6831 sayılı Orman Kanununun 2/b maddesi kapsamında orman dışına çıkarılan taşınmazın tapu kaydına şerh verilmesi davasında Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına ilişkin Hukuk Genel Kurulu incelemesi.
Özet: Orman vasfını yitirmiş ve 6831 sayılı Kanunun 2/b maddesi uyarınca orman dışına çıkarılarak hazine adına tescil edilmiş bir taşınmazın tapu kaydına bu durumun şerh düşülmesi ve davacının 30.12.2011 öncesinden beri zilyetliğinin belirtilmesi talebiyle açılan davada; ilk derece mahkemesi 2/b şerhini kabul ederken zilyetlik talebini reddetmiştir. Bölge adliye mahkemesi, davalı hazinenin istinafını reddedip davacınınkini kısmen kabul ederek ilk kararı kaldırıp 2/b şerhi ve vekalet ücretine hükmetmiştir. Davalı hazinenin temyizi üzerine Yargıtay özel dairesi kararı bozmuş, ancak bölge adliye mahkemesi bu bozma kararına direnmiştir. Mevcut uyuşmazlık, 2/b şerhi talebinin kabul edilip edilemeyeceği ve önceki yargılama süreçlerindeki kararların usul ve yasaya uygun olup olmadığı ekseninde Hukuk Genel Kurulu önüne gelmiştir.

MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1908 E., 2023/68 K.ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 30.06.2022 tarihli ve 2021/6415 Esas, 2022/6446 Karar sayılı BOZMA kararıTaraflar arasındaki dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi ile ormandan çıkartılan yer olduğu hususunun tapuya şerh verilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin çekişmeli Antalya ili ... ilçesi ... Mahallesi 281 51... parsel sayılı 246,68 m² (eski ... 1649 parsel 256 m²) yüzölçümlü olarak arsa vasfıyla Hazine adına tapuda kayıtlı olan taşınmazın zilyedi olduğunu, dava konusu yer hakkında kadastro tespitine itiraz davası açıldığını, davalı Hazinenin bu davaya söz konusu yerin 2/B arazisi olduğundan bahisle dahil olduğunu, Antalya Kadastro Mahkemesince taşınmazın evveliyatının kesinleşmiş orman sınırları içinde kaldığı ve 1976 yılında ormandan Hazine adına çıkarıldığı gerekçesiyle Hazine adına tesciline karar verildiğini, kararın deracattan geçerek kesinleştiğini, müvekkilinin 6292 sayılı Kanun uyarınca yeri satın almak istediğini, ancak tapu kaydında 2/B şerhi olmadığı için satışının yapılamadığını ileri sürerek dava konusu taşınmazın Orman Kanunu'nun 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılan yerlerden olduğunun ve 30.12.2011 öncesinden beri müvekkilinin zilyetliğinde bulunduğunun tapu kaydına şerh verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; kadastro işleminin idari bir tasarruf olmasından dolayı bu konuda mahkemece idareyi zorlayıcı nitelikte bir karar verilemeyeceğini, davacının idareye başvurarak verilecek cevaba karşı idari işlemin iptali yönünden idari yargıda dava açma hakkının bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin 18.10.2017 tarihli ve 2016/189 Esas, 2017/399 Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazın Antalya Kadastro Mahkemesinin kesinleşen ilâmına göre 1976 yılında 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığının sabit olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 281 51... parsel sayılı taşınmazın tapu kaydına "6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca hazine adına orman sınırları dışına çıkartılan yerdir" şerhinin yazılmasına, davacının zilyetlik şerhi verilmesi talebinin ise reddine karar verilmiştir.IV. İSTİNAFA. İstinaf Yoluna Başvuranlarİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.B. Gerekçe ve SonuçBölge Adliye Mahkemesinin 06.02.2019 tarihli ve 2018/16 Esas, 2019/9 Karar sayılı kararıyla; davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun ise vekâlet ücreti yönünden kabulüyle, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne, dava konusu 281 51... parsel sayılı taşınmazın tapu kaydına "6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca Hazine adına Orman sınırları dışına çıkartılan yerdir" şerhinin yazılmasına, davacının İlk Derece Mahkemesindeki yargılamada kendisini vekille temsil ettirmesi nedeniyle hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 10.643,76 TL nispi vekâlet ücretinin davalı Hazineden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısıyla belirtilen kararı ile; "...Tüm dosya kapsamı, bilirkişi raporları ve aynı bölgeye ait Dairemizin temyiz incelemesinden geçen diğer dosyalardaki tahdit evraklarından çekişmeli taşınmazın 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre ilk kez 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman sınırları içinde bulunduğu, Vakıflar İdaresinin ... Vakfına ait tapu kaydına dayanarak 1942 tahdidine itiraz etmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığının hakem sıfatıyla verdiği 19.12.1947 tarihli ve 208 sayılı iptal kararının sadece vakfın tapulu taşınmazlarına ilişkin olduğu, bu itibarla Vakıf tapusu kapsamı dışında kalan taşınmazlar yönünden tahdidin kesinleştiği ve geçerliliğini sürdürdüğü, 1952 yılında makiye tefrik çalışmalarının yapıldığı, makiye tefrik işleminin bir tespit niteliğinde olup orman sınırları dışına çıkarma işlemi olmadığı, bu hususa 30.04.2010 tarihli ve 2004/1 Esas, 2010/1 Karar sayılı İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında “3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp orman tahdidi içinde kaldığı kesinleşen, ancak, tapuya tescil edilmeyen yerlerde 5653 sayılı Kanun ile değişik 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre maki komisyonlarının yaptığı işlemlerin bir tespit niteliği taşıdığına, teknik ve hukuki anlamda orman kadastro (tahdit) sınırı dışına çıkarma işlemi olmadığına” şeklinde de işaret edildiği, 