Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, tanınmış zincir market şirketinin ... esas unsurlu markalarına benzerliği nedeniyle açtığı YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü davasında karar verdi.
Özet: Davacı şirket, Türkiye genelinde tanınmış zincir market markası olan “...” ibareli tescilli markalarının yıllardır kullanımda olduğunu ve perakende satış sektöründe geniş bir tanınırlığa sahip olduğunu belirterek, davalı tarafından tescil ettirilmeye çalışılan “...” ibareli markanın kendi tanınmış markaları ile görsel, işitsel ve anlamsal olarak yüksek derecede benzerlik gösterdiğini, tüketicilerde karıştırılma ihtimali yarattığını ve kötü niyetle yapılmış bir başvuru olduğunu ileri sürerek marka Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YIDK) kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmekte; davalı kurum ise markalar arasında genel izlenim itibarıyla farklılık bulunduğunu, karıştırılma ihtimali olmadığını ve kötü niyetli bir başvuru iddiasının yersiz olduğunu savunmaktadır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/320 Esas - 2025/190

TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2024/320
KARAR NO : 2025/190
....
DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük
DAVA TARİHİ : 19/07/2024
KARAR TARİHİ : 07/05/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 07/05/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkili .....Şirketi’ne ait “...” esas unsurlu markalar bulunmakta olduğunu, müvekkili şirket’e ait farklı tarihlerde tescil edilmiş bu markaların yıllardır ... nezdinde tescilli olduğunu, davalının müvekkilinin “...” esas unsurlu markaları ile karıştırılacak düzeyde olan dava konusu “... ...” markasını tescil ettirmek için 30.11.2022 tarihinde başvuruda bulunduğunu, söz konusu başvuruya taraflarınca itirazda bulunduklarını, bunun üzerine, ..... Dairesi Başkanlığı tarafından itirazlarımızın kabul edilmesi üzerine davalı tarafça ... ve Değerlendirme Kuruluna edildiğini, ....2008 yılında kurulmuş ve hızla faaliyete geçerek tüm Türkiye çapında büyük bir tanınırlık elde etmiş, perakende satış yapan, Türkiye'nin en yaygın zincir market şirketi olduğunu, müvekkili şirketin 28 Nisan 2008 tarihinde ....markasıyla ilk marketini açtığını ve bir ay içerisinde hedefi olan “... market” sayısını aştığını, 2023 sonu itibariyle 13.000’in üzerinde mağazasıyla Türkiye’nin 81 ilinde faaliyet gösteren müvekkilinin Türkiye’nin en yaygın zinciri olmasının yanı sıra 61.000’den fazla çalışanı ve 600’ün üzerinde tedarikçisi ile perakende sektörünün öncü şirketleri arasında olup, A101 markasıyla “hard discount” konseptinde işletilen zincir marketlerinde; müşterilerine düşük fiyatlarla kaliteli gıda ve tüketim malzemeleri sunduğunu, ... tarafından 2009 yılının en fazla marka tesciline sahip ulusal firması unvanı ile ödüllendirildiğini, 35. SINIFTA perakende satış mağazaları ve mal ve hizmetler kapsamında... markası başta olmak üzere yüzlerce tescilli markaya sahip bir şirket olduğunu, müvekkili Şirket’in “...” ibareleri ile tanınmış markası ve birçok marka tescilinin bulunduğunu, dava konusu “... ...” markasının, müvekkil şirkete ait “...” esas unsurlu markaları ile yazışsal, sessel ve işitsel benzerliğinin çok yüksek olduğunu, karıştırılma ihtimali bulunduğunu, müvekkili şirket’e ait markalar ile seri marka izlenimi oluşturduğunu, kötü niyetli bu başvuru olduğunu, davalı markasına eklenen “...” ibaresinin tescil istenen sınıfta ayırt ediciliği niteliğe haiz olmadığını, tüketiciler gözünde müvekkili markalarının serisi şeklinde algılanacağını, davaya konu markada müvekkiline ait ... ibaresinin birebir yer aldığını, müvekkili markalarının esas unsurunun ... ibaresi olduğunu, davaya konu markanın da esas unsurunun ... olduğunu, davalının markasını olabildiğince müvekkili markalarına benzetmeye ve müvekkili markalarının tanınırlığından yararlanmaya çalıştığını, “... ...” marka ibaresinin 41.sınıfta tescil başvurusu kabul edildiğini, taraf markalarında 41. sınıfın ortak olduğunu, müvekkili şirketin, perakende satış mağazaları sektöründe Türkiye'nin en büyük şirketlerinden biri olduğunu, itirazlarına dayanak olan... markasının tanınmış marka olduğunu, tanınmış markaların tüm sınıflar yönünden doğurduğu etki gereğince davalının markasının tescil başvurusu yapılan tüm sınıflar yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, taninmiş