Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesinden, poliklinik işletme hakkı ve uygunluk belgesi devri sözleşmesinin haksız feshinden kaynaklanan cayma tazminatı istinaf kararı.
Özet: Davacı, devredilmeyen poliklinik işletme hakkı ve uygunluk belgesi ile sözleşmede kararlaştırılan 500.000 TL cayma tazminatını talep etmiş, davalı ise davacının ödeme temerrüdü nedeniyle sözleşmeyi haklı feshettiğini savunmuş; ilk derece mahkemesi davalının fesihini haksız bularak işletme hakkı devri talebini sözleşme serbestisi gereği reddetmiş, ancak haksız fesih nedeniyle davalının 500.000 TL cezai şartı ödemesine karar vermiş ve bu miktarın davalının ekonomik yıkımına yol açıp açmayacağını değerlendirerek şirketin özkaynak durumunu incelemiştir.

T.C. BURSA BAM . HUKUK DAİRESİ

T.C.
BURSA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : ./.
KARAR NO : ./.
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : BURSA .. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 08/12/2021
NUMARASI : ./. Esas ./. Karar
DAVACI : ... -...
VEKİLİ : Av..
DAVALI : ... - ...
VEKİLİ : Av. ...
.
DAVANIN KONUSU : Tazminat
KARAR TARİHİ : 28.04.2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 28.04.2025
Davacı vekili ve davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmış olmakla dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde gereği görüşülüp düşünüldü:
TALEP :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki sözleme ile davalı şirkete ait ... Polikiliğinin sağlık kuruluşunun işletme hakkının ve uygunluk belgesinin müvekkiline ve göstereceği kişiye 300.000,00 TL karşılığında devredilmesi konusunda anlaşıldığını ve sözleşmeden cayma halinde de 500.000,00 TL tutarında cayma tazminatının ödenmesi hususunda mutakabata varıldığını, müvekkili tarafından davalıya 15.000,00-TL peşin, 15.000,00 TL devir işlemlerinin tamamlanması için ödeme yapıldığını, ancak sözleşme gereği davalının devir işlemlerini yapmadığını , müvekkilinin zarara uğradığını belirterek, davalı şirkete ait ... Polikliği ünvanlı sağlık kuruluşunun işletme hakkının ve uygunluk belgesinin müvekkiline veya müvekkilinin göstereceği kişiye devrini, davalının sözleşmeye aykırı davranması nedeniyle, uğranılan zararlara ilişkin fazlaya ait hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik sözleşmenin 9.maddesi uyarınca 500.000,00 TL tutarında cayma tazminatının ödenmesine, davalının söz konusu işletme hakkının ve uygunluk belgesinin 3.kişilere devri konusunda ihtiyati tedbir konulmasına, 500.000,00 TL tutarında davalının hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesi talep etmiştir.
Davacı vekili 26/02/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile; 500.000,00-TL tutarında cayma tazminatının dava tarihinden itibaren ticari faizi ile ödenmesine, yargılama giderleriyle vekâlet ücretinin de davalıya tahmiline karar verilmesini talep ettiğini bildirmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davayı kabul etmediklerini, davacının ödemelerini zamanında yapmadığını, Sözleşmede belirtilen şartların oluştuğunu, davacı tarafa şifahen ve telefonla defalarca kez bildirildiği halde ödenmesi gereken 30.000 TLnin ödenmediğini, Söz konusu ruhsatın, sağlık bakanlığı tarafından askıdan indirilme tarihinin 10.01.2018 olduğunu, Ruhsatın Dava dilekçesinde bahse konu 30.000 TL'nin ödendiği iddia edilmesine rağmen,sunulan dekontlardan da açıkça anlaşılacağı üzere, 28.000 TL ödendiğini, bu ödenen miktarın da sözleşmede ödeneceği belirtilen tarihten çok sonra ödendiğini, davacı tarafın, sözleşmenin kendisine yüklediği edimleri yerine getirmediğini, bu nedenle 28.000 