1976 yılında orman kadastro komisyonunca “Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığının 19.12.1947 tarihli ve 208 nolu hakem kararı gereğince eski tahdit hattı iptal edilen Devlet ormanının tekrar kadastrosu yapılmak üzere” nitelendirilmesiyle 03.06.1976 tarihli işe başlama tutanağı ile orman kadastrosuna başlanıldığı, bu çalışma kapsamında 1942 yılında yapılan orman tahdidinin tamamen iptal edildiği kabul edildiğinden, önce çekişmeli taşınmazın orman olarak sınırlandırıldığı, daha sonra 14.07.1976 tarihinde II nolu parsel sahası olarak 1744 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı, tahdit ve 2. madde uygulamasının 15.07.1976 tarihinde ilan edildiği, süresi içinde itiraz edilmesi üzerine itirazları inceleme komisyonunca 09.11.1976 tarihli itirazları inceleme tutanağında belirtildiği üzere “2 nolu parselin 6831 sayılı Orman Kanun'un 1. maddesinin istisna fıkraları hükmüne giren yerlerden olduğu tespit edildiğinden, 2 nolu parsel ile içerisinde mevcut itirazlı sahanın 6831 sayılı Kanun'un orman saymadığı yerlerden olarak orman sınırları dışında bırakılmasına ve ekip tarafından yapılan işlemin bu şekilde düzeltilmesine” karar verilmek suretiyle orman sınırları dışında orman sayılmayan yerde bırakıldığı, söz konusu komisyon tutanağının 09.12.1976 tarihinde ilan edildiği, daha sonra 1989 yılında yapılan orman kadastrosu ve 2/B çalışmalarına konu edilmediği, yapılan işlemlerin ilanından sonra ilan tarihlerinde yürürlükte bulunan kanunlardaki hak düşürücü sürelerin de geçmesiyle kesinleştiği anlaşılmaktadır. Açıklanan orman kadastro çalışmaları ışığında dava konusu parselin içinde bulunduğu anlaşılan II nolu parselin, itirazları inceleme komisyonunca önceki ekip çalışmasının düzeltilmesine karar verilmiş olması nedeniyle 2. madde ile orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olmadığı ve daha sonra 1989 yılında yapılan çalışmalarda 2/B uygulamasına da konu edilmediği anlaşılmakta olup, çekişmeli taşınmazın hükmen tesciline ilişkin mahkeme kararının hüküm fıkrasında belirtilmeyen, ancak gerekçe kısmında yer verilen taşınmazın 2. madde ya da 2/B alanında olduğu yönündeki belirlemenin kesin hüküm olarak değerlendirilmesi de hukuken mümkün bulunmamaktadır. Zira, kesin hükmün varlığı için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davadaki hüküm fıkrası ile diğer davadaki talep sonucunun aynı olması gerektiği gibi; kesin hükümle bağlılık, kural olarak hüküm fıkrasına münhasırdır ve gerekçeye sirayet etmez.Hal böyle olunca; davada taleplerden birinin tapu kaydının beyanlar hanesine 2/B şerhi verilmesine yönelik olduğu ve taşınmazın 2. madde kapsamında veya 2/B alanında kalmadığı anlaşıldığına göre Bölge Adliye Mahkemesince bu hususlar dikkate alınarak taşınmazın 2/B ile orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olduğuna ilişkin şerh verilmesi yönündeki talebin reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle yazılı şekilde anılan talep yönünden davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. Kabule göre de; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından istinaf istemiyle önüne gelen dosya ve karar bir bütün olarak değerlendirilerek, davanın hangi kısmı ile ilgili olursa olsun, İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının düzeltilmesi de dahil istinaf isteminin kısmen bile kabulüne karar verilecek olsa dahi, şayet yeniden hüküm kurulacak ise, İlk Derece Mahkemesi kararının tamamen kaldırılması ve tüm hükümlerin yeniden kurulması gerekir. Bölge Adliye Mahkemeleri, bir yandan hukuki denetim yapan mahkemeler iken diğer yandan vakıa incelemesi de yapan mahkemelerdir. İlk Derece Mahkemelerince yapılan vakıa incelemesi Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yerinde bulunmadığı takdirde İlk Derece Mahkemesi kararı bütünüyle ortadan kaldırılmalı ve infazda tereddüt oluşturmayacak şekilde yeniden bir hüküm kurulmalıdır. Bu doğrultuda; davacının istinaf taleplerinin vekalet yönünden kabul edilmek suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulması sırasında; davacının zilyetlik şerhi talebiyle ilgili hüküm kurulmamış olması yukarıda belirtilen ilke çerçevesinde doğru olmamıştır..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme KararıBölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; çekişmeli taşınmazın 1942 yılında yapılan tahditte orman sınırı içinde kaldığı, 1976 yılında yapılan işlemin aplikasyon kabul edilerek yine orman tahdidi içinde olduğu ve 1961 yılından önce nitelik yitirdiği kabul edilerek Hazine adına P.II No.lu blok parseli içerisinde orman dışına çıkarıldığı, itirazları inceleme komisyonunun yalnızca kendisine gelen itirazlar yönünden karar vermesi gerekirken poligonun tamamı yönünden karar vermesinin geçerli olmayacağı gibi 1942 yılında yapılan tahdidin kesinleştiği ve içerisinde kalan taşınmazların 6831 sayılı Kanun'un 1. maddesinin istisnai fıkraları uyarınca orman dışında ziraat arazisi olarak bırakma yetkisi bulunmadığından yapılan işlemin yok hükmünde olduğu, ayrıca Kadastro Mahkemesinde taşınmazın öncesi ve niteliğine yönelik kabulün tarafları bağlayacağı, bu nedenle adalete duyulan güvenin sarsılmaması ve aynı durumdaki kişilerin aynı hukuki durumu elde etmesi gereği nazara alındığında taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 1744 sayılı Kanun'la değişik 2. maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı kabul edilerek bu hususun tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesi gerektiği, ancak zilyetlik şerhi verilmesi ile ilgili hüküm kurulması yönünden bozmaya uyulduğu gerekçesiyle