İzmir Bölge Adliye Mahkemesi, kambiyo senetlerinden kaynaklanan menfi tespit davasında sahte imza iddiasıyla açılan ancak arabuluculuk dava şartı eksikliği nedeniyle usulden reddedilen karara ilişkin istinaf başvurusunu incelemektedir.
Özet: Bir borçlu, aleyhine çek sahteciliği iddiasıyla başlatılan icra takibine karşı, imza itiraz süresini tebligat hatası nedeniyle kaçırmasına rağmen, sahte imzaya dayalı borç ilişkisi olmadığını ileri sürerek menfi tespit davası açmış, ancak ilk derece mahkemesi, 01/09/2023 sonrası ticari davalar için zorunlu olan arabuluculuk dava şartının davacı tarafından yerine getirilmemesi nedeniyle davayı usulden reddetmiş, bu karara karşı davalı vekili istinaf yoluna başvurmuştur.

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/889
KARAR NO : 2026/1571
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 13/02/2026
NUMARASI : 2026/72 Esas 2026/116 Karar
DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 24/06/2026
KARAR YAZIM TARİHİ: 24/06/2026
İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2026/72 Esas 2026/116 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafından Ankara 8. Genel İcra Dairesi’nin 2025/79234 E. sayılı dosyası ile müvekkili aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip başlatıldığını, takibe dayanak belge, üzerinde müvekkilim adına yazılmış gibi gösterilen bir çek olduğunu, takibe konu çek üzerindeki imza müvekkiline ait olduğunu, çekin arkasındaki imzanın da müvekkiline ait olmadığını, Müvekkilinin, söz konusu çeki keşide etmediğini, imzalamadığını, bu çekle herhangi bir borç ilişkisi kurmadığını, Müvekkilinin emekli sade bir vatandaş olduğunu, imzanın, açık ve tartışmasız biçimde sahte olduğunu, ne var ki, icra takibinin usulüne uygun tebliğ edilmiş ise de Kapıcı görevlisine tebliğ olduğu için müvekkilinin geç haberdar olduğunu, İİK m.168/5 kapsamında imzaya itiraz süresinin kaçırıldığını, bu durumun, sahte bir imza ile borç yaratılmasını meşru hâle getiremeyeceğini, sürenin kaçırılmasının, maddi gerçeği değiştirmeyeceğini, sadece usulî bir savunma yolunun kapanmasına neden olacağını, yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca, imzaya itiraz süresinin kaçırılması hâlinde borçlu, İİK m.72 kapsamında menfi tespit davası açarak imzanın kendisine ait olmadığını her türlü delille ispat edelebileceğini, bu davanın, kaçırılan sürenin telafisi değil; maddi gerçeğin yargı önüne taşınması olduğunu, takibin devamı hâlinde müvekkil haksız haciz, telafisi imkânsız zararlar ve ticari itibar kaybı ile karşı karşıya kalacağını, sahte bir imzaya dayanılarak yürütülen icranın sürdürülmesi, hukuken ve vicdanen uygun olmadığını, bu nedenle, bilirkişi incelemesi yapılması, çek üzerindeki imzanın müvekkilinin imza örnekleriyle karşılaştırılmasının zorunlu olduğunu, inceleme yapıldığında, imzanın müvekkiline ait olmadığının açıkça ortaya çıkacağını, bu nedenlerle Ankara 8. Genel İcra Dairesi’nin 2025/73234E. sayılı dosyasına konu çek nedeniyle müvekkilin borçlu olmadığının tespitine, yargılama süresince icra takibinin teminatsız olarak tedbiren durdurulmasına, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
MAHKEMECE: "...1-Dava, İİK 72. Maddesi uyarınca icra takibinden sonra açılmış menfi tespit davasıdır.
2-28/03/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu md.5.A /1 de "Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." denilmiştir. Söz konusu kanun hükmü 01/09/2023 tarihinde yürürlüğe girmiş, görülmekte olan işbu dava ise 21/01/2026 tarihinde açılmıştır.
