İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi: Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinden doğan ifa imkansızlığı nedeniyle 750.000 USD bedel iadesi talebiyle reddedilen ihtiyati haciz kararına karşı yapılan istinaf incelemesi.
Özet: Bu istinaf kararı, bir gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi uyarınca taşınmaz bedelini eksiksiz ödeyen ancak sözleşmeye konu taşınmazın banka ipotekleri ve üçüncü kişi hacizleri ile kayıtlı olması nedeniyle devrinin yapılamaması ve borçlu şirketin ödenen bedeli iade etmemesi üzerine, alacaklı tarafından ödenen 750.000 USDnin iadesi amacıyla talep edilen ihtiyati haciz talebinin ilk derece mahkemesince reddedilmesi kararının istinaf yoluyla incelenmesini içermektedir.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ14. HUKUK DAİRESİDOSYA NO: 2026/1615 KARAR NO: 2026/1470T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ: 14/07/2026NUMARASI: 2026/377 D.iş - 2026/446 K.İHTİYATİ HACİZ TALEP EDEN/DAVANIN KONUSU: İhtiyati HacizTaraflar arasında görülen ihtiyati haciz talepli dosyada ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sırasında kararda yazılı nedenlerle ihtiyati haciz talebinin reddine dair karara karşı, ihtiyati haciz talep eden alacaklı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan değişik iş dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ İhtiyati haciz talep eden alacaklı vekili, talep dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile borçlu arasında 23.01.2025 tarihinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi akdedildiğini, işbu sözleşme kapsamında İstanbul ili, ... ilçesi, ..., ... Ada, ... Parselde kayıtlı .... ve ... numaralı bağımsız bölümlerin müvekkili şirkete satışı hususunda toplam 750.000 USD bedel üzerinden anlaşmaya varıldığını, sözleşmenin 3. maddesinde düzenlenen ödeme planı gereğince, müvekkili şirketin toplam 750.000 USD tutarındaki satış bedelinin tamamını borçlu tarafa eksiksiz olarak ödediğini, sözleşmenin 12. maddesine göre, borçlu şirketin söz konusu taşınmazları her türlü ipotek, haciz ve kısıtlamadan ari ve boş bir şekilde en geç 31.08.2025 tarihinde müvekkiline devir ve teslim etmesinin kararlaştırıldığını, ancak aradan uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen müvekkili şirketin oyalandığını, tapu devrinin gerçekleşmediğini, bu aşamada devri gereken taşınmaz üzerinde bankalar lehine ipotek olduğunu ve ayrıca söz konusu taşınmazlar üzerine 3.kişiler tarafından yüksek miktarlı hacizler konulduğunun anlaşıldığını, davalı şirket yetkililerinden artık hiçbir dönüş alınamaması ve irtibatın karşı tarafça kesilmesi üzerine de ... Noterliği tarafından ... yevmiye numarası ile 02.07.2026 tarihinde para iadesine yönelik ihtarname keşide edildiğini, ancak karşı taraf borçlunun ödeme yapmadığını, müvekkilinin sözleşmesel yükümlülüklerini eksiksiz olarak yerine getirdiğini, sözleşmenin 3.maddesine uygun olarak 193.000 USD ödemenin müvekkilince fiili ödeme günündeki TL karşılığı ile (6.897.627,00 TL olarak) 31.01.2025 tarihinde davalıya ödendiğini, 15.02.2025 tarihinde ödenmesi gereken 307.000 USD'nin ise vadesinden 9 gün önce yine ödendiği günün TL karşılığı ile 11.038.799,00 TL olarak 06.02.2025 tarihinde karşı tarafa ödendiğini, kalan ödemeye ilişkin verilecek olan çeklerin ise karşı tarafça kaşe ve imza edilen tahsilat makbuzu ile karşı tarafa teslim edildiğini, tüm çeklerin vadesinde karşı tarafça tahsil edildiğini, buna göre müvekkilinin taşınmaz satış bedelini eksiksiz olarak karşı tarafa ödediğini, sözleşmeye göre taşınmazın her türlü haciz ve takyidattan ari şekilde en geç 31.08.2025 tarihinde devir ve teslim edilmesi gerektiğini, ancak devir ve teslim edilmediğini, birçok kez şifahi görüşmeler yürütüldüğünü, ancak bir sonuç alınamadığını, devir ve teslim için belirlenen tarihin üzerinden 1 yıla yakın bir zaman geçmişken karşı tarafa