Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, trafik kazasında yaralanan yolcunun geçici ve daimi iş göremezlik ile tedavi ve bakıcı gideri talepli maddi tazminat davasında istinaf başvurusunu inceledi.
Özet: Bir trafik kazasında yaralanan davacı, kazada %100 kusurlu olduğunu iddia ettiği diğer araç sürücüsü ile araç sahibi ve sigorta şirketinden, geçici iş göremezlik, daimi maluliyet, bakıcı ve tedavi giderleri kalemlerinde toplam 250.000 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle tahsilini talep etmiş; davalı sigorta şirketi öncelikle usuli eksiklikler (sigortacıya başvuru şartının yerine getirilmemesi, kısmi dava türü) ve esastan (kusur oranı, illiyet bağı, teminat limitleri) itiraz ederken, diğer davalılar da kusur oranını, maluliyetin oluşumunu ve tazminat miktarının fahişliğini reddederek savunma yapmıştır.

T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/1869 - 2026/2265

T.C.
ADANA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/1869
KARAR NO : 2026/2265
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 01/04/2026
NUMARASI : 2023/998 Esas, 2026/343 Karar
DAVACI :
VEKİLİ : Av.
DAVALILAR : 1-
VEKİLLERİ : Av.
DAVANIN KONUSU : Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat
KARAR TARİHİ : 15/09/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 15/09/2026
.... Asliye Ticaret Mahkemesinin 01.04.2026 tarih ve 2023/998 Esas, 2026/343 Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla HMK 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Tarafların iddia ve savunmalarının özeti:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 06/09/2020 tarihinde ... plakalı arkadaşının kullandığı araçta yolcu konumunda iken, davalı ...'ın sevk ve idaresinde olan ... plakalı araç ile kaza meydana geldiğini, müvekkili, meydana gelen kaza nedeni ile yaralandığını, meydana gelen olay nedeni tanzim edilen rapora göre, kazanın oluşumunda davalı araç sürücüsü %100 kusurlu bulunduğunu, yolcu konumunda olduğu için davacı müvekkili kusursuz olduğunu, müvekkili davalı hakkında .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2021/514 Esas sayılı dosyasında dava açıldığını, müvekkili, yaşadığı kaza nedeniyle bir süre çalışamadığını, uzun süre tedavi gördüğünü, vücudunun çeşitli yerlerinde yaralanmalar ve kemiklerinde kırıklar meydana geldiğini, müvekkili yaşadığı maluliyet sebebi ile ömür boyu kısmi malul hale geldiğini, taraflarınca, davalı sigorta şirketine başvuru yapılmış ise de kaza tarihinden bugüne kadar davalı sigorta şirketi taraflarına ödeme yapmadığını, arabuluculuk başvurusunun da olumsuz sonuçlandığın beyan ederek davanın kabulü ile; davacının tedavi sürecindeki geçici iş göremezlik maddi tazminatına ilişkin olarak şimdilik 100-TL'nin kaza tarihi olan 06/09/2020 tarihinden itibaren işleyen ticareti temerrüt faizi ile, davacının daimi malüliyetine ilişkin maddi tazminatına ilişkin şimdilik 100-TL'nin kaza tarihi olan 06/09/2020 tarihinden itibaren işleyen ticareti temerrüt faizi ile, davacının bakıcı giderlerine ilişkin maddi tazminatına ilişkin şimdilik 50-TL'nin kaza tarihi olan 06/09/2020 tarihinden itibaren işleyen ticareti temerrüt faizi ile, davacının tedavi giderlerine ilişkin maddi tazminatına ilişkin olarak şimdilik 50-TL'nin kaza tarihi olan 06/09/2020 tarihinden itibaren işleyen ticareti temerrüt faizi ile, davalılar ... ve ...'dan talep olunmak üzere trafik kazasından dolayı davalılar araç sahibi ve sürücüsünden müştereken ve müteselsilen tahsil olunmak üzere 250.000-TL'nin kaza tarihinden itibaren işleyen ticareti temerrüt faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı ... Sigorta Şirketi cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın huzurdaki davayı kısmi dava şeklinde ikame ettiğini, dava türünün değiştirilmesinin mümkün olmayıp bu husus gözetilerek yargılama yapılması gerektiğini, 2918 sayılı karayolları trafik kanunu’nun 97. maddesinde düzenlenen sigortacıya başvuru şartı yerine getirilmeden dava yoluna başvurulduğunu, KTK, HMK ve genel şartlar gereği müvekkili şirkete usule uygun başvuru yapılması dava şartı olup davanın talep ettiğini, müvekkili sigorta şirketi sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında ve teminat limitleri dâhilinde tazminattan sorumlu olduğunu, kaza tespit tutanağında sigortalıya kusur atfedilmiş ise de atfedilen kusur oranı gerçeği yansıtmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte, kusur durumunun bilirkişi aracılığıyla tespitini, tedavi evrakları incelendiğinde açıkça görüleceği üzere, kaza ile araz arasında illiyet bulunmadığını, davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini beyan etmiştir.