TL nin davacının hesabına iade edildiğini, ve ihtarname gönderilerek sözleşmenin kendileri tarafından feshedildiğinin ve sözleşmede belirtilen cayma tazminatının talep edildiğini bildirdiklerini bu husustaki dava ve talep haklarını saklı tuttuklarını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; "Bilirkişi raporunda da belirlendiği üzere,davacının davalıya 12/07/2017 tarihinde 15.000,00 TL, 13/02/2018 tarihinde 13.000,00 TL ödediği, bakiye 2.000,00 TL'yi ise 12/03/2017 tarihinde davalının avukatına havale ettiği, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğünün devir talebini red işleminin iptaline ilişkin davanın 25/10/2018 tarihinde sonuçlandığı ve işletmenin askıda kaldığı süre gözönüne alındığında davacının ödemede temerrüde düşmediğinin anlaşıldığı, Bu nedenle davalının sözleşmeyi feshinin haksız olduğu, Ancak sözleşme serbestisi ilkesi gereğince, davalıyı kendisine ait işletme ruhsatını davacıya devri hususunda zorlayıcı karar verilemeyeceğinden işletme ruhsatının davacı veya onun göstereceği kişi adına tescili talebinin reddine karar verildiği, Sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedilmesi nedeniyle,davalının sözleşmede kararlaştırılan cezai şartı ödemesi gerektiği, Yargıtay ın, kararlaştırılan cezai şart miktarının ekonomik yönden borçlunun yıkımına sebep olabilecek tarzda yüksek olduğunun saptanması halinde tacir olan borçlu yönünden de cezai şarttan indirim yapılabileceğini kabul ettiği, Ancak, böyle bir indirimin yapılabilmesi için sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın borçlunun ekonomik yönden yıkımına yol açacağının belirlenmesi gerektiği, bu yönden mahkemece davalı şirket kayıtları üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda; davalı şirketin 2018 bilançosunda özkaynak tutarının 504.408,25 TL olup, 500.000,00 TL cayma bedelinin ödenmesi halinde firma özkaynak tutarını kaybedeceği için mahvına sebep olacağından, sözleşmenin miktarı ve davalının mali durumu gözetilerek, sözleşmeden cayma tazminatı olarak belirlenen 500.000,00 TL tutarından mahkemece indirim yapılarak takdiren 80.000,00 TL cayma bedelinden davalının sorumlu tutulmasına karar verildiği belirtilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece Davalı şirketin sözleşmeyi feshinde haksız olduğu sonucuna varıldığı halde mahkemece işletme ruhsatının tescili talebinin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gibi bu talep yönünden davalı tarafa vekalet ücreti takdir edilmesinin de doğru olmadığını, cayma tazminatının da 80.000,0-TL olarak takdir edilmesinin hakkaniyete uygun düşmediğini, Davacı müvekkiline davalının 300.000,00-TL bedelle işletmeyi devretmeye yanaşmadığı halde; dava sırasında işletmeyi 10.000,00-TL bedelle 3. bir kişiye devretmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığını, bilirkişi raporuna göre muhasebe kayıtlarının gerçeği yansıtmaması ve muhasebe kayıtlarının mevzuata uygun olarak tutulmaması nedeniyle şirketin mali durumunu tespit etmenin mümkün olmadığını, bu duruma da bizzat davalı şirketin kendi ağır kusurunun neden olduğunu, davalı şirketin kendi kusurundan lehine hak ve menfaat sağlamasının hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığını, cezai şartın ahlaka, adaba ve kanunun emredici hükümlerine aykırı olup olmadığı, cayma tazminatının ödenmesi halinde şirketin ekonomik olarak sarsılıp sarsılmayacağının, çöküntüye uğrayıp uğramayacağının tespit edilmesi davalı şirketin kendi ağır kusuru nedeniyle mümkün olmadığından; bilirkişinin davalı şirketin 2018 yılı bilançosunda yeralan özkaynak tutarını dikkate alarak cayma tazminatının ödenmesi