Vasiyetnamenin iptali davasında ehliyetsizlik ve aşırı etki iddiaları üzerine verilen bozma kararına karşı direnme kararının Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenmesi.
Özet: Vasiyetnamenin iptali davasında davacı vekili, mirasbırakanın nikahsız eşinin etkisi altında, hukuki ehliyeti olmaksızın veya yanılma, aldatma, korkutma, zorlama gibi irade sakatlığı halleriyle vasiyetname düzenlediğini ileri sürmüştür. İlk derece mahkemesi davayı iki kez reddederken, Yargıtay özel daireleri, mirasbırakanın vasiyetname tarihindeki ehliyet durumu ve vasiyetnamenin iradeyi sakatlayan nedenlerle yapılıp yapılmadığı hususlarında eksik inceleme yapıldığı veya hatalı değerlendirme olduğu gerekçesiyle kararları bozmuş, direnme üzerine dosya Hukuk Genel Kuruluna gelmiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2024/766 E.  ,  2025/751 K.
    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

    SAYISI : 2023/47 E., 2023/307 K.
    ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 28.11.2022 tarihli ve
    2022/3179 Esas, 2022/7220 Karar sayılı BOZMA kararı
    1. Taraflar arasındaki vasiyetnamenin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Isparta 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
    2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
    I. YARGILAMA SÜRECİ
    Davacı İstemi
    4. Davacı ... vasisi, 09.12.2014 tarihinde vefat eden mirasbırakan ...’ın, nikahsız yaşadığı ...’ın etkisi altında kalarak Isparta 3. Noterliğinin ... yevmiye sayılı ve 15.05.2013 tarihli vasiyetnamenin düzenlendiğini, vasiyetnamede belirtilen hususların gerçekleri yansıtmadığını, gerek kendisinin eşi olan davacı ...’ın saklı pay hakkı gerekse mirasçılıktan çıkarılma koşullarının oluşmadığını ileri sürerek vasiyetnamenin iptalini talep etmiştir.
    Davalı Cevabı
    5. Davalılar ..., ..., ... ve ..., duruşmada vasiyetnameye bir diyeceklerinin olmadıklarını beyan etmiş; davalı ... ise davacının murise karşı suç teşkil eden eylemlerde bulunması nedeniyle muris tarafından mirastan ıskat edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
    İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı
    6. Isparta 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 23.02.2016 tarihli ve 2015/3 45... /112 Karar sayılı kararı ile; vasiyetnamesinin iptaline ilişkin Isparta 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/168 Esas sayılı dosyası ile bu dosyadaki dava dilekçelerinde TMK'nın 557. maddesinde belirtilen iptal sebepleri ileri sürülmediği gibi vasiyetname ekindeki psikiyatristten alınan doktor raporuna göre de vasiyet edenin ehliyetinin tam olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı
    7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
    8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 19.03.2018 tarihli ve 2016/13770 Esas, 2018/2662 Karar sayılı kararı ile;
    "...Somut olayda;davacı vasisi tarafından sunulan dava dilekçesi sonrasında vasi tarafından vekil kılınan avukat aracılığı ile sunulan 08.12.2015 tarihli beyan dilekçesinde,vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte murisin ağır hasta olup iki kez geçirdiği rahatsızlık nedeni ile vücudunun büyük kısmının felçli olduğunu, murisin temyiz kudreti bulunmadığını ileri sürmüş olmakla,mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar ışığında bu iptal sebebine yönelik inceleme ve değerlendirme yapılması gerektiği kuşkusuzdur.
    2-Bundan ayrı olarak,davacının dava dilekçesinde ve aşamalardaki beyanlarında murisin söz konusu vasiyetnameyi davalılardan ...'nin etkisi altında kalarak yaptığı yönündeki beyanları noktasında ise,mahkemece yukarıda ifade edilen iptal nedenlerinden ikinci bentte belirtilen ''Vasiyetnamenin yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması'' yönünden de herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmadığı da açık olmakla,bu husus da doğru görülmemiş,bozmayı gerektirmiştir.
    Bu itibarla,davacının ehliyetsizlik ve vasiyetnamenin yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması iptal nedenlerine dayandığı gözetilmek suretiyle,gerekli inceleme ve araştırmalar yapılmak suretiyle sonucuna uygun hüküm tesisi gerekirken,eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş,bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
    9. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı ...’ın karar düzeltme talebinin reddine karar verilmiştir.
    İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı
    10. Isparta 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.12.2021 tarihli ve 2019/1 72... /364 Karar sayılı kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde adli tıp kurumu raporu ve tanık beyanları değerlendirildiğinde murisin vasiyetname tanzim tarihinde hukuki işlem ehliyetini haiz olduğu gibi vasiyetnamenin yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucu yapılmadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    11. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
    Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı
    12. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 28.11.2022 tarihli ve 2022/3179 Esas, 2022/7220 Karar sayılı kararı ile; "...Somut olayda davacı ..., Antalya 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/1388 Esas, 2013/1197 Karar sayılı ve 05.11.2013 tarihli kararı ile Türk Medeni Kanununun 407. maddesi gereğince kısıtlanmış; eşi ... ise vasisi olarak atanmıştır. UYAP sisteminden temin edilen Antalya 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/1388 Esas, 2013/1197 Karar sayılı 30.11.2015 tarihli ek karar ile vasinin görev süresinin hükümlünün (kısıtlının) yaklaşan tahliye tarihi gözetilerek tahliye tarihine kadar uzatılmasına karar verilmiş ise de tahliye tarihine ilişkin bir bilginin dosyada mevcut olmadığı anlaşılmıştır.
    Eldeki dava 29.06.2015 tarihinde, davacı kısıtlandıktan sonra, davacı (kısıtlı) ... adına vasisi tarafından açılmıştır. Ancak kısıtlı adına dava açılabilmesi için vesayet makamından alınmış husumete izin kararına dosyada rastlanmamıştır.
    Yargılama sırasında kısıtlılığın bir şekilde sona ermesi halinde ise dava, (fiil) ehliyetini kazanan kısıtlı tarafından takip edilebileceğinden bu durumda husumete izin alınmasına artık gerek yoktur. Ne var ki, davacı ...'ın hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûmiyetinden dolayı kısıtlandığı dosya kapsamından anlaşılmış ise de, kısıtlılık halinin devam edip etmediği anlaşılamamıştır. Türk Medeni Kanununun 471. maddesinde "Özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkûmiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet, hapis hâlinin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkar" hükmü düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre hükümlülükten dolayı vesayet altına alınan davacı ...'ın halen hapis hâlinin devam edip etmediğinin Sulh Hukuk Mahkemesi'nden ve Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan sorularak tespiti gerekmektedir. Davacının kısıtlılık hali sona ermiş ise, vasinin ve onun tayin ettiği vekilin görevi de sona erecektir.
    O halde mahkemece, davacının kısıtlılık durumu araştırılarak kısıtlılığın devam ettiğinin anlaşılması halinde, TMK'nın 462/8. maddesi uyarınca eldeki dava için vesayet makamından "husumete izin" kararı alınması ve anılan usuli işlem tamamlandıktan sonra işin esası bakımından bir karar verilmesi gerekirken, bahsedilen husus gözardı edilerek yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
    Ayrıca, mirasbırakan ...’ın (doğrusu ...) mirasçılık belgesi temin edilmeden karar verilmiştir. Ancak UYAP sisteminden temin edilen nüfus kaydına göre mirasbırakanın, davanın tarafları dışında ... ve ... isimli mirasçılarının bulunduğu; mirasçılıktan çıkarılan davacı ...’ın ise ... ve ... isimli çocuklarının bulunduğu anlaşılmıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle, mirasbırakan ...’ın mirasçılık belgesi temin edilerek davada taraf olmayan mirasçılarına ve davacının altsoyuna husumetin yöneltilmesi ile taraf teşkili sağlanması gerekmektedir.
    Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, iptali istenen vasiyetnameden ve mirasçılıktan çıkarmadan yararlanan kişilere husumet yöneltilmeden ve kısıtlı davacının husumete izin kararı temin edilmeden karar verilmiş olması nedenleriyle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir…” gerekçesiyle bozulmuştur.
