamları.) Davacı taraf, 28/11/2018 tarihinde 960.000 TL bedelli ticari araç satış sözleşmesi akdedilmiş olup, yapılan satış sözleşmesi gereğince İzmir 33. Noterliği 29/11/2018 tarih, 20947 yevmiye numaralı satış işlemi ile davalıya .... plakalı ... marka ticari taksinin mülkiyeti devredildiğini, taraflar arasında daha önceden süren ticari ilişki söz konusu olduğunu, müvekkilin .... plakalı araçları da davalıya kiraladığını, 28/11/2018 tarihli ticari araç satış sözleşmesi gereğince, satış bedelinin 150.000 TL'lik kısmı peşinat bedeli olarak müvekkile ödendiğini, taraflar arasında imzalanmış olan ticari araç satış sözleşmesi gereğince, 30/11/2018 tarihinde ödenmesi kararlaştırılmış olan 810.000 TL’lik bedelin davalı tarafça ödenmediğini, 810.000-TL'si için müvekkiline bir miktar altın verildiğini, altının geri istendiğini ve iade edilmediğini belirterek fazlaya ilişkin hakkın saklı kalmak üzere 50.000-TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı .... plakalı araç satışının noterde düzenlendiğini, araç bedelinin nakit olarak davacıya ödendiğini, 28/11/2018 tarihli sözleşmeyi kabul etmediklerini, aslının ibraz edilmesini talep ettiklerini beyanla davanın reddini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince davacının yemin teklifi üzerine "Davalı asile yemin konusu olan dosyada mevcut 28.11.2018 tarihli sözleşmenin taraflarınca yapılıp yapılmadığı ve sözleşme aslının kendisine verilip verilmediği, sözleşme kapsamında belirtilen alacağın 960.000-TL olduğu, 150.000-TL'lik kısmın peşin ödendiği, bakiye kısmının ödenmediği hususunda yemin teklif edildiği anlatıldı.Yemin üzerine soruldu: dosyada bana göstermiş olduğunuz dosyada mevcut 28.11.2018 tarihli sözleşmeyi yapmadım, sözleşme altındaki imzada bana ait değildir ve bu sözleşmenin aksi olarakta bana asıl sözleşme verilmemiştir, verilmesi de söz konusu değildir, davacı tarafa sözleşmede belirtilen 810.000-TL borcum yoktur, böyle bir borçta söz konusu değildir dedi. Beyanı okundu, doğrudur bana aittir dedi, imzası alındı. Davacı vekilinden yemine karşı beyanı soruldu: davalıya 150.000-TL ödeme konusu sorulsun dedi.Davalı asil beyanında: Davacı taraf ile .... plakalı aracın satışı ile anlaştık, bu aracın satışı 800.000-TL'dir, bu araç için bir kısmını bankadan gönderdim, dekontlarını ibraz edeceğim, bir kısmını da noterden elden ödedim, elden ödediğim miktar tahminime göre 650.000-TL civarındadır, bu araç satışı ile ilgili davacı tarafa borcum yoktur dedi. Beyanı okundu, imzası alındı." şeklinde yemin merasiminin zapta geçildiği görülmüştür. Somut olayda, dava konusu ticari aracın satım bedelinin kısmen ödenmediği konusundaki ispat yükü davacı üzerinde olup davacı iddiasını yemin dışında ileri sürdüğü delillerle ispat edemediğinden yemin deliline başvurmuştur. Davacı tarafça hazırlanan yemin metni "1- Tarafımızca dosyaya sunulmuş olan sözleşme fotokopisinde belirtilen sözleşmenin aslının kendisinde kalıp kalmadığı, 2- Dava konusu sözleşmenin 960.000 TL bedel üzerinden olduğu ve sadece 150.000TL'lik kısmının ödenip geri kalan kısmının ödenip ödenmediği sorularının kendisine sorulması" şeklinde olup, davalının duruşmada yemini eda ederek belirtilen soruları cevapladığı, davacı vekili tarafından "150.000-TL ödeme konusu" sorusuna cevabında da satış bedelinin 800.000-TL olduğunu belirterek araç satışı ile ilgili davacı tarafa borcunun bulunmadığını beyan ettiği, davalı tarafça 28/11/2018 tarihli 960.000 TL bedelli harici ticari araç satış sözleşmesinin ve bakiye borcun kabul edilmediği, yemin altında söylenen sözlerin bölünemeyeceği, buna göre ispat yükünün halen davacıda olduğu, davalının yemin beyanı bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacının iddialarını kanıtlayamadığı, bu durumda davanın reddi yerine