halinde firmanın özkaynak tutarını kaybedeceği şeklindeki değerlendirmesinin hatalı olduğunu, cezai şartın şirketin mahvına neden olacağı şeklinde yorumlamanın ve buna göre hüküm vermenin tüm gerçek maliyetleri davacıya yıkmak gibi bir haksızlığa yol açtığını, şirketin gerçekle hiç ilgisi olmayan kayıtlarına göre cayma tazminatında çok büyük indirim yapılmasının hakkaniyete uygun düşmediğini , Mahkemece sözleşme serbestisine göre işletme hakkının talep edilemeyeceği gerekçesiyle karşı vekalet ücreti ödemeye mahkum etmesinin de hatalı olduğunu, Davalının sözleşme konusu işletmeyi dava sırasında 10.000,00-TL bedelle 3. bir kişiye devretmiş olması nedeniyle asli talep olan işletmenin devri hususundaki talebin konusuz kaldığından bu talep yönünden davanın reddine karar verilmesi ve karşı tarafa vekalet ücreti hükmedilmesi doğru olmadığı gibi cayma tazminatının fe'ri nitelikte olduğu ve davanın HMK. 111. maddesinde düzenlenen terditli dava olarak açıldı dikkate alındığında karşı tarafa vekalet ücreti hükmedilmesinin bu yönüyle de hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına, karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın terditli dava değil davaların yığılması şeklinde açıldığını, kanun koyucunun birden fazla talep içeren davalarda terditli dava nitelemesini talepler arasında aslilik - fer'ilik ilişkisi kurulması şartına bağladığını, (HMK Madde 111)oysa davacının her talep kalemi için ayrı ayrı kararlar tesis edilmesini talep ettiğini, (HMK 110.madde) göre dava yığılması durumu bulunduğunu ,Dava konusu sözleşmenin müvekkili tarafından haklı nedenle feshedildiğini , zira ödenmesi gereken 30.000 TL yerine 28.000 TL ödendiğini ve belirtilen tarihten çok sonra ödendiğini, davacı tarafın, sözleşmenin kendisine yüklediği edimleri yerine getirmediğini, bu nedenle müvekkili aleyhine hükmolunan tazminatın ödemesi kararının kaldırılması gerektiğini, Davacının fahiş tazminat talebinin müvekkilinin mahvına sebebiyet verecek bir meblağda olduğunu, şirketin mali durumu ile ilgili düzenlenen bilirkişi raporu ile de sabit olduğunu, bu talebin tümden reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek müvekkili aleyhine tesis olunan kısmın kaldırılmasına, karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Dava, davacı ile davalı arasında; ... Polikliniği isimli sağlık kuruluşunun işletme hakkının ve uygunluk belgesinin davacıya devredilmesi konusunda yapılan 10/07/2017 tarihli sözleşme uyarınca işletme hakkının ve uygunluk belgesinin davacıya veya onun göstereceği kişiye devri aksi takdirde sözleşmenin 9.maddesi uyarınca 500.000 TL tutarında cezai şarta hükmedilmesi istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Taraflar arasında imzalanan 10/07/2017 tarihli İşletme Hakkının ve Uygunluk Belgesinin Devir Vaadi Sözleşmesi uyarınca;davalının sahibi bulunduğu ... Polikliniğinin işletme hakkının ve uygunluk belgesinin 300.000 TL karşılığında davacıya veya onun göstereceği 3.kişiye devri hususunda anlaşılma yapıldığı anlaşılmaktadır.
Akdedilen Devir Sözleşmesinde,1. Maddede , Devir Bedeli olarak kararlaştırılan 300.000,00 TL nin, 15.000,00 TL'sının peşin olarak ödendiği belirtilmiş, 15.000,00 TL tutarındaki kısmının sağlık kuruluşunun askı halinin kaldırılması ve aktif hale getirilmesini izleyen (3) İşgünü içinde ödeneceği, bakiye 270.000,00 TL'nın ise sağlık kuruluşunun Uygunluk Belgesinin devralana veya devralanın göstereceği gerçek veya tüzel kişi adına yeniden düzenlenmesi tarihini izleyen (3) İşgünü içinde devredene ait aynı banka hesabına ödeneceği hususunun kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.
