Hukuk Genel Kurulunun muris muvazaasıyla mirasçıdan mal kaçırma amaçlı tapu iptali ve tescil davasına ilişkin direnme kararı içtihadı.
Özet: Mirasbırakanın tapulu taşınmazlarını mirasçıdan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak devrettiği iddiasıyla açılan tapu iptali ve tescil davasında, ilk derece ve istinaf mahkemelerinin davanın kabulüne ilişkin kararları, Yargıtay özel dairesince "muris muvazaası"nın nispi bir muvazaa türü olduğu, mirasbırakanın gerçekte bağışlamak istediği malı satış gibi gösterdiği ancak görünürdeki sözleşmenin gerçek iradeye uymadığı ve gizli bağış sözleşmesinin şekil şartlarından yoksun olduğu gerekçeleriyle bozulmuş; ilk derece mahkemesi ise bu bozma kararına direnme kararı vermiştir.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2024/182 E., 2024/262 K.ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 17.02.2022 tarihli ve 2021/6608 Esas, 2022/1313 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin babası mirasbırakan ... ...’nun 2 23... parsel sayılı taşınmazlarını muvazaalı olarak davalı kızı ...'ye temlik ettiğini, davalının taşınmazları alacak ekonomik gücü bulunmadığı gibi mirasbırakanın da taşınmaz satmaya ihtiyacının olmadığını, devrin amacının bağış ve mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile veraset ilâmındaki payları oranında müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAPDavalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin uzun süredir çalıştığını ve taşınmazları alacak ekonomik gücü olduğunu, mirasbırakanın oğlu ...’nun borçlarına kefil olması nedeniyle yüklü bir miktarda borca girdiğini, bu borçları ödemek için kızı ...’ya, oğlu ...’na ve üçüncü kişilere de taşınmazlar devrettiğini, dava konusu taşınmazlara ilişkin mirasçıların bir kısmının devrin gerçek olduğu ve haklarından vazgeçtiklerine ilişkin yazılı beyanları olduğunu, ayrıca temlik tarihinde 223 parsel sayılı taşınmaz üzerinde ipotek bulunduğunu, devir tarihinde taşınmazların kurak ve değersiz bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin 01.07.2020 tarihli ve 2019/96 Esas, 2020/252 Karar sayılı kararıyla; tanık anlatımlarına göre mirasbırakanın devrin yapıldığı tarihlerde mal satmaya ihtiyacının ve özel bakıma ihtiyaç duyacak bir rahatsızlığının olmadığı, taşınmazların gerçek değeri ile satış tarihinde tapuda gösterilen değeri arasında misliyle fark olduğu, satış bedelinin murise ödendiğinin de davalı tarafından usulüne uygun delillerle ispatlanamadığı, temlikin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAFA. İstinaf Yoluna Başvuranlar1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuş, İlk Derece Mahkemesince; muhtıra tebliğ edilmesine rağmen harcın tamamlanmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine dair ek karar verilmiş, ek karara karşı davalı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.B. Gerekçe ve SonuçBölge Adliye Mahkemesinin 24.05.2021 tarihli ve 2020/1377 Esas, 2021/699 Karar sayılı kararıyla; muhtıranın usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle davalının ek karara yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile ek kararın kaldırılmasına temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.2. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;"... 3. Gerekçe 3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki NitelendirmeUyuşmazlık, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescili istemine ilişkindir. 3.2. İlgili Hukuk3.2.1. Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.3.2.2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6. maddesi “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” hükmünü, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190. maddesinin birinci fıkrası ise “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” hükmünü düzenlemiştir. 3.3. Değerlendirme3.3.1. Dosya içeriğinden; mirasbırakan ...’un 2 23... parsel sayılı taşınmazlarını 13/11/2000 tarihinde davalı kızı ...’e satış suretiyle temlik ettiği, ...’un 03.03.2011 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak çocukları ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’in kaldığı anlaşılmıştır.3.3.2. Somut olayda, tanık olarak dinlenen ve davanın kabulü halinde hak sahibi olabilecek dava dışı mirasçı ...’in, mirasbırakan babasının ...’a kefil olması sebebiyle borç içerisinde olduğu, üçüncü kişilere de bu borçlar nedeniyle taşınmaz satışı yaptığı, kendisinin de bir parça taşınmaz aldığı ve davalının taşınmazı alım gücü olduğu yönündeki beyanları, mirasçı ...’ın, kendi borçları için babasının taşınmazlarını davalı kardeşine sattığı yönündeki beyanları karşısında mirasbırakanın davalıyı gözetmesini, davacıları ise yermesini ve onlardan mal kaçırmasını gerektirecek haklı sebebin varlığının davacılar tarafından usulünce ispat edilemediği gözetilerek, davanın reddine karar verilmemesi doğru değildir. 