marka etkisinin yanı sıra... markalarının tüm sınıflarda tescilli olduğunu, davalının tescil başvurusunun özellikle tüm sınıflarda reddi gerektiğini, dava konusu marka ile müvekkilinin tescilli markaları ve tanınmış markalarının ortak sınıflarda tescilli olduğunu, davalının markasını gören ortalama bir tüketicinin direkt olarak müvekkilinin markaları ile bağlantı kuracağını iddia ederek, ..... sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; başvuruya konu markanın bütün itibariyle ret gerekçesi markalardan farklılaştığını ve ilgili tüketicilerin başvuruya konu marka ile redde gerekçe olarak gösterilen markaları farklı ticari kaynaklardan gelen birbirinden farklı markalar olarak algılayabileceğini, taraf markalarının birbirinden farklı olduğunu, davaya konu markanın “ ... “ ve “... kelimelerinin bir araya getirilmesi suretiyle oluşturulmuş olduğunu, ortalama tüketicilerin bu ibareyi yapay parçalara bölerek içinden sadece " ... " ibaresini seçip, ön plana çıkarmayacaklarını, markaların genel izlenim olarak birbirlerinden farklı olduğunu, markalar arasında 6769 s. SMK'nın 6/1 maddesi hükmü anlamında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, md. 6/5 gerekçeli itirazlarının sunulan bilgi ve belgeler ışığında yerinde bulunmadığını, davaya konu marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığı yönündeki iddialarının somut delillerle ispatlanamadığını savunarak haksız ve mesnetsiz olan davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şahıs vekili beyanlarıyla, dava konusu markalar arasında benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında,.... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
İşlem dosyasının tetkikinde, ... ... ibareli markanın 41. Sınıf hizmetlerde tescili amacıyla 30.11.2022 tarih ve ..... yıldızları" ibareli markaları 6769 s. SMK'nın 6’ncı maddesi uyarınca reddedilmesi talebiyle itirazda bulunduğu, davacı itirazlarına davalının karşı görüş sunduğu, söz konusu itirazların ....’nın 04.10.2023 tarihli kararı neticesinde haklı görerek başvurunun reddine karar verdiği, söz konusu karara karşı davalı tarafça itiraz edilerek başvurunun red kararının kaldırılmasının talep edildiği, davalı itirazlarını inceleyen Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun 15.05.2024 tarih ve .... sayılı kararı ile itirazın kabulüne karar verildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir.
DEĞERLENDİRMELER
TARAF MARKALARI ARASINDA BENZERLİK VE İLTİBAS İHTİMALİ;
Dava konusu marka başvurusu ile ilgili olarak heyetimize verilen görevlendirme kapsamında dikkate alınması gereken düzenleme uyarınca tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı veya benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı veya benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.
Dolayısıyla markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu; markaların tescilli oldukları sınıfların aynı olması veya birbirine benzer olmasıdır. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal veya hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Görüldüğü üzere karıştırılma ihtimalinin varlığı için çifte benzerlik şartının gerçekleşmesi ve her iki benzerliğin de dikkate alındığı genel izlenim ve değerlendirmeye göre ilişkilendirilme ihtimali dâhil karıştırma ihtimalinin bulunduğu kanaatine varılması gerekmektedir.
Zira öğreti, kanun ile gösterilen kapsamı da gözeterek, hukuki anlamda karıştırılma ihtimalini markalar arasındaki benzerliğin, alıcıları, satın almayı düşündükleri mal yerine bir başka mal alma satın almak durumunda bırakması veya alıcıların iki farklı marka karşısında bulunduklarını anlamalarına rağmen bu markaların aynı işletmeye ait olduğunu sanmaları ya da bu malları üreten işletmeler arasında örgütsel ya da ekonomik bir bağlantının bulunduğu düşüncesine kapılmaları tehlikesi” şeklinde tanımlamaktadır.
EMTİALARIN BENZERLİĞİ
Doktrinde de kabul gördüğü üzere, markalara ait mal veya hizmet listelerinde yer alan emtiaların "benzer" olup olmadığının değerlendirilmesinde, sınıflandırmaya ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemeler bağlayıcı kesin kurallar içermemektedirler.
Bu nedenle, inceleme konusu markaların emtia listelerindeki sınıf numaralandırması ile bağlı kalınmaksızın, karşılaştırılan emtia listelerinin "aynı veya benzer" mal veya hizmetlerden oluşup oluşmadığı incelenmelidir.
