Torna tezgahında meydana gelen iş kazası sonucu parmakları kopan işçinin maddi ve manevi tazminat davasında kusur oranları, şirketler arası organik bağ ve tazminat miktarına ilişkin istinaf kararının temyiz incelemesi.
Özet: İş kazası sonucu parmaklarını kaybeden işçinin açtığı maddi ve manevi tazminat davasında, ilk derece mahkemesinin kısmi kabul ve istinaf mahkemesinin manevi tazminatı artırarak verdiği kısmi kabul kararlarının temyiz edildiği belirtilmektedir; davacı kendi kusur oranına, faiz eksikliğine ve maddi tazminat hesabındaki hatalara itiraz ederken, davalılar ise şirketler arası organik bağ ve husumet itirazlarına, dava dışı işçinin kusuruna, üçüncü kişilerin davaya dahil edilmemesine ve makine güvenliği eksikliklerine ilişkin taleplerinin dikkate alınmamasına dayanarak kararın bozulmasını talep etmektedir.
10. Hukuk Dairesi         2025/19345 E.  ,  2026/3971 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/1291 E., 2024/1803 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 31. İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/525 E., 2024/137 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmek ve davacı vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 07.04.2026 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü murafaalı temyiz eden davacı adına Av. ... ile davalılar adına Av. ... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili özetle; davacının davalı ... bünyesinde torna tezgâhı operatörü olarak çalıştığı sırada 21.02.2016 tarihinde, işveren tarafından torna tezgâhının şanzıman kısmında kayış ve dişlilere dolanan demir talaşlarını temizlemesi için talimat verilmesi üzerine temizlik işlemini yapmaya çalışırken dava dışı işçi ...’in makineyi çalıştırması sonucu elinin kayış ile kasnak arasına sıkıştığını ve sağ el parmaklarının kopması suretiyle yaralandığını, olayın iş kazası olduğunu, kazanın davalıların kusurlu davranışlarından kaynaklandığını, davalı şirketler arasında organik bağ bulunduğunu ileri sürerek 1.242.421,52 TL maddi ve 400.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; davacının 21.02.2016 tarihli iş kazası sonucu %22,20 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın meydana gelmesinde davacının %15, davalı ... Plastik Makina Kalıp Sanayi ve ... Limited Şirketinin %70, dava dışı işçi ...’in %15 oranında kusurlu olduğu, davalı ... ... Makine Kalıp İthalat İhracat Sanayi ... Limited Şirketi ile davalı ... arasında organik bağ bulunduğu kabulünden hareketle davacının maddi tazminat isteminin kabulüne ve davacı lehine 100.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davalılar vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine; davacı vekilinin istinaf başvurusunun manevi tazminat miktarına yönelik kısmının kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının maddi tazminat isteminin kabulüne ve davacı lehine 350.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesi kararında faiz yönünden hüküm kurulmadığını, davacıya verilen %15 kusurun hatalı olduğunu, kazanın meydana gelmesinde davacının ve dava dışı işçi ...’in kusurunun bulunmadığını, dava dışı işçinin davalı işverenin işçisi olması nedeniyle bu kişinin kusurundan da davalı işverenin sorumlu olduğunu ve hatalı kusur raporuna göre yapılan maddi tazminat hesabının da hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle, davalı ... ... Ltd. Şti. yönünden husumet itirazının değerlendirilmediğini, davacının bu şirket bünyesinde çalışmadığını, bu şirketten emir ve talimat almadığını, maaş ve yan haklarının bu şirket tarafından ödenmediğini, yalnızca adres veya ortaklık benzerliğinin birlikte istihdam ya da muvazaa anlamına gelmeyeceği gözetilmeden ... ... Ltd. Şti.’nin sorumluluğuna hükmedilmesinin hatalı olduğunu, kazada üçüncü kişilerin de kusuru bulunduğu ileri sürülmesine rağmen bu kişilerin davaya dâhili veya davanın ihbarı talepleri hakkında olumlu ya da olumsuz karar verilmediğini, kazanın önemli nedenlerinden birinin torna