Dosyaya sunulan dekontlar ve bilirkişi heyet raporuna göre , davacı ... ın sözleşme ile belirtilen 30.000,00 TL nin ; 15.000,00 TL sini 12/07/2017 tarihinde, 13.000,00 TL 'sını da 13/02/2018 tarihinde davalı şirketin banka hesabına gönderdiği, 2.000,00 TL lik kısmı ise 12/02/2018 tarihinde davalı ... . .n. ve Tic. Ltd. Şti.'nin ödemesi gereken dava masrafları için Avukat Av. . . Korkusuz'a ödediğinin , tespit edildiği . Ayrıca sözleşmenin 1. Maddesinde de belirtildiği üzere davalı şirketin Ruhsatlı Poliklinik uygunluk belgesi (polikilinik ruhsatı) ile faaliyet gösteren "... Polikliniği " nin işletme hakkı ve uygunluk belgesinin askı halinde olduğu, 2. Maddesinde ise ; sağlık kuruluşunun devri süreci için Av. ... a vekalet verileceğinin kararlaştırıldığı görülmektedir.
Nitekim , İstanbul İl Sağlık Müdürlüğünün, devir talebini reddeden işleminin 02.02.2018 tarihli olduğu ve bu kararın iptali için açılan İstanbul .. İdare Mahkemesi'nin 25/10/2018 tarih ve ./. E., ./. K. Sayılı kararı ile bu işleme ilişkin iptal kararı verildiği, işletmenin askıda kaldığı tarihler gözönüne alındığında; davacı ...'ın taraflar arasındaki devir sözleşmesindeki devir öncesi edimi olan 30.000,00 TL'nın ödenmesinde temerrüde düşmediği, bu ödemeyi yerine getirdiği anlaşılmaktadır.
Her ne kadar davalı tarafça 30/11/2018 tarihli ihtarname ile davacı tarafça 30.000 TL nin ödenmediği belirtilerek davacının sözleşme hükümlerine uymadığı gerekçesi ile sözleşmenin feshedildiği bildirilmiş ise de; davacının ödemeye ilişkin sözleşme edimlerini yerine getirdiği , davacının devir için herhangi bir engeli kalmamasına rağmen edimini yerine getirmediği bu suretle sözleşmeyi feshinin haksız olduğu değerlendirilmiştir.
Yine Taraflar arasında akdedilen devir sözleşmesinin 9. Maddesinde; cayma tazminatına ilişkin düzenleme yapıldığı, anlaşılmakta olup,9. Maddede; “...Taraflar işbu sözleşme ile düzenleme altına aldıkları taahhütlerinden hiçbir şart ve koşulda ve/veya yükümlülüklerini zamanında ve/veya eksiksiz olarak yerine getirmemesi hali, karşı tarafa Sözleşme 'den tek taraflı olarak dönme (vazgeçme) hakkı verecektir. Böyle bir durumda, taahhütlerinden vazgeçen ve/veya yükümlülüklerini zamanında ve/veya eksiksiz olarak yerine getirmeyen taraf, karşı tarafın uğramış olduğu maddi zararları karşılamanın yanı sıra, ayrıca 500.000 TL (Beşyüzbin Türk Lirası) tutarında cayma (vazgeçme) tazminatı ödeyecektir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Cezai şart 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda 158-161.maddelerinde düzenlenmiş olup, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 179-182.maddelerinde ise "ceza koşulu" ismini almıştır.
Ceza koşulu, borçlunun alacaklıya karşı mevcut bir borcu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi üstlendiği, hukuki işlem ile belirlenmiş ekonomik değeri olan bir edimdir. Ceza koşulu zararı tazmin amacı değil, sözleşmeden doğan borcun ifasını sağlama amacı güder... Ceza koşulu, borçlunun asıl edimi hiç veya gereği gibi ifa etmemesi hali için kararlaştırılır. Bu bakımdan ceza koşulu, koşula bağlı bir edim taahhüdüdür. Burada geciktirici koşul söz konusudur. Şart, muaccel bir asli edimin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesidir. Bu nedenle, asıl edim hiç veya gereği gibi ifa edilmediği takdirde koşul gerçekleşir ve kararlaştırılan ceza koşulu, yani yan edim (fer'i borç) muaccel hale gelir. Ceza koşulunun yan borç niteliği, muaccel olduğu ana kadar devam eder; ceza koşulu muaccel olduktan sonra bağımsız bir alacak niteliği kazanır. (Prof. Dr. Fikret Eren, Dr. Ünsal Dönmez, Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Ankara 2022, Cilt III, s..2857, 2861).