“Marka kapsamındaki mal ve hizmetlerin aynı veya benzer tür olup olmadığı hususunda 1957 yılında yapılmış olan “Uluslararası Nice Protokolü” kapsamında hazırlanan “Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğ” hükümlerine ve bunun ekindeki sınıflara ve alt gruplara göre yapılan listenin dikkate alınması gerekmekle birlikte tek başına listenin bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu anlamda, ilişkilendirmenin varlığı için mal ve hizmetlerin tamamen aynı sınıfta veya aynı alt grupta yer alması gerekmez.”
Zira asıl olan, işaretlerin, kapsamlarındaki mal veya hizmetler üzerinde tescilli bir marka olarak kullanılması durumunda, tüketici nezdinde karıştırılma ihtimaline yol açıp açmayacağıdır. Bu nedenle, mal ve hizmet sınıf ve alt gruplarında benzerlik araştırmasında piyasanın anlayışı, benzer alıcı çevresine veya aynı hedef kitleye hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, mal veya hizmetlerin birbiri yerine ikame edilebilme ve rekabet olanaklarının olup olmadığı, birinin diğerini tamamlama imkânı olup olmadığı, mal veya hizmetlerin dağıtım kanallarının ortak olması, aynı veya yan yana raflarda satışa arz edilip edilmediği kullanım yöntemleri, hedeflenen müşteri kesiminin aynı olup olmadığı hususlarının araştırılması gereklidir.
Markalar arasında iltibas değerlendirmesinin ilk koşulunun, taraf markaları kapsamındaki emtiaların benzerliği olduğu hususu Yüksek Mahkemenin birçok kararında da açıkça belirtilmiştir.
Nitekim .... nezdinde verilen kararlarda da malların benzerliğine ilişkin değerlendirmenin, mal ve hizmetler arasındaki ilişkilerin ilgili özellikleri dikkate alınarak yapılması gerektiğini, bu özelliklerin, malların doğaları, kullanım amaçları, kullanım yöntemleri ve birbiriyle rekabet halinde veya birbirini tamamlayıcı olup olmadıklarını içerdiği belirtilmiştir.
Tüm bu açıklamalar ve kullanım ispatı bakımından yapılan tespitler ışığında dava konusu marka, çekişme konusu emtialar itibariyle aşağıda karşılaştırmalı olarak incelenmiş, 6769 sayılı SMK m.6/1 uyarınca aralarında iltibas ihtimali bulunup bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile davacının dava konusu marka başvurusundan önceki başvuru tarihli dayanak markaları incelendiğinde, başvuru kapsamında yer alan 41.sınıf hizmetlerin tamamı, davacının sair markaları kapsamında aynı sınıflarda yer alan hizmetler ile aynı – aynı tür hizmetler olup taraf markalarının kapsamları itibariyle ayrıntılı bir incelemeye tabi tutulmaksızın, benzer tüketici kitlelerine yönelik, benzer ihtiyaçları karşılayan, birbiri ile doğrudan rekabet ilişkisi içerisinde olan, birbirleri yerine tercih edilebilir, satış ve sunum biçimleri benzer mahiyetteki hizmetleri kapsadıkları değerlendirmesi yapılması mümkündür.
Benzerliği tespit olunan ilgili hizmetler arasındaki bu ilişkinin işaretler arasında iltibas ihtimali yaratıp yaratmadığı hususunun tespiti, işaretler yönünden bir değerlendirme yapılmaksızın mümkün olmadığından aşağıda markaları oluşturan işaretlerin de ayrıca değerlendirilmesi yapılmıştır.
İŞARETLERİN BENZER OLUP OLMADIĞI ;
Markaların karıştırılma ihtimalinden söz edilebilmesi için yukarıda da belirtildiği üzere emtiaların/hizmetlerin aynı/benzer olması yanında markayı oluşturan ibarelerin de aynı/benzer olması koşulu bulunmaktadır.
İki işaret arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir. İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır.
Benzerlik ve karıştırılma ihtimaline dayalı değerlendirmelerde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. .... kararlarında da belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar / kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir . Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zeka ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir . Ancak tüketici kitlesinin dikkat ve özen düzeyinin mal ve hizmet sınıflarına bağlı olarak değişkenlik göstermesi de mümkündür.
Somut uyuşmazlıkta taraf markaları arasında benzerliği tespit olunan 41. Sınıf hizmetler, niteliği itibariyle tüketicinin dikkat ve özen düzeyinin daha yüksek olduğu, belirli alım süreçlerinden geçerek faydalanılan hizmetlerdir. Ancak bu tüketici kitlesinin hiçbir zaman yanılmayacağından bahsetmek mümkün olmayacağı gibi aksine daha önceden tanıdığı ve bildiği bir marka ile sonraki marka arasında ilişkilendirme kurma eğilimi, başka bir ifadeyle sonraki markanın, önceki marka ile iktisadi ya da idari bir bağı olup olmadığı sorusu, bu nitelikteki tüketicinin algısında daha çabuk ön plana çıkacaktır.
