Bursa Bölge Adliye Mahkemesinin dış mekana uygun olduğu tanıtılan ayıplı masa ve sandalyelerin bedel iadesi talebiyle ilgili istinaf kararı.
Özet: Davacı bir restoran işletmesi, davalıdan dış mekana uygun olarak tanıtılan masa ve sandalyeler satın aldığını, ancak ürünlerin ilk yağmurda çatlayarak ayıplı hale geldiğini iddia ederek ödenen bedelin iadesi ve sözleşmenin feshi talebiyle dava açmış; davalı ise ürünlerin tanıtıma uygun olduğunu, davacının dış mekanda kullanım amacı belirtmediğini ve kendi ihmali sonucu ürünlerin zarar gördüğünü savunarak davanın reddini istemiş; ilk derece mahkemesi davacının basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğünü ihlal ettiği ve ürünlerin ayıplı değil, kullanım hatasından kaynaklanan hasarlar olduğu gerekçesiyle davayı reddetmiş; davacı ise istinafta esnaf olduğunu, davanın ticari olmadığını, ürünlerin tanıtımına güvenerek aldığını ve aldatıldığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

T.C. BURSA BAM .. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ./. - ./.

T.C.
BURSA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
.. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : ./.
KARAR NO : ./.
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (.)
ÜYE : ... (.)
ÜYE : ... (.)
KATİP : .
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : BURSA .. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : ./. Esas, ./. Karar
KARAR TARİHİ : ././.
DAVACI : ....
.
VEKİLİ :
DAVALI :
VEKİLİ : .
DAVA : Alacak (Ayıplı Satıştan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 21/04/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 21/04/2025
Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmış olmakla dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde gereği görüşülüp düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili, müvekkilinin . . Restaurant isimli işletmesinin bahçe kısmında yani dış mekanında kullanılmak üzere davalı tarafın tanıtım ve broşürlerinde “Dış Mekana Uygun”, “Suya Dayanıklı”, “Sağlam” olarak tanıtılan ve alım esnasında da müvekkiline bu şekilde anlatılan masa ve sandalyeleri davalı tarafa ait .. Şubesinden satın aldığını, ürünlerin bedelinin müvekkili tarafından peşin ödendiğini, ürünlerin teslimi sonrasında yağan ilk yağmurda masaların tüm birleşme yerlerinden çatlayarak kullanılmaz hale geldiğini, müvekkiline satılan masaların ayıplı olduğunu, davalı tarafa Gürsu Noterliğinden gönderilen ././. tarih ve . yevmiye nolu ihtarname gereğince TBK 227/1-1. cümle gereğince sözleşmeden dönme hakkının kullanılması nedeniyle taraflar arasındaki satış sözleşmesinin feshi ile müvekkilinin davalı tarafa ödemiş olduğu toplam 21.430,00 TL'nin ticari avans faizi ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının 11/03/2020 tarihinde sipariş ettiği ürünlerin 14/03/2020 tarihinde eksiksiz ve sorunsuz şekilde teslim edildiğini, ürünlerde herhangi bir ayıp olmadığı gibi sipariş edilen ürünler ile teslim edilen ürünlerin aynı olduğunu, davacı ürünleri satın alırken dış mekanda kullanacağını belirtmeyip "... ..." adı altında cafe/restaurant olarak faaliyet yürüttüğü işyerinde kullanacağını beyan ettiğini, davacının ürünleri yerinde inceleyerek aldığını, ürünleri satın alırken dış mekanda kullanılacağını satış danışmanına belirtmediğini, sandalyeler plastikten üretildiğinden dış mekanda kullanılmasında hiç bir sakınca bulunmadığını, davacının kendi kusurundan kaynaklanan zararını açıkça kötü niyetli şekilde satıcıya yüklemeye çalıştığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, basiretli tacir gibi davranması gereken davacının bu yükümlülüğünü ihlal ederek alım yaptığı gözetildiğinde, malların ayıplı değil de davacı tarafından kullanım alanında hata olduğu ve hilenin bu olay özelinde davacı lehine yararlanılabilir bir hukuksal müessese olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf talebinde bulunan davacı vekili, her ne kadar dava Ticaret Mahkemesinde açılmış olsa da müvekkilinin esnaf olduğunu, emeği ile iş yaptığından ve dava tarihi itibariyle işletmesinin Vergi Usul Kanunu'nun 177/1.maddesindeki parasal sınırların altında kaldığını müvekkilinin esnaf olduğunu, davanın ticari dava olmadığını, mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, aksi kabul edilse dahi müvekkilinin dış mekana dayanaklı olarak anlatılan ve broşürlerde o şekilde tanıtılan masa ve sandalyenin dış mekana uyup uymayacağını bilmek zorunda olmadığını, müvekkilinin mobilya sektöründe tecrübe sahibi olmadığından bu anlamda kendisinden basiretli olmasının beklenemeyeceğini, mahkemece sübjektif değerlendirme yapıldığını, davalı tanıklarının beyanlarına itibar edildiği halde davacı tanıklarının beyanlarına hükümde hiç yer verilmediğini, müvekkilinin davalı tarafından açık bir şekilde aldatıldığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde, müvekkilinin tacir olup satış sözleşmesinin her iki tarafın da işletmesiyle alakalı olduğundan ticari iş olup davaya bakmakla görevli mahkemenin ticaret mahkemesi olduğunu, ortalama bir tüketicinin dahi MDF'li ürünlerin suyla temas etmemesi gerektiğini bildiği halde davacının söz konusu masa ve sandalyelerin suyla temasına engel olmadığını, dolayısıyla herhangi bir ayıp bulunmayan ürünlerde oluşan zarara kendi ihmalkar davranışlarıyla neden olduğunu beyanla istinaf başvurusunun reddini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesinde;
Dava, satış sözleşmesine konu ürünlerden masaların ayıplı olduğu iddiasına dayalı sözleşmeden dönme ve ödenen satış bedelinin iadesine ilişkin alacak davasıdır.
İlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Somut olayda, davacı vekili istinaf aşamasında oda kayıt belgesi, gelir vergisi beyannameleri suretlerini ibraz ederek davacının tacir olmadığını esnaf olduğunu ileri sürmüştür. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı HMK'nın 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınır.
TTK m. 4 hükmünde, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir. Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m. 4/1 hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır. İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4/1-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür. Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m. 4/1 hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez.
Öte yandan, 507 sayılı Kanun'un 2. maddesinde ''İster gezici olsun ister bir dükkan veya bir sokağın belli yerinde sabit bulunsunlar ticari sermayesi ile birlikte vücut çalışmalarına dayanan ve geliri o yer ve gelenek ve teamülüne nazaran tacir niteliğini kazanmasını icap ettirmeyecek miktarda sınırlı olan ve bu bakımdan ticaret sicili ve dolayısıyla ticaret ve sanayi odasına kayıtları gerekmeyen, ayni niteliğe (sermaye unsuru olsun olmasına) sahip olmakla beraber, ayrıca çalıştığı sanat, meslek ve hizmet kolunda bilgi, görgü ve ihtisasını değerlendiren hizmet, meslek ve küçük sanat sahipleriyle bunların yanında çalışanlar ve geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimselerin 1. maddede belirtilen amaçlarla kuracakları dernekler bu kanun hükümlerine tabidir” denilmektedir.
507 sayılı Kanun, 21/06/2005 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5362 Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun 76. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve maddenin 2. cümlesi ile diğer yasaların 507 sayılı Yasaya yaptıkları atıfların 5362 sayılı yasaya yapılmış sayılacağı belirtilmiştir. Yeni yasal düzenlemede esnaf ve sanatkar tanımı değiştirilmiş olup Yasa'nın 3. maddesine göre esnaf ve sanatkar, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseleri olarak belirtilmiştir.
Diğer yandan, TTK'nın 12. maddesinde "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” düzenlemesi yine TTK’nin 15. maddesinde de "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez.
Mülga 6762 sayılı TTK'nın 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulunca 18/06/2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21/07/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf-tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir.
6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekecektir.
Dava konusu uyuşmazlık, 6102 sayılı TTK’nın 4. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak ticari davalardan değildir. Dolayısıyla, bu türden uyuşmazlığın ticari dava sayılabilmesi ve ticaret mahkemesinde görülebilmesi için tarafların her ikisinin de tacir ve dava konusunun tarafların ticari işletmeleriyle ilgili olması gerekir. Bu bakımdan, davanın taraflarından davalı tüzel kişi tacir ise de, davacı vekili istinaf aşamasında davacının tacir olmadığını, esnaf olduğunu ileri sürdüğü anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, mahkemece davacının tacir olup olmadığına ilişkin araştırma yapılmalı, araştırma sonucuna göre davanın ticari dava olup olmadığı tespit edilerek mahkemenin görevli olup olmadığı belirlenmelidir.
Bu durumda mahkemece davacının varsa ticaret sicil kayıtlarının getirilmesi, yoksa bağlı olduğu vergi dairesinden hangi usulde defter tuttuğunun sorulması, vergi kayıtları getirtilerek yukarıda yapılan açıklamalar ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 177 nci maddesinde belirtilen hususlar (defter tutma ve sınıf değiştirme hadlerine dair vergi usul kanunu genel tebliğleri ile her yıl için ayrı ayrı belirlenen sınırlar) dikkate alınarak esnaf sınırını aşan ticari işletme sahibi olup olmadığı ve tacir olarak kabul edilip edilmeyeceği tespit edilerek, mahkemenin görevli olup olmadığı değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-3 maddesi uyarınca kaldırılmasına, kararın kaldırma nedenine göre davacı vekilinin sair istinaf nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-) Davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜNE, ilk derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararının 6100 sayılı HMK'nın m. 353/1-a-3 hükmü uyarınca KALDIRILMASINA,
2-) Gerekçede belirtilen eksikliklerin giderilmesi amacıyla davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
3-) Kararın kaldırılma nedenine göre davacı vekilinin sair istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
4-) 492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarife gereğince, peşin alınan istinaf karar ve ilam harcının davacı tarafa iadesine,
5-) İstinaf kanun yoluna başvuran davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin yeniden verilecek hükümle birlikte değerlendirilmesine,
6-) Dairemiz kararının ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın m. 353/1-a ve m. 362/1-g hükümleri gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.
21/04/2025
...
Başkan
.
¸e-imzalıdır
.
Üye
.
¸e-imzalıdır
...
Üye
.
¸e-imzalıdır
...
Katip
.
¸e-imzalıdır