Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde, davacının tanınmış ve seri markalarıyla iltibas yaratan yeni marka tescil başvurusuna itirazın reddi kararının iptali davası.
Özet: Davacı, uzun yıllardır sektörde tanınmış "..." markası ve seri markalarının mevcut olduğunu ileri sürerek, davalının tescil başvurusunda bulunduğu "..." ibareli markanın, kendi markalarıyla görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik gösterdiğini iddia etmektedir. Davacıya göre, bu benzerlik, ortalama bir tüketici nezdinde markaların karıştırılmasına, birbirine ilişkilendirilmesine veya davacının markalarının bir serisi ya da uzantısı olarak algılanmasına yol açarak bir işletmesel bağlantı izlenimi yaratmaktadır. Müvekkilinin tanınmışlığından haksız yararlanılacağını ve telafisi güç zararlar doğacağını belirten davacı, Sınai Mülkiyet Kanununun ilgili hükümleri uyarınca, marka başvurusuna yapılan itirazların reddedilmesi yönündeki kararın iptalini ve tescil edilen markanın hükümsüzlüğünü talep etmektedir.

T.C. ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/148 Esas - 2026/45

T.C. "TÜRK MİLLETİ ADINA"
ANKARA
4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR
HUKUK MAHKEMESİ
K A R A R
ESAS NO : 2025/148
KARAR NO : 2026/45
DAVA : Marka ... Kararı İptali- Hükümsüzlük
DAVA TARİHİ : 11/04/2025
KARAR TARİHİ : 18/02/2026 Yazıldığı Tarih : 04/03/2026
İDDİA:
Davacı vekili dava dilekçesinde ÖZETLE: Davalı tarafından ... başvuru numaralı ve "..." markasının tescili için başvuruda bulunulduğunu, müvekkilinin uzun yıllardan bu yana ulaştığı tanınmışlık seviyesi dikkate alındığında, başvuru konusu markanın direkt olarak müvekkilinin markaları ile iltibas yaratacağının açık ve sarih olduğunu; bu kapsamda söz konusu başvuruya müvekkili tarafından itiraz edildiğini, davalı kurum ...'nca itirazlarının reddine karar verildiğini; bunun üzerine davalı kurum ... nezdinde red kararınn kaldırılması talebiyle itirazda bulunulduğunu, söz konusu itiraz üzerine yapılan incelemede yine, itirazlarının red olunduğunu, kararın iptali gerektiğini; Davacı müvekkil adına 2003-2023 yılları arasında tescil edilen markaların, .../ "... " , .../ "... ..." , .../" ... " , .../ "... " , .../ "... ..." , .../ "... ...", .../ "... , ...", .../ "... " , .../ "... ..." olduğunu; Davacı müvekkiline ait tescilli seri markalar ile davalının tescil başvurusunda bulunduğu "..." ibareli markanın, müvekkiline ait tescilli marka serisi ile ayniyet derecesinde benzer olduğunu, iltibas tehlikesi yarattığını, söz konusu markanın müvekkili markalarının serisi olarak nitelendirilebileceğinin açık ve sarih olduğunu; "..." ifadesi ile müvekkilinin tescilli markalarının karıştırılma ihtimalinin mevcut olduğunu; Nitekim; bir markanın, diğer marka ile karıştırılma ya da iki marka arasında ilişki bulunduğu ihtimalinin bu malın hitap ettiği uzman veya satıcı ve pazarlayıcıların nezdinde değil, halk nezdinde araştırılacağını, diğer bir ifade ile, karıştırılmaya konu olan markaların hitap ettiği halk (tüketici-kullanıcı) nazara alınarak, bunların iki markayı karıştırıp karıştırmayacaklarının değerlendirileceğini; markalar arasındaki bu çok yakın görsel, işitsel ve kavramsal benzerlikten dolayı, her iki işareti yan yana görme imkânı olmayan ortalama dikkate sahip bir tüketici açısından markaların “ karıştırılma ihtimali ” bulunduğunu; ayrıca, işbu dava konusu markanın tescilli markaları ile irtibatlı olduğu izlenimi uyandırdığını ve tescilli markalarının bir serisi, uzantısı gibi bir algı yaratarak özellikle seri marka imajı yaratmakta olduğunu; SMK'nın 6/1 maddesine göre; tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal ve hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvurunun reddedilmesi gerektiğini, karıştırma ihtimali ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması olduğunu, "..." ifadesinin, müvekkiline ait "..." ve diğer seri markaları nedeniyle, müvekkiline ait bir marka olduğu izlenimi uyandırdığını, bu şekilde, davalı tarafından sağlanan hizmetlerin, müvekkil firma hizmetleriyle bağlantısının olduğu algısını ortaya çıkardığını, bir mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt edilebiliyor olsa dahi, bunların aynı işletmelerin markaları olduğu izlenimi doğuyorsa ya da bu mal ve hizmetler arasında ekonomik bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçimde bir algılama oluşuyor ise bu halde dolaylı bir karıştırmanın mevcut olduğunu; "İşletmesel bağlantı" izlenimi yaratılmasının da, karıştırma için yeterli olduğunu, SMK'nın 7/1-b maddesine göre, marka sahibinin tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal ve hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılmasını engelleyebileceğini ve bu durumun aynı zamanda marka hakkına tecavüz olarak nitelendirildiğini; Müvekkili şirketin markasının kullanıldığı mal ve hizmetler ile karşı tarafın haksız ve hukuka aykırı markasının kullanılmak istendiği emtialarla aynı ve/veya türdeş olmaları nedeniyle itiraza konu markanın tesciline karar verildiği taktirde tüketiciler nezdinde, markaların seri marka niteliğinde olup birbirinin devamı olarak algılayabilmesinin olağan olduğunu; yani karşı tarafın müvekkili şirketin markalarının toplumda ulaşmış olduğu bilinirlikten haksız bir şekilde yararlanacağını ve müvekkili şirketin telafisinin zor zararlara uğrayacağını; Müvekkilinin "..." markasını uzun yıllardır sektöründe bilinen, tanınmışlığı yüksek bir marka olduğunu, tanınmışlık seviyesi dikkate alındığında "..." esas unsurlu bir markanın direk olarak müvekkili ile iltibas yaratacağının aşikar olduğunu; konu ile ilgili SMK'nın 6/5 maddesine göre; "Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir." hükmünü içerdiğini; Markaların benzer olup olmadığı incelenirken, Yargıtay kararlarına göre markanın bir bütün olarak bıraktığı intibaya göre değerlendirme yapıldığını; özellikle "..." uzun yıllardır denizcilik piyasasında faaliyet gösteren, tanınırlığı yüksek bir marka olduğunu, her iki markanın görsellerindeki benzerliğin de karıştırma ihtimalini güçlendirdiğini, "..." markasının, müvekkiline ait markaların tanınırlığından haksız bir avantaj sağlayabileceğini; İddia eyleyerek; dava konusu davalı ... 'nun ilgili kararın iptali ile dava konusu marka tecil başvurusunun emtia listesindeki tüm emtialar (35, 37 ve 39. Sınıflar) yönünden hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiş, duruşmada da dilekçesini aynen tekrar etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı kurum vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE: Alınan kararlar ve yapılan işlemlerin usule ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Davalı şahıs Vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE: Davacı şirket tarafından davalı kurumun 14.02.2025 tarihli ... sayılı ... kararının ve müvekkilinin "..." ibareli marka tescil başvurusunun iptali amacıyla dava açıldığını; müvekkilinin, "..." markası için ... yaptığı marka tescil başvurusunun kurum tarafından incelenip tesciline karar verildiğini; davacı şirket tarafından şirket bünyesindeki tescilli seri markalar ile müvekkilinin tescil başvurusunda bulunduğu "..." ibareli markanın mesnetsiz ve dayanaktan yoksun şekilde ayniyet derecesinde benzer olduğu ve iltibas tehlikesi yarattığı iddia edildiğini; SMK madde 6'da marka tescilinde nispi ret nedenleri sıralandığını; SMK'nın 6/1. maddesinde; "Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir." hükmünü içerdiğini; davacı tarafından dava dilekçesinde, davacı şirket ile müvekkilin tescil başvurusunda bulunduğu markanın karıştırılma ihtimalinin oldukça yüksek olduğu ve müvekkilin markasınının davacı şirket bünyesindeki bir