makinesinde acil stop anahtarlarının bulunmaması olduğunu, bu nedenle makineyi ithal eden, imal eden veya ithalatına izin veren kurum ve kişilerin de kusurunun araştırılması gerektiği yönündeki taleplerin dikkate alınmadığını, İlk Derece Mahkemesince kusur, maluliyet ve aktüerya raporlarına yönelik somut itirazların değerlendirilmediğini, yeni rapor ve ek rapor taleplerinin gerekçesiz reddedildiğini, raporlar arasındaki çelişkiler giderilmeden hüküm kurulduğunu, daha önce kusur raporu alınmış ve artık hesap raporu alınması aşamasına gelinmişken usul ekonomisine aykırı şekilde yeniden kusur incelemesi yaptırıldığını, bu durumun yargılamayı uzattığını, yargılama giderlerini artırdığını ve raporlar arasında giderilmeyen çelişki doğurduğunu, ... maluliyet oranına karşı beyan ve itiraz sunulması için verilen ara karar davalılara tebliğ edilmeden dosyanın Yüksek Sağlık Kuruluna gönderildiğini, yalnızca davacı tarafın beyanları alınarak maluliyet değerlendirmesi yapılmasının hukuki dinlenilme hakkını, çelişmeli yargılama ilkesini ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini, tarafların delilleri arasında keşif bulunmasına ve kazanın oluş şekli ile kusur durumunun en sağlıklı şekilde kaza mahallinde tespit edilebilecek olmasına rağmen keşif yapılmadan karar verilmesinin eksik incelemeye dayalı olduğunu, 11.01.2024 tarihli aktüerya raporuna yönelik itirazlar değerlendirilmeden ve ek rapor alınmadan hatalı hesap raporuna göre hüküm kurulduğunu, İlk Derece Mahkemesinin kısa ve gerekçeli kararında faize hükmedilmediği hâlde 13.05.2024 tarihli tavzih ek kararı ile tazminatlara olay tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verilmesinin HMK’nın 305. maddesine aykırı olduğunu, tavzih yoluyla hükümde unutulan faiz kaleminin eklenemeyeceğini, ayrıca tavzih talebi davalılara usulüne uygun tebliğ edilip cevap süresi tanınmadan karar verildiğini, Bölge Adliye Mahkemesince manevi tazminat yönünden kararın kesin olduğunun belirtilmesinin hatalı olduğunu, manevi tazminat kararlarına karşı kanun yolu hakkının dar yorumlanmasının hak arama özgürlüğü, mahkemeye erişim hakkı ve adil yargılanma hakkına aykırı olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesince davacının faiz talebine ilişkin tavzih/tashih istemi hakkında davalılara verilen bir haftalık beyan süresi beklenmeden 24.10.2024 tarihli tashih şerhi düzenlendiğini, faiz kalemi tamamen unutulmuş olduğundan bu eksikliğin tashih veya tavzihle giderilemeyeceğini, ancak kanun yolu denetimine konu olabileceğini, dava konusu olayın tazminat hukuku anlamında iş kazası olmadığını, davacının henüz işbaşı yapmadığını, kendisine bir iş veya görev verilmemişken Pazar günü işyerinin yeni yerini ve çalışacağı makineyi görmeye geldiğini, şirket yetkilisinin talimat ve uyarılarına aykırı davranarak kazaya kendi kusuruyla sebebiyet verdiğini, kazanın meydana gelmesinde tüm kusurun davacıda olduğunu, aksi kabul edilse dahi davacının müterafik kusurunun belirlenenden çok daha ağır olduğunu, davacının 42 yaşında, kıdemli torna tesviye işçisi olup gerekli tedbirleri almadan ve makinenin tehlikesini bilmesine rağmen elini makineye sokarak temizlik yaptığını, aktüerya raporunda davalı ... Makine Şti.’nin %70, dava dışı işçinin %15 ve davacının yalnızca %15 kusurlu olduğunun kabul edildiğini, oysa davalı müvekkillerinin kusursuz olduğunu ve hatalı kusur kabulüne dayalı hesap raporunun hükme esas alınamayacağını, davacının ücretinin hatalı belirlendiğini, davacının kaza tarihinde brüt 1.647,00 TL asgari ücretle çalıştığını, ücret bordrolarının ihtirazi kayıtsız imzalı ve banka ödemeleriyle uyumlu olduğunu, buna rağmen davacının kazancının asgari ücretin 1,75 katı olduğunun kabul edilerek hesap yapılmasının doğru olmadığını, aktüerya raporunda yemek bedellerinin emsal tabldot fiyatları üzerinden farazi ve yüksek şekilde belirlendiğini, davalı işyerinde verilen yemeğe karşılık gelmeyen ve yasal istisna tutarlarını da aşan bu yemek bedellerinin kazanca