yemin merasimi sırasında söylenen sözler bölünerek davanın kabulüne karar verilmesi isabetli olmamıştır.HMK'nın 353/1-b-2 maddesinde yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına gerek duyulmadığı takdirde düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verileceği öngörülmüştür.Tüm bu tespitler doğrultusunda davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun kabulü ile mahkemece verilen kararın 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, "Davacının davasının REDDİNE," şeklinde verilen kararın davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 11.Hukuk Dairesi tarafından incelenerek davacı temyizi yönünden bozulmuş ve Dairemize iade edilmiştir.Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2025/1969 Esas, 225/7021 Karar sayılı bozma ilamında özetle;"Dava, taraflar arasındaki ticari araç satımından kaynaklı bakiye alacağın istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin kararın davalı vekilince istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince dava konusu bedelin kısmen ödenmediği konusundaki ispat yükünün davacı üzerinde olduğu, davalı tarafın yemin altında söylenen sözlerinin bölünemeyeceği, bu nedenle davacının iddialarını ispatlayamadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.Davacı, davaya konu ticari aracın 960.000,00 TL'ye sattığını iddia etmiş, davalı ise mahkeme huzurunda verilen yeminli beyanında sözleşmeye konu aracın satım bedelinin 800.000,00 TL olarak taraflarca anlaşıldığını beyan etmiştir. Bu durumda, taraflar arasında uyuşmazlık olmayan tutar 800.000,00 TL olup, davacının öncelikle iddia ettiği 960.000,00 TL tutar davacı tarafça ispat edilemediğinden araç satımına ilişkin bedelin 800.000,00 TL olarak kabulü gerekir. Bu halde, her iki tarafın anlaştığı husus banka kanalıyla yapılan ve mutabık olunan toplam ödemeler 150.000,00 TL'dir. Davacı taraf bakiye bedelin ödenmediğini, davalı ise bakiye bedelin elden ödendiğini beyan etmiştir. İzmir 33. Noterliğinin 29.11.2018 tarihli ticari plakalı araç satış sözleşmesi içerisinde araç bedelinin nakden alındığı kaydı bulunduğundan mahkemece dosya kapsamındaki belgelerden 150.000.00 TL bedelin ticari araç satış sözleşmesi tarihinde ödenip ödenmediğinin tespiti gerekir. Buna göre, mahkemece öncelikle banka dekontlarının getirtilmesi, dekont tarihlerinin ticari araç satış sözleşme tarihi sonrasında olduğunun tespit edilmesi durumunda ise artık ticari araç satış sözleşmesindeki nakden kaydına itibar edilmemesi, bakiye bedelin ödendiği hususu ispat yükü üzerinde bulunan davalı tarafça kanıtlanmalıdır. Davalı tarafça bakiye bedelin elden ödendiğinin ispat edilmemesi durumunda bakiye alacak noktasında dosyadaki tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken ispat yükü yönünden Bölge Adliye Mahkemesince hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yukarıda yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru olmamış, hükmün, davacı yararına bozulması gerekmiştir." gerekçesi ile bozulmuştur.Yargıtay bozma ilamına karşı tarafların diyeceklerinin sorulması için Dairemizde duruşma açılmıştır.Usul ve yasaya uygun bulunan Yargıtay bozma ilamına uyulmuştur.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Dava, ticari araç satımdan kaynaklı bakiye alacak istemine ilişkindir. TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " şeklinde düzenlenmiştir.İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.Dairemizce, 07.05.2026 tarihli duruşmada davalı tarafa Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda beyanlarında belirttiği ödemeye ilişkin banka dekontlarını sunması veya hangi banka ve şubesinde hangi tarih aralığında kayıtlı olduğunu belirtmesi için iki haftalık kesin süre verilmesine, kesin süreye riayet edilmediği takdirde dosyadaki mevcut delillere göre karar verileceğinin davalı tarafa ihtar edilmesine rağmen ödemeye ilişkin banka dekontlarını dosyaya sunulmadığı veya hangi banka ve şubesinde hangi tarih aralığında kayıtlı olduğunu belirtir beyan sunulmadığı görülmüştür.Dairemizce yapılan 02.07.2026 tarihli duruşmada da, davalı vekili, "öncelikle müvekkili tarafından 8 sene önce yapılan alışverişe ilişkin dekontların bulunamadığını, zira aradan geçen zaman nedeniyle müvekkilinin hangi bankada ve şubede işlem yapıldığını hatırlayamadığını, bu nedenle sunulamadığını, diğer taraftan her ne kadar Yargıtay bozma ilamında ispat yükü bakımından değerlendirmelerde bulunmuş ise de elden ödeme hususunun davacının ikrarıyla sabit olduğunu, dolayısıyla ispat yükünün taraflarında olduğunun tespitinin doğru olmadığını beyan etmiştir.Davacı vekili duruşmadaki beyanında, "Davalı taraf dairenizce verilen kesin süreye riayet etmemiştir. Dolayısıyla kalan bakiye bedeline ilişkin alacaklı olmadığımızı davalı taraf ispat edememiştir davalı taraf hakkında birçok ceza soruşturması bulunduğunu duyum almış bulunmaktayız." şeklinde beyanda bulunmuştur.Somut olayda davacının davaya konu ticari aracı 28/11/2018 tarihinde ticari araç satış sözleşmesi ile 960.000,00 TL'ye sattığını iddia ettiği, davalı ise ilk derece mahkemesi huzurunda verilen yeminli beyanında sözleşmeye konu aracın satım bedelinin 800.000,00 TL olarak taraflarca anlaşıldığını beyan ettiği, bu durumda araç satımına ilişkin bedelin 800.000,00 TL olarak kabulü gerekeceği, her iki tarafın anlaştığı mutabık olunan toplam ödemelerin de 150.000,00 TL olduğu, bu miktar dışında bakiye bedelin ödendiğinin ispat yükü üzerinde bulunan davalı tarafça kanıtlanmadığı anlaşılmıştır. Bu açıklamalar ve Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2025/1969 esas, 225/7021 karar sayılı karar sayılı bozma ilamı ile içeriğine göre davanın kabulüne ve fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar vermek gerektiği kanaatine varılmıştır.HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davanın kabulü ile, 50.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Davacının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına,2-Alınması lazım gelen 3.415,50 TL harçtan peşin alınan 853,88 TL.nin mahsubu ile bakiye 2.561,62 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,3-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/1-2 maddesi uyarınca hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,4-Davacı tarafından yapılan ilk masraf 904,68-TL, 7 davetiye gideri 65,3-TL olmak üzere toplam 969,98-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,5-Dava şartı arabuluculuk ücreti olan ve 6325 sy Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-13 maddesi uyarınca tarafların anlaşamamaları nedeniyle Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320-TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, İstinaf Yargılama Gideria-Harçlar kanunu gereğince istinaf kanun yoluna başvuran davalıdan alınması gereken 3.415,50 TL istinaf karar harcından başlangıçta alınan 854,00 TL istinaf nispi karar harcının mahsubu ile bakiye 2,561,50 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,6-Davacı vekili tarafından istinaf başvurusu sırasında yapılan 392,00 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,7-İstinaf yargılaması sırasında birden fazla duruşma açıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesap ve takdir olunan 42.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,8-Davalı tarafından yapılan istinaf masrafının davalı üzerinde bırakılmasına,9-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilgililere iadesine,10-Kararın re'sen taraflara tebliğine,Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 02/07/2026