Benzerlik değerlendirmesine ilişkin bu genel tespitler çerçevesinde yapılması gereken temel değerlendirme, dava konusu marka ile davacı tarafa ait markalar arasında karıştırılmaya yol açabilecek düzeyde bir benzerliğin mevcut olup olmadığı ile ilgili olacaktır.
....sayılı ilamında da belirtildiği üzere karıştırılma ihtimalinde ölçü bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halktır. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurma ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta, markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir” denilmektedir. Dolayısıyla ilgili tüketicinin aldığı mal ya da hizmetin başka bir işletmeye ait olduğunu bildiği ve fakat güvendiği işletme ile malını/hizmetini aldığı işletmenin arasında ekonomik bir bağlantı bulunduğunu düşünmesi hali dahi "karıştırılma ihtimali" nin var olduğunun kabulü için yeterli olacaktır.
Markalar karşılaştırılırken görsel, sesçil (fonetik) ve kavramsal (semantik) açılardan taraf markalarını oluşturan işaretlerin benzer olup olmadıkları hususunun bütünsel bir bakış açısıyla ele alınması ve yine markalar kapsamındaki mallar/hizmetler yönünden markaların benzer olup olmadıkları konularının bir bütün olarak değerlendirilmesi neticesinde tespit edilebilir bir durumdur.
Buna göre işaretler arasında görsel benzerlik karşılaştırması yapılırken markalara konu yazı ve işaretlerin konumlandırılma şekilleri ile harf sırası, yazım karakterleri gibi göze çarpan özellikleri dikkate alınmalıdır. Sesçil benzerlikte esas alınması gereken husus ise markaların ortalama tüketici kitlesi tarafından kendi lisanlarındaki okunuş şekli olup, markaların başlangıç kısımlarının fonetik açıdan benzer sesler çıkarılarak okunup okunmadığı dikkate alınmalıdır. Markaların kavramsal açıdan benzerliklerinin karşılaştırılmasında da markalara konu sözcüklerin tescil kapsamındaki ortalama tüketici kitlesinin bakış açışı ve o sözcüklere kendi lisanlarında bir anlam verip veremeyecekleri hususu dikkate alınmalıdır.
Bu genel ilkeler çerçevesinde dava konusu marka incelendiğinde ... ... ibareli beyaz fon üzerine siyah renk ile oluşturulmuş tümü büyük harflerden oluşan herhangi bir şekil unsuru içermeyen kelime markası şeklinde oluşturulduğu, ... ... kelimesinin markanın esaslı ayırt edici unsuru olduğu, davacının markalarının ise “A ...” ibaresini esas unsur olarak içerir şekilde oluşturulmuş ve tamamında bu kalıbın bütün olarak korunduğu markaları ve yahut .... gibi şekillerde "..." rakamı sabit tutularak alternatif/seri markalar ile oluşturulmuş markalarının mevcut olduğu, davacı markalarının bir kısmı sırf kelime markası, bir kısmı ise renk, şekil ve kelime unsurlarını bir arada ihtiva eden karma markalar oldukları, işaretlerde davacının çatı markası olan “A ...” ibaresi yer aldığı gibi, bir kısmında bu çatı markanın muhtelif sloganlarla birlikte kullanıldığı, bir kısmında da ise “...” rakamının önüne eklenen harflerler oluşturulduğu, davacının .... ibaresini tek veya görsel açıdan baskın unsur/esas unsur olarak ihtiva eden markalarında da bu ibarenin/markanın, bütünleşik olarak, davacı ve onun emtiaları ile özdeşleşmiş niteliği itibariyle, tüketici tarafından “A” veya “...” diye parçalara ayrılarak algılanmayacağı, davacının “A ...” ibaresini, anlamlı birer cümle/sloganla birlikte kullandığı, markalarının genelinde ayırt edici unsurun hem de lider/şemsiye markası pozisyonundaki ibarenin “A-...” olduğu,
İşbu uyuşmazlık kapsamında tartışıldığı gibi kendisinden önce tescil edilmiş bir markadaki ibare ile birlikte kendi unsurlarını içerisinde barındıran birleşik bir markanın önceki marka ile iltibas oluşturup oluşturmadığına karar verilebilmesi için önceki markanın kendi başına uyuşmazlık konusu mal ve hizmetlerde bağımsız bir ayırt edici karakterinin olup olmadığının ve bu ibarenin sonraki markada da dominant bir etkiye sahip olmadığının incelenmesi gerekmektedir.
“Önceki markanın tek ve baskın unsurunun, bir bütün olarak sonraki markada da yer alması halinde, işaretlerin kısmen aynı oldukları ve ilgili tüketicide bu doğrultuda bir etki bırakacağı kabul edilmektedir.”
