Yargıtay 5. Ceza Dairesi, tehdit, tefecilik ve silah kanununa muhalefet suçlarında zamanaşımı ile hukuki alacak tahsilinde TCK 150nin uygulanmasını ele alan temyiz incelemesi.
Özet: Yargıtay, yerel mahkemenin sanıklar hakkındaki tefecilik ve bedelsiz senedi kullanma suçlarından verilen mahkumiyet kararlarını, yasal dava zamanaşımı süreleri dolduğu gerekçesiyle bozarak bu davaların düşürülmesine hükmederken; bazı sanıklar hakkında tehdit ve 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçlarından henüz bir hüküm kurulmadığını belirlemiş, diğer sanıklar hakkında tehdit ve 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçlarından verilen mahkumiyet kararları yönünden ise hukuki bir alacağın tahsili amacıyla işlenen eylemlerde daha az cezayı gerektiren özel hükümlerin uygulanması gerektiği yönündeki Ceza Genel Kurulu içtihadına dikkat çekmiştir.
5. Ceza Dairesi         2021/16035 E.  ,  2026/301 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2014/123 Esas, 2016/64 Karar
SUÇLAR : Tehdit, tefecilik, bedelsiz senedi kullanma, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a (6136 sayılı Kanun) muhalefet
HÜKÜMLER : Mahkumiyet (Sanıklardan ... hakkında tefecilik, ... ve ... hakkında tehdit, ... hakkında bedelsiz senedi kullanma, tüm sanıklar hakkında 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından), kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine (sanık ... hakkında tefecilik suçundan)
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin reddi, onama, düzeltilerek onama, bozma, kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle düşmesine
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;
Sanık ... hakkında tefecilik, tehdit ve özel belgede sahtecilik suçlarından verilen hüküm kurulmasına yer olmadığına ilişkin karar, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 223/1. maddesi kapsamında belirtilen "beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkumiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi" şeklindeki temyiz edilebilir hüküm niteliği taşımadığından, katılan ... vekilinin söz konusu karara yönelik temyiz isteminin ayrıca kamu davalarından haberdar edildiği halde katılma talebinde bulunmayan ve katılan sıfatını almayan ... vekilinin temyiz hakkı bulunmadığından adı geçen vekilinin temyiz isteminin 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (5320 sayılı Kanun) 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 317. maddesi gereğince ayrı ayrı REDDİNE, incelemenin katılan Hazine vekilinin tefecilik suçundan kurulan hükümlere, sanık ... ve müdafii ile diğer sanıklar müdafiilerinin ise mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarıyla sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Sanıklardan ... hakkında ...'ye yönelik tehdit, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi, ...'a SMS gönderilmek suretiyle tehdit, 6136 sayılı Kanun'un 15. maddesine muhalefet, ... hakkında ...'a ve ...'ye yönelik tehdit, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi, ...'a SMS gönderilmek suretiyle tehdit, ... hakkında ...'e yönelik tehdit suçlarından da kamu davaları açıldığı halde hüküm kurulmadığı anlaşıldığından, bu hususlarda mahallinde her zaman hüküm kurulması mümkün görülmüştür.
1.Sanıklar hakkında tefecilik ve bedelsiz senedi kullanma suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde;
Sanıkların üzerlerine atılı bedelsiz senedi kullanma ve tefecilik suçlarının suç tarihlerine nazaran 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 156. ve 241. maddelerinde öngörülen cezalarının üst sınırları itibarıyla aynı Kanun'un 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirtilen 8 yıllık asli ve 12 yıllık ilaveli dava zamanaşımı sürelerine tabi olduğu, son suç tarihleri olan 2006 Nisan ayı ve 2010 Ağustos ayı ile inceleme günü arasında ilaveli zamanaşımı sürelerinin gerçekleştiği anlaşıldığından, hükümlerin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden sanıklar hakkında açılan kamu davalarının aynı Kanun'un 322/1 ve 5271 sayılı Kanun'un 223/8. maddeleri gereğince zamanaşımı sebebiyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE,
2. Sanıklar ... ve ... hakkında tehdit, tüm sanıklar hakkında 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde ise;