önceki hükümde kısmen direnilmesine kararı verilmiştir.VI. TEMYİZA. Temyiz Yoluna BaşvuranlarBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili, davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olduğunu, ancak davacının 30.12.2011 tarihinden de önce kullanıcı olduğu saptandığına göre bu yöndeki talebin de kabulüne karar verilmesi ve nisbi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.2. Davalı Hazine vekili, dava konusu taşınmazın orman tahdit uygulamalarında Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan alanda kalmadığını, Maliye Hazinesinin taşınmazın maliki olması nedeniyle eldeki davada yasal hasım olarak yer aldığından aleyhine yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasalara aykırı olduğunu belirterek hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.C. UyuşmazlıkDirenme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi ile orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre bu hususun tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.D. Gerekçe1. İlgili Hukuk1. 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2/B maddesi. 2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 30.04.2010 tarihli ve 2004/1 Esas, 2010/1 Karar sayılı kararı. 2. Değerlendirme 1. Büyük bir öneme sahip olan ormanların korunması ve geliştirilmesi 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 169. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan madde uyarınca Devlet, ormanların korunması ve sahaların genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerine yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının hepsi devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdendir, bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.2. Diğer yandan ormanların hukuki durumu Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren yürürlüğe giren özel kanunlar ile de düzenleme altına alınmıştır. 1937 tarihli 3116 sayılı Orman Kanunu, Cumhuriyet döneminin ormanlarla ilgili ilk toplu mevzuatı olarak yürürlüğe girmiştir. Ormanın hukuki tanımı ilk defa bu Kanun'da yapılmış, 1938 yılında 3444 sayılı Kanun ile bazı maddeleri değiştirilmiş, 1945 yılında da 4785 sayılı Kanun ile orman tanımının yer aldığı 1. maddesinde değişiklik yapılarak Devlet Ormanları dışındaki özel ormanların bazı istisnalar hariç olmak üzere devletleştirilmesi esası getirilmiştir.3. 08.02.1937 tarihli 3116 sayılı Orman Kanunu'nun 1. maddesinde orman; "Bu kanunun tatbikinde kendi kendine yetişmiş veya emekle yetiştirilmiş olup da herhangi bir çeşit orman hasılatı veren ağaç ve ağaççıkların toplu halleri yerlerile beraber orman sayılır" şeklinde, 24.03.1950 tarihli 5653 sayılı Kanun ile değişik 1. maddesinde ise; "Kendi kendine yetişmiş veya emekle yetiştirilmiş olup her hangi bir çeşit orman hasılatı veren ağaç ve ağaççıkların toplu halleri yerleriyle birlikte orman sayılır" şeklinde tanımlanmıştır. 31.08.1956 tarihli 6831 sayılı Orman Kanunu'nda da orman tanımına yer verilmiştir. Buna göre orman; "Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır" şeklinde tanımlanarak maddenin kapsamı daha da genişletilmiştir.4. Ülkemizde orman kadastrosuyla ilgili olarak da ilk kez 3116 sayılı Orman Kanunu'nda düzenleme yapıldığı görülmektedir. Kanun'un ilk dört maddesinde yer verilen ormanın tarifi, taksimi ve murakabesine ilişkin düzenlemelerden sonra 5. maddesinde "ormanların sınırlanması" başlığı altında orman sınırlarını belirleme işlemlerinin, 2. fıkrada ne şekilde oluşturulacağı açıkça belirtilen tahdit komisyonları tarafından yapılacağı, devam eden maddelerde komisyonların yaptıkları tahdit işlerini bir defter üzerinde tespit edecekleri, tahdit mazbata hülasalarının Resmî Gazete'de ilan edileceği, hududu gösteren kroki de dahil olduğu hâlde bunların birer suretinin alakalı belde ve köylerin münasip yerlerine talik olunacağı, asılma tarihinin belediyelerde belediye encümenlerinin, köylerde ise ihtiyar heyetlerinin tasdik edecekleri vesika ile tevsik olunacağı ve bu talikin şahsen tebliğ hükmünü taşıyacağı, ayrıca tahdit komisyonlarının kanunun tatbikatından itibaren her yıl en az 250 bin hektar orman üzerinde çalışmaları, sınırlama ve ayırma işinin nihayet beş sene içinde ikmalinin mecburi olduğu öngörülmüştür. Yine aynı Kanun'un 47. maddesinde umuma mahsus ormanların sınırlama işinin dahi 5. maddede yazılı tahdit komisyonları tarafından yapılacağı, hususi ormanlar bakımından ise sınırlama ve harita işlemlerinin 63... . maddelerde açıklanan usullere uygun olarak orman sahipleri tarafından yapılacağı hüküm altına alınmıştır.5. 3116 sayılı Orman Kanunu ile 5653 sayılı Kanun'u yürürlükten kaldıran 6831 sayılı Orman Kanunu ise 08.09.1956 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş, bu Kanun'da ormanın tanımı yanında orman sayılmayan yerler de gösterilmiştir. 