3.3.3. Hal böyle olunca, davacılar tarafından ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı1. İlk Derece Mahkemesinin 12.10.2022 tarihli ve 2022/446 Esas, 2022/515 Karar sayılı kararı ile; direnme adı altında verilen kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.05.2024 tarihli ve 2024/1-294 Esas, 2024/228 Kararı ile dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında belirtildiği, açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar oluşturulması amacıyla usul yönünden karar bozulmuştur.2. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Hukuk Genel Kurulunun usul bozması yönünde verdiği karara uyularak, önceki karar gerekçesi genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZA. Temyiz Yoluna Başvuranlarİlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.B. Temyiz SebepleriDavalı vekili temyiz dilekçesinde; tanık beyanları, ödeme protokolleri, murise ait ödenmiş senet asılları ile savunmalarının ispatlandığını, muris aleyhine icra takibi yapıldığının dosya kapsamıyla sabit olduğunu, bunun da murisin ekonomik durumunun kötü olduğunu gösterdiğini, davacıların muvafakat veren olarak imzaladığı protokolle murisin başka bir çocuğuna daha satış işlemi yaptığını, murisin ödediği hayli yüksek meblağlı on adet senet örneklerini sunduklarını, müvekkilinin ekonomik gücünün yerinde olduğunu, ayrıca hem yanında çalıştığı kişiden hem de yurt dışında yaşayan kardeşinden borç aldığını, satış tarihine yakın bankalardan kredi çektiğini, davacılar dışındaki mirasçıların satın almanın gerçek olduğuna ilişkin imzalı vazgeçme beyannamesi bulunduğunu, taşınmazların öncesinde değersiz olduğunu, üzerindeki su kuyusunun kendisi tarafından yapıldığını, taşınmazı 2.000.000 TL'ye ipotekli olarak satın aldığını, murisin birçok hastalığı olduğunu, murise bakmak için evlenmediğini, bu nedenle bedel ödenmediği kabul edilse dahi bunların göz önüne alınarak bedelin para olması gerekmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.C. UyuşmazlıkDirenme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mirasbırakanın dava konusu 2 23... parsel sayılı taşınmazlarını davalı kızına satış suretiyle yaptığı temlik işleminin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasının davacı tarafça ispat edilip edilemediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe1. İlgili Hukuk1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 19. [mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 18.] maddesinin 1. fıkrası 2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas 1974/2 Karar sayılı kararı.2. Değerlendirme1. Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil ile bedel istemine ilişkindir. 2. Muvazaa kavramı, Türk Hukuk Lûgatında; ‘‘Anlaşmalı saptırma gerçek dışı durumlara gerçekmiş niteliğini kazandırma işlemi. Hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belgedir. Danışıklı işlem’’ şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Kurumu, Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara, 2021, s. 819).3. Muvazaa, pozitif hukukumuzda 6098 sayılı Kanunu'nun 19. [BK'nın 18.] maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddenin 1. fıkrasında;"Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır" hükmüne yer verilmiştir.4. Muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları, şeklinde tanımlanabilir. 5. Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide ve gerekse uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar.6. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır.7. Eldeki davanın konusunu oluşturan ve "muris muvazaası" olarak isimlendirilen muvazaa türünün ise Türk Hukukunda büyük bir yeri ve önemi vardır.8. Türk Borçlar Kanunu'nun yukarıda yer verilen genel hükmü dışında muris muvazaasına ilişkin bir düzenleme kanunlarımızda yer almamaktadır. Muris muvazaası kaynağını daha çok Yargıtay içtihatlarından ve bilimsel görüşlerden almakta ise de esas kaynağını Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı kararı oluşturmaktadır.9. Anılan İçtihadı Birleştirme Kararında sonuç olarak; “Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması hâlinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu'nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 5 07... . maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına” hükmedilmiştir.10. 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkindir.11. Muris muvazaasında, mirasbırakan ile sözleşmenin karşı tarafı, aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile gizlemektedirler. Başka bir anlatımla, mirasbırakan ile karşı taraf malın gerçekten temliki hususunda anlaşmışlardır. Görünüşteki ve gizlenen sözleşmelerin her ikisinde de samimi olarak temlik istenmektedir. Ne var ki, görünüşteki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin vasfı (niteliği) muvazaalı sözleşme ile değiştirilmekte, ayrıca gizli bir bağış sözleşmesi düzenlenmektedir. Görünüşteki sözleşmenin vasfı (niteliği) tamamen değiştirildiğinden, muris muvazaası aynı zamanda "tam muvazaa" özelliği de taşınmaktadır.12. Muris muvazaasını diğer nispi muvazaalardan ayıran unsur ise mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık bir anlatımla, 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere bu muvazaa türünde mirasbırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır. 13. Bu nedenle, mirasbırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacı mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararını uygulama olanağı bulunmamaktadır. 