Ceza Genel Kurulu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı üzerine sanığın katılanlara yönelik eylemlerinin kasten öldürmeye teşebbüs mü yoksa silahla tehdit suçu mu olduğu uyuşmazlığını karara bağlıyor.
Özet: İki müştekiye yönelik eylemlerinin teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme mi, yoksa zincirleme şekilde silahla tehdit suçu mu oluşturduğu hususundaki uyuşmazlık, ilk derece mahkemesinin bir müşteki için kasten öldürmeye teşebbüsten mahkûmiyet, diğeri için beraat hükmü kurması, istinafın bu kararları onaması, ancak Yargıtay 1. Ceza Dairesinin suç vasfında hataya düşüldüğü ve eylemlerin silahla tehdit olarak değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle hükümlerin bozulmasına karar vermesi üzerine Başsavcılığın onama yönündeki itirazı sonrası Ceza Genel Kurulu önüne gelmiştir; olayda, bir tartışma sonrası hareket halindeki araca ateş edilmiş, yaralanma olmamış ancak merminin yolcuların yakınından geçtiği tespit edilmiştir.

KARARI VERENYARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza DairesiMAHKEMESİ :Ceza DairesiSAYISI : 3105-567 I. HUKUKÎ SÜREÇSanığın katılan ...'ye yönelik teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-a maddesi uyarınca beraatine; katılan ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 81/1, 35/2, 62/1 ve 53. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Ünye Ağır Ceza Mahkemesince kurulan 05.10.2021 tarihli ve 182-227 sayılı hükümlere yönelik sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 22.02.2022 tarih ve 3105-567 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine, bu kararın da sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 19.11.2024 tarih ve 1582-7549 sayı ile ''...sanık hakkında katılanlar ... ve ...'e karşı zincirleme şekilde silahla tehdit suçundan cezalandırılması gerekirken, suç vasfında hataya düşülerek katılan ...'e karşı kasten öldürmeye teşebbüs suçundan mahkûmiyet hükmü, katılan ...'ye karşı kasten öldürmeye teşebbüs suçundan beraat hükmü kurulması...'' isabetsizliklerinden hükümlerin bozulmasına karar verilmiştir.Daire Üyesi ...; hükümlerin onanması gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.II. İTİRAZ SEBEPLERİYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 13.01.2025 tarih ve 57248 sayı ile; "...sanık ...'ın ...'i kasten öldürmeye teşebbüs etmek suçundan beraatine, ...'i kasten öldürmeye teşebbüs etmek suçundan mahkûmiyetine ilişkin hükümlere yönelik temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanmasına karar verilmesi yerine eylemin zincirleme şekilde silahla tehdit suçunu oluşturduğu gerekçesiyle hükümlerin bozulmasına karar verilmesi..." düşüncesiyle itiraz yoluna başvurulmuştur.CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 15.04.2025 tarih ve 48-2938 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSUÖzel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; sanığın katılan ...’ye yönelik eyleminin sabit olup olmadığı ile katılan ...’e yönelik eyleminin teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunu mu yoksa silahlı tehdit suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.IV.OLAY VE OLGULARİncelenen dosya kapsamından;Olayın meydana geldiği araç içerisinden elde edilen bir adet 9 mm çapında kovan, bir adet 9 mm mermi çekirdeği parçasının katılan ... tarafından görevlilere teslim edildiği, ateşli silahın ele geçmediği,12.10.2018 tarihli uzmanlık raporuna göre; sanık ...'a ait svaplarda atış artığına rastlanmadığı,Dosya kapsamında yer alan fotoğraflara göre; merminin aracın arka bagaj camının sol tarafından girerek sol ön kapı direğine saplandığı,Katılanlar ... ve ...'de herhangi bir yaralanma meydana gelmediği,Anlaşılmaktadır.Katılan ...; olay günü bir düğünden dönerken yeğeni ...'ın kendisini arayarak "Amca bizi dövüyorlar, ... önümüze çıktı, geri gel!" dediğini, bunun üzerine düğün yerine geri gittiğinde ...'ın ... ile kavga ettiğini, ...'ın eşi ...'nin ise yerde yattığını gördüğünü, hemen hamile olduğunu bildiği ...'yi hastaneye götürmek için ...'