Davalı ... ve ... vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; kaza tespit tutanağındaki kusur dağılımını kabul etmediğini, bildireceği tanıkların dinlenilmesi neticesinde, keşif yapılarak yapılarak kusur tespiti yapılmasını, davacı tarafından kaza sonrası alınmış bir maluliyet raporu bulunmadığını, geçici ve kalıcı maluliyet yönünden Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını, Yargıtay içtihatlarında "Manevi tazminatın takdiri yapılırken tarafların sosyal ve ekonomik durumları gözetilmeli; manevi tazminatın miktarı bir taraf için zenginleşme aracı, diğer taraf içinde yıkım olmaması gerektiğini, dava dilekçesinde her ne kadar davalıların, davacı ile ilgilenilmediği belirtilmiş ise de bu hususun gerçeği yansıtmadığını, davalıların davacı ile kaza sonrası iletişime geçtiğini, davacı öğretmen olup, kaza sonrası da mesleğini yerine getirdiğini, herhangi bir kazanç kaybı yaşamadığı gibi mesleği ile ilgili bir sıkıntı yaşadığı belirtilemediğini, bu hususların göz önünde bulundurulması gerektiğini, dava dilekçesinde istenen miktarın davalıları yoksunluğa düşüreceği açık olduğunu, hal böyle iken davacının 250.000,00-TL gibi fahiş bir meblağı talep etmesi davacının elemini hafifletmek gayesinden çok, haksız zenginleşmesine sebep olacağını, arz olunan nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, maddi ve manevi tazminata ilişkin davaların ayrı ayrı HMK 150/5 maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına, esasın bu şekilde kapatılmasına karar verildiği görüldü.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davacı vekili verdiği istinaf dilekçesinde özetle; istinaf başvurusunun süresinde olduğunu, ayrıca gerekçeli karar tebliği yönünden usulsüzlük iddialarının davacı asile gönderilen HMK 82 muhtırasının usulsüz tebliğ edilmiş olduğunu, usulsüz tebligata dayanılarak dosyanın işlemden kaldırılması ve davanın açılmamış sayılmasının hukuka aykırı olduğunu, somut olayda davacı asile, vekilin çekilmesi/azil sonrası dosyayı takip etmesi gerektiğine ilişkin HMK 82 muhtırası usulüne uygun tebliğ edilmediğini, usulüne uygun bildirim yapılmadan, 11/12/2025 tarihli duruşmaya katılmaması sonrasında dosyanın işlemden kaldırma sonucu bağlanmış olduğunu ancak açıkladığı üzere 11/12/2025 tarihli işlemden kaldırma kararının hukuka aykırı olduğunu, buna bağlı olarak verilen 01/04/2026 tarihli davanın açılmamış sayılması kararının da hukuka aykırı olduğunu, davacının dosyayı bilinçli olarak takipsiz bırakmasının söz konusu olmadığını, davacının, ilgili süreçte babasının ağır sağlık sorunlarıyla ilgilenmek zorunda kalmış, farklı şehirlerde hastane ve refakat süreçleri yaşamış olduğunu ve davacının babasının 27/04/2026 tarihinde vefat etmiş olduğunu beyan ederek kararın kaldırılması ile talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, trafik kazası sonucunda oluşan cismani zarar nedeniyle kalıcı iş göremezlik, geçici iş göremezlik, tedavi ve bakıcı giderinden kaynaklanan maddi tazminat ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Davacı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde;
Davacı vekilinin çekilme dilekçesinin davacı asile usule uygun tebliğ edilmemiş olduğu, bu nedenle dosyanın işlemden kaldırılmasına ve davanın açılmamış sayılmasına yönelik verilen kararın kaldırılması gerektiği ileri sürülmüştür.
7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun bilinen adrese tebligatı düzenleyen 10. maddesinin 1. fıkrasına göre; tebligat, muhatabın bilinen en son adresinde yapılır. 6099 sayılı Yasa'nın 3. maddesi ile eklenen aynı maddenin 2. fıkrasına göre ise, bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat bu adrese yapılar.
Aynı Kanun'un "Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina" başlıklı 21. maddesine, 6099 sayılı Yasa'nın 5. maddesi ile eklenen 2. fıkrasında; "Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, Muhatap adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır" hükmü yer almaktadır.
Yine 6099 sayılı Kanunun 9. maddesi ile değişik 7201 sayılı Kanunun 35. maddesinin ikinci fıkrasına göre, "Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır." düzenlemelerine yer verilmiştir.