Dolayısıyla iltibas ihtimalinin varlığı için önemli olan, önceki markanın, sonraki marka içerisindeki kullanımında bağımsız ayırt edici karakterini koruyup korumadığı ve ayırt edici niteliğinin ne denli yüksek olduğudur. Zira nasıl ki iltibas ihtimali için her koşulda görsel, kavramsal ve işitsel bir benzerliğin varlığı dahi aranmayabilirken, tam tersi bir şekilde benzerlik şartlarını sağlayan ortak unsurun zayıf ayırt edici niteliği karşısında bu benzerliğin iltibas ihtimaline yol açmayacağı sonucu da meydana gelebilmektedir.
“Markalar arasında 556 sayılı KHK'nın 8/1-b. maddesi uyarınca karıştırılma ihtimalinin varlığı değerlendirilirken, markaların birbirlerine olan görsel, sescil ve kavramsal benzerlikleri yanında, markaya konu unsurların ayırt edicilik gücü de dikkate alınmalıdır.”
Somut olayda dava konusu marka ile davacı markası arasında görsel/figüratif unsurlar itibariyle, hiçbir benzerlik bulunmadığı, bununla birlikte markaların esas/ayırt edici unsurlarını oluşturan “A ...” – “... ...” ibareleri arasında gerek görsel, gerek fonetik benzerlik halinin bulunmadığı, “A ... veya ...’’ esas unsurlu markalar ile davalının “... ...” ibareli markası karşılaştırıldığında, kelime olarak birebir benzer olmadığı, ayniyet arzetmediği,
Dava konusu marka “... ... ” şeklinde oluşturulmuştur.
Uyuşmazlığın temelini oluşturan “...” sayısına yönelik “Google” arama motoru üzerinde yapmış olduğumuz araştırmada öncelikle davacı markalarının karşımıza çıktığı ancak söz konusu sayıya ilişkin birçok tanımın da bulunduğu, söz konusu tanımlar arasında özellikle uyuşmazlık konusu eğitim-öğretim hizmetlerinde ... sayısının “...” terimi, Amerikan üniversitelerinde ders numaralandırmasında kullanılan bir sistemdir. Bir konunun “...” olarak adlandırılması, o konunun temel kavramlarının veya giriş seviyesi bilgilerinin sunulduğu bir dersi ifade eder” şeklinde kullanılan bir terim olarak da anlam bulduğu, ...-201 gibi numaraların derslerde seviye belirleyen terim olarak kullanıldığı, ...’ inde genellikle griş seviyesi olduğu, bu nedenle “... ...” markasında kullanılan ... ibaresinin de ... eğitiminde giriş seviyesi olarak algı oluşturacağı, ilgili tüketicinin bu ibareyi seviye belirten bir ibare sayı olarak olarak algılayacağı,
Bu konuya ilişkin tüketicinin “... ...” şeklinde bir marka ile karşı karşıya kaldığı bir durumda, ilgili “...” olarak belirlenen bir eğitim seviyesini temin edebileceği bir marka adı olarak algılayacağı aşikardır. Başka bir ifadeyle “...” kelimesinin markaya kattığı algı, öncesinde yer alan ibareye yönelik eğitimin-öğretim hizmetin seviyesini belirtmeye yönelik kullanılanım şekli olarak algı oluşturacak olmaktadır. Nitekim aynı şekilde davacı yanın “.... markaları da kavramsal olarak bilinen bir anlamı bulunmamaktadır. Dolayısıyla “...” ibaresi münhasıran özgün, ayırt ediciliği yüksek veya yaratım bir sözcük olmadığı gibi “sözcük + ...” şeklindeki yaratım markalarda da ortaya çıkan bütünde “...” ibaresine ortalama zekadaki tüketicinin güçlü bir markasal algı yüklemeyeceği bir sözcüktür.
Bu çerçevede davacının markaları ile “...” ibaresi içerir herhangi bir marka için salt “...” sözcüğünden kaynaklı işitsel, görsel ve kavramsal birbenzerlik hali sonraki markanın davacı markalarının kurumsal kimliğine bir yanaşma göstermediği sürece bir iltibas ihtimaline yol açmayacaktır.
