Yargıtayın hırsızlık ve mala zarar verme suçlarında istinaf kararlarına yönelik temyiz başvurularının farklı hukuki gerekçelerle incelenmesi.
Özet: Bu yargısal kararda, sanıkların mala zarar verme suçlarından hükmolunan cezaların temyiz edilemezliği veya temyiz dilekçelerinin usulüne uygun sunulmaması nedenleriyle çeşitli temyiz istemleri reddedilmiştir. Hırsızlık suçuna ilişkin diğer temyiz istemlerinin ön incelemede reddini gerektirecek bir durum bulunmadığı tespit edilmiş ve bu kısımda, ilk derece mahkemesinin sanıklara ek savunma hakkı vermemesi gibi usulü eksiklikler nedeniyle bölge adliye mahkemesi tarafından verilen geçmiş bir bozma kararından bahsedilmiştir.
2. Ceza Dairesi         2025/9100 E.  ,  2026/9190 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ:Ceza Dairesi

SAYISI : 2019/744 E., 2019/2022 K.
SUÇLAR : Hırsızlık, mala zarar verme
HÜKÜMLER: İstinaf başvurularının esastan reddine
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Ret, onama
I. Sanık ...'in Mala Zarar Verme Suçundan Kurulan Hükme İlişkin Temyiz İstemi Yönünden
Hükmolunan cezanın miktar ve türü gözetildiğinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/2-a maddesi uyarınca, "ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları"nın temyizi mümkün olmadığından, sanığın temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun'un 298. maddesi uyarınca Tebliğname'ye uygun olarak REDDİNE,
II. Sanık ...'in Hırsızlık Suçundan Kurulan Hükme İlişkin Temyiz İstemi Yönünden
Ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 10.10.2019 tarihli ve 2019/9.MD-355 Esas, 2019/596 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; sanığın yokluğunda verilip 12.06.2025 tarihinde tebliğ edilen karara yönelik, 5271 sayılı Kanun'un 291/1. maddesinde belirlenen kanunî süre içerisinde 13.06.2025 tarihli, temyiz sebebi içermeyen dilekçe ile temyiz isteminde bulunduğu; ancak aynı Kanun’un 295/1. maddesinde öngörülen 7 günlük kanunî süre içerisinde temyiz nedenlerini içeren gerekçeli temyiz dilekçesini sunmadığı anlaşılmakla, sanığın temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca Tebliğname'ye aykırı olarak REDDİNE,
III. Sanık ...'ın Mala Zarar Verme Suçundan Kurulan Hükme İlişkin Temyiz İstemi Yönünden
Hükmolunan cezanın miktar ve türü gözetildiğinde, 5271 sayılı Kanun'un 286/2-a maddesi uyarınca, "ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları"nın temyizinin mümkün olmaması karşısında; temyiz isteminin reddine dair 03.10.2019 tarihli ve 2019/744 Esas, 2019/2022 Karar sayılı ek kararda bir isabetsizlik görülmediğinden, bu karara yönelik temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun'un 296/2. maddesi uyarınca reddiyle, temyiz isteminin reddine dair ek kararın ONANMASINA,
IV. Sanıklar ... ve ... Hakkında Hırsızlık Suçundan Kurulan Hükümlere Yönelik Sanık ... Müdafii ile Sanık ... ve Müdafiinin Temyiz İstemleri Yönünden
İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Kanun'un 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi uyarınca temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi uyarınca temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
5271 sayılı Kanun'un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanık ... müdafiinin temyiz isteminin, "sanığın suçu işlediğine dair delil bulunmadığına, gerekçenin yetersiz olduğuna, şüpheden sanık yararlanır ilkesine aykırı olan kararın bozulması gerektiğine" yönelik olduğu; sanık ...'in temyiz isteminin, "samimi ikrarı olduğu halde üst sınırdan ceza verildiğine, zararı karşılamak istediğine, lehe hükümlerin uygulanması talebine" yönelik olduğu; sanık ... müdafiinin temyiz isteminin, "sanığın suçu işlediğine dair yeterli delil bulunmadığına, suçun unsurlarının oluşmadığına" yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre Bakırköy 10. Asliye Ceza Mahkemesinin, 03.04.2018 tarihli ve 2016/133 Esas, 2018/286 Karar sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik sanık ...'in ve sanık ... müdafiinin istinaf istemleri üzerine yapılan inceleme neticesinde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin, 17.07.2018 tarihli ve 2018/1529 Esas, 2018/1826 Karar sayılı kararı ile “İddianamede sanıklar hakkında TCK'nın 142/2-h maddesi yerine 142/1-b maddesinin uygulanması talep edildiğinden, sanıklara TCK'nın 142/2-h maddesi uyarınca ek savunma hakkı verilmesi gerektiğinin gözetilmediği gerekçesiyle hükmün 5271 sayılı Kanun'un 289/1-(i) maddesinde belirtilen "hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması" kesin hukuka aykırılık hâlinin mevcut olduğundan" bahisle bozma kararı verildiği, ancak bozma kararında belirtilen hukuka aykırılığın aynı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, esasen sanığın savunma hakkının kısıtlanmasına yönelik olan bozma nedeninin aynı Kanun'un 289/1-(i) maddesi kapsamında değil, hukuka kesin aykırılık hâllerini düzenleyen yine aynı Kanun’un 289. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde yer alan “hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmek suretiyle yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı,
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı kararında “…bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları gerektiğinin…” kabul edildiği, keza Anayasa Mahkemesinin 12.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 09.01.2025 tarihli ve 2023/33667 sayılı kararı ile de “İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine..." hükmedilmekle yukarıda anılan şekilde verilen bozma kararlarının “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malûl” olduğunun teyit edildiği dikkate alınmak suretiyle; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin, 17.07.2018 tarihli ve 2018/1529 Esas, 2018/1826 Karar sayılı kararı ile bozma üzerine verilen Bakırköy 10. Asliye Ceza Mahkemesinin, 29.01.2019 tarihli ve 2018/510 Esas, 2019/62 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafii, sanık ... ve müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin bu sebepten dolayı 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğnâme'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, aynı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.