7201 sayılı Yasa'nın 10. maddesi ile ilgili değişikliğe ilişkin Kanun gerekçesinde, kişilere getirilen adres kayıt sistemi zorunluluğu ile birlikte işleyişin kolaylaştığı dile getirilmiş, yapılan yeni düzenlemeyle, öncelikle yine bilinen en son adrese tebligat yapılacağı, tebligatın yapılmasını isteyenin veya tebligatı çıkartan makamın bildirdiği adresin, tebligata elverişli olmadığının anlaşılması ya da bu adrese tebligat yapılamaması halinde, muhatabın 5490 sayılı Kanun'a göre adres kayıt sistemindeki adresinin bilinen en son adresi olarak kabul edileceği ve tebligatın buraya yapılacağı açıklanmış, değişiklik ile birlikte adres kayıt sistemi dışında başkaca adres araştırması yapılmasının gerekmeyeceği vurgulanmıştır.
7201 sayılı Yasa'nın 21. maddesi ile ilgili değişikliğe ilişkin Kanun gerekçesinde ise, 21/1. maddeye göre bilinen en son adrese çıkartılan tebligattan sonuç alınamazsa, 10. madde gereği adres kayıt sistemindeki adres esas alınarak başkaca araştırma yapılmaksızın o adrese tebligat çıkarılacağı açıklanmıştır. Muhatap o adreste hiç oturmamış ya da adresten ayrılmış dahi olsa tebligat iade edilmeyecek, 21/2. madde gereğince işlem yapılacaktır. Bunun yapılabilmesi için de tebligatı çıkaran merciin, adresin, adres kayıt sistemindeki mernis adresi olduğunun tebliğ evrakında belirtmesi gerekmektedir.
7201 sayılı Yasa'nın 22.maddesinde ise, muhatap yerine kendisine tebliğ yapılacak kimsenin görünüşüne nazaran 18 yaşından aşağı olmaması ve bariz surette ehliyetsiz bulunmaması gerekmektedir. Bu hükümden anlaşılacağı üzere, muhatap adına kendisine tebligat yapılan kişinin 18 yaşından küçük olması mutlaka tebliğ işleminin usulsüzlüğü sonucunu doğurmayacak olup, kişinin görünüşe göre reşit olması yeterli kabul edilmekle tebliğ memurunun fiili yaş araştırması yükümlülüğünden de söz edilemeyecektir.
Buna göre, dosya kapsamı incelendiğinde davacı asilin ....Noterliği'nin 09/07/2025 Tarihli ve 11844 yevmiye numaralı azilname ile vekilini azletmiş olduğu, davacı vekilinin celse arasında sunmuş olduğu 12/07/2025 tarihli dilekçesinde davacı asil ile vekalet ilişkisinin azledilmiş olması sebebiyle sona ermiş olduğu ve vekillikten çekildiğine yönelik beyanda bulunmuş olduğu, davacı vekilinin çekilme dilekçesinin davacı asilin adresine tebliğ edilmiş olmasına rağmen tebligatın 22/07/2025 tarihinde bila ikmal iade edilmiş olduğu, bu defa davacı asilin tebligat yapılamayan adresinin kayıtlı mernis adresi olması sebebiyle TK.m.21'e göre yeniden dilekçenin tebliğe çıkartılmış olduğu, davetiyenin aynı konutta bulunan ve davacının ev arkadaşı olduğunu beyan eden ...'a "adreste yakınına" tebliğ edilmiş olup yapılan tebligatın usule uygun olduğunun anlaşıldığı, her ne kadar davacı vekilince davacının ev arkadaşının bulunmadığı, şahsın davacının ablasının kızının arkadaşı olduğu ve tebligat yapılan ...'ın da 15 yaşında olduğu ileri sürülmüş ise de, tebligat parçasında tebliğ memurunca tebligat yapılan ...'ın görünüşe göre 18 yaşından aşağı olmadığı belirtilmiş olup tebliğ memurunun fiilen gerçek yaş araştırma yükümlülüğünün de bulunmadığı, bu nedenle usulsüz tebliğden söz edilemeyeceği kanaatine varılmış, davacının katılmadığı 11/12/2025 tarihli celsede mahkemesince dosyanın işlemden kaldırılmasına ve 3 ay sonrasında davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;
İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince davanın yazılı şekilde karar verilmiş olmasında, usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İlk Derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL davacı tarafça peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361. maddesi gereğince; Dairemizin kararının taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde kararı veren Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'ne, yahut temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine veya Dairemize gönderilmek üzere İlk Derece Mahkemesi'ne verilebilecek bir dilekçe ile YARGITAY'A TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 15.09.2026
Başkan
e-imzalıdır
Üye
e-imzalıdır
Üye
e-imzalıdır
Katip
e-imzalıdır
İş bu karar 5070 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.