14. Muris muvazaasına dayalı olarak açılan davalarda ispat yükü ise muvazaanın varlığını iddia eden tarafa aittir. Gerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6 . maddesindeki “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmü ve gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190/1. maddesindeki “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” hükmü uyarınca, mirasbırakanın yaptığı temlikteki gerçek irade ve amacının mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu, bu hususu ileri süren davacı taraf kanıtlamalıdır.15. Diğer bir anlatımla, muris muvazaası davalarında, mirasbırakan tarafından yapılan temlikin muvazaalı ve terekeden mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat yükü davacı tarafa aittir. 16. Dava açan mirasçılar, mirasbırakan ile davalı arasındaki sözleşmenin dışında olduklarından üçüncü kişi konumundadırlar. Bu nedenle iddialarını tanık dâhil olmak üzere her türlü delille kanıtlamaları mümkündür. Kanunen kendilerine intikal etmesi gereken miras haklarına, mirasbırakan tarafından muvazaalı olarak yapılan sözleşme ile engel olunduğundan bu sözleşmenin muvazaalı olduğunu ileri sürerek iptalini istemekte hukuki yararlarının bulunduğu açıktır.17. Ancak bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. 18. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması ise genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanması yanında, birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. 19. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, muris muvazaasına ilişkin davaların niteliği gereğince taraflarca sunulan delillerin, her somut olayın özelliğine göre az yukarıda açıklanan objektif olgulardan da yararlanılarak bir bütün olarak değerlendirilmesi ve sonuca ulaşılması gerekmektedir. Burada hemen belirtmek gerekir ki muris muvazaasına ilişkin davalarda mirasbırakanın asıl irade ve amacı belirlenirken, tarafların dayandıkları delillerin her olayın kendi özelliklerine göre objektif olgulardan da yararlanılarak birlikte değerlendirilmesi ve sonuca ulaşılması gerektiği açıktır. Fiili karineler de denilen bu objektif olgular, tarafların iddialarının doğruluğu veya bir delilin güvenilebilirlik derecesi hakkında hâkimin kanaat edinmesine yarayan, yaşam tecrübelerinin ortaya koyduğu, hukukla ilgili bulunmayan değer hükümleri olarak kabul edilmektedir. Bu fiili karinelerin varlığı tarafın ispat yükünü ortadan kaldırmaz ise de somut olayda olduğu gibi tanık delili dışında dayanılan başka delillerin bulunması durumunda dayanılan bu delillerin değerlendirilmesi sırasında da gözetileceği kuşkusuzdur.20. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; mirasbırakan ... 03.03.2011 tarihinde ölmüş, geriye mirasçı olarak davacı çocuklar ..., ..., ..., dava dışı çocuklar ..., ..., ..., ..., ... ve davalı çocuk ... kalmıştır. 21. Celbedilen kayıtlardan mirasbırakan ...’un 2 23... parsel sayılı taşınmazlarını 13.11.2000 tarih ve 5115 yevmiye numaralı akit ile davalı kızı ...’e satış suretiyle temlik etmiştir.22. Davacı taraf, temlikin muvazaa ile illetli olduğunu kanıtlamalıdır. Somut olayda mirasbırakanın davaya konu temliki mirasçılarından mal kaçırma amacıyla yaptığı yönündeki iddia, dinlenen tanıklar tarafından somut olgularla ifade edilmediği gibi çocuklarından birini diğerine göre üstün tutarak mal bırakmamasını gerektirecek herhangi bir olumsuz ilişkisi ya da miras bırakan ile davacı arasında temlik tarihinde mal kaçırmayı gerektirecek bir husumeti ortaya konulmamıştır. Aksine davanın kabulü durumunda hak sahibi olabilecek dava dışı mirasçı ...’in, mirasbırakan babasının ...’a kefil olması sebebiyle borç içerisinde olduğu, üçüncü kişilere de bu borçlar nedeniyle taşınmaz satışı yaptığı, kendisinin de bir parça taşınmaz aldığı ve davalının taşınmazı alım gücü olduğu yönündeki beyanları, mirasçı ...’ın, kendi borçları için babasının taşınmazlarını davalı kardeşine sattığı yönündeki beyanları ve dosya kapsamında bulunan diğer deliller karşısında mirasbırakanın davalıyı gözetmesini, davacıları ise yermesini ve onlardan mal kaçırmasını gerektirecek haklı sebebin varlığı davacılar tarafından usulünce ispat edilememiştir.23. Bu durumda tüm dosya kapsamına göre ispat yükü üzerinde olan davacı tarafın temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı yapıldığı iddiasını ispatlayamadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde sonuca varılması doğru olmamıştır.24. Hâl böyle olunca Mahkemece önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.VII. KARARAçıklanan sebeplerle;Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesi uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26.11.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.