ın arabasına bindirdiğini, arabayı çalıştırıp ilerdikten on metre kadar sonra arabaya doğru arkadan bir el ateş edildiğini, arabayı durdurup dışarıya çıkarak arabaya ateş edenin kim olduğunu sorduğunu, kalabalığın içinden kim olduğunu bilmediği bir kişinin araca ateş edenin sanık ... olduğunu ve fındık bahçesinin aşağısına doğru kaçtığını söylediğini, arabaya sıkılan merminin başının sol yanından geçerek arabanın kapı direğine saplandığını, sanığı tanımadığını,Katılan ...; eşi ile düğünden dönerken çakıllı yoldan etrafa sıçrayan taşların kendisine doğru geldiğini ileri süren ...'in bağırmaya başladığını, eşi ...'ın arabayı durdurarak yol çakıllı olduğundan taş sekmesinin normal olduğunu söylediğini, ancak ... ve sanık ... ile birlikte yürüyen ...'ın birden eşine vurmaya başladığını, sonrasında hepsinin birlikte eşinin üzerine geldiklerini, telaşlanarak arabadan indiğinde ... kendisine de vurduğunu ve bu nedenle yere düştüğünü, bu sırada yedi aylık hamile olduğunu, bayıldığını, eşinin amcası ...'in gelerek kendisini hastaneye götürmek için eşine ait olan arabaya bindirdiğini, bir ara kendine geldiğinde yanında olan beş yaşındaki oğlunun bağırdığını duyduğunu, sonradan fark ettiği kadarıyla oğlunun kafasının üzerinden ve sürücü koltuğunda oturan ...'in kafasının yanından bir mermi geçtiğini, arabanın arkasından bir el ateş edildiğini, bu kadarını hatırladığını, Tanık ...; katılan ...'nin eşi olduğunu, olay günü düğünde kavga çıktığını, kavgada eşinin ...'dan aldığı tekme sonucu bayıldığını, eşi hamile olduğundan araçla onu hastaneye götürmek için yola çıktıklarını, kavgaya karışan şahıslardan sanık ...'ın araç seyir hâlinde iken kendi aracı olan, ancak olay anında amcası ... tarafından kullanılan araca bir el ateş ettiğini, aracın arka camının kırıldığını, duruma müdahale etmek için durduklarını, sanığın yolun kenarında elinde silahla beklediğini, araç hareket hâlindeyken de bir el ateş ettiğini, olay düğün sonrası olduğu için sanığın ateş ettikten sonra kalabalığa karışarak kaybolduğunu, Tanık ...; olay tarihinde sanığın araca bir el ateş ederek kaçtığını, sanığı tanımadığını, kendisi ... marka aracı sürdüğünden sanık ...'ı net bir şekilde ateş ederken gördüğünü, Tanık ...; sanığın asker arkadaşı olduğunu, olay günü sohbet ederlerken cebinden çok sayıda tabanca mermisi çıkararak kendisine silahı olup olmadığını sorduğunu, kendisinin de silahla işinin olmayacağını söylediğini, evine gittiği için kavgayı sonradan öğrendiğini, olay yerine geldiği sırada sanığı kaçarken gördüğünü, sanığın silahı nerden bulduğunu bilmediğini, ancak eylemi onun gerçekleştirdiğinden emin olduğunu, Tanık ...; düğün evinin yakınlarında kavga olduğunu gördüğünü, olay yerine gittiğinde ...'ın aracına binip hareket ettiği sırada sanığın silahını çıkartıp; "Bu a..na koduğumun oğlunu vursam ne olur?'' diyerek ...'ın aracına doğru bir el ateş ettiğini, sonrasında kardeşi ...'in sanığı tutarak daha fazla ateş etmesini engellediğini, İfade etmişlerdir.Sanık ...; olay günü akşam saatlerinde arkadaşının düğününe katıldığını, düğünde arkadaşları ile birlikte alkol aldıklarını, bir süre sonra amcasının oğlu ...'in gelerek düğünde kavga çıktığını söylediğini, olay yerine gittiğinde kavganın bittiğini, mahalleden tanıdığı ...'in başından yaralı olduğunu gördüğünü, olaya dahil olmamak için evine gittiğini, düğünde kimlerin kavgaya karıştığını ve yaralandığını görmediğini, ... ve ...'yi tanımadığını, âdet gereği düğünde çok fazla silah atıldığını, araca isabet eden silahın sesini bu yüzden ayırt edemeyeceğini, olay yerinde iken üzerinde silah olmadığını, kesinlikle kavgaya karışmadığını ve kimseyi yaralamak veya öldürmek amacıyla silahla ateş etmediğini, tanıkların neden kendisinin silah kullandığı ve aracın arkasından ateş ettiği yönünde beyanda bulunduklarını bilmediğini, kimse ile husumeti olmadığını, beraatine karar verilmesini istediğini,Savunmuştur.V. GEREKÇE1. Uyuşmazlık Konularına İlişkin AçıklamalarA. Sanığın katılan ...'e yönelik eyleminin vasfının belirlenmesi:Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.01.2026 tarihli ve 356-12, 30.10.2025 tarihli ve 330-442, 05.02.2025 tarihli ve 613-43, 17.09.2025 tarihli ve 23-333 sayı ile 21.02.2024 tarihli ve 116-84 sayılı içtihadı ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere;5237 sayılı TCK'nın "Suça teşebbüs" başlıklı 35. maddesi şöyledir;"(1) Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur. (2) Suça teşebbüs hâlinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onüç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir."Buna göre suça teşebbüs, işlenmesi kastedilen bir suçun icrasına elverişli araçlarla başlanmasından sonra, elde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamamasıdır. Maddenin açık hükmüne göre icra hareketlerinin yarıda kalması ya da sonucun meydana gelmemesi failin iradesi dışındaki engel nedenlerden ileri gelmelidir.Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna subjektif unsur denir. Failin gerçekleştirdiği davranış ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini belirleyebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi, teşebbüs aşamasında kalan suçta da, işlenmek istenen suç tipindeki bütün unsurlar failce bilinmelidir (İçel Suç Teorisi, Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih S. Mahmutoğlu, Yener Ünver 2. Kitap, 2. Baskı, İstanbul, 2000, s. 315)Bu husus, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde verilmiş olup kabul edilen ilkeler açısından 5237 sayılı TCK'nın teşebbüse ilişkin 35. maddesi yönüyle de varlığını devam ettiren 04.06.1990 tarihli ve 101-156 sayılı kararında da; "Teşebbüste aranan kast, icrasına başlanmış cürmü teşebbüs aşamasında bırakma kastı olmayıp, söz konusu suçu tamamlamaya yönelmiş kasıttır" şeklinde açıklanmıştır.Kasten yaralama suçu ile teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçu arasındaki ayırıcı kriter manevi unsurun farklılığına dayandığından, öncelikle sanığın kastının öldürmeye mi yoksa yaralamaya mı yönelik olduğunun belirlenmesi gerekmektedir. TCK'nın 21. maddesine göre; suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle, falin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir.İlkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunu mu yoksa kasten yaralama suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe veya isabet sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudundaki yaralanmaların yerleri, nitelik ve nicelikleri, failin hedef seçme imkânı olup olmadığı ile fiiline kendiliğinden mi yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır. Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerekmektedir.Tehdit suçu ise TCK’nın 106. maddesinde;"(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.(2) Tehdidin;a) Silahla,b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.(3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir." şeklinde düzenlenmiştir.Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğü'ne göre, Gözdağı verme anlamına gelen tehdit, bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Bu nedenle tehdit suçu; söz, yazı, resim, şekil veya işaret ile de işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır (M. Emin Artuk, A. Gökcen, A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitabevi, Ankara, 6. Bası, s. 100).Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterli olup, saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelik olması gereklidir. Suçun oluşabilmesi için mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili Korkutmak amacıyla yapmış olmasıdır. (Majno, Ceza Kanunu Şerhi, Sevinç Matbaası, Ankara 1978, C. II, s. 127; A. Pulat Gözübüyük, Mukayeseli Türk Ceza Kanunu, 5. Bası, C. II, s. 5 17... )Tehdit suçuyla korunan hukuki yarar TCK’nın 106. maddesinin gerekçesinde; "Tehdidin koruduğu hukukî değer, kişilerin huzur ve sükûnudur; böylece kişilerde bir güvensizlik duygusunun meydana gelmesi engellenmektedir. Bu nedenle, söz konusu madde ile insanın kendisine özgü sulh ve sükûnuna karşı işlenen saldırılar cezalandırılmış olmaktadır. Fakat, tehdidin bu maddeyle korumak istediği esas değer, kişinin karar verme ve hareket etme hürriyetidir." şeklinde açıklanmıştır.Maddenin uyuşmazlıkla ilgili ikinci fıkrasının (a) bendinde, suçun silahla işlenmesi nitelikli hâl olarak yaptırıma bağlanmıştır. Tehdidin silahla işlenmesi mağdur üzerindeki korkunun etkisini artırması, eylemin icrasını kolaylaştırması, tehdidin ciddiliğini göstermesi ve faile cesaret vermesi nedenlerinden dolayı kanun koyucu tarafından nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir. Suçun silahla işlendiğinin kabulü için failin silahlı olması yeterli olmayıp tehdidin gerçekleştirilmesi sırasında silahın kullanılmış olması, silahın korkutucu gücünden bir şekilde faydalanılmış olması gerekmektedir. Bu durum, failin eline silah alıp mağdura doğru doğrultması şeklinde olabileceği gibi, failin belindeki silahı göstermesi şeklinde de olabilir.B. Sanığın katılan ...’ye yönelik eyleminin sabit olup olmadığı:Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282.) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı.).Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.2. Somut Olaya Dair Hukuki NitelendirmeOlay tarihinde katılan ... ile tanık eşi ...'ın katıldıkları düğünden ayrıldıkları sırada, ...'ın sevk ve idaresindeki aracın yoldaki taşları kenarda yürüyenlere savurduğu, bunun üzerine ... ile tanık ... arasında sözlü münakaşa başladığı, sanık ... ve ...'in olay yerine gelerek ...'a saldırdıkları, yaşanan arbede sırasında hamile olan katılan ...'nin yere düştüğü, ...'ın eşi ile ilgilendiği ve katılan ...'i telefonla olay yerine çağırdığı, olay yerine gelen katılan ...'in, ...'ın aracı kullanamayacağını düşünerek ...'a ait aracın şoför mahalline geçtiği, ...'yi de arka koltuğa oturttukları, hareket ettikten kısa bir süre sonra sanığın, gece vakti olduğundan aracı ...'ın kullandığı zannıyla, ''Bu a...k....oğlunu vursam ne olur?'' deyip, şoför mahallini hedef alarak bir el ateş ettiği, aracın arka camı sol tarafından giren merminin şoför mahallindeki sol ön kapı direğine saplandığı, birden fazla mermisi bulunan sanığın ilk atışın ardından yeniden ateş etmek istediğinde yanında bulunan kardeşi ... tarafından elinin tutulması suretiyle engellendiği, ... ve ...'nin herhangi bir yaralanmaya maruz kalmadıkları anlaşılan olayda;a. Sanığın katılan ...’ye yönelik eyleminin sabit olup olmadığı: Sanığın gece vakti araç içerisinde kaç kişi olduğunu ve ...'nin de araca bindiğini bildiğine ya da doğrudan ...'yi de hedef alarak ateş ettiğine dair her hangi bir delil ikame olunabilmiş değildir. Esasen sanığın ...'ye ateş etmesini gerektiren bir sebep de yoktur. Tek el olarak yapılan atışın, aracı ...'ın kullandığı zannıyla doğrudan şoför mahalline tevcih edildiği sabittir. Buna göre, mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın katılan ...'ye yönelik teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunu da işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraatine karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.b. Sanığın Katılan ...'e yönelik eyleminin vasfının belirlenmesi: Saat 22.30 sıralarında, gece vakti sayılan bir zamanda aracı ...'ın kullandığı zannıyla, sanığın ''Bu a...k....oğlunu vursam ne olur?'' deyip şoför mahallini hedef alarak neticeyi meydana getirme bakımından elverişli olduğunda kuşku bulunmayan silahla etkili mesafeden bir el ateş ettiğinin, aracın arka camı sol tarafından giren merminin şoför mahallindeki sol ön kapı direğine saplandığının, birden fazla mermisi bulunan sanığın ilk atışın ardından yeniden ateş etmek istediğinde yanında bulunan kardeşi ... tarafından elinin tutulması suretiyle engellendiğinin, ... ve ...'nin herhangi bir yaralanmaya maruz kalmadıklarının anlaşılmasına göre, atışın hedef gözetilerek etkili mesafeden yapılması, merminin araç üzerindeki isabet yeri ve seyri ile kullanılan silahın öldürmeye elverişliliği ve eylemin tanığın müdahalesi sonucu tamamlanamaması hususları da dikkate alındığında, sanığın doğrudan öldürme kastıyla hareket ettiğinin, bu nedenle eyleminin teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunu oluşturduğunun, şahısta düşülen hatanın, sanığın kasten öldürmenin temel/basit halinden sorumlu tutulmasına engel teşkil etmeyeceğinin,Kabulü gerekir.Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin bozma kararının kaldırılmasına, dosyanın uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eyleminin zincirleme silahlı tehdit suçunu oluşturduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.VI. KARARAçıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 19.11.2024 tarih ve 1582-7549 sayı sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,3- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi amacıyla Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.10.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 26.11.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.