1973 yılında ise 1744 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerle 15.10.1961 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş alanların orman sınırı dışına çıkartılmasına olanak sağlanmıştır. Bu yasal düzenleme nedeniyle genel anlamda 2/B olarak bilinen bu uygulamalar ilerleyen yıllarda 28 96... sayılı Kanun'larla bazı değişikliklere uğrayarak günümüze kadar süre gelmiştir. Son düzenleme olan 3302 sayılı Kanun ile orman niteliğini kaybetmeye esas teşkil eden tarih 31.12.1981 olarak belirlenmiştir.6. Nitekim Anayasa'nın 169. maddesinin 4. fıkrasında "Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz" hükmüne; 170. maddenin 1. fıkrasında da "Ormanlar içinde veya bitişiğindeki köyler halkının kalkındırılması, ormanların ve bütünlüğünün korunması bakımlarından, ormanın gözetilmesi ve işletilmesinde Devletle bu halkın işbirliğini sağlayıcı tedbirlerle, 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerlerin değerlendirilmesi; bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerlerin tespiti ve orman sınırları dışına çıkartılması; orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen bu yerlere yerleştirilmesi için Devlet eliyle anılan yerlerin ihya edilerek bu halkın yararlanmasına tahsisi kanunla düzenlenir" hükmüne yer verilmiştir.7. Özü itibariyle bir kadastro çalışması olarak görülen 2/B uygulaması, yani orman vasfını yitiren alanların orman sınırları dışına çıkarılması bir idari işlem niteliğini taşımaktadır. Bu uygulama sayesinde orman niteliğini kaybeden yerlerin atıl kalmasının önlenmesi yanında orman halkının kalkındırılmasının da amaçlandığı anlaşılmaktadır..8. Bu aşamada 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışarısına çıkarılan yerlerin kullanım kadastrosu ile şayet var ise muhtesatın kime ait olduğunun belirlenmesi işlemlerine ilişkin mevzuatla birlikte 19.04.2012 tarihinde kabul edilen 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Degerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun (6292 sayılı Kanun) hükümlerine değinilmesi önem arz etmektedir.9. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'na 15.01.2009 tarihli ve 5831 sayılı Kanun’un 8. maddesi ile eklenen Ek 4. maddesinin 1. fıkrasında, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 20.06.1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanun'la değişik 2. maddesi ile 23.09.1983 tarihli ve 2896 sayılı, 05.06.1986 tarihli ve 3302 sayılı Kanun'larla değişik 2. maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle, bu Kanun'un 11. maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edileceği hükme bağlanmıştır.10. "Kullanım kadastrosu" olarak isimlendirilen bu çalışmanın amacı, 2/B sahalarını fiili kullanım durumlarını dikkate alarak parsellere ayırmak ve bu taşınmazları 2/B alanı olarak Hazine adına tescil ederken, taşınmazlar üzerinde fiili kullanımı bulunanları ve muhdesatları tespit ederek tapunun beyanlar hanesinde göstermektir.11. 6292 sayılı Kanun’un 1. maddesinde Kanun’un amacı; 31.08.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2. maddesi gereğince, Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi, yeni orman alanlarının oluşturulması, nakline karar verilen Devlet ormanları içinde veya bitişiğinde bulunan köyler halkının yerleştirilmesi ve orman köylülerinin kalkındırılmasının desteklenmesi ile Hazineye ait tarım arazilerinin satışına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi olarak ifade edilmiş, 6831 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler ile Hazineye ait tarım arazileri hakkında uygulanacağı açıklanmıştır.12. 6292 sayılı Kanun’un 6. maddesinde yer alan hükümlere göre de; 2/B alanlarında bulunan taşınmazlar hakkında, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce düzenlenen veya bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten sonra düzenlenecek güncelleme listelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş mahkeme kararlarına göre oluşturulacak tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre taşınmazların 31.12.2011 tarihinden önce veya sonra kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın sahibi olarak gösterilen ve hak sahibi sayılan kişilerin, 6292 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 26.04.2012 tarihinden itibaren idareye başvurmaları sağlanarak, bu şekilde hak sahibi kişilerin mağduriyetlerinin önlenmesi ve bu taşınmazların da değerlendirilmelerine imkân sağlanması amaçlanmıştır.13. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede ilk orman kadastrosunun 3116 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre 1942 yılında yapıldığı ve taşınmazın orman sınırları içinde kaldığı konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Vakıflar İdaresi tarafından ... Vakfına ait tapu kaydına dayanılarak 1942 yılında yapılan tahdide itiraz edilmiş ise de Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığının hakem sıfatıyla verdiği 19.12.1947 tarihli ve 208 sayılı kararında sadece vakfın tapulu taşınmazları kapsamında kalan yerlere ilişkin olarak 8 Numaralı Orman Tahdit Komisyonu kararının iptal edilerek, bu yerlerin eskisi gibi Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tesciline karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla Vakıf tapusu kapsamı dışında kalan taşınmazlar yönünden tahdidin kesinleştiği ve geçerliliğini sürdürdüğü, 1952 yılında ise makiye tefrik çalışmalarının yapıldığı, makiye tefrik işleminin bir tespit niteliğinde olup orman sınırları dışına çıkarma işlemi olmadığı, bu husus bakımından Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 30.04.2010 tarihli ve 2004/1 Esas, 2010/1 Karar sayılı kararında açık şekilde “...3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp orman tahdidi içinde kaldığı kesinleşen, ancak, tapuya tescil edilmeyen yerlerde 5653 sayılı Kanun ile değişik 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre maki komisyonlarının yaptığı işlemlerin bir tespit niteliği taşıdığına, teknik ve hukuki anlamda orman kadastro (tahdit) sınırı dışına çıkarma işlemi olmadığına...” karar verildiği görülmektedir.14. Vakıflar Genel Müdürlüğünün itirazı nedeniyle verilen karar üzerine 1976 yılında orman kadastro komisyonunca "Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığının 19.12.1947 tarihli ve 208 nolu hakem kararı gereğince eski tahdit hattı iptal edilen Devlet ormanının