Doktrinde de kabul edildiği üzere karıştırma ihtimalinin değerlendirmesinde “markanın ayırt edicilik gücü” dikkate alınması gereken bir husus olup uygulamada güçlü marka” – “zayıf marka” ayrımı yapılmaktadır. Örneğin Yüksek Mahkeme.... markaları arasındaki bir uyuşmazlıkta “tekno” veya “techno” ibarelerinin, kullanıldığı mal veya hizmetler bakımından ayırt ediciliğinin zayıf olması nedeniyle, karıştırma ihtimali bulunmadığı sonucuna varmıştır. Markalar bir bütün olarak değerlendirilirken, benzer görülen ortak unsurların markasal ayırt edicilikleri zayıf ibareler olması durumunda, zayıf ibarelerdeki ortaklıkların her durum ve koşulda markalar arasında iltibasa neden olacağının kabul edilemeyeceği, böyle bir durumda markanın önceki hak sahibinin, kendisine zayıf bir ibare tercih etmiş olması nedeniyle aynı ibareyi içerir sonraki başvurulara kimi durumlarda katlanması gerekebileceği uygulamada ve doktrinde kabul görmektedir.
Buna göre kendisine, kullanmak istediği emtialar ile doğrudan bağlantılı veyahut ilgili mal ya da hizmetin bulunduğu sektörde ayırt ediciliği zayıf ya da ticaret hayatında genel anlamda yaygın olarak kullanımı bulunan bir işareti marka olarak seçen kimsenin, bu ibareye daha sonra eklenen ek unsurlarla oluşturulan farklı markaların varlığına katlanması gerekliliği pek çok yargı kararında kabul edilmiştir. Hatta öyle ki; bu şekilde zayıf ayırt edici niteliği haiz ibareler tercih edilmek suretiyle bir seri marka zinciri yaratılmak suretiyle daha geniş bir koruma elde edilmesi de mümkün olmamalıdır. Zira bir markanın seri marka algısı yarattığının kabul edilebilmesinin koşullarından biri, seri marka algısına konu kök unsurun ne denli ayırt edici olduğu, başka bir ifadeyle ayırt edici gücüdür. Güçlü ayırt ediciliği bulunan özgün, yaratılmış, farazi mahiyetteki bir işaret ile oluşturulmaya çalışılan bir seri marka ailesinde, bu güçlü işareti içerir şekilde yaratılan sonraki markaların da bu ailenin bir zinciri olduğu algısı nasıl ki tüketici algısında hemen oluşabilir ise, ayırt edici vasfı zayıf işaretler etrafında yaratılmaya çalışılan seri marka ailesinde, tüketicinin bu ibarenin yaygın kullanımına aşina olması nedeniyle, bu ibareyi içerir şekilde karşı karşıya kaldığı bir markayı, her halükarda önceki ailenin bir serisi olarak yorumlamama ihtimali daha yüksektir. Zaten bunun aksi bir yorumda, normal şartlarda zayıf ayırt edici karaktere haiz bir markanın, sonraki başvuruları engellemesi mümkün değilken ve marka sahibi sonraki başvurulara katlanmak durumundayken, zayıf ibarelerin çeşitli ek unsurlarla seri marka algısı oluşturacak şekilde birden fazla kere tescil ettirilerek koruma altına alınması suretiyle zayıf marka kavramı salt seri marka imajı ile aşılabilecektir.
Somut uyuşmazlıkta taraf markaları bütüne hakim imajları itibariyle birbirleri ile herhangi bir yakınlaşma içerisinde değillerdir. “...” kelimesinin doğası gereği ayırt edici gücü zaten yüksek olmayıp salt bu ibareden kaynaklı bir benzerliğin ortalama dikkat ve zeka seviyesine sahip tüketiciler açısından bir yanılgı durumu ortaya koymayacağı, dolayısıyla “...” ibaresinin tüketici nezdinde yarattığı algı, ticaret hayatında herkesin kullanımına açık olan işaretler ile eşdeğer düzeyde olacak olup tüketicinin salt bu ibare nedeniyle taraf markaları arasında iktisadi – idari ilişkilendirme ihtimali dahil bir benzerlik kurmasının beklenmesi mümkün değildir. Başka bir ifadeyle ticaret hayatında, “...” ibaresinin “sözcük ...” şeklindeki kullanımı ile oluşturulan markaların her birinin davacı taraf markaları ile ilişkilendirilmesinin beklenmesi gerçekçi bir yaklaşım olarak görülmemiştir.
Sonuç olarak taraf markaları arasında, dava konusu markada yer alan 41. sınıf hizmetler bakımından aynı – aynı tür bir ilişki bulunmakla birlikte markaların bütünsel algılarının birbirinden farklılaşmış olması, ortak unsurları zayıf olan ibarelerle yaratılan markaların her birinin önceki markalar ile ilişkilendirileceği beklentisinin gerçekçi olmayacağı, tüm bu nedenlerle dosya kapsamında belirlenen ilgili tüketici kitlesi nezdinde taraf markaları arasında iktisadi – idari anlamda ilişkilendirme ihtimali dahil karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkmayacağı,
DAVACININ GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ;
Mevzuatımızda yer alan düzenlemeler uyarınca başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilmekte veya tescil edilmiş ise hükümsüz kılınabilmektedir.