ulaşılamamaya başlandığını, taşınmazların toplam değeri olan 750.000 USD den yaklaşık 14 kat fazla miktarda takyidatın taşınmazların kaydında bulunması sebebiyle ifa imkansızlığı gibi bir sonuç doğduğunu, bu bağlamda karşı tarafın sözleşmesel yükümlülüklerini açıkça ve ağır şekilde ihlal ettiğini, müvekkilinin eldeki sözleşmeye dayanarak karşı tarafı hukuken tapu devrine zorlama imkânı bulunmadığını, taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin resmi şekil şartına tabi olduğunu, eldeki sözleşmenin bu bakımdan tapu devrine zorlama hukuki imkanını sağlamadığını, ancak bedel iadesi yönünden geçerli bir sözleşme olduğunu, sözleşmenin tapu devri bakımından hukuken baştan itibaren geçersiz olması hususunun da müvekkilinin ödediği 750.000 USD'nin ödendiği tarihten itibaren muaccel halde olduğunu, müvekkili açısından son hukuki çarenin bedel iadesini talep etmek ve bu hususta şartları oluşan ihtiyati hacze başvurmak olduğunu ileri sürerek, ihtiyati haciz kararı verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ ARA KARARI ÖZETİİlk Derece Mahkemesince ihtiyati haciz talebinin değerlendirildiği 14.07.2026 tarihli ara kararıyla; "... Talep, 2004 sayılı İİK 257 vd. maddelerine dayalı ihtiyati haciz talebine ilişkindir.İhtiyati haciz İİK 257 vd. maddelerinde düzenlenmiş olup, ihtiyati haczin şartlarının düzenlendiği İİK 257 maddesinde 'Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı borçlunun yed'inde veya 3. şahısta olan menkul ve gayrimenkul mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir. 1-Borçlunun muayyen ikâmetgahı yoksa; 2-Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadı ile mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisi kaçmaya hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlemlerde bulunursa; bu suretle, ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder.' hükmü yer almaktadır. İİK 258. maddesi hükmüne göre ihtiyati haciz taleplerinde tam bir ispat aranmaz, yaklaşık ispat yeterlidir. Somut olayda talep eden tarafça delil olarak sunulan evraklar incelenmiş olup ihtiyati haciz koşullarının oluşmadığı, talebin yaklaşık olarak ortaya konulabilmesinin yargılamaya muhtaç olduğu ..." gerekçesiyle, ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, ihtiyati haciz talep eden alacaklı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİİhtiyati haciz talep eden alacaklı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; taraflar arasında imzalanan 23.01.2025 tarihli adi yazılı sözleşme uyarınca müvekkilinin tüm edimlerini yerine getirdiğini, 750.000 USD tutarındaki edimini tamamen ifa ettiğini, banka dekontları ile bunun sabit olduğunu, sözleşmenin 12. maddesi gereğince borçlu şirketin söz konusu taşınmazları her türlü ipotek, haciz ve kısıtlamadan ari ve boş bir şekilde en geç 31.08.2025 tarihinde müvekkiline devir ve teslim etmesi gerektiğini, ancak borçlu şirketin bu asli edimini yerine getirmediğini, daha da vahiminin güncel tapu takyidat raporlarında sabit olduğu üzere, borçlu şirketin teslim tarihi olan 31.08.2025'ten çok sonra, 03.11.2025 tarihinde, sözleşmeye konu taşınmazlar üzerine ... lehine 200.000.000 TL bedelli ipotek tesis ettirdiğini, akabinde, .... İcra Dairesinin ... E. sayılı dosyası üzerinden üçüncü bir kişi tarafından 235.156.968,53 TL bedelli haciz şerhi işlendiğini, taşınmazların değerinin katbekat üzerinde takyidatlar konulması, borçlunun Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına açıkça aykırı davrandığını ve ifa imkansızlığı yarattığını gösterdiğini, bu nedenle müvekkili şirket tarafından ... ...Noterliğinin 02.07.2026 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile ödediği bedelin iadesini talep ettiğini, ihtarname borçluya aynı gün tebliğ edildiğini, borcun muaccel hale geldiğini ancak hiçbir ödeme yapılmadığını, hukuken ayağa kalkamadığını, yaklaşık ispatın sağlandığını, uyuşmazlığın "yargılamaya muhtaç olduğunu" gerekçesinin ihtiyati haciz müessesesinin ruhuna, yerleşiklik kazanmış içtihatlara ve İİK'nın 258. maddesine tamamen aykırı odluğunu, mahkemenin alacağın varlığına kanaat getirmesini sağlayacak belgeleri göz ardı ettiğini, sundukları emsal içtihatların da dikkate alınmadığını telafisi imkansız zararlar doğacağını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Karşı taraf/borçlu vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; karşı tarafın ileri sürdüğü alacağın gerek hukuki sebebi, gerek varlığı, gerek miktarı gerekse muacceliyeti taraflar arasında ciddi biçimde ihtilaflı olduğunu, bu hususların basit bir inceleme ile belirlenemeyeceğini, taraflar arasında 23.01.2025 tarihinde akdedilen taşınmaz satış vaadi sözleşmesi kapsamında karşılıklı ve birbirine bağlı çok sayıda edim bulunduğunu, karşı tarafın, sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini ve ödediği bedelin iadesinin gerektiğini ileri sürerek ihtiyati haciz talep etmesine rağmen feshin haklı olup olmadığı, taraflardan hangisinin temerrüde düştüğü, sözleşmesel edimlerin ifa sırası ve ne ölçüde yerine getirildiği ile sözleşmenin halen ayakta olup olmadığının ancak esas hakkında yapılacak kapsamlı bir yargılama sonucunda tespit edilebileceğini, karşı tarafın tek taraflı fesih beyanını müvekkilinin kabul etmediğini, feshe gerekçe gösterilen olguların gerçekleşip gerçekleşmediği, tarafların kusur durumu ve sözleşmenin sona erip ermediği hususlarının açıkça ihtilaflı olduğunu, bu hususların yalnızca esas hakkında yürütülecek yargılama ile açıklığa kavuşacağını, nitekim sözleşmede öngörülen 31.08.2025 tarihinden sonra da taraflar arasındaki görüşmeler sürdürüldüğünü, karşı tarafın anılan tarihten itibaren yaklaşık bir yıl boyunca herhangi bir hukuki girişimde bulunmadığını, ihtiyati haciz talebini ancak 10.07.2026 tarihinde ileri sürdüğünü, karşı tarafın kendisinin bu süre boyunca sergilediği tutumun, hem alacağın iddia edildiği şekilde kesinleşmiş ve tartışmasız olmadığını hem de ihtiyati haciz gibi acil ve istisnai bir geçici hukuki korumaya duyulan ihtiyacın bulunmadığını gösterdiğini, alacağın miktarı ve hangi para birimi üzerinden talep edilebileceği hususu da ayrıca ciddi bir uyuşmazlık konusu olduğunu, karşı tarafın istinaf dilekçesinde alacağının 750.000 USD olduğunu ve bu tutarın tamamını ödediğini ileri sürdüğünü, buna karşılık dosyaya sunulan banka dekontlarından, ödemelerin Türk Lirası olarak gerçekleştirildiğinin anlaşıldığını, nitekim 31.01.2025 tarihinde 6.897.627,00 TL, 06.02.2025 tarihinde ise 11.038.799,00 TL tutarında ödeme yapıldığını, bakiye kısım bakımından ise karşı tarafın çek teslimine ve çeklerin tahsiline dayandığını, bu çeklerin hangi tutarlar üzerinden ve hangi kur esas alınarak tahsil edildiğinin dosya kapsamında ortaya konulmadığını, Türk Borçlar Kanunun 99. maddesi uyarınca, konusu para olan borçlar kural olarak ülke parasıyla ödeneceğini, yabancı para üzerinden ödeme kararlaştırılmış olsa dahi sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir kayıt bulunmadıkça borcun ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parasıyla ifasının mümkün olduğunu, somut olayda sözleşmede aynen ödeme kaydı bulunmadığı gibi, tarafların fiili ödeme pratiği de Türk Lirası üzerinden gerçekleştiğini, dolayısıyla olası bir iade yükümlülüğünün hangi para birimi üzerinden doğacağı, ödeme tarihlerindeki kurların mı yoksa başka bir tarihteki kurun mu esas alınacağı, sözleşmedeki bedel belirleme yönteminin iade hesabına ne şekilde yansıtılacağı ve nihayet karşı tarafın talep edebileceği tutarın ne olduğu hususlarının ayrıca değerlendirme ve hesaplama gerektirdiğini, karşı tarafın doğrudan 750.000 USD üzerinden ileri sürdüğü iade talebinin müvekkili şirket tarafından kabul edilmediğini, bu yönüyle dahi ihtiyati hacze dayanak gösterilen alacağın miktarı belirli ve