tekrar kadastrosu yapılmak üzere" nitelendirilmesiyle 03.06.1976 tarihli işe başlama tutanağı ile orman kadastrosuna başlanılmış ve bu çalışma kapsamında 1942 yılında yapılan orman tahdidi sanki tamamen iptal edilmiş gibi kabul edilerek önce her iki çekişmeli taşınmazın da orman olarak sınırlandırıldığı, daha sonra 14.07.1976 tarihinde II No.lu parsel sahası olarak 1744 sayılı 6831 sayılı Kanun'un Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanun'a 3 Ek Madde ile Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun'un (1744 sayılı Kanun) 2. maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı, tahdit ve 2. madde uygulamasının 15.07.1976 tarihinde ilan edildiği, bu çalışmaya süresi içinde itiraz edilmesi üzerine komisyonca 09.11.1976 tarihli itirazları inceleme tutanağında belirtildiği üzere “2 nolu parselin 6831 sayılı Kanun'un 1 inci maddesinin istisna fıkraları hükmüne giren yerlerden olduğu tespit edildiğinden, 2 nolu parsel ile içerisinde mevcut itirazlı sahanın 6831 sayılı Kanun'un orman saymadığı yerlerden olarak orman sınırları dışında bırakılmasına ve ekip tarafından yapılan işlemin bu şekilde düzeltilmesine” karar verilmek suretiyle orman sınırları dışında orman sayılmayan yerde bırakıldığı, söz konusu itiraz komisyon tutanağının 09.12.1976 tarihinde ilan edildiği, daha sonra 1989 yılında yapılan orman kadastrosu ve 2/B çalışmalarına ise dava konusu taşınmazın konu edilmediği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.15. Bu kapsamda; yapılan orman tahdidinin sadece Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanının hakem sıfatıyla verdiği 19.12.1947 tarihli ve 208 sayılı kararla Vakıflar İdaresinin dayandığı ... Vakfına ait tapulu taşınmazlar yönünden iptal edildiği, vakıf tapusu kapsamı dışında kalan orman tahdidinin hâlen geçerliliğini sürdürdüğü, orman kadastro çalışmaları ışığında dava konusu parselin içinde bulunduğu anlaşılan II No.lu parselin itirazları inceleme komisyonunca önceki ekip çalışmasının düzeltilmesine karar verilmiş olması nedeniyle 2. madde ile orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olmadığı ve 1989 yılında yapılan çalışmalarda 2/B uygulamasına da konu edilmediği açıktır. Çekişmeli taşınmazın hükmen tesciline ilişkin mahkeme kararı incelendiğinde ise hüküm fıkrasında belirtilmeyen, ancak gerekçe kısmında yer verilen ve taşınmazın 2. madde ya da 2/B alanında olduğu yönündeki belirlemenin kesin hüküm olarak değerlendirilmesinin hukuken mümkün olmadığı, ayrıca 1942 yılından beri orman sınırları içinde olan bir taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2. veya 2/B maddesi gereği orman sınırları dışına çıkarılmasının ancak idarece usulüne uygun şekilde yapılacak işlemle mümkün olduğu, idarenin yaptığı bir tasarruf olmadan mahkemelerin orman sınırı içinde kalan bir taşınmazı orman sınırı dışına çıkarmasının teknik olarak mümkün olmadığı, somut olayda her ne kadar 1976 yılında 7 numaralı orman kadastro komisyonu taşınmazları Hazine adına orman sınırı dışına çıkarmışsa da işleme itiraz edilmesi üzerine aynı komisyonun bu işlemi iptal ettiği sonra da taşınmazları orman sınırı dışında bıraktığı, dolayısıyla çekişmeli taşınmazlar bakımından ayakta olan 2. madde çalışmasından söz edilemeyeceği, kesinleşen orman tahdidi içinde kalan bir taşınmazın orman sınırı dışında yani ziraat alanında bırakılmasının ise kanuni bir dayanağının olmadığı, dolayısıyla 7 numaralı komisyon tarafından yapılan hiçbir işleme değer verilemeyeceği ve çekişmeli taşınmazların hâlen 1942 yılında kesinleşen orman tahdit sınırları içinde olduğunun kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.16. Bu durumda, çekişmeli taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2. veya 2/B maddesi gereği orman sınırları dışına çıkarıltılan yerlerden olmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.17. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; mahkemece bilirkişi raporu yerine tescile esas kesin delil niteliği taşıyan mahkeme ilâmı esas alınarak dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2/B maddesine göre 2/B alanı olduğu kabul edilmek suretiyle karar verilmesi gerektiği, ancak bu ilâmın taraf birliği olmadığı hâlde bu dosyada neden esas alınması gerektiği yönüyle yeterli açıklama içermediğinden hükmün gerekçesi düzeltilmek suretiyle direnme hükmünün onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.18. Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.19. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. 20. Diğer yandan temyize konu bozma kararında yer alan ve “…Kabule göre de; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından istinaf istemiyle önüne gelen dosya ve karar bir bütün olarak değerlendirilerek, davanın hangi kısmı ile ilgili olursa olsun, İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının düzeltilmesi de dahil istinaf isteminin kısmen bile kabulüne karar verilecek olsa dahi, şayet yeniden hüküm kurulacak ise, İlk Derece Mahkemesi kararının tamamen kaldırılması ve tüm hükümlerin yeniden kurulması gerekir. Bölge Adliye Mahkemeleri, bir yandan hukuki denetim yapan mahkemeler iken diğer yandan vakıa incelemesi de yapan mahkemelerdir. İlk Derece Mahkemelerince yapılan vakıa incelemesi Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yerinde bulunmadığı takdirde İlk Derece Mahkemesi kararı bütünüyle ortadan kaldırılmalı ve infazda tereddüt oluşturmayacak şekilde yeniden bir hüküm kurulmalıdır. Bu doğrultuda; davacının istinaf taleplerinin vekalet yönünden kabul edilmek suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulması sırasında; davacının zilyetlik şerhi talebiyle ilgili hüküm kurulmamış olması yukarıda belirtilen ilke çerçevesinde doğru olmamıştır…” gereğine işaret eden bozma nedenine mahkemece uyularak bozma doğrultusunda işlem yapılmıştır. Bu durumda bozma kararına uyularak oluşturulan hüküm Özel Dairesince incelenmediğinden, bu hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir. VII. KARARAçıklanan sebeplerle; I- Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA oy çokluğu ile, II- Uyulan kısımlar yönünden kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE oy birliğiyle,Davacı vekilinin vekâlet ücretine yönelik temyiz itirazlarının bozma sebebine göre bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,19.11.2025 tarihinde kesin olarak karar verildi. "K A R Ş I O Y"Tapu kaydına 2/B şerhi konulması istenen taşınmaz, Antalya ili ... ilçesi ... Mahallesi 281 51... parsel, 246,68 m² (eski ... 1649 parsel 256 m²) yüzölçümlü olarak arsa vasfıyla Hazine adına tapuda kayıtlıdır.Davacı taraf dava konusu taşınmazın orman sınırları içinde iken 2/B uygulamasıyla orman sınırları dışına çıkarıldığını belirterek dava açmış ve Antalya Kadastro Mahkemesinin 1991/808 Esas ve 1994/88 Karar sayılı dosyasında verilen ilâma dayanmıştır.İlâm incelendiğinde, Maliye Hazinesinin müdahil olarak katıldığı Şahali Küçükkaşlı aleyhine açılan davada dava konusu 1649 parsel sayılı taşınmazın 1942 yılında yapılan orman tahdidinde orman sınırları içinde kaldığı, orman sınırları içindeyken 1976 yılında orman 2/B uygulaması ile orman sınırları dışına çıkarıldığı, orman sınırları dışına çıkarılma tarihi ile dava tarihi arasında 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresinin dolmadığı kabul edilerek davalı Şahali adına yapılan kadastro tespitinin iptaline ve taşınmazın Maliye Hazinesi adına tesciline karar verilmiş, karar kesinleşmiş, kesilenleşen karara göre taşınmaz hükmen Maliye Hazinesi adına tescil edilmiştir. Uyuşmazlığın çözümünde bu ilâmın kesin hüküm veya kesin delil olarak dikkate alınması gerekip gerekmediği bakımından konunun öncelikle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu bakımından değerlendirilmesi gerekir. Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir (HMK 303/1).Bir dava dolayısıyla ortaya çıkan kesin hüküm, o hükmün kesinleşmesinden sonra dava konusu şeyin mülkiyetini tarafların birisinden devralan yahut dava konusu şey üzerinde sınırlı bir ayni hak veya fer’î zilyetlik kazanan kişiler hakkında da geçerlidir (HMK 303/4).İlâmların sahteliği ispatlanmadıkça kesin delil sayılacağı hükmü (HMK 204/1) nedeniyle kesin hükmün kesin delil sayılacağı kabul edilmekte ise de bu hüküm ile kesin hüküm kuralı (HMK 303) ve buna bağlı olarak kesin hükmün (HMK 303) dava şartı olması (HMK 114/1-i) kuralı birbirini tamamlayan hükümler değildir.Kesin hükmün kesin delil olması ile kesin hükmün dava şartı olması birbirinden farklı ise de burada kesin hüküm maddesi (HMK 303) her iki düzenlemeye de kapsam çizmekte ve birinci unsur olarak kesin hüküm sayılan bir ilâmın varlığını aramaktadır. Ancak kesin hükümden söz etmek için, kesin hükmün üç unsurunu teşkil eden dava sebepleri, davanın tarafları ile talep sonucu ve hüküm fıkrasının aynı olması koşullarının her iki dava için de mevcut olması gerekirken, kesin hükmün kesin delil olmasında ise ikinci dava için kesin hükmün üç unsurunun bir arada bulunmaması söz konusudur. Bu da genellikle talep sonucundaki farklılıktan doğacaktır.Dayanılan ilâmda davalı, Şahali Küçükkaşlı iken davacı taraf ilâmın tarafı olan bu kişiyle ilgisini ortaya koymamış, taşınmaz üzerindeki zilyetliğini o kişiden devraldığına dair bir iddia ileri sürmemiş tanıklar da bu konuda bir bilgileri bulunmadığını beyan etmişlerdir. Bu durumda taraf birliği bulunmadığı gibi ilâma dayanmayı mümkün bulan bir halefiyetin varlığı da ispatlanmamıştır. Bu durumda somut uyuşmazlık bakımından tescile dayanak ilâmın 6100 sayılı HMK hükümleri kapsamında davacı yararına kesin hüküm veya kesin delil teşkil etmesi mümkün değildir.Davacı için 6100 sayılı HMK hükümlerine göre bu ilâmın kesin hüküm veya kesin delil sayılması mümkün değil ise de davacı bakımından bu ilâma kesin hüküm veya kesin delil olarak değer verilmesini gerektiren özel bir kanun hükmü bulunması halinde öncelikle bu özel hüküm uygulanacağından konuyu bu kapsamda da değerlendirmek gerekir.3402 sayılı Kadastro Kanunu'nda 2009 yılında 5831 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile yapılan değişiklik ile Ek 4. madde hükmü getirilmiş olup maddenin 1. fıkrası hükmüne göre; 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 20/6/1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanun'la değişik 2. maddesi ile 23/9/1983 tarihli ve 2896 sayılı, 5/6/1986 tarihli ve 3302 sayılı Kanun'larla değişik 2. maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle, bu Kanun'un 11. maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edilir. "Kullanım kadastrosu" olarak isimlendirilen bu çalışmanın amacı, 2/B sahalarını, fiili kullanım durumlarını dikkate alarak parsellere ayırmak ve bu taşınmazları 2/B alanı olarak Hazine adına tescil ederken, taşınmazlar üzerinde fiili kullanımı bulunanları ve muhdesatları tespit ederek tapunun beyanlar hanesinde göstermektir. Bu hüküm 2/B sahalarının kullanım kadastrosuna tabi tutulması konusunda idareye bir takdir hakkı tanımamış hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan tüm 2/B sahaları için yapılması zorunlu bir işlem olarak öngörmüştür. Bu nedenle idarenin kullanım kadastrosu yapılması planlanan 2/B parsellerini kullanım kadastrosu yapılacak