Burada söz konusu olan; tescil edilmeden kullanılan bir marka veya ticarette kullanılan ayırt edici nitelikteki herhangi bir işarettir. Dolayısıyla bu kullanıma dayalı üstün bir hakkın varlığı, işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasına bağlıdır. Ticaret sırasında kullanma, marka hukukuna özgü kullanma suretiyle gerçekleşir.
Bu nedenle tescilsiz kullanım ile kast edilen husus, öncelik hakkının işareti ilk defa alelade bir şekilde kullanan kişiye ait olması demek değildir. Başka bir ifadeyle mevzuat anlamında aranan ayırt edicilik, markasal etki doğurmayan veya oldukça sınırlı bir kitle için doğuran kullanımlar değil, tescilsiz işaretin ticari alanda kullanılması suretiyle, ilgili piyasada en azından belli bir oranda bilinir hale gelmesi ve o işareti ihdas edenle birlikte tanınır olması biçiminde anlaşılmalıdır. Ancak buradaki bilinir/maruf olma durumu ile tanınmışlık olgusu karıştırılmamalıdır. İlk kullanma suretiyle marka hakkının doğumunu sağlayan ve bu nedenle markasal etki doğuracak şekilde bir bilinirlik, markanın üzerine konulduğu emtianın hitap ettiği alıcı kitlesi tarafından tanınmaya başlamış olması, belirli bir yer, bölge veya piyasada bilinmesi biçiminde anlaşılmalıdır. Bir diğer ifadeyle, tescilsiz işaretin belirli bir çevre veya piyasa ile sınırlı bir bilinirlik düzeyine erişmesi, maddenin sağladığı korumadan istifade için yeterli görülmelidir.
Bunun yanı sıra bu kapsamda sağlanacak koruma sadece tanıtımın yapıldığı mal veya hizmetler ve bu mal veya hizmetlerle yüksek düzeyde benzerlik gösteren mal veya hizmetler ile sınırlı olacaktır. Aksi halde, yani başka mal ve hizmetler yönünden de üstün hak sağlanması halinde, marka tescilinin bir anlam ve önemi kalmayacak, bir nevi tescilsiz bir işarete çok tanınmış bir marka statüsü sağlanması söz konusu olacaktır.
Bununla birlikte tescilsiz kullanımın son derece sınırlı olduğu veyahut kullanımların somut deliller ile ortaya konulamadığı hallerde önceye dayalı hak sahipliğinin ispatlanamamış olduğu yorumunda bulunulması gerekecektir. Başka bir ifadeyle markanın münferit kullanımları ile marka tescil kapsamı dışında kalan mal ve hizmetler yönünden kullanımlar önceye dayalı hak sahipliğinin ispatı açısından yeterli görülmeyebilecektir.
Bu genel ilkeler çerçevesinde somut uyuşmazlığa dönüldüğünde, davacı yanın gerçek hak sahipliği iddiaları çerçevesinde dosyada ki mevcut delilleri incelendiğinde, esasen işlem dosyasına sunulan delillerin (daha evvel incelenen) davacı yanın, tescilli markaları kapsamında da yer alan bir kısım mallardaki kullanımlarını ispata elverişli olduğu yönündeki kanaatin eş zamanlı olarak davacı yanın gerçek hak sahipliğine de karine teşkil edebileceği şüphesiz olmakla birlikte bu durumda davacı lehine tescilli markalarının koruma kapsamının ötesinde ek bir koruma bahşetmemektedir. Bu halde somut olayda SMK m. 6/1 kapsamında yapılan değerlendirmeler sonucunda ulaşılan kanaatler neticesinde benzerliği tespit olunan mal ve hizmetlerin ötesinde, davacı yanın gerçek hak sahipliği karinesinden yararlanmasına yol açacak ayrıca bir üstün hakkının mevcut olmadığı,
TANINMIŞLIK İDDALARI;
Mevzuatımızda markaların tanınmışlık düzeyiyle ilgili tescil engeli bakımından “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” Düzenlemesi bulunmaktadır. Söz konusu düzenleme ile birlikte önceki markanın tanınmış olması halinde aynı veya benzer mal veya hizmet gruplarının yanı sıra farklı mal veya hizmetlerde de korunabileceği hüküm altına alınmıştır.
Söz konusu tescil engeli kapsamında, koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve düzenlemede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu nedenle, markanın tanınmışlığı ve anılan şartlardan en az birinin varlığı söz konusu tescil engelinin ortaya çıkması açısından bir zorunluluktur.
Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır.
Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır . Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir.
Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma)tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması söz konusu değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır . Tanınmış markanın aynısının veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kullanılması halinde markanın ayırt edici karakterinin zarar görmesi olasılığı artmakta, markalar arasındaki benzerlik azaldıkça, bu tehlike de azalmaktadır.
Yukarıda da belirtildiği üzere bu hallerden her birisinin aynı anda mevcudiyeti mecbur olmayıp bunlardan herhangi birisinin varlığının maddenin uygulanabilirliği açısından yeterli olduğu kabul edilmektedir.
Somut olayda davacının “A ...” markasının .... sicil kayıtlarında tanınmış markalar sicilinde kayıtlı olduğu görülmekte olup dosya kapsamında mevcut delil ve bilgiler, davacı yanın ana faaliyet alanı olan “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri” hizmetlerinde tanınmış olduğu, bilinir hale geldiği, bu bilinirlik nedeniyle davacı markalarının daha kapsamlı bir korumadan yararlanabileceği ancak bu tanınmışlığın ... ibaresinin bütününe yönelik olduğu gibi tek başına “A” veya tek başına “...” sözcüğü üzerinde de olmadığı, dolayısıyla “...” ibaresinin sair marka başvuruları içerisindeki her türlü kullanımında davacı lehine mutlak bir koruma sağlayacaği yorumunun yapılamayacağı gibi somut uyuşmazlıkta taraf markaları arasındaki benzemezlik düzeyi göz önüne alındığında, dava konusu markanın davacı markalarının ayırt edici karakterine, tanınırlığına veyahut ticari itibarına zarar verme ihtimali bulunmadığı gibi davacı taraf lehine haksız menfaat sağlaması sonucunu da doğurmayacağı değerlendirilmiş olup bu hususta davacı lehine SMK m. 6/5 kapsamında incelenen tanınmışlık iddiaları çerçevesinde bir koruma sağlanması için aranılan kriterlerin somut uyuşmazlıkta oluşmadığı,
SMK M. 6/6 KAPSAMINDA ÜSTÜN BİR HAKKININ MEVCUT OLUP OLMADIĞI;
Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.
Bu düzenlemeden de anlaşılabileceği üzere başkasına ait ticaret unvanı, fotoğrafı, telif hakkı veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkı sahiplerinin, bu hak konularının bir başkası tarafından izinsiz olarak tescili taleplerine karşı itirazda bulunarak tescili engellemeleri veya tescil gerçekleşmiş ise hükümsüzlüğünü talep etmeleri mümkündür.
Somut olayda davacının SMK m. 6/6 kapsamındaki iddialarının temelini tescilli markasına dayalı hak iddiası oluşturmakla birlikte, yukarıda anlatılanlar doğrultusunda somut olayda SMK m. 6/6 maddesi uyarınca, davacı yanın, dava konusu markada yer alan hizmetler yönünden ayrıca bir üstün haktan yararlanmasının mümkün olmadığı,
KÖTÜNİYET İDDIASI:
Davacı, davalının kendi markalarının itibarından yararlanmak üzere kötüniyetli olarak başvuruda bulunduğunu ileri sürmekle birlikte, bunu ispata yönelik herhangi bir delil sunmamıştır.
Somut olayda davalının yedekleme, şantaj, marka ticareti gibi bir niyetle hareket ettiğine dair delil de bulunmadığından; kötüniyet iddiasının ispatlanamadığı,
Dava konusu .... sayılı markanın SMK m.6/1 bakımından taraf markaları benzer görülmediğinden davaya konu markanın hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı,
Netice itibariyle,
Dosya kapsamında mevcut bilgi ve belgeler ile sınırlı olarak tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucunda;
Dava konusu başvuru kapsamında yer alan 41. sınıf hizmetlerin tamamının davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile aynı, aynı tür ya da benzer nitelikte oldukları,
Taraf markaları arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimaline yol açacak bir benzerlik ilişkisi bulunmadığı,
Davacı yanın "Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri" hizmetlerinde....” markasının bütünsel algısı/kimliği itibariyle tanınır olduğu ancak dava konusu markanın tescilinin 6/5 maddesinde aranılan kriterlerin meydana gelmesi sonucunu doğuracağı yönünde bir kanaate varılamadığı,
Davacının SMK m. 6/3 ya da 6/6 kapsamında üstün ve gerçek hak sahipliğinin, davacının bu maddelere göre sahip olduğu hakların, tescilli markaları kapsamında da yer alan emtialara yönelik olduğu,
....sayılı kararının hukuka uygun olduğu, davalı markasının hükümsüzlüğü koşullarının oluşmadığı sonuçlarına ulaşılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın reddine,
Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 187,80.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davalılar kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
Davalı şahsın yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalı vekilinin yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.07.05.2025
Kâtip Hâkim ...
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır