Yüksek faiz vaadiyle davalı şirkete verilen Euroların iadesi talebiyle açılan davada, Anayasa Mahkemesi hak ihlali kararı sonrası zamanaşımı nedeniyle davanın reddedilmesi kararının temyiz incelemesi.
Özet: Bu hukuki evrakta, yatırımcıların yüksek getiri vaadiyle şirkete yatırdıkları paranın iadesi ve geçerli ortaklık bulunmadığının tespiti talebiyle açtıkları davanın temyiz incelemesi yer almaktadır; davacılar, babalarının 1990lı yıllarda davalı şirkete yatırdığı parayı devralıp geri istemiş, ancak Bölge Adliye Mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararı sonrası yeniden yargılama yaparak, paranın yatırıldığı tarihler ile dava tarihi arasında ceza zamanaşımı süresinin aşılması gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş olup, Yüksek Mahkeme ise bu kararın, geçmişteki benzer davalar ve çelişkili yargı kararlarının ışığında hukuka uygunluğunu değerlendirmektedir.
11. Hukuk Dairesi         2025/5989 E.  ,  2026/2220 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2025/167 Esas, 2025/971 Karar
HÜKÜM : Zamanaşımı nedeniyle ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/251 E., 2018/754 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin babasının yüksek faiz getireceği ve istendiği an geri ödeneceği garantisi ile davalı tarafa 51.074,00 euro verdiğini, müvekkillerinin babalarından bu para ile ilgili tüm hak ve yetkileri temlikname ile devraldıklarını, davalı tarafça paranın iade edilmediğini, davalı tarafın kanuna aykırı şekilde mevduat topladığını ve aracılık faaliyetinde bulunup hisse senetlerini halka arz ettiğini, davalı şirket yöneticilerinin değişik ceza dava dosyalarında yargılandıklarını, davalı şirket veya şirketlerin ticari defterlerinin de usulüne uygun tutulmadığından, diğer davalı gerçek kişilerin de şirket yöneticisi olması nedeniyle sorumlu olduklarını ileri sürerek müvekkili ile davalı taraf arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığının tespitine ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 100,00 euronun faizi ile tahsilini istemiş, ıslah dilekçesi ile 55.329,01 euronun faiziyle davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde, davanın zamanaşımından ve esastan reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafın davalı şirketin ortağı olmadığının tespitine, alacak davasının kısmen kabulü ile 41.535,00 euronun davalılardan müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiş, hüküm, davacılar vekili, davalı şirket ve ... vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF KARARLARI
Bölge Adliye Mahkemesinin 17.01.2020 tarihli ilamı ile tarafların istinaf talebinin kabulüne, 7194 sayılı Yasa'nın 41. maddesiyle 3332 sayılı Yasa'ya eklenen geçici 4. madde gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, kararın, davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 24.11.2020 tarihli, 2020/5661 E., 2020/5349 K. sayılı ilamı ile kararın onanmasına karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 24.10.2024 tarihli ve 2020/22944 başvuru numaralı kararı ile hak ihlali kararı verilerek dosyanın yeniden yargılama yapılması için Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacılara hisselerini temlik eden ...'ın davalı şirkete 16.01.1998, 15.02.19 99... .02.1999 tarihlerinde para yatırdığı buna karşın davanın ceza zamanaşımı süresi olan 7,5 yıllık süre geçtikten sonra 16.03.2018 tarihinde açıldığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı ve Bölge Adliye Mahkemesinin 17.01.2020 tarihli kararı kaldırılarak davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm, davacılar vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, geçerli ortaklık ilişkisi kurulmadığının tespiti ve verilen paranın iadesi istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1.Temyiz sebeplerinin incelenmesinden önce eldeki dosya ve aynı mahiyetteki davaların sebeplerinden ve yıllar içinde yaşanan yasal ve yargısal süreçlerden bahsetmek gerekmektedir. 1990’lı yıllarda özellikle yurt dışında yerleşik ve faizden imtina eden küçük yatırımcıların yoğun teveccühüyle, yüksek kâr vaat eden davalı şirket ve benzeri holdinglere ciddi bir sermaye akışı olmuştur. Ne var ki bir takım nedenlerden dolayı yeni para girişinin sekteye uğramasıyla birlikte bu tür şirketler kâr payı dağıtamaz duruma gelmiştir. Bunun üzerine hissedar niteliğindeki yatırımcılar gerek Türkiye’de gerekse sair ülkelerde davalı şirket ile benzer şirketler ve holdingler aleyhine açtıkları davalarla ödedikleri paranın geri verilmesini talep etmişlerdir. Bu davalar yerel mahkemelerde hükme bağlandıktan sonra temyiz denetimi için Dairemize intikal etmiştir. Anayasa Mahkemesinin, ... (B. No:2020/21022, 14.12.2023) kararında kısmen değindiği “çelişkili yargı kararları” ise aşağıdaki sebeplerle meydana gelmiştir.