eklenmesinin hatalı olduğunu, davacının maluliyet oranı yönünden raporlar arasında çelişki bulunduğunu, ... raporlarında %17, Adli Tıp Kurumu raporunda %20,2 oran belirlenmesine rağmen çelişki giderilmeden %20,2 oran üzerinden hesap yapılmasının hatalı olduğunu, ...’nın kontrol muayeneleriyle belirlenen %17 oranının esas alınması gerektiğini, davacının aktif ve pasif dönem hesabının hatalı olduğunu, PMF-1931 yaşam tablosu yerine TRH-2010 tablosunun kullanıldığını, ayrıca davacının emekli olduğu tarih ...’dan sorulmadan emeklilik sonrası dönem pasif dönem kabul edilmeksizin hesap yapıldığını, davacıya bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri, geçici iş göremezlik geliri, yaşlılık aylığı, maluliyet nedeniyle emeklilik, vergi indirimi veya ifa amacı taşıyan sair ödemelerin araştırılıp maddi tazminattan mahsup edilmediğini, hükmedilen manevi tazminatın fahiş olduğunu, davacının olayda ağır kusurlu olduğu, davalıların kazadan sonra davacının tedavisi ve çalışma koşullarıyla ilgilendiği, davacının kazadan sonra uzun süre aynı işyerinde çalışmaya devam ettiği dikkate alınmadan manevi tazminatın 350.000,00 TL’ye çıkarılmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, manevi tazminatın 2016 tarihli olay bakımından ve davacının yaralanma niteliği karşısında neredeyse talebin tamamına yakın şekilde belirlenmesinin manevi tazminatı tatmin aracı olmaktan çıkarıp cezalandırma ve zenginleşme aracına dönüştürdüğünü, maddi tazminat yönünden davacı lehine hükmedilen vekâlet ücretinin hatalı hesaplandığını, karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT’ye göre vekâlet ücretinin 166.666,00 TL olması gerekirken İlk Derece Mahkemesince 177.666,00 TL’ye, Bölge Adliye Mahkemesince ise daha da artırılarak 199.393,72 TL’ye hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihinde henüz yürürlüğe girmemiş olan 2024-2025 AAÜT’ye göre vekâlet ücreti hesabı yaptığını, 12.09.2024 tarihli karar bakımından 2023-2024 AAÜT’nin uygulanması gerekirken daha sonraki tarifenin uygulanmasının hatalı olduğunu, yargılama giderlerinin yanlış hesaplandığını, davacının dosyaya sehven yatırıp iade aldığı 7.900,00 TL gider avansının yargılama giderine dâhil edilmesi nedeniyle davalılar aleyhine fazla yargılama giderine hükmedildiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1-Davalılar vekilinin Bölge Adliye Mahkemesinin 04.11.2024 tarihli ek kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya kapsamına göre Bölge Adliye Mahkemesince davacı lehine hükmedilen 350.000,00 TL manevi tazminata yönelik davalılar vekilinin temyiz isteminin, Bölge Adliye Mahkemesinin 04.11.2024 tarihli ek kararı ile miktardan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesinin 12.09.2024 tarihli karar tarihi itibarıyla, davalılar vekili yönünden temyize konu edilen manevi tazminat miktarı, uygulanması gereken temyiz kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kaldığından, davalılar vekilinin manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz isteminin miktardan reddine ilişkin ek karar usul ve yasaya uygun bulunmuştur.
Bu nedenle, Bölge Adliye Mahkemesinin 04.11.2024 tarihli ek kararının onanmasına karar verilmiştir.
2-Taraf vekillerinin asıl karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Dosya kapsamından; Kurum Sağlık Kurulunca davacının sürekli iş göremezlik oranının %22,00 olarak belirlendiği, kontrol kaydı bulunduğu, daha sonra Kurum Sağlık Kurulunun azalma kaydıyla davacının sürekli iş göremezlik oranını %17,00 olarak kabul ettiği, Yüksek Sağlık Kurulunun 01.12.2021 tarihli kararıyla davacının sürekli iş göremezlik oranının %17,00 olarak belirlendiği, Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Kurulunun 12.12.2022 tarihli raporunda ise davacının sürekli iş göremezlik oranının %22,20 olarak tespit edildiği, Mahkemece Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Kurulu raporundaki %22,20 sürekli iş göremezlik oranının hükme esas alındığı anlaşılmaktadır.
