Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin, daha önce iptal edilen bir markanın kötü niyetle tekrar tescil edilmesi nedeniyle açılan hükümsüzlük davasına ilişkin gerekçeli kararı.
Özet: Davacı, 1986dan beri modüler sistem soğutma ekipmanları ve ilgili hizmetler sektöründe faaliyet gösteren ve ticaret unvanında “...” ibaresini ayırt edici unsur olarak kullanan bir firma olarak, davalının daha önce kullanılmama nedeniyle iptal edilen aynı markayı kötü niyetle, mahkeme kararını işlevsiz kılmak ve kendi faaliyet alanı dışında kalan ürünler için tekrar tescil ettirmesi sebebiyle davalıya ait markaların hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep ederken, davalı ise taraflar arasındaki diğer yargılamaların bekletici mesele yapılmasını ve kendi karşı davasının da göz önüne alınmasını savunmaktadır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/208 Esas - 2025/162

TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2024/208
KARAR NO : 2025/162
....
DAVA : Marka Hükümsüzlüğü
DAVA TARİHİ : 03/05/2024
KARAR TARİHİ : 17/04/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 17/04/2025
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan Marka Hükümsüzlüğü istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davacının 1986’dan beri modüler sistem süpermarket tipi buzdolapları, soğuk oda panelleri, modüler raf sistemleri, mutfak ekipmanları, market arabaları, el sepetleri ve 3 boyutlu projelendirme hizmetleri sektörlerinde faaliyet gösteren saygın ve tanınmış bir firma olduğunu, davalı adına .... sayı ile tescilli “...” ibareli markanın davacının yetkilisi Metin Kavak tarafından açılan ve ....Esaslı dosyası tahtında yargılaması sürdürülen dava neticesinde kullanılmama nedeniyle iptal edilmiş olmasına rağmen davalının aynı markayı .... sayılar tahtında tekrardan kendi adına tescil ettirmiş olmasının kötü niyetli olduğunu, daha önce taraflar arasında açılan davaların....sayılı markalar tahtında tescil ettirmiş olmasının davanın muhtemel sonuçlarından kurtularak mahkemenin vermiş olduğu iptal kararının sonuçlarını işlevsiz kılmak amacında olduğunu, ayrıca davacı ile arasında meydana gelen husumete dayalı olarak bir takım haksız ve kötü niyetli marka tescillerine giriştiğini ortaya koyduğunu, halbuki davacının “...” ibaresini ticaret unvanının ayırıcı unsuru olarak ve dahi markasal hüviyette uzun yıllardır kullanmakta olduğunu, davalının, davacının “kompresör, kodenser ve sıvı tankı, soğutucu ünite (evaperatif, lamelli ve serpantinli), paket ünite oda ve salon soğutucu, komple klima ve havalandırma santralı, aksam ve parçaları, derin dondurucu ve dondurma dolabı, sebze, meyve, peynir soğutucu, paket ünite kabinli soğutucu, buzdolabı, paket buz makinası, dondurma makinası ve muhafazası, hava soