Hazinenin mera iddiasıyla kadastro sonrası tarla vasfıyla tescillenen taşınmazın tapu iptali ve hazine adına tescili davasında, zilyetlikle kazanım ve kullanımın temyiz incelemesi.
Özet: Davacı Hazine, Kars ilindeki 8757,45 m²lik taşınmazın tapu kaydının iptalini, taşınmazın mera veya devletin hüküm ve tasarrufunda olduğunu ileri sürerek talep etmiş; davalı ise taşınmazın miras yoluyla ve zilyetlikle edindiğini, mera olmadığını savunmuştur. İlk derece ve istinaf mahkemeleri, taşınmazın mera olmadığı, davalının eski tapu kaydına uyduğu ve zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğu gerekçeleriyle Hazinenin davasını reddetmiştir. Hazine, temyiz başvurusunda, mahallî bilirkişi beyanlarının taraflı, bilirkişi raporlarının eksik ve zilyetlikle kazanma ile mera araştırmalarının yetersiz olduğunu iddia ederek kararların bozulmasını istemiştir.
8. Hukuk Dairesi         2025/1674 E.  ,  2026/3690 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2022/463 E., 2024/2031 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Sarıkamış 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/317 E., 2021/573 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Kadastro sonucunda, Kars ili ... ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan 1 85... parsel sayılı 8.757,45 m² yüzölçümündeki taşınmaz, irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle ... adına tarla vasfıyla tespit ve tescil edildikten sonra satın alma suretiyle ... adına tapuya kaydedilmiştir.
2. Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde; dava konusu taşınmazın meraya sınır olduğunu, özel mülkiyete konu edilemeyeceğini, ayrıca taşınmaz üzerinde zilyetlikle kazanma koşullarının oluşmadığını ileri sürerek, taşınmazın tapu kaydının iptaline, Devletin hüküm ve tasarrufu altında yerlerden veya mera olduğunun tespiti ile Hazine adına ya da özel siciline tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın müvekkiline babasından, babasına da ailesinden kaldığını, dava konusu taşınmazın bir bölümünün 1945 tarihli ve 553 sıra numaralı tapu kaydı kapsamında kaldığını, bir bölümü üzerinde ise müvekkili yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğunu, dava konusu taşınmazın mera vasfında olmadığını, her dönem tarla olarak kullanıldığını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu taşınmazın bulunduğu alana ilişkin mera ve yayla tahsis kararı bulunmadığı, keşif mahallinde dinlenen bilirkişilerin ortak beyanlarında dava konusu taşınmazın eski malikinin davalının babası ... olduğunu, ...'e babası...'ten kaldığını ve en az 100 senedir bu ailenin elinde olduğunu, taşınmazın tarla olarak kullanıldığını ifade ettikleri, keşif sonrası düzenlenen fen bilirkişisi raporunda taşınmazın (A) harfiyle gösterilen bölümü üzerinde 1955 yılından 2004 yılına kadar kullanım olduğu, kalan alanın ağaçlık olması nedeniyle kullanım durumunun tespit edilemediği ve davalının dayanak tapu kaydının dört sınırı itibari ile taşınmaza uyduğunun belirtildiği, istinaf kaldırma kararı öncesi alınan raporlarla uyumlu olduğu, dava konusu taşınmazın sular altında kalmasından önce düzenlenen ziraat bilirkişisi raporunda da taşınmazın (A) harfiyle gösterilen bölümünün tarla, kalan kısmının çayır vasfında olduğuna yönelik tespitleri birlikte değerlendirildiğinde, davacının davasını ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı Hazine vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ileri sürülen istinaf nedenlerine, kamu düzenine ilişkin hususlara, dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun gerektirici sebeplere, İlk Derece Mahkemesince delillerin takdirinde usul ve kanuna aykırılık görülmemesine ve dosya kapsamına, mahalli bilirkişi ve tanık beyanları ile teknik bilirkişi raporlarına ve özellikle kaldırma kararında işaret edildiği gibi inceleme ve araştırma yapılmış olmasına, davalı tarafın tutunduğu tapu kaydının taşınmaza uymasına, miktar fazlası yönünden ise zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının davalı taraf yararına gerçekleştiğinin anlaşılmasına, dava konusu taşınmaza komşu mera parselinin bulunmamasına göre verilen kararda bir isabetsizlik olmadığı belirtilerek, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı Hazine vekili temyiz dilekçesinde; mahalli bilirkişilerin taraflı olma ihtimali dikkate alınarak beyanlarının hükme esas alınmaması gerektiğini, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 14... . maddelerine göre mülk edinme koşullarının yeterince araştırılmadığını, bilirkişi raporlarının eksik inceleme sonucunda hazırlandığını, dava konusu taşınmazın komşu parsel kayıtlarının, toprak yapısı, eğimi, bitki örtüsü gibi özelliklerinin incelenmediğini, komşu taşınmazlarla arasında doğal ya da yapay sınır bulunup bulunmadığı, öncesinin mera olma ihtimali ve meradan açma olup olmadığı yönünden değerlendirme içermediğini, hava fotoğraflarının Yargıtay kararlarında belirtildiği şekilde usulünce incelenmediğini, deliller tam olarak toplanmadan hüküm kurulduğunu ileri sürerek, hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davalı tarafça dayanılan tapu kaydının dava konusu taşınmazı kapsayıp kapsamadığı, dava konusu taşınmaz üzerinde davalı yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığına ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince davalının dayandığı tapu kaydının dava konusu taşınmazı kapsadığı ve davalı yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesi ile yazılı şekilde karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermek için yeterli değildir.
Şöyle ki, davalının dayandığı 1945 tarihli ve 553 sıra numaralı tapu kaydının iki hududu dere, bir hududu hali arazi ve bir hududu nehir okumakla gayrisabit sınırlı olduğu, buna göre miktarı itibarıyla geçerli olacağı, kayıt miktar fazlasının ise ancak zilyetlik yoluyla edinilebileceği, ziraat bilirkişilerince düzenlenen 17.09.2021 tarihli raporda dava konusu taşınmazın sular altında kalması nedeniyle değerlendirme yapılamadığının belirtildiği, 12.09.2021 tarihli harita mühendisi bilirkişisi tarafından düzenlenen raporda ise hava fotoğrafları üzerinde yapılan inceleme sonucunda dava konusu taşınmazın (A) harfiyle gösterilen bölümü üzerinde kullanım olabileceği, kalan kısmında ise ağaçlar bulunduğu belirtilmekle kullanım durumunun tespit edilemediğinin bildirildiği, istinaf kaldırma kararı öncesi alınan soyut içerikli ve zilyetlikle iktisap koşullarının oluşup oluşmadığı hususunda somut verilere dayalı bilgiler içermeyen ziraat bilirkişisi raporunun hükme esas alındığı, buna göre zilyetlik araştırmasının yöntemine uygun şekilde yapılmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca taşınmazın sınırlarında dere bulunması ve sular altında kaldığının belirlenmesine göre de taşınmazın hangi tarihte sular altında kaldığının araştırılmaması ve jeolog bilirkişisinden rapor alınmaması isabetsizdir.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için İlk Derece Mahkemesince, öncelikle dava konusu taşınmazın sular altında kalmasının barajdan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, baraj nedeniyle sular altında kaldığının anlaşılması halinde hangi tarihte su tutulmaya başlandığı, dava konusu yerin hangi tarihte sular altında kaldığı, bu yer ile ilgili olarak taşınmazın baraj gölü suları altında kalmadan önce film ve fotoğraflarının çekilip çekilmediği, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün parsel sorgu sayfası üzerinde yapılan incelemede taşınmaz üzerindeki suların çekildiği ve ayrıca taşınmazın pasife alındığı uyarısı bulunduğu görülmekle, taşınmazın sular altında kalması durumunun geçici olup olmadığı, hangi dönemlerde sular altında kaldığı hususlarının ilgili kurumlardan sorularak, ayrıca taşınmazla ilgili kamulaştırma işlemi yapıldıysa buna ilişkin tüm belge ve fotoğraflar ile kamulaştırma haritasının onaylı bir örneğinin istenerek dosya arasına konulması, bundan sonra, mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, bir ziraat mühendisi bilirkişisi, bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisi, bir jeoloji mühedisi bilirkişisi ve bir fen bilirkişisi ile birlikte yeniden keşif yapılmalıdır.
Yapılacak bu keşif sırasında, dinlenilecek yerel bilirkişi ve tanıklardan dava konusu taşınmazın geçmişte ne durumda bulunduğu, ilk olarak ne zaman ve nasıl kullanılmaya başlandığı, imar ihyaya konu edilebilecek yerlerden ise imar-ihyaya konu edilip edilmediği, imar-ihyaya konu edilmiş ise ihyanın ne zaman başlayıp bitirildiği, hangi suretle tamamlandığı, taşınmaz üzerinde bir zilyetlik mevcut ise bu zilyetliğin hangi tasarruflarla sürdürüldüğü hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmalı, dava konusu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı, bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsel tutanak ve dayanakları ile denetlenmeli, dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanlarının çelişmesi halinde gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle çelişkilerin giderilmesine çalışılmalı; ziraat mühendisi bilirkişisinden taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini, üzerindeki bitki örtüsünü ve varsa ağaçların cinslerini ve yaşlarını, zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı, hava ve uydu fotoğraflarından yararlanılmak suretiyle açıklayan, taşınmazın her yönünden çekilmiş renkli fotoğraflarını içeren, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisinden tespit tarihinden geriye doğru 15-20-25 yıl öncesine ait tarihlerde çekilmiş stereoskopik üç adet hava fotoğrafı ile dosya arasında bulunan hava fotoğrafları üzerinde stereoskop aletiyle inceleme yaptırılarak, taşınmazın sınırlarını ve niteliğini, taşınmazda imar-ihya tamamlanmış ise tamamlandığı tarih ile taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıcını, şeklini ve süresini belirtir şekilde rapor alınmalı; jeolog bilirkişisinden, taşınmazın önceki ve halihazırdaki niteliğinin ne olduğu, dere/çay yatağında kalıp kalmadığı, dere/çay yatağından kazanılıp kazanılmadığı, derenin/çayın etkisi altında kalıp kalmadığı, derenin/çayın taşkın riski taşıyıp taşımadığı, taşınmazın jeolojik yönden zilyetlikle iktisap edilmeye olanaklı yerlerden olup olmadığı hususlarında ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; fen bilirkişisine, keşfi ve uygulamayı denetlemeye elverişli, ayrıntılı rapor ve harita düzenlettirilmeli; tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli, 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesi uyarınca, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediği Tapu Müdürlüğü ve ilgili Kadastro Müdürlüğü ile Hukuk Mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup, aynı Kanunun 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanmalı, davalı tarafından dayanılan tapu kaydının gayrisabit sınırlı olduğu dikkate alınarak, miktar fazlası kısım yönünden tespit maliki lehine zilyetlikle kazanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği kesin olarak belirlenerek, bundan sonra toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
İlk Derece Mahkemesince, bu yönler göz ardı edilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulüyle, Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Yukarıda açıklanan sebeplerle, istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,01.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.