Sürekli iş göremezlik oranı, iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat hesabının temel unsurlarındandır. Bunun yanında, kazalının bedensel zararının ağırlığı manevi tazminatın takdirinde de gözetilecek ölçütlerden olduğundan, sürekli iş göremezlik oranının usulünce ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi, hem maddi tazminatın hesabı hem de manevi tazminat tutarının takdiri bakımından zorunludur.
5510 sayılı Kanun'un 95. maddesine göre iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücü kaybına esas teşkil edecek sağlık kurulu raporları ve dayanağı belgeler Kurumca incelenir; Kurumca verilen karara ilgililerin itirazı hâlinde durum Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır.
Kural olarak Yüksek Sağlık Kurulunca verilen karar Sosyal Güvenlik Kurumunu bağlayıcı nitelikte ise de diğer ilgililer yönünden bağlayıcı olmadığından, Yüksek Sağlık Kurulu kararına itiraz edilmesi veya Kurum raporları ile Adli Tıp Kurumu raporları arasında çelişki bulunması hâlinde bu çelişkinin Adli Tıp Kurumu aracılığıyla giderilmesi gerekir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 28.06.1976 tarihli, 1976/6-4 sayılı Kararı da bu yöndedir.
Somut olayda, Kurum Sağlık Kurulu ve Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu kararları ile Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Kurulu raporu arasında davacının sürekli iş göremezlik oranı yönünden farklılık bulunduğu, davalılar vekilinin Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Kurulu raporuna 28.02.2023 tarihli dilekçesiyle itiraz ettiği gözetildiğinde, mevcut çelişkinin Adli Tıp Kurumu İkinci Üst Kurulundan rapor alınmak suretiyle giderilmesi gerekirken, Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Kurulu raporunda belirlenen %22,20 sürekli iş göremezlik oranı hükme esas alınarak karar verilmesi isabetli olmamıştır.
Mahkemece yapılacak iş; davacının geçirdiği iş kazasına ilişkin tüm tıbbi evrakları temin etmek, Kurum Sağlık Kurulu, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu ve Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Kurulu raporları arasında davacının sürekli iş göremezlik oranı yönünden çelişki bulunduğunu ve davalılar vekilinin itirazlarını gözeterek Adli Tıp Kurumu İkinci Üst Kurulundan rapor almak, davacının sürekli iş göremezlik oranını usulünce ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirlemek, yeniden hesap raporu alınmasının gerekmesi hâlinde, davacı vekilinin hükme esas alınan hesap raporuna itiraz etmiş olmakla birlikte bu rapora göre talebini artırdığı ve takip eden 27.03.2024 tarihli duruşmada “ıslahımız gibi karar verilsin” şeklinde beyanda bulunduğu, gelinen aşamada davacı vekilinin ücrete yönelik bir itirazının bulunmadığı gözetilerek, anılan rapordaki bilinen (iskontosuz) ve bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş tarihlerinin değiştirilmemesi, diğer bir deyişle bilinen dönemin ileri çekilmemesi gerektiğini dikkate almak ve oluşan usulî kazanılmış haklar gözetilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Kabul ve uygulamaya göre de, emsal ücret tespitine yönelik prosedür işletilmeden, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı rayiç listeleri ile meslek odalarından araştırma yapılmaksızın yalnız Türkiye İstatistik Kurumu verisine itibar edilerek ücret belirlenmesi doğru değildir. Ayrıca davacının dosyaya sehven yatırıp iade aldığı anlaşılan 7.900,00 TL gider avansının yargılama gideri hesabına dahil edilmesi suretiyle davalılar aleyhine fazla yargılama giderine hükmedilmesi de hatalıdır.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Davalılar vekilinin Bölge Adliye Mahkemesinin 04.11.2024 tarihli ek kararına yönelik temyiz itirazlarının reddi ile ek kararın ONANMASINA,
2.Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3.Temyiz eden tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
4.Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine,
5. Davacı avukatı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine, davalılar avukatı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.