marka olduğu izlenimini yarattığı iddiasında bulunduğunu; marka tescilinde nispi ret nedenlerinden biri olan ve kısaca karıştırılma ihtimali olarak adlandırılan ret sebebinin oluşabilmesi için üç şartın birlikte yer alması gerektiğini; birincisinin marka başvurusunun önceki bir marka ile aynı veya benzer olması, ikincisinin başvuru kapsamında yer alan mal/hizmetlerin önceki markanın tescilli olduğu mal/hizmetlerle aynı veya benzer olması ve üçüncü olarak da bu benzerlikler nedeniyle halk arasında karıştırılma dahil ilişkilendirilme ihtimalinin varlığı şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerektiğini; karıştırılma ihtimali değerlendirmesinde davalı ... Kurumunun, markalar ile mal ve hizmetler arasındaki benzerliğe ek olarak önceki markanın tanınmışlığı ve ayırt ediciliği, ortalama tüketicinin dikkat seviyesi ve ilgili sektöre özel koşullar gibi farklı faktörleri birbirlerine bağlı bir şekilde ele almak durumunda olduğunu belirttiğini; Müvekkilinin "..." ibareli markasının, davacı şirketin "..." isimli markasıyla aynı ve benzer olmadığı hatta tamamen farklı olduğunun açıkça ortada olduğunu; davacının özellikle belirttiği "..." kalıbı müvekkilin markasında yer almadığı gibi bu kalıba benzer herhangi bir ifade de müvekkilinin tescil başvurusundaki markada yer almadığını; davacı şirketin bahsettiği "..." kalıbı markasının ayırt edici sayılabilecek tek kısmı olmasından mütevellit müvekkilinin markasıyla yakından uzaktan ilişkilendirilebilir bir durumun söz konusu olmadığını, yine, aynı şekilde müvekkilinin tescil başvurusunu yaptığı marka ile davacı şirketin markasının halk nezdinde karıştırılma ihtimalinin olmadığı, herhangi bir benzerliklerinin olmadığı ve birbirlerinden apaçık farklı markalar oldukları anlaşıldığını, bu nedenle davacı şirketin, iki markanın karıştırılma ihtimali nedeniyle müvekkilinin marka tescil başvurusunun reddini talep etmesinin kötüniyetli ve hukuka aykırı nitelikte olduğunu, ayrıca davacı tarafın birçok fiili olarak kullanmadığı markayı tescil ettirerek; bu yolla para kazanma saikiyle hareket ettiğini, kendilerinin müvekkilinin ilk marka başvurusundan itibaren; marka tescilinde yardımcı olacakları iddiasıyla vermeyecekleri bir hizmet için bedel talep etmiş ve bunu itiraz sürecinde yinelemiş olduklarını, yalnızca dava açarak marka tescilinin iptalini sağlayacaklarının tehditi ile gelir sağlama yoluna gittiklerini, bu kapsamda mutlak veya nispi olarak müvekkilinin markasının iptal edilebilecek herhangi bir unsuru olmamakla beraber, işbu davanın da TMK 2 kapsamında iyiniyetten yoksun, asıl hukuki faydaya yönelmemiş bir dava olarak iptali gerektiğini; Karıştırılma olasılığı, kamunun ilgili kesiminin ihtilafa konu markalar ve mallar veya hizmetler hakkındaki algısı, markaların ve malların veya hizmetlerin benzerliğinin karşılıklı bağımlılığı dahil olmak üzere inceleme konusu ihtilafa ilişkin tüm faktörler dikkate alınarak, bütüncül olarak değerlendirilmesi gerektiğini; karıştırılma olasılığına ilişkin bütüncül değerlendirmede, ilgili malların veya hizmetlerin ortalama tüketicisi; makul derecede bilgili, gözlemci ve ihtiyatlı varsayılıp, bununla birlikte, ortalama tüketicilerin farklı markalar arasında doğrudan bir karşılaştırma yapma şansına nadiren sahip olduğunu, bunun yerine markaların zihninde kalan tam olmayan imajını (hatırasını) esas aldığı faktörü dikkate alınması gerektiğini, buna ilaveten, ortalama tüketicilerin dikkat seviyesinin, ihtilafa konu malların veya hizmetlerin niteliğine göre değiştiğinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini; kaldı ki davacıya nazaran farklı alanlarda faaliyet gösteren müvekkilinin, hitap ettiği kesim spesifik olarak ortalama tüketicilerin dikkat seviyesinin üzerinde faaliyet yürütebilecek seviyede olduğunu; davacı tarafın faaliyet alanlarına da