Cezai şartın esas itibariyle iki temel amacı bulunmaktadır. Bunlardan biri, borçluyu ifaya zorlamak ve böylece asıl borcun ifasını teminat altına almak; diğeri de, borcun ifa edilmemesinden doğacak zararı önceden ve götürü şekilde tespit etmektir. Bu iki temel amacı dışında, cezai şartın diğer bir amacı da, ifayı engelleyen cezai şartta (dönme cezasında) borçlunun cezai şartı ödemek suretiyle sözleşmeden kolayca dönmesini sağlamaktır (Köksal Kocaağa, Türk Özel Hukukunda Cezai Şart (BK. m. 158-161), Ankara 2003, s. 40-42).
6098 sayılı TBK'nın 179. maddesinde cezai şartın türleri seçimlik cezai şart (TBK 179/1), ifaya eklenen cezai şart (TBK 179/2) ve ifa yerine cezai şart yani dönme cezası (TBK 179/3) olarak düzenlenmiştir.
6098 sayılı TBK'nın 179/1 hükmüne göre; "Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir." Borçlu, borca uygun hareketle yükümlü olup, bu hükme göre taraflar, sözleşmede borçlunun ya borcunu sözleşmeye uygun olarak ifa etmesini ya da ceza koşulunu ödenmesini kararlaştırmış olabilirler ancak bu durumda seçim hakkı alacaklıya tanınmıştır. Alacaklı borcun aynen ifasını talep edebileceği gibi bundan vazgeçerek ceza koşulunun ödenmesini de talep edebilir.
Şart gerçekleştiği, yani asıl edim hiç yada gereği gibi ifa edilmediği takdirde, alacaklının seçimlik yetkisi doğar. Ne var ki, bu yetki ne tam anlamıyla seçimlik bir yetki ne de gerçek anlamda seçimlik bir borçtur. Ancak hakim görüş bu yetkiye kıyas yoluyla seçimlik borç hakkındaki hükümleri uygulamaktadır. Buna göre alacaklı ceza koşulu muaccel olunca seçimlik bir hakka sahip olmaktadır. Bu hak niteliği itibariyle değiştirici yenilik doğuran bir haktır. Her yenilik doğuran hak gibi kullanıldıktan sonra bundan da dönülemez. Bu itibarla alacaklı seçim hakkını kullandığı zaman, seçmiş olduğu borç kesin borç haline dönüşür ve artık bundan dönemez, bunu geri alamaz. (Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Cilt III, s.2864).
6098 sayılı TBK'nın 179/2 hükmüne göre; "Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir." Bu hükme göre, borçlunun borca aykırı davranışı halinde, alacaklı hem aynen ifayı, hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilecektir.
6098 sayılı TBK'nın 179/3 hükmüne göre; "Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır." Burada borçlu, borcu ifa yerine bizzat ceza koşulu ödemek suretiyle borçtan kurtulma olanağına sahiptir. Yani ceza koşulu ifanın yerini aldığı için borçlu borca aykırı davranmamakta, borcu ifa yerine ceza koşulunu ödeyerek sözleşmeden dönebilmektedir.
Somut olayda, taraflar arasında imzalanan sözleşme ile kararlaştırılan cezai şart, seçimlik cezai şarttır.
Davacı tarafça dava dilekçesi ile " davalı şirkete ait ... Polikliği ünvanlı sağlık kuruluşunun işletme hakkının ve uygunluk belgesinin müvekkiline veya müvekkilinin göstereceği kişiye devrini, davalının sözleşmeye aykırı davranması nedeniyle, uğranılan zararlara ilişkin fazlaya ait hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik sözleşmenin 9.maddesi uyarınca 500.000,00 TL tutarında cayma tazminatının ödenmesine," karar verilmesini talep etmiş , mahkemece davalının sözleşmeyi feshinin haksız olduğu, Ancak sözleşme serbestisi ilkesi gereğince, davalıyı kendisine ait işletme ruhsatını davacıya devri hususunda zorlayıcı karar verilemeyeceğinden işletme ruhsatının davacı veya onun göstereceği kişi adına tescili talebinin reddine karar verildiği görülmektedir. Oysa davacının sözleşme gereği işletme ruhsatının devrini isteyebileceği anlaşılmaktadır. Ancak işletme ruhsatının yargılama sırasında 28/03/2019 tarihinde valilik onayı ile Dutipek ...Şti sahipliğinden , . . . . . Ltd.şti sahipliğine devrinin yapıldığı "Özel kuvars Polikliniği" adı ile faaliyetine devam ettiği , 20/09/2020 tarihinde ise faaliyet isminin "Dr.Arslan polikliniği" olarak değiştiği İstanbul İl Sağlık müdürlüğünün yazısı ile anlaşılmış, bu durumda davacının devre ilişkin talebinin ifasının imkansız hale geldiği değerlendirilerek, cezai şart yönünden talebinin değerlendirilmesi gerekmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29/06/2021 tarihli 2017/(13)3-2245 E. 2021/880 K. sayılı ilamı)
Bu nedenle mahkemece ayrı dava kabul edilerek bu talebin reddine karar verilmesi ve davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi isabetsiz olmuştur. Davacı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazı yerinde görülmüştür.