    Direnme Kararı
    13. Isparta 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.11.2023 tarihli ve 2023/47 Esas, 2023/307 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesine ek olarak; tenkis isteminin dava dilekçesinde ve davanın hiç bir aşamasında bulunmadığı gibi hükmüne uyulan ve artık taraflar yararına usuli kazanılmış hak oluşturan Yargıtay bozma ilâmı uyarınca "mirasçılıktan çıkarmanın iptali" talebinin de artık davaya ithalinin mümkün olmadığı, bu davalarda davacının, tasarrufun iptal edilmesinde çıkarı bulunan mirasçı veya mirasçılar; davalı/davalıların ise ölüme bağlı tasarruftan yararlanan kişiler olduğu, ...'ın diğer mirasçıları ... ve ... vekili tarafından 31.08.2022 tarihli dahili dava dilekçesi verilmesiyle taraf teşkilinin sağlandığı, miras bırakan ...'ın ve yargılama sırasında vefat eden ... ile ...'ın veraset ilâmlarının dosya içinde bulunduğu, davacı asıl ...'ın bizzat 06.03.2020 tarihli celseye katılmakla cezaevinden fiilen tahliye olduğunun anlaşıldığı artık bu duruma ilişkin araştırma yapılmasının gerekmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
    Direnme Kararının Temyizi
    14.Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    II. UYUŞMAZLIK
    15. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; vasiyetnamenin iptaline ilişikin eldeki davada,
    1- Davacı ... yönünden TMK'nın 462/8. maddesi uyarınca vesayet makamından "husumete izin" kararı alınmasının gerekip gerekmediği,
    2- Miras bırakan ...'ın davada taraf olmayan mirasçılarına ve davacının alt soyuna husumet yöneltilmek suretiyle taraf teşkilinin sağlanmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.
    III. GEREKÇE
    A) Birinci uyuşmazlık yönünden yapılan inceleme
    16. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin açıklanmasında fayda bulunmaktadır.
    17. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 448. maddesinde, vasinin, vesayet altındaki kişiyi bütün hukukî işlemlerinde temsil edeceği; 462. maddesinin sekizinci bendinde de vasinin, vesayet makamından izin almak koşuluyla kısıtlı adına dava açabileceği hususları düzenlenmiştir. Dava ehliyeti, taraf sıfatı ve kanunî temsil 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesi uyarınca dava şartı olup aynı Kanunun 115/2. maddesi uyarınca da dava şartı eksikliğinin giderilmesi mümkündür.
    18. Eldeki dava davacı (kısıtlı) ...'ın 29.06.2015 tarihinde kısıtlanmasından sonra onun adına vasisi tarafından açılmıştır. Ancak kısıtlı adına dava açılabilmesi için vesayet makamından alınması gereken husumet izinine dosyada rastlanmamıştır.
    19. Dava kapsamına göre davacı ...'ın hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûmiyetinden dolayı kısıtlandığı, bunun yanında 08.12.2015, 26.01.20 16... .02.2016 tarihli duruşmalara bizzat katılmış ise de bu durumun kısıtlılığın kalktığına delalet etmediği ve kısıtlılık hâlinin devam edip etmediğinin dosya kapsamından tam olarak anlaşılamadığı görülmektedir. Türk Medeni Kanununun 471. maddesinde "Özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkûmiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet, hapis hâlinin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkar" hükmü düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre hükümlülükten dolayı vesayet altına alınan davacı ...'ın hâlen hapis hâlinin devam edip etmediğinin Sulh Hukuk Mahkemesinden ve Cumhuriyet Başsavcılığından sorularak tespiti gerekmektedir. Davacının kısıtlılık hâli sona ermiş ise dava (fiil) ehliyetini kazanan kısıtlı tarafından takip edilebileceğinden husumete izin alınmasına artık gerek yoktur.
    20. Bu durumda Özel Dairece de belirtildiği üzere, hükümlülükten dolayı vesayet altına alınan davacı ...'ın hâlen hapis hâlinin devam edip etmediğinin vesayet makamı ve Cumhuriyet Başsavcılığından sorularak tespiti gerekmektedir.
    21. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davacının duruşmalarda hazır bulunmasının hapis hâlinin sona ermesine dayandığı, buna bağlı olarak kısıtlılık sona erdiği için husumete izin kararı alınmasına gerek kalmadığı, direnme kararının bu yönü ile onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüşler açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
    22. Hâl böyle olunca, birinci uyuşmazlık yönünden Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır.
    B) İkinci uyuşmazlık yönünden yapılan inceleme
    23. Bu uyuşmazlığın çözümü için öncelikle vasiyetnamenin iptali davalarında taraf teşkili hususunda yasal düzenlemelerin açıklanmasında fayda bulunmaktadır.
    24. Taraf sıfatı bir başka deyişle husumet ehliyeti kavramı dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, "aktif husumeti", davalı sıfatı ise "pasif husumeti" karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyor ise o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Taraf sıfatının bu anlamda önemli özelliği ise def'i değil itiraz niteliğinde olması nedeniyle taraflarca süreye ve davanın aşamasına bakılmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve taraflar ileri sürmemiş olsa bile mahkemece resen nazara alınmasıdır. 6100 sayılı HMK'nun 114/1-d maddesi gereğince (çekişmeli yargı işlerinde) taraf teşkili dava şartı olduğundan, HMK'nun 115. maddesinin 1. 2. ve 3. fıkrasında açıklanan dava şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması gerekir.
    25. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesinde düzenlenen “Hukuki dinlenilme hakkı” iddia ve savunmada bulunma hakkından daha geniş olarak ve Anayasanın 36. maddesine uygun bir düzenlemedir. Buna göre davanın taraflarının yargılama ile ilgili bilgi sahibi olma, açıklama ve ispat hakkı bulunmaktadır. Maddenin gerekçesinde açıklandığı üzere bu hak Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. İddia ve savunma hakkı olarak da bilinen bu hak, tarafların yargılama konusunda tam bilgi sahibi olmalarını, açıklama ve ispat hakkını tam ve eşit olarak kullanabilmelerini, yargı organlarının da bu açıklamaları dikkate alarak gereği gibi değerlendirme yapıp karar vermelerini zorunlu kılmaktadır. Hakim tarafları dinlemeden veya açıklama ve ispat hakkını kullanmaları için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez (YHGK'nın 2009/52 Esas, 2009/105 Karar sayılı kararı).
    26. Vasiyetnamenin iptali, mirasçılıktan çıkarmanın iptali ve tenkisi davaları, ölüme bağlı tasarrufun iptal edilmesinde çıkarı olan mirasçı tarafından, ölüme bağlı tasarruftan yararlanan kişilere karşı açılabilecektir. Bu davalarda mahkemenin öncelikle yapması gereken; taraf teşkilini sağlamaktır.
    27. Dosyada veraset ilâmları yönünden bir eksiklik bulunmamaktadır. Somut olayda davalı ... mahkemece karar verildikten sonra ölmüş, dosyaya sunulan veraset ilâmına göre mirasçıları ... ve ... vekili tarafından 31.08.2022 tarihli dahili dava dilekçesi sunulmasıyla taraf teşkili sağlanmıştır.
    28. Eldeki dava hem vasiyetnamenin iptaline hem de aynı vasiyetnamede yapılan mirastan ıskatın iptaline ilişkin olduğundan gelinen aşamada mirasçılıktan çıkarma hâlinde taraf teşkili hususunun açıklanması gerekmektedir.
    29. Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemiş ise ya da mirasbırakana veya ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemiş ise mirasbırakan yapacağı ölüme bağlı tasarrufla saklı paylı mirasçısını mirasçılıktan çıkartabilir. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 511. maddesinin 2. fıkrası uyarınca mirasbırakan başka türlü tasarrufta bulunmuş olmadıkça, mirasçılıktan çıkarılan kimsenin miras payı, o kimse mirasbırakandan önce ölmüş gibi mirasçılıktan çıkarılanın varsa altsoyuna, yoksa mirasbırakanın yasal mirasçılarına kalacağı, aynı maddenin 3. fıkrasında ise mirasçılıktan çıkarılan kimsenin altsoyunun, o kimse mirasbırakandan önce ölmüş gibi saklı payını isteyebileceği düzenlenmiştir. Bu yasal hüküm gereği, davada husumetin çıkarmadan ve vasiyetnameden yararlananlara yöneltilmesi zorunludur. O hâlde açıklanan hüküm gözönünde tutularak; davacının altsoyuna husumetin yöneltilmesi, göstermeleri hâlinde delillerinin toplanması ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuç uyarınca karar verilmesi gerekmektedir.
    30. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde; direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen gerekçelerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul Çoğunluğunca benimsenmemiştir.
    31. O hâlde davacının alt soyunun davada taraf olarak yer alması gerekli olup mahkemece bu husus gözetilerek taraf teşkilinin sağlanması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
    32. Hâl böyle olunca, ikinci uyuşmazlık yönünden direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır.
    IV. KARAR
    Açıklanan sebeplerle;
    I- Birinci uyuşmazlık yönünden direnme kararının (A) bendinde açıklandığı gibi Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA oy çokluğuyla,
    II- İkinci uyuşmazlık yönünden direnme kararının (B) bendinde açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA oy çokluğuyla,
    İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
    Aynı Kanun'un Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
    26.11.2025 tarihinde karar verildi.
    ''K A R Ş I O Y''
    Dava 29.06.20155 tarihinde açılmış olup davacı ilk duruşmanın yapıldığı 08.12.2015 tarihinde yapılan duruşma ile 26.01.2016 tarihinde yapılan duruşma ve mahkemece karar verilen 23.02.2016 tarihli duruşmalara bizzat katılmıştır. Yine ilk bozma kararı sonrası ancak son bozma kararı öncesi yapılan duruşmalardan dördüne de davacı bizzat katılmıştır.