bakıldığında, ortalama tüketici seviyesinin üzerinde bilinç seviyesine sahip kitlelere hitaben marka oluşturduğunun açık olduğunu, düşük bilinç seviyesinde dahi karıştırılma ihtimali olmayan bu markaların, yüksek bilinç seviyesinde karıştırılma ihtimalinin söz konusu olamayacağını; Aynı kelimelerin kullanıldığı markalarda dahi iltibas incelemesi ve halk nezdinde karıştırılma ihtimalinin oldukça titiz bir şekilde incelendiği ve salt aynı kelimelerin kullanılmasının bile nispi ret nedeni sayılmadığı açıkça ortadayken, müvekkilinin tescil başvurusunu yaptığı marka ile davacı şirketin markası arasında davacı tarafından iddia edilen "..." kelimesi nedeniyle ortada bir iltibas olduğu iddiasıyla müvekkilinin marka tescil başvurusunun reddi talebinin açıkça hukuka aykırı ve kötüniyetli nitelikte olduğun, markalar arasındaki tek benzer kelimenin "..." kelimesi olup; her iki marka açısından da ayırt ediciliği düşük ve sektörel bazda her markanın kullanma hakkının varolduğunun kabul edilmesi gereken bir kelime olduğunu; davacı taraf da bu kelime üzerinden bir iddiada bulunamadığını; Davacı "..." markasının uzun yıllarca sektörde kendileri tarafından kullanıldığını tanınmışlık seviyesi yönünden "..." esas unsurlu bir markanın şirketin markasıyla iltibas yaratacağını iddia etiğini;ancak; müvekkilinin "..." markasında "..." esas unsurlu herhangi bir ibare yer almadığı gibi davacının markasıyla karıştırılabilecek ve karıştırılması için sebep olan herhangi bir ifade ve sözcük öbeği de yer almadığını; davacının talebi ve iddiasının açıkça dayanaktan yoksun, hukuka aykırı ve kötüniyetli olduğunu; Müvekkilinin tescil ettirmiş olduğu "..." markasını fiziken kendisi tarafından kullanılmakta olduğunu; fiziki bir işletme konumunda ve ayırt edici marka amblemiyle müşterilerine hizmet verdiğini; alanında profesyonel, azami güven gereksinimlerini karşılamış ve faaliyetlerine denizcilik başta olmak üzere kamuya da faydalı şekilde yürütmekte olduğunu, davacı tarafın iddia ettiği hiçbir ret sebebi olmamakla birlikte; başvuru dosyası ve ekte sunulan faaliyet görselleri de dikkate alındığında, mutlak ret sebeplerine ilişkin de bir neden mevcut olmadığını; davacı tarafın kullanmadığı halde yalnızca hukuka aykırı olarak dava yoluyla gelir elde etmek saikiyle markalar tescil ettirdiği de işbu dosya muhteviyatındaki delillerle sabit durumda olduğunu; Müvekkilin tescil ettirdiği marka kapsamında yürüttüğü faaliyetlerşn; internet sitesinde de görüldüğü üzere " ..." şeklinde olduğunu; davacı tarafın ise römorkör hizmetleri verdiğini beyan etmekte olduunu; müvekkilin markası ile kendi markası arasında faaliyet açısından da benzerlik ve rekabet bulunmadığını; Davacı tarafın iddia ettiği iltibas(benzerlik) oluşturabileceğine dair "..." kelimesi kapsamında fiziken hiçbir benzerlik hatta kullanımın müvekkili tarafından söz konusu olmadığını; diğer kelimelerden yalnızca "..." kelimesinin benzer nitelikte olduunu; kelimenin ayırt edici özelliği zaten düşük seviyede olması nedeniyle markayı tescil edenin katlanması gereken seviyede bir karıştırmaya ancak vesile olabileceği düşünülebileceğini; Kaldı ki müvekkilin markasının dört kelimeden oluştuğunu, her bir kelimenin kendi içinde ayırt ediciliği düşük gibi gözüküyor ise de, bir araya gelmiş haliyle ayırt ediciliği çok yüksek nitelikte ve iltibasa kapalı durumda olduğunu; müvekkilinin kullandığı logo, internet sitesi, fiziki yerleşim görüntüsü itibariyle de markasının ayırt ediciliği en üst seviyeye çıkmış nitelikte olduğunu; davacı tarafın tescil ettirdiğini iddia ettiği markalarla hiçbir benzerlik olmadığı gibi başka hiçbir marka ile de karıştırılabilecek durumda olmadığını ve ortalama özgünlüğün üzerinde bir niteliğe sahip olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
MUHAKEME:HMK kapsamında "Yazılı Yargılama Usulü " uygulanmıştır.