TBK'nın 182.maddesinde; "Taraflar, cezanın miktarını serbestçe belirleyebilirler. Asıl borç herhangi bir sebeple geçersiz ise veya aksi kararlaştırılmadıkça sonradan borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple imkansız hâle gelmişse, cezanın ifası istenemez. Ceza koşulunun geçersiz olması veya borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple sonradan imkansız hale gelmesi, asıl borcun geçerliliğini etkilemez. Hakim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir." hükmü yer almaktadır.
Ceza koşulu, sözleşme özgürlüğü ilkesine dayandığı için taraflar ceza miktarını belirleme konusunda serbesttir. Ancak cezai şart miktarı borçlunun ekonomik kişilik hakkını, ticari faaliyetlerini ihlal edecek şekilde aşırı miktarda ise bu durumda hakim, aşırı gördüğü ceza koşulunu takdir hakkını kullanarak re'sen indirir.
TTK'nın 22.maddesine göre; "Tacir sıfatını haiz borçlu, Türk Borçlar Kanununun 121 inci maddesinin ikinci fıkrasıyla 182 nci maddesinin üçüncü fıkrasında ve 525 inci maddesinde yazılı hallerde, aşırı ücret veya ceza kararlaştırılmış olduğu iddiasıyla ücret veya sözleşme cezasının indirilmesini mahkemeden isteyemez."
TBK'nın 182.maddesinin 3.fıkrasında yer alan cezai şartın indirilmesi konusundaki hükmün, TTK'nın 22.maddesi uyarınca ticari işler ve tacirler bakımından uygulanmayacağı kabul edilmiş ise de özellikle miktar yönüyle ahlaka, adaba ve kanunun emredici hükümlerine aykırı olan cezai şart miktarına, sırf cezai şartı ödemekle yükümlü olan tarafın tacir olduğu ve basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü bulunduğu ileri sürülerek müdahale edilememesi hukuka ve hakkaniyete aykırı olacaktır. Nitekim yerleşik Yargıtay içtihatları ile sözleşmede belirlenen cezai şart miktarının, borçlunun ekonomik yönden mahvına sebebiyet verecek düzeyde fahiş olması halinde, cezai şarttan indirim yapılması gerektiği kabul edilmiştir.
Aşırı cezanın indirilmesi şartları; 1. Geçerli bir ceza koşulu anlaşması bulunmalıdır... 2. Ceza koşulu muaccel olmalıdır... 3. Ceza henüz ifa edilmemiş olmalıdır... 4. Ceza koşulu aşırı derecede yüksek olmalıdır. İndirimin en önemli sebebi kararlaştırılan ceza miktarının aşırı derecede yüksek olmasıdır. Ceza miktarının aşırı olup olmadığına hakim takdir hakkını kullanarak karar verir. Hakim takdir hakkına dayalı olarak kararını verirken alacaklı ve borçlunun ekonomik durumlarını, alacaklının çıkarlarını, özellikle uğradığı zarar miktarını, borçlunun kusurunu, borca aykırılığın ağırlığını, sözleşmenin türünü ve süresini göz önünde tutar... Bunun sonunda hakim kararlaştırılan ceza miktarının makul olmayacak derecede yüksek tutulduğunu; adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle açık bir çelişki içinde bulunduğunu görürse, sözleşmeye müdahale edip ceza miktarını indirir... TTK m.22 tacir sıfatını haiz borçlunun hakimden aşırı ceza koşulunun indirilmesini isteyemeyeceği hükmünü içermektedir. Ancak tacir sıfatını haiz borçlu, sözleşmenin içerdiği ceza koşulu miktarının ekonomik mahvına neden olacak derecede yüksek olduğu, bu nedenle ticari kişilik hakkına, adalet ve hakkaniyete aykırı bulunduğu gerekçesiyle tamamen kaldırılmasını veya makul düzeye indirilmesini isteyebilir. Hakim bu takdirde ceza koşulu hükümlerine başvurmaksızın TBK m.27/II'yi uygulayabileceği gibi aşırı ceza koşuluna ilişkin durumlar varsa TBK m. 182/III'e göre de ceza miktarını indirebilir. Ceza koşulu, bir karşı edim mukabilinde yüklenilmiş edim olmadığı için borçlu aşırı yararlanma (gabin) hükümlerine başvuramaz... Hakimin aşırı ceza koşulunu indirme kararı, yenilik doğuran bir karar olup geçmişe etkili hüküm ve sonuç doğurur. Böylece ceza daha başlangıçtan itibaren kararda belirtilen indirilmiş miktarıyla konulmuş sayılır. Dava bir indirim davası olduğundan, hakim hiçbir zaman ceza koşulunun tamamını ortadan kaldıramaz (Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Cilt III, s. 2881, 2882, 2883, 2884, 2885).
Buna göre sözleşmenin haksız olarak davalı tarafça feshi karşısında davacının cezai şart talep hakkına sahip olduğu kanaatine varılmış olup, mahkemece bu yönde alınan bilirkişi raporunda davalı defterlerinin usulüne uygun tutulmadığı belirtilmekle birlikte; davalı şirketin 2018 bilançosunda özkaynak tutarının 504.408,25 TL olup, 500.000,00 TL cayma bedelinin ödenmesi halinde firma özkaynak tutarını kaybedeceği için mahvına sebep olacağının tespit edilmesi karşısında, mahkemece sözleşmenin miktarı ve davalının mali durumu gözetilerek, sözleşmeden cayma tazminatı olarak belirlenen 500.000,00 TL tutarından indirim yapılarak takdiren 80.000,00 TL cayma bedeline hükmedilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacı vekilinin ve davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine ,davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik istinaf itirazı yerinde görülmekle davacı vekilinin istinaf başvurusunun bu yönden kabulüne, kararın bu yönden kaldırılarak, davanın kısmen kabulüne, reddedilen miktarın hakkaniyet indirimi gereği reddedilmesi nedeni ile tüm yargılama giderinden davalı şirketin sorumlu tutulmasına dair dairemizce yeniden karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmasına karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;
A-Davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
B-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; 6100 Sayılı HMK 353/1.b.2 maddesi gereğince Bursa ..Asliye Ticaret Mahkemesinin . tarih ... Esas ./. K.sayılı kararının KALDIRILMASINA, kararın yerine geçmek üzere yeniden hüküm tesisi ile;
1-Davanın KISMEN KABULÜ ile; 80.000,00-TL'nin dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
2-Harçlar yasası gereği alınması gereken 5.464,80- TL harçtan peşin alınan 8.538,75-TL harcın mahsubu ile bakiye 3.073,95-TL harcın karar kesinleştiğinde istem halinde yatırına iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan 2.359,30-TL yargılama giderinin ile peşin alınan 5.464,80-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan AAÜT gereğince belirlenen 30.000,00 -TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Karar kesinleştiğinde taraflarca yatıralan avansın kullanılmayan kısmının HMK 333.md.uyarınca yatıranlarına iadesine,
İstinaf Yargılaması ve Harç Yönünden;
1-Harçları Yasası davalı yönünden alınması gereken 5.464,80 TL istinaf karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan (1.285,50 TL+80,70 TL olmak üzere) 1.366,20 TL'nin mahsubu ile bakiye 4.098,60 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
2-Davacı yönünden; peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının istek halinde davacıya iadesine, bakiye istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye irat kaydına,
3-Taraflarca istinaf yargılama gideri yapılmadığından, bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
4-Karar tebliğ ve harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu oy birliği ile kesin olmak üzere karar verildi. 28/04/2025