tartışmasız olmayıp, ancak yargılama sonucunda tespit edilebilecek nitelikte olduğunu, karşı tarafça dosyaya sunulan sözleşme, ödeme dekontları ve tapu kayıtları; taraflar arasında bir hukuki ilişkinin ve birtakım ödemelerin bulunduğunu göstermekle birlikte, müvekkili şirketin karşı tarafa karşı doğmuş ve muaccel hale gelmiş bir iade borcunun bulunduğunu tek başına ortaya koymadığını, ödemenin yapılmış olması ile iade borcunun doğmuş olmasının birbirinden tamamen farklı hukuki meseleler olduğunu, müvekkili şirketin fesih beyanına ve buna bağlı iade talebine açıkça itiraz ettiğini, feshin haklılığı ile tarafların kusur durumunun tartışmalı olduğu gözetildiğinde, karşı tarafın alacak iddiasının doğru olma ihtimalinin aksi ihtimalden belirgin biçimde üstün olduğunun kabul edilemeyeceğini, alacağın varlığı ve miktarının yaklaşık olarak ispat edilemediğini, karşı tarafın sözleşmenin 3. ve 12. maddelerine dayanarak edimlerini ifa ettiğini, müvekkil şirketin ise asli edimini yerine getirmediğini ve bu nedenle sözleşmeyi haklı sebeple feshettiğini ileri sürdüğünü, buna karşılık aynı dilekçenin devamında, sözleşmenin adi yazılı şekilde düzenlendiği ve taşınmazlar devredilmediği için “sözleşmenin baştan itibaren kurulamadığı ve hukuken ayağa kalkamadığı” iddia ettiğini, bu iki iddianın birbirini dışlar nitelikte, hiç kurulmadığı ileri sürülen bir sözleşmenin haklı sebeple feshinden ve o sözleşmenin hükümlerine dayalı bir iade alacağından aynı anda söz edilemeyeceğini, bu çelişkinin usul hukuku bakımından da sonuç doğuracağını, yaklaşık ispatın, iddia edilen vakıanın doğru olma ihtimalinin doğru olmama ihtimaline göre belirgin biçimde ağır basması gerektiğini, talep sahibinin, dayandığı alacağın hukuki sebebini dahi sabitlemediği, sözleşmesel iade ile sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan iade arasında tercih yapmadığı bir durumda, mahkemenin alacağın varlığı hususunda kanaat sahibi olmasının beklenemeyeceğini, alacağın hukuki sebebinin belirsizliği, doğrudan alacağın varlığına ilişkin kanaatin oluşmasını engellediğini, kaldı ki karşı tarafın geçersizlik iddiasının kabul edildiği varsayımında dahi, bunun sonucu karşı taraf lehine tek yönlü, kesinleşmiş ve muaccel bir alacağın doğması olmadığını, bu halde geçersizliğin sonuçlarının, tarafların karşılıklı iade yükümlülüklerinin, denkleştirmenin, iadeye esas alınacak tutarın hangi para birimi ve hangi kur üzerinden hesaplanacağının ve muacceliyet tarihinin ayrıca belirlenmesi gerektiğini, bu hususların tamamı esaslı yargılama yapılmasını zorunlu kıldığını, ihtiyati haciz aşamasında basit bir inceleme ile sonuçlandırılamayacağını, nihayet, sözleşmenin adi yazılı olarak düzenlenmiş olmasının tarafların ortak iradesinin sonucu olduğunu, taşınmaz üzerinde ipotek veya haciz şerhi bulunması, tek başına o taşınmazın mülkiyetinin devrine hukuken engel teşkil etmeyeceğini, taşınmazın, üzerindeki takyidatlarla birlikte de devredilebileceğini, bu nedenle tapu kaydındaki şerhlerin varlığından hareketle doğrudan doğruya Türk Borçlar Kanunu’nun 136. maddesi anlamında objektif bir ifa imkânsızlığı sonucuna ulaşılmasının hukuken isabetli olmadığını, bunun ötesinde, taraflar arasında akdedilen 23.01.2025 tarihli sözleşmenin 12. maddesinde tapu devrinin usul ve esaslarının ayrıntılı olarak düzenlendiğini, özellikle 12.2. maddesi açık bir alternatif ifa mekanizması öngördüğünü, anılan hükme göre, sözleşmede belirtilen B80 ve B83 numaralı bağımsız bölümlerin 31.08.2025 tarihinde alıcıya teslim edilememesi halinde, bunların yerine B74 ve B77 numaralı bağımsız bölümlerin mülkiyetinin resmi şekilde alıcıya devredilmesinin kararlaştırıldığını, bu düzenlemenin, tarafların sözleşmenin kurulması sırasında olası gecikme veya engelleri öngördüklerini ve bu ihtimallerin gerçekleşmesi halinde dahi sözleşmenin sona ermesi yerine alternatif bir ifa yöntemiyle ayakta tutulmasını