DELİLLER ve DEĞERLENDİRME:
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Davalı şahsın ... başvuru sayılı markasına yönelik davacı tarafın SMK 6/1 maddesine göre iltibas , SMK 6/3 maddesine göre eskiye dayalı kullanım , SMK 6/5 maddesine göre tanınmışlık, SMK 6/9 maddesine göre kötü niyetli başvuru iddia ve itirazlarına yönelik ... Sayılı ... Kararının iptalinin davalı markasının tescili halinde hükümsüzlüğü gerekip gerekmediği noktasında olduğu anlaşılmıştır.
... kararının 17/02/2025 tarihinde davacı tarafa tebliğ edildiği, davacının da 5000 sayılı ... Kanununun 15/C maddesinde öngörülen iki aylık süre içerisinde 11/04/2025 tarihinde ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu 156.ncı maddesinde görevli ve yetkili mahkemeye dava açtığı anlaşılmıştır.
... ...'nun ... sayılı kararında; " .......... başvuru numaralı "..." ibareli başvurunun ilanına yapılmış olan itirazın reddi yönündeki ... kararına karşı, başvurunun ... sayılı "... ...", "... ...", "..., ..." ibareli markalar ile karıştırılma ihtimali gerekçesiyle 6769 s. SMK'nın 6/1, 6/3, 6/5, 6/9 maddeleri uyarınca reddedilmesi talebiyle yapılan itiraz incelenmiştir.
Kurul'da, ilgili tüketicilerin başvuruya konu marka ile itiraza gerekçe olarak gösterilen markaları bütüncül algı çerçevesinde farklı ticari kaynaklardan gelen birbirinden farklı markalar olarak algılayabileceği kanaatine varılmış ve başvuru ile itiraza gerekçe olarak gösterilen markalar bütünüyle bıraktıkları izlenim itibarıyla ilişkilendirilme ihtimali dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer bulunmamıştır. Bu itibarla, markalar arasında 6769 s. SMK'nın 6/1 maddesi hükmü anlamında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Ayrıca, itiraz dilekçesinde belirtilen eskiye dayalı kullanım iddiası incelenmiştir. Yapılan inceleme neticesinde, bu iddianın, yeterli bilgi, belge, delil ile desteklemediği anlaşılmış ve bu nedenle eskiye dayalı kullanım gerekçeli itiraz haklı bulunmamıştır.
Öte yandan, 6769 Sayılı SMK'nın 6/5 maddesi.... hükmüne amirdir. Somut olay açısından, itiraza konu başvurunun tescilinin 6769 Sayılı SMK'nın 6/5 maddesi hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açacağı yönünde bir kanaat oluşmadığından, tanınmışlık gerekçesine dayalı itiraz haklı görülmemiştir.
Son olarak, başvurunun kötü niyetle yapıldığı yönünde somut ve elle tutulur delillere rastlanmadığından ve Kurul'da başvurunun kötü niyetle yapıldığı yönünde bir kanaat de oluşmadığından, bu iddiaya dayalı itiraz haklı görülmemiştir......." ifade edilmiştir.
6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU (10/01/2017 yürürlük)
Madde 6 (Marka tescilinde nispi ret nedenleri)
"(1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.
(3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.
(5) Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
(9)Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.",
Madde 25 " (1) 5 inci (mutlak red nedenleri ) veya 6 ncı ( nisbi red nedenleri ) maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir. " hükmü yer almaktadır.