sınırlar dışında bırakma yetkisi bulunmamaktadır. Buna rağmen kapsam dışı bırakılan taşınmazların olması halinde kullanım kadastrosu yapılmasında hukuki yararı bulunan kişilerin bu kapsam dışı bırakma nedeniyle taşınmazların 2/B alanı olduğunu dava yoluyla ileri sürebilecekleri ve taşınmaza bu konuda şerh verilmesini isteyebilecelerinin kabulü gerekir.Hukuki yararın varlığı konusunda 2-B alanlarının değerlendirilmesiyle ilgili 6292 sayılı Kanun hükümleri bu konuda önem taşımaktadır. Kanun'un 6/2. maddesi hükmüne göre; 2/B alanlarında bulunan taşınmazlar hakkında bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten sonra düzenlenecek güncelleme listelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş mahkeme kararlarına göre oluşturulacak tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre; bu taşınmazların 31.12.2011 tarihinden önce kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın sahibi olarak gösterilecek kişilerden bu taşınmazları satın almak için süresi içerisinde idareye başvuran ve idarece tespit edilen satış bedelini itiraz ve dava konusu etmeksizin kabul edenler de hak sahibi sayılır. Kanun'un 6/1. maddesi ise 6292 sayılı Kanun'un yürürlüğünden önce aynı esaslara göre düzenlenmiş olan güncelleme listelerinin esas alınacağı hükmü vardır.Kanun'un 7. maddesi hükmüne göre ise: İlgililer tarafından idareye başvurulması ve idarece bu başvuru üzerine veya resen yapılan inceleme ve araştırma sonucunda doğruluğu tespit edilmesi hâlinde; Tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre ilgilileri adına oluşturulan ve tapuda halen kişiler adına kayıtlı olan taşınmazlardan Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi bulunan veya konulan taşınmazların tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilir ve tapu kütüklerindeki 2/A veya 2/B belirtmeleri terkin edilerek tescilleri aynen devam eder, aynı gerekçeyle bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz, açılan davalardan vazgeçilir, açılan davalar sonucunda tapularının iptaliyle Hazine adına tesciline karar verilen, kesinleşen ve tapuda henüz infaz edilmeyen taşınmazlar hakkında da aynı şekilde işlem yapılır. Ancak bu kararlardan infaz edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar ise, ilgilileri tarafından bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde idareye başvurulması hâlinde, bedelsiz olarak önceki kayıt maliklerine veya kanuni mirasçılarına iade edilir. Bu fıkra kapsamında kalan taşınmazlardan tapuda Hazine adına tescilli olan taşınmazlar hakkında aynı fıkrada belirtilen süre içerisinde idareye başvurmayan ilgililerin hakları bu süre sonunda sona erer, bu kişiler idareden başkaca talepte bulunamazlar, hak ve tazminat talep edemezler ve dava açamazlar. Bu taşınmazlardan Hazine adına tescilli olanlar idarece satış dâhil genel hükümlere göre değerlendirilir.Gerek Kadastro Kanunu Ek 4. madde hükmü, gerekse 6292 sayılı Kanun'un belirtilen bu hükümleri nedeniyle idarenin kullanım kadastrosu yapmak zorunda olduğu ancak yapılan kullanım kadastrosuna dahil edilmemiş 2/B alanında kalan taşınmaz hakkında davacının fiili kullanıcı olduğunun tespitini istemek hukuki yararı vardır. 2/B uygulamasıyla orman sınırları dışına çıkarılan yer olduğu belirlenerek kadastro tespitinin iptaliyle hazine adına tesciline karar verilen bir yer için mahkeme ilâmının tarafı olmayan kişilerin de fiili kullanıcı ve hak sahibi sayılması mümkün olduğuna göre davacının tarafı olmadığı ancak davalı adına tescile esas olan ilâma dayanarak bu yerin 2/B alanı olduğunu ileri sürebilmesinin mümkün olduğu kabul edilmelidir. Zira 6292 sayılı Kanun kullanıcı tespiti yönünden tapu kütüğünün beyanlar hanesine şerh verilmesi gerektiğini kabul etmiş ve bunun için de güncelleme listeleri yanında mahkeme kararlarının da esas alınması gerektiğini açıkça düzenlemiş olduğundan şerh verilirken bu yerin 2/B alanı olup olmadığı ve kullanıcı şerhi verilmesi gerekip gerekmediği yönünden kesinleşmiş mahkeme kararlarının dikkate alınması gerektiği de çok açıktır.Diğer yandan Hazine adına tescilli olan taşınmazlar hakkında aynı fıkrada belirtilen süre içerisinde idareye başvurmayan ilgililerin hakları bu süre sonunda sona ereceği, bu kişiler idareden başkaca talepte bulunamayacakları, bu taşınmazların, idarece satış dâhil genel hükümlere göre değerlendirileceği düzenlenlemesi de hazine adına tescile esas mahkeme ilâmları esas alınarak taşınmazın 2/B alanı olarak değerlendirilmesi gerekeceğini ortaya koyduğundan bu yönüyle kesinleşmiş ilâma dayalı olarak işlem yapılması gerekeceği de açıktır.Belirtilen ilâm tapu iptaline ilişkin olup bu dosyada ise taşınmaza 2/B şerhi verilmesi istenmektedir. Dava konularının farklılığı nedeniyle ilâmın bu dava bakımından kesin hüküm olarak değerlendirilmesi mümkün değil ise de tapu iptaline neden teşkil eden taşınmazın 2/B lik alanda kaldığı olgusu taşınmazın hukuksal durumunu belirleyen bir tespit olarak kesin delil niteliğiyle hazineyi bağlar. Zaten bir ilâmın kesin delil olması (HMK 204/1) ilâmın hüküm sonucunda değil o kararın verilmesine neden olan mahkemenin tespitlerine dayanır. Mahkemenin gerekçeli kararın hüküm sonucu bölümünde gerekçeye ilişkin bir tekrar yapmaksızın sadece hüküm sonucuna karar vermek zorunda olmasından ortaya çıkacak sonuç da budur.Kaldı ki ilâmın kesin delil olması için öncelikli koşul kesin hüküm hâlini almış bu kararın varlığıdır. Kesin hükümle bağlılık kural olarak hüküm fıkrasına münhasırdır. “Ancak gerekçe hükme ulaşmak için mahkemece yapılan hukuki ve mantıki tahlil ve istidlallerden (delillerden yargıya varma) ibaret