Davaların ilk açıldıkları ve şirketlere paraların yatırıldığı tarihlerde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri gereğince şirkete sermaye olarak verilen paralar geri istenemeyeceği gerekçesiyle davalar retle sonuçlanıyordu. Ancak yabancı ülkelerde mukim yatırımcıların, bulundukları ülke mahkemelerinde açtıkları davalarda tahsil hükmü almaları ve bu hükümlerin tanıma ve tenfiz yoluyla ülkemizde uygulanmasıyla birlikte yerli yatırımcıyla yabancı ülkelerdeki yatırımcı arasında ciddi eşitsizlik meydana gelmekteydi. Dairemiz ise, gerek bu adaletsizliğe son vermek gerekse şirket yetkililerinin izinsiz sermaye toplamak ve dolandırıcılık suçlarından mahkum olmalarını dikkate alarak “para verenlerle şirket arasında ortaklık ilişkisi kurulmadığını ve bu nedenle iradesi fesada uğratılan yatırımcıların haksız fiil hükümleri çerçevesinde paralarını geri alabileceklerine dair” uygulamayı benimseme yoluna gitmişti. Bu arada benzer mahiyetteki birçok holding benzer mahiyette seri davalara muhatap olmuş, para yatıranların paralarını geri istemeleri ve bu yöndeki mahkeme kararlarının infazı neticesinde bu şirketlerin tamamen battıkları gözlemlenmiştir. Dava açmakta erken davrananlar, paralarını tamamen tahsil ederken, bilahare dava açanlar, haczi kabil mal bulamadıklarından hiçbir şey elde edememe gibi bir sonuçla karşılaşmışlardır.
Neticede, tüm bu karmaşanın ortasında, halen faal olan şirketlerin yaşatılması ve gerek ortaklarının, gerekse bu şirketlere bağlı işletme ve fabrikalarda istihdam edilen iş gücünün mağduriyetlerinin önüne geçilmesi maksadıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi duruma el koyarak, hukuken meşru bir zemine çektiği şirketlere karşı açılan davalarla ilgili yürürlüğe koyduğu 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 41. maddesi ile sermaye koyan tüm ilgilileri ortak kabul eden anlayışı benimsemiştir. Şüphesiz bu yasal düzenleme bir tasfiye düzenlemesiydi. Tasfiye düzenlemeleri, tabiatı gereği ideal çözüm getiremezler. Bir şekilde meydana gelmiş vakıayı, en az hasarla atlatmayı, kanayan yarayı durdurup ihtilafları en aza indirgemeyi amaçlar. Anayasa Mahkemesi 12.09.2023 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 18.05.2023 tarih, 2020/11 E. ve 2023/98 K. sayılı iptal kararı ile gerek bu düzenlemeye ilişkin iptal başvurusunu kabul ederken gerekse bireysel başvuru kapsamında mülkiyet hakkının ihlaline karar verirken menfaat dengesinin yeterince gözetilmediğini, düzenlemenin küçük yatırımcının aleyhine sonuçlar doğurduğu tespitinden hareketle iptal ve ihlal kararları vermiştir.
Hakimler ve dolayısıyla mahkemeler, laboratuvar ortamında hukukçuluk yapma lüksüne sahip değildir. Verecekleri kararların sahaya yansımasını, ekonomik ve sosyal sonuçlarını da hesaba katarak hareket etmelidirler. Daha da önemlisi hüküm şeklinde tezahür eden çözümleriyle mütakip uyuşmazlıkları çoğaltmayı değil en aza indirgemeyi amaçlamalıdırlar. Aksi halde somut örnekte görüldüğü üzere, bazen kaş yapayım derken göz çıkarma sonucuyla karşı karşıya kalınması mukadder hale gelebilmektedir. Ortada “menfaat dengesizliğinden” söz edebilmek için içeride hakim ortakların, dışarıda ise küçük yatırımcıların bulunduğu bir vasatın bulunması gerekir. Birbirleriyle benzer konumdaki binlerce küçük yatırımcıdan müteşekkil çok ortaklı bir şirkette “dileyen parasını geri çekebilir” mealindeki bir anlayışın, davalı şirketin de yok olan emsal şirketler gibi hayatiyetini devam ettirmesine imkan ve ihtimal bırakmayacağının idraki gerekirdi. Başvuran birkaç kişinin ferilere ilişkin mülkiyet haklarını koruyalım derken sair binlerce ortağın mülkiyet hakkının buharlaşmasına vesile olmak hukukun amaçladığı sonuçlardan biri olamaz. Kaldı ki hali hazırda sermaye koyma makbuzunu ibraz eden herkese değeri oranında hisse senedi verildiği ve şirketin borsaya kote olması hasebiyle ortak kalmak istemeyen kişilerin dilediği anda rayiç değer üzerinden hisselerini satarak nakde dönüştürebildiği bir ortamda hangi mülkiyet hakkının ihlal edildiği anlaşılamamıştır.
Bu iptal kararının ardından hukuken gerçekleşecek olan şey, 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerinin devreye girecek olmasıdır. Paraların yatırıldığı tarih ile davaların açıldığı tarihler nazara alındığında, somut vakıada gözlemlendiği üzere davalı tarafın zamanaşımı defi ile karşılaşan küçük yatırımcıların bu kez mülkiyet hakkının ihlali değil yatırdıkları paraların tamamen buharlaşması mevzu bahis olacaktır. Bunun başlıca müsebbibinin, özel hukuk alanının diğer kurum ve düzenlemelerinden bihaber anlayışın olacağı izahtan varestedir.
2. Açıklanan gerekçeler doğrultusunda somut temyiz sebeplerinin incelenmesine gelince; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
VI. SONUÇ: Davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine, 21.04.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Somut olayda zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi çelişkili davranış yasağı kapsamında hakkın kötüye kullanılmasıdır. O nedenle kararın Bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun Onama yönündeki görüşüne katılmamaktayım. 21.04.2026