SMK 6/1 maddesi anlamında iltibastan bahsedebilmek için ;
Taraf markalarında AYNI işaret olması ve kapsamlarındaki emtia (mal/hizmet) BENZERLİĞİ olması,
Taraf markalarının BENZER işareti taşımaları ve kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) AYNIYETİ olması,
Taraf markalarının BENZER işareti taşımaları ve kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) BENZERLİĞİ olması, ihtimali aranır.
Markaların karıştırılmasından söz edebilmek için ise , dava konusu marka ile itiraza mesnet marka/markalar arasında hedef tüketici kitlesi (orta düzeydeki) yönünden markaların “görsel”, “işitsel” ve “kavramsal” özellikleri dikkate alarak genel ve bütünsel açıdan benzerlik ihtimali olması , yine tescilli marka ile tescil olunmak istenen işaret arasında markayı taşıyan her iki ürünün işletmesel kökeninin aynı veya birbirleriyle bağlantılı (idari-ekonomik) işletmeler tarafından üretilmiş olabileceği noktasında bağlantı kurulması (ilişkilendirilme) ihtimalinin bulunması gerekir. Karıştırılma kavramının varlığı için “somut bir karıştırma” eyleminin varlığı şart olmayıp böyle bir tehlikenin varlığı dahi yeterli olacaktır.
SMK 6/3 maddesinin uygulanması için tescilsiz olarak kullanılan işaretin MARKASAL şekilde yani işlevine uygun , ayırt ediciliği sağlanmış olarak ticaret alanında kullanılması, bu kullanımın da Türkiye hudutları içinde olması gerekir. Üçüncü kişinin davaya konu tescil başvurusundan veya rüçhan hakkının doğumundan önce, bu işareti kullandığı , çevresinde belli bir oranda bu işaret üzerinde hak sahibi olarak bilinip tanındığının ispatı (tüm Türkiye genelinde değil) gerekir. Diğer bir anlatımla, öncelik hakkını ileri sürenin söz konusu ibarenin başkası tarafindan kullanımını veya tescilini engelleme hakkı verecek nitelik ve yoğunlukta bu işareti Türkiye hudutları içinde ticaret alanında kullandığını ispatlaması gerekir. Gerçekten, bir işareti ilk kullanan ve ona ayırt edici nitelik kazandıran kişi onun hak sahibi olarak kabul edilir ve bu halde gerçek hak sahipliği sözkonusudur.
SMK 6/5 maddesi anlamında tanınmışlıktan bahsedebilmek için ;
Toplumda (Türkiye sınırlarında) tanınmışlık düzeyine ulaşmış olması koşuluyla, tescilli bir markanın, aynı veya benzerinin (aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın ) yapılan marka başvurusu, tanınmışlığından haksız yarar sağlanabileceği, itibarına zarar verebileceği veya ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumlarda, tanınmış marka sahibinin itirazı üzerine ret edilir.
Yargıtay içtihatlarında tanınmışlık “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım olarak” ifade edilmiştir. Bu hallerde marka başvurusu nedeniyle haksız yarar sağlanabileceği, onun itibarına zarar verebileceği veya onun ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği hallerinde nisbi red sebebi sayılarak başvuru markası engellenebilecektir.
Doktrin ve çeşitli yargı kararları dikkkate alınıp bakıldığında KÖTÜNİYET kriteri "Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Marka başvurusunun kötü niyetli bir başvuru olabilmesi için, marka başvurusu sırasında kötü niyetli olarak markanın amacı ve temel işlevi dışında bir amaçla kullanılması gerekir. Dolayısıyla kötü niyetin kabulü için, marka için başvuruda bulunan kişi, markanın temel işlevleri olan ürünün işletmeye aidiyetini sağlama ve diğer ürünler karşısında ayırt edicilik sağlama fonksiyonu dışında bir amaçla veya marka üzerindeki gerçek hak sahibinin markadan yararlanmasını engellemek veya markanın ün ve şöhretinden yararlanmak suretiyle haksız çıkar edinme gibi bir amaçla hareket etmelidir." şeklinde görüşler yer almaktadır.