amaçladıklarını gösterdiğini, karşı tarafın, belirli bağımsız bölümlerin öngörülen tarihte devredilmemiş olmasının doğrudan “mutlak ifa imkânsızlığı” olarak nitelendirilemeyeceğini, müvekkili şirketin aciz halinde olduğu ya da mal kaçırdığı iddiasının doğru olmadığını, ihtiyati haciz kararlarında teminata hükmedilmesinin de zorunlu olduğunu belirterek, karşı tarafın istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. İNCELEME VE GEREKÇETalep, İİK'nın 257 ve devamı hükümleri uyarınca ihtiyati haciz kararı verilmesi istemine; istinaf, ihtiyati haciz talebinin reddi kararına ilişkindir.İlk derece mahkemesince verilen ihtiyati haciz talebinin reddine dair 14.07.2026 tarihli kararına karşı, ihtiyati haciz talep eden alacaklı vekili tarafından, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzenine aykırılık yönleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Uyuşmazlık, davacı alacaklının ihtiyati haciz talebinin reddine dair mahkeme kararının yerinde olup olmadığı, somut olayda ihtiyati haczin şartlarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplanmaktadır. İİK'nın 257.maddesinde ihtiyati haciz şartları düzenlenmiş olup maddede, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısının, borçlunun yedinde veya üçüncü şahıstan olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacakları ile diğer haklarını ihtiyaten haczettirebileceği belirtilmiş, maddenin 2. fıkrasında ise, iki bent halinde, vadesi gelmemiş borçlardan dolayı, borçlunun muayyen yerleşim yerinin olmaması, borçlunun taahhütlerinden kurtulmak maksadı ile mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisi kaçmaya hazırlanır ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa ihtiyati haciz istenebileceği düzenlenmiştir.İİK'nın 258. hükmüne göre, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için mahkemenin alacağın varlığı hakkında kanaat edinmiş olması yeterlidir. Mahkemenin alacağın varlığına kanaat getirmesinden anlaşılması gereken alacağın usul kurallarına göre kesin bir şekilde ispat edilmesi değildir. Bu hükme göre alacaklının, alacağının varlığını ve muaccel olduğunu tam ve kesin olarak ispat etmesi aranmamakta, bu konuda mahkemeye kanaat verecek delilleri göstermesi yeterli kabul edilmektedir. İİK'nın 257. maddesi uyarınca ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacağın muaccel ve rehinle temin edilmemiş olması gerekmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki İİK'nın 258/2 maddesi uyarınca ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacağın varlığı ve miktarı konusunda kanaat verecek delillerin dosyaya ibrazı yeterli olup, yasada ''talebin yargılamayı gerektirmesi'' şeklinde bir şart bulunmadığından mahkemece bu gerekçeyle talebin reddi hatalı olmuştur. Taraflar arasındaki 23.01.2025 tarihli ve ''Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi'' başlıklı sözleşmenin incelenmesinde; İstanbul ili, ... ilçesi, ..., ... Ada, 1 parselde kayıtlı B80 ve B83 numaralı bağımsız bölümlerin ihtiyati haciz talep eden şirkete satışı hususunda toplam 750.000 USD bedel üzerinden anlaşmaya varıldığı, 750.000 USD'nin sözleşmenin 3. maddesinde yer alan ödeme planı gereğince ödeneceğinin kararlaştırıldığı, sözleşmenin 12. maddesinde satış bedelinin tamamen ödenmesinin akabinde 31.08.2025 tarihinde taşınmazın mülkiyetinin resmî şekilde ihtiyati haciz talep eden şirkete devredileceğinin, teslim edilememesi hâlinde 31.08.2025 tarihinde borçlu karşı tarafın bu iki bağımsız bölüm yerine B 74 ve B77 numaralı bağımsız bölümlerin mülkiyetini ihtiyati haciz talep eden/ alacaklı alıcıya resmî olarak devredeceğinin, taşınmazın her türlü yasal kısıtlamadan ari ve boş şekilde teslim edileceğinin kararlaştırıldığı görülmektedir. İhtiyati haciz talep eden vekilince dosyaya 31.01.2025 tarihli ve 6.897.627,00 TL, 06.02.2025 tarihli ve 11.038.799,00 TL bedelli iki adet dekont