kalmayıp, hüküm fıkrası ile ayrılması imkânsız bir bağlılık içinde bulunuyor ise istisnaen bu kısmın da kesin hükme dâhil olduğunu kabul etmek gerekir. Hangi gerekçenin hüküm fıkrasına sıkı sıkıya bağlı olduğu her olayın özelliğine göre belirlenir” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.11.2018 tarihli, 2016/22-393 Esas, 2018/1612 Karar ve 06.05.2018 Tarihli, 2017/19-1628 Esas, 2018/1098 Karar sayılı kararları). Somut olayda da tapu iptali kararı bu yerin 2/B uygulaması ile orman sınırları dışına çıkarılan alan olduğunun kesin olarak tespit edilmesi nedeniyle verildiğinden bu tespit de kesin hüküm kapsamına dahil olup, ilâmın kesin delil olarak dikkate alınması gerekir.Somut olayda dava konusu taşınmaz hakkında zilyedi dava dışı kişi adına kadastro tespiti yapılmış ise de açılan tespite itiraz davasında bu tespitin doğru olmadığı ve taşınmazın 2/B alanı olduğu tespit edilmek suretiyle hazine adına tescil kararı verilmiş olduğundan taşınmazın tescil dayanağı mahkeme kararı bu yerin 2/B alanı olduğuna dair kesin delil niteliğini taşımaktadır. Taşınmazın 2/B alanı olduğunu iddia edip buna dayalı olarak da ilâm elde etmiş olan hazinenin fiili kullanıcı olarak hak sahibi olmak isteyen davacının açtığı davada bu kez bu yerin 2/B alanı olmadığını ileri sürebileceği ve aksi bir sonuca varan çelişkili bir kararı elde edebileceği düşünülemez. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporu; çekişmeli taşınmazın 3116 sayılı Kanun'a göre 1942 yılında yapılan orman tahdidinde orman sınırları içinde bırakıldığını, ancak ... Vakfı arazileri yönünden Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanının Hakem Sıfatı ile verdiği 19/12/19 47... No.lu karar ile tahdidin iptal edildiğini, daha sonra makiye tefrik edildiğini, 1976 yılında çalışma yapan orman kadastrosunun 1942 tahdidinin tamamen iptal edildiğini kabul ederek yeniden orman kadastrosu çalışması yaptığı ve orman kadastrosu içinde bıraktığı ve 1744 sayılı Kanun'la değişik 2. madde uyarınca Hazine adına P.II Blok parseli olarak orman sınırı dışına çıkarıldığını, ancak bu işleme itiraz edilmesi sonucunda itirazları inceleme komisyonunca orman kadastrosu içine alma ve 2. madde ile ayırma işlemini iptal ederek 6831 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca orman sayılmayan yer olarak orman sınırı dışında bıraktığını belirtmiştir. Bir yerin orman niteliği veya 2/B alanı olup olmadığının orman kadastrosu ve 2/B uygulaması harita ve tutanaklarına göre belirlenmesi gerekir ise de harita ve tutanakların incelenmesi suretiyle sonuca varıp bunu belirleyen kesin hüküm veya kesin delil niteliği taşıyan bir mahkeme ilâmı olması halinde artık bu konunun harita ve tutanaklara göre yeniden incelenmesi ve mahkeme kararının doğru olup olmadığının denetlenmesi anlamına gelebilecek şekilde yeniden rapor alınması ve rapor sonucunun farklı gelmesi halinde mahkeme kararı bir yana bırakılarak bu rapor esas alınmak suretiyle karar verilmesi mümkün olmaz. Bunun nedeni maddi anlamda kesin hükmün varlığına kanunun atfettiği değerdir. Zira maddi anlamda kesin hüküm, yargı kararlarına kanun tarafından tanınan ve yargı kararlarının gerçek olarak kabul edilmesini zorunlu kılan yasal gerçeklik niteliğidir (Kuru Baki, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku Legal Yayınevi 2016 sf: 762, 763). Kesin hüküm öncelikle hükmü veren mahkeme de dahil diğer bütün mahkemeleri bağlar. Mahkemeler aynı konuda, aynı dava sebebine dayanarak, aynı taraflar hakkında verilmiş olan kesin hüküm ile bağlıdır; aynı davayı yeniden inceleyemezler. Yasama ve yürütme organları ile idare de kesin hükme uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını (kesin hükmü) hiçbir surette değiştiremezler (Anayasa md. 138/5). Dolayısıyla kesin hüküm, sonradan çıkarılan bir kanunla da değiştirilemez ve ortadan kaldırılamaz. Yine sonradan çıkan içtihadı birleştirme kararı da kesinleşmiş hükümleri etkilemez (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.06.2022 tarihli, 2022/11-67 Esas, 2022/964 Karar § 26).Kesin hüküm oluşarak uyuşmazlığın sona ermesi durumunda usul hukukunun kurum ve kuralları kullanılarak yeniden talepte bulunulması mümkün değildir. Aksi hâlde Devletin ve bireylerin menfaatlerine aykırı olarak mahkemelerin aynı konuyla ilgili tekrar tekrar meşgul olması durumu ortaya çıkacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.12.2018 tarih, 2017/2-2206 Esas, 2018/1940 Karar). Kanun'da kesin hüküm bulunmaması dava şartı olarak açıkça düzenlenmiş ve böylece açık bir yasak getirilmiş olmasının temel nedeni de budur. Kesin hüküm niteliği taşıyan bir karar dava konularındaki farklılık nedeniyle sonraki davada kesin hükme dayalı olarak davanın reddini gerektirmez ise de hukuki ilişkiyi veya olguyu belirleyen tespitler nedeniyle HMK 204/1 kapsamında yine de kesin delil oluşturacak olan ve bu kesin delilin aksine olan sonraki bilirkişi raporu esas alınarak ilâmdaki tespitin aksine bir sonuç benimsenmek suretiyle karar verilemeyecektir.Mahkemece bu bilirkişi raporu yerine tescile esas kesin delil niteliği taşıyan mahkeme ilâmı esas alınarak taşınmazın 2/B alanı olduğu kabul edilmek suretiyle karar verilmesi varılan sonuç itibarıyla isabetli ve yerindedir. Ancak bu ilâmın, taraf birliği olmadığı halde bu dosyada neden hükme esas alınması gerektiği yönüyle yeterli açıklama içermediğinden yukarıda açıklanan nedenlere dayalı olarak hükmün gerekçesi düzeltilmek suretiyle direnme hükmünün onanması gerektiği görüşünde olduğumdan Özel Daire kararı gibi bozma yönünde oluşan Değerli Çoğunluk görüşüne katılamıyorum.