Yukarıdaki kriterler, taraf markaları tescil kapsamları ve işaretsel yönden karşılaştırıldığında;
Davalı başvuru Markası Davacı Markaları
...
17.12.2025 Tarihli Bilirkişi Raporundan özetle : "Dava konusu davalı şahsa ait ...'' unsurlu marka tescil başvurusu ile davacı şirketin davasına mesned aldığı markalarının 6769 sayılı SMK'nın 6/1 madde ve fıkrası uyarınca benzerlik arz etmediği, karıştırılma/iltibas ihtimalinin bulunmadığı;
Davacı şirketin önceki kullanıma dayalı gerçek hak sahipliği iddiasının dava konusu markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı;
Davacı şirket yönünden 6769 sayılı SMK’nın 6/5 madde ve fıkrası koşullarının oluşmadığı; bu meyanda; davalı şahsın markasının tanınmışlığı iddiasının kendisinin (davacı firmanın) davasına mesned aldığı markalarına ve dava konusu ... kararına etki etmeyeceği;
Taraf markaları arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/9 madde ve fıkrası (kötüniyet) koşullarının oluşmadığı;
Dava konusu davalı ...'in 14.02.2025 tarihli ... sayılı ... kararının yerinde olduğu" şeklinde ifade edilmiştir.
Davacı vekilinin yeni bir heyetten rapor ve aynı heyetten ek rapor alınması talebi HMK 30.ncu madde kapsamında değerlendirilerek, sunulan rapor denetlenebilir, içeriği de ihtisas mahkemesi hakimliğince olumlu veya olumsuz değerlendirilebilir kabul edilerek yargılama gereksiz uzamasın diye bu talepler reddedilmiştir.
GEREKÇE:
Önceki tescilli bir marka ile başvuru konusu sonraki marka işareti arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede görsel, sescil ve anlamsal benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınmakla beraber münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin de nazara alınarak belirlenmesi gerektiğinden hareketle;
Davalının "...+... " ibareli marka başvurusu ile davacıya ait " ...+... " ve diğer ibareli tescilli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ,sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı;
İşin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, mesnet marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu mallar/hizmetler için ayırdığı satın alma / faydalanma süresi içinde, davalının "...+... " ibareli marka başvurusunu gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden davacının" ...+... " ve diğer ibareli tescilli markalarından farklı bir marka olduğunu algılayabileceğini, diğer bir anlatımla ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından davacının" ...+... " ve diğer ibareli tescilli markalı mallarından/hizmetinden satın almak/yararlanmak isterken davalının "...+... " ibareli başvuru markalı malı/hizmeti satın almak / yararlanmak şeklinde bir yanılgı yaşamayacağı, ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından başvuru konusu işaret ile davacının tescilli markaları arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı mallar / hizmetler algısı da oluşmayacağı, taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK 6/1 maddesindeki iltibasın bulunmadığı kanaati oluştuğu;
Davacı tarafın "...+... " ibareli başvuru üzerinde SMK 6/3 maddesi anlamında önceye dayalı kullanım ve gerçek hak sahipliği kanıtlanmadığı,
Taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK 6/5 maddesindeki tanınmışlık koşulu da oluşmadığı, ( davacıya ait tanınmış olduğu iddia edilen markadan " haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği " kanıtlanmadığı ) ;
Dava konusu marka açısından SMK 6/9 maddesi anlamında kötüniyetli başvuru yapıldığı iddiası da kanıtlanmadığı;
Tüm bu gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL maktu karar harcından peşin alınan 615,40 TL'nin düşümü ile bakiye 116,60 TL'nin davacıdan tahsiliyle Hazine'ye gelir kaydına,
3-AAÜT uyarınca 55.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalılara eşit verilmesine,
4-Karar kesinleştiğinde arta kalan gider avansının yatıran taraflara iadesine,
5- Yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerine bırakılmasına,
Dair verilen karar taraf vekillerinin yüzüne karşı, 6100 sayılı HMK 341 ila 345 inci maddesine göre tebliğden itibaren 2 haftalık süre içinde mahkememiz aracılığı ile ... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf kanun yoluna dilekçe ile başvurulabileceğine yönelik karar okunup açıklandı.18/02/2026
Katip ...
E imza
Hakim ...
E imza