sunulduğu, ödemelerin karşı taraf/ borçlu şirkete ''Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine istinaden ödenen'' açıklamasıyla yapıldığı, ayrıca toplam 200.0000 USD'lik 5 adet, en son 07.08.2025 tarihli çeklerin karşı taraf/borçlu şirket tarafından imzalı tahsilat makbuzu ile teslim alındığı hususlarının belgelendirildiği anlaşılmaktadır. Borçlu/karşı taraf vekilince sunulan istinafa cevap dilekçesinde sözleşmenin ve ticari ilişkinin kabul edildiği, sözleşme ile kararlaştırılan taşınmazların ihtiyati haciz talep eden alacaklıya devredildiğine dair bir beyanının bulunmadığı, konuya ilişkin herhangi bir belgenin sunulmadığı analaşılmaktadır. Bu durumda söz konusu sözleşme, tahsilat makbuzu, banka dekontları bir bütün olarak olarak değerlendirildiğinde, ihtiyati haciz talep eden alacaklının İİK'nın 258. maddesinde öngörülen alacağın miktarı ve varlığı hakkında mahkemeye kanaat getirecek belgeleri sunduğunun kabulü gerekir. Bu sebeple alacaklının talep konusu 750.000 USD (Talep tarihindeki kura göre 35.205.000 TL alacağının miktarı ve varlığı hakkında kanaat getirecek belgeleri sunduğu ve yaklaşık ispatın gerçekleştiği gerekçesiyle talebin kabulü gerekirken, alacaklı tarafından sunulan bilgi ve belgeler dikkate alınmadan reddine karar verilmesi usule ve yasaya aykırı olmuştur. Bu nedenle alacaklı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, Dairemizce 35.205.000 TL yönünden alacaklı vekilinin ihtiyati haciz talebinin %15 oranında teminat karşılığında kabulüne karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, İİK'nın 258/3 ve HMK'nın 353/1.b.2 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ihtiyati haciz talep eden alacaklı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin ihtiyati haciz talebinin reddine dair 14.07.2026 tarihli kararının kaldırılmasına ve ihtiyati haciz talebinin kabulüne dair aşağıdaki karar verilmiştir.KARAR: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; HMK'nın 353/1.b.2 ve İİK'nın 258/3 maddeleri uyarınca ihtiyati haciz talep eden alacaklı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu 14.07.2026 tarihli ihtiyati haciz talebinin reddine dair kararının kaldırılmasına, alacaklı vekilinin ihtiyati haciz talebi hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda; 1-İhtiyati haciz talep eden alacaklı vekilinin ihtiyati haciz talebinin İİK'nın 257 ve devamı maddeleri uyarınca teminat karşılığı kabulü ile karşı taraf/borçlunun 35.205.000 TL alacağı karşılamaya yeterli miktardaki haczi kabil menkul ve gayrimenkul malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının ihtiyaten haczine, 2-İİK'nın 259. maddesi uyarınca takdiren %15 oranında belirlenen 5.280.750 TL nakdî teminat ilk derece mahkemesi veznesine yatırıldığında ya da aynı tutarda kesin ve süresiz banka teminat mektubu ibraz edildiğinde, kararın icrası için bir suretinin ilk derece mahkemesi tarafından, ihtiyati haciz talep eden alacaklı vekiline verilmesine,3-Kararın yetkili icra müdürlüğünce yerine getirilmesine,4-Alacaklı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; istinaf peşin karar harcının ise talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince alacaklıya iadesine,5-İhtiyati haciz talep eden alacaklı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince belirlenen 12.500,00 TL maktu vekalet ücretinin, esas takip veya davanın sonucuna bağlı olmak kaydıyla, karşı taraf/borçluya tahmiline, 6-Alacaklı tarafından yapılan 2002,00 TL başvuru harcı gideri ile 65,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 2067,00 TL kanun yolu giderlerinin, esas takip veya davanın sonucuna bağlı olmak kaydıyla, karşı taraf/borçluya tahmiline, 7-Gerekçeli kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,8-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.2 ve İİK'nın 258/3. maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 10.09.2026