    Davacı vasisi tarafından kısıtlı adına dava açılmış ise de adına dava açılan kişi sonrasında 7 ayrı duruşmada hazır bulunduğundan kişinin cezaevinden tahliye olup hapis hâlinin sona erdiği açıkça anlaşılmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kısıtlılığın sona ermesi için bihakkın tahliye olmayı değil hapis hâlinin sona ermesini öngördüğünden şartla tahliye hâlinde de kısıtlılık hâli sona ermektedir.
    Nitekim dava dilekçesine örneği eklenen Isparta 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/168 Esas, 2015/431 Karar sayılı dosyasında verilen kararda, tahliye tarihlerinin sorulduğu, gelen yazı cevabına göre davacının 23.10.2013’te cezaevine girdiği, bihakkın tahliye tarihinin 09.01.2018 olduğu ancak 04.05.2015’de Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne sevkedilmesine karar verildiği hususları açıkça belirtilmiştir.
    Davacının 08.12.2015 tarihinden itibaren yapılan ve karar verilen son duruşma dahil üç duruşmaya da bizzat katılması, dava dilekçesi ekinde örneği sunulan mahkeme kararında bihakkın tahliye tarihinin dahi 09.01.2018 tarihinde dolacağının belirtilmesi birlikte değerlendirildiğinde davacının duruşmalarda hazır bulunmasının hapis hâlinin sona ermesine dayandığı açıkça anlaşılmaktadır. İlk bozma kararının verildiği tarihte dahi bihakkın tahliye tarihi dolmuş ve hapis hâlinin sona ermesi ile ilgili hiç bir tereddüt kalmamış iken kısıtlılığın sona erip ermediği yönünden bir araştırma yapılmasına da gerek bulunmamaktadır.
    Hapis hâli ve buna bağlı olarak kısıtlılık sona erdiği için sulh hukuk mahkemesinden dava açmak için husumete izin kararı alınmasına da gerek kalmamış olup davacı kısıtlılık hâli sona erdikten sonra açılan davayı sürdürme iradesini ortaya koyduğundan bu yönden de davanın görülebilmesi için bir engel bulunmamaktadır.
    Dosyada davacı yönünden geçerli vekâletname mevcut olup bu yönden de tamamlanması gereken bir eksiklik yoktur. Kaldı ki kısıtlı adına vasi tarafından vekâletname verilmiş olsa bile kısıtlılığın sona ermesi ile vekâlet görevinin de sona ereceği ve yeni bir vekâletname sunulması gerektiği sonucuna varılamaz. Zira bu hâlde dahi vekâletname kısıtlıyı temsilen verilmiş olduğundan kısıtlılığın sona ermesi vekâlet ilişkisini sona erdirmeyecektir.
    Dosyada veraset ilâmları yönünden de bir eksiklik bulunmamaktadır. Zira bozma kararının verildiği tarihten önce dosyaya sunulan mirasçılık belgeleri murisin mirasçılarını açıkça ortaya koymaktadır.
    Davalı ... mahkemece karar verildikten sonra ölmüş olup mirasçıları ... ve ... yönünden bozma kararı verilmeden önce vekâletname sunularak bu yönden tamamlanması gereken taraf teşkili eksikliği kalmamış olduğundan dosyada bu yönden de bir eksiklik yoktur.
    Yukarıda açıklanan hususlar bakımından dosyada bir eksiklik bulunmadığı için önceki hükümde direnilmesi uygundur.
    Ancak açılan dava hem vasiyetnamenin iptaline hem de aynı vasiyetnamede yapılan mirastan ıskata ilişkin olduğundan, davacı alt soyunun davada taraf olarak yer alması gerekmekte olup bu hususa değinen bozma kararına uyularak taraf teşkilinin sağlanması gerekirken bu bozma nedenine uyulmayarak önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
    Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün sadece bu nedenle olmak üzere bozulması gerektiği için değişik bozma yapılması gerekmektedir. Bu nedene dayalı değişik bozma yapılması gerektiği ve ... mirasçıları yönünden taraf teşkili eksikliği kalmadığı yönünden Değerli Çoğunluk görüşü ile aramızda görüş farklılığı yok ise de yukarıda direnmenin uygun olduğunu belirttiğim diğer nedenler bakımından bozma yönünde oluşan Değerli Çoğunluk görüşüne katılamıyorum.