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 'Dava Şartı Olarak Arabuluculuk' başlıklı 18/A maddesinde ise "(1) İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması, dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine aşağıdaki hükümler uygulanır.
(2) Davacı arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması halinde mahkemece davacıya son tutanağın 1 haftalık kesin süre içerisinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." hükmü düzenlenmiştir.
3-Görülmekte olan davada kambiyo senetlerinden kaynaklı menfi tespit davası olduğu gürülmüştür. Menfi tespit davalarının 01/09/2023 tarihi sonrasında arabuluculuk dava şartına tabi olduğu tartışmasız olup, mahkememizin 22/01/2026 ara kararı ile davacıya arabuluculuk son tutanağının sunulması hususunda kesin süre verilmiş ise de, davacı vekilinin arabuluculuk son tutanağını sunmak üzere 04/02/2026 tarihli dilekçesi ile ek süre istediği, davacı vekiline mahkememizin 04/02/2026 tarihli ara kararı ile 1 haftalık ek süre verildiği, davacı vekilince 12/02/2026 tarihli dilekçesi ile arabuluculuk son tutanağının dosyaya sunulduğu, dilekçe ekinde arabuluculuk son tutanağının yer aldığı, arabuluculuk dosyasının UYAP üzerinden mahkememizin iş bu dosyası ile ilişkilendirildiği, arabuluculuk dosyasının incelenmesinde dava şartı arabuluculuk yoluna dava açılmadan önce gidilmediğinin sabit olduğu, arabuluculuk dava şartının yargılama aşamasında tamamlanabilir nitelikte bir dava şartı olmadığı ve bu eksikliğin fark edildiği anda ayrıca tamamlanması beklenilmeksizin ret kararı verilmesi gerektiği hususları birlikte değerlendirilmiş ve davanın usulden reddine karar verilmiştir.' gerekçesi ile;
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın dava şartı yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE,," şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacı tarafından açılan işbu dava zorunlu arabuluculuk yolu tüketilmeden açıldığını, Mahkemece davanın bu sebeple reddi haklı olup, herhangi bir itirazının bulunmadığını, dava açılırken dava konusu miktar olan çek miktarı davaya esas alınmış, takip çıkışı değer harca esas alınmadığını, dairenizinde malumları olduğu üzere, icra takiplerine ilişkin menfi tespit davalarında harca esas değer takip çıkışı miktarı olduğunu, Mahkemece öncelikle harcın tamamlatılıp, ardından davanın usulü eksikliği olan arabuluculuk sürecinin tamamlanıp tamamlanmadığının değerlendirilmesi gerekmekte iken, mahkemece harç tamamlatmadan davanın herhangi bir itirazlarının olmadan usulden reddedilmesinin hatalı olduğunu, Mahkemece öncelikle takip çıkışı miktar gözetilerek harç tamamlatılıp, ardından arabuluculuk yolu tüketilmeden davanın açılması sebebiyle davanın usulden ret olunması gerektiğini, Mahkemece bunun aksinin yapılması nedeniyle kararın kaldırılmasını ve harç tamamlatıldıktan sonra davanın arabuluculuk yolu tüketilmeden açıldığından reddini talep ettiklerini, dava konusu nispi harca tabi olup, takdir edilen vekalet ücretininde nispi olarak belirlenmesi gerektiğini, Mahkeme ise maktu vekalet ücretine hükmetmiş olup, kararın bu yönüyle de hatalı olduğunu, açıklanan nedenlerle vekalet ücretinin nispi olarak hükmedilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, kambiyo senedine dayalı olarak yapılan icra takibinden dolayı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere , yargılamada eksiklik bulunmamasına ve kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacılar vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/02/2026 tarih ve 2026/72 Esas 2026/116 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu harç peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına,
3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-Kararın kesinleştirme, harç ikmali ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
6-Kararın Dairemizce taraf vekillerine tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 24.06.2026