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.09.2019 tarihli ve 2017/6-275 Esas, 2019/563 sayılı Kararında belirtildiği üzere 5237 sayılı Kanun'da mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki “kendiliğinden hak alma” suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmeyerek Kanun’da belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılmasının öngörüldüğü, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddelerde bu yönde düzenlemelere yer verildiği, 5237 sayılı Kanun'un "Daha az cezayı gerektiren hal" başlıklı 150. maddesinde; "(1) Kişinin bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması hâlinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir." hükmü ile yağma suçunun daha az cezayı gerektiren hallerinin düzenlendiği, maddenin birinci fıkrasına göre bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla tehdit veya cebir kullanılması halinde eylemin daha az cezayı gerektiren yağma suçunu oluşturacağı ancak yaptırım olarak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı öngörülmüş olup maddede belirtilen “hukuki ilişkiye dayanan alacak” kavramının, hukuki anlamda bir edimle yükümlü olan borçlunun şahsına karşı alacaklının kullandığı hakkı ifade ettiği, alacak hakkının mal varlığına ilişkin, geçici, şahsa bağlı ve nispi bir yararlanma hakkı olduğu, bu hakkın herkese karşı değil sadece borçluya karşı ileri sürülebildiği, sınırlı sayıda ve belirli kişiler arasında söz konusu olduğu için nispi bir hak niteliğinde olduğu, borç ilişkisinden doğan hakların sadece borçluya karşı ileri sürülebileceği dikkate alındığında, bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gerektiği, bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olmasının zorunlu olmayıp hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olmasının yeterli olduğu dolayısıyla 5237 sayılı Kanun'un 150. maddesinin ancak mağdurun söz konusu hukuki ilişkiye taraf olan borçlu, failin ise alacaklı olması durumunda uygulanabileceği gözetildiğinde, mağdurlar ..., ... ..., ... ve ... ile dosya kapsamında dinlenen tanıkların, sanıkların tefecilik yaptıkları, faiz anlaşması kapsamında ödünç verilen paraya karşılık alınan senetlerde yazan miktarlardan aşkın talepte bulunarak, cebir ve tehditle mağdurlardan para aldıkları, mağdurlardan ... ve ...'a yönelik borçlarını ödememek için işyerlerini yakma ve çocuklarına zarar verme tehdidiyle zorla borçtan feragat belgesi imzalattıkları yine mağdur ...'i öldürmekle, ...ve ...'ı ise çocuklarına zarar vermekle tehdit ederek aldıkları senetlerden daha fazla miktarda tahsilat yaptıkları anlaşılmakla, sübut bulan eylemlerinin yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden yanılgılı değerlendirmeler sonucu yazılı şekilde hükümler kurulması,
Sanıklara yüklenen 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçları yönünden dava zamanaşımı sürelerinin gerçekleştiği ve haklarındaki kamu davalarının düşmesine karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.12.2012 tarihli ve 2012/4-157 Esas, 2012/1858 sayılı Kararında belirtildiği üzere; "Müsadere, kanunda yazılı durumlarda belirli malların mülkiyet hakkının sahiplerinden alınarak devlete geçmesini sağlayan bir güvenlik tedbiridir. TCK'nun 54/1. maddesinin ilk cümlesine göre müsadere kararı verilebilmesi için, eşyanın kasıtlı suçun işlenmesinde kullanılıp kullanılmadığı, suçun işlenmesine tahsis edilip edilmediği veya suçun işlenmesiyle meydana gelip gelmediği saptanmalıdır. Öte yandan müsadere konusu edilecek eşyanın iyiniyetli üçüncü kişilere ait olup olmadığı hususu da araştırılmalıdır. Müsadere eyleme bağlı olup eylem suç oluşturmuyorsa üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım-satımı suç oluşturmayan eşyanın zoralımına karar verilemeyecektir. Bu nedenle kamu davasının düşme sebeplerinden olan zamanaşımının dolması halinde kasıtlı suçun işlenmesinde kullanılma şartı henüz gerçekleşmediği ve belirsizliğini koruduğundan, kural olarak suçta kullanıldığı iddia edilen eşyanın da müsaderesine karar verilemeyecektir. Buna karşın TCK'nun 54/4. maddesindeki; "Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir." hükmü uyarınca, yargılama konusu suçtan zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verilse dahi üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşyanın müsaderesine karar verilebilecektir.", bu itibarla İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Adli Emanetine kayıtlı eşyaların kimden ele geçirildiğinin, iyiniyetli üçüncü kişilere ait olup olmadığının, 5237 sayılı Kanun'un 54/4. maddesi kapsamında üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya niteliğinde olup olmadıklarının tespiti ile müsadere hususunda karar verilmesi lüzumu,
Kanuna aykırı, sanık ... ve müdafii ile sanık ... müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle, sanıkların kazanılmış hakları saklı tutularak 1412 sayılı Kanun'un 3 21... /son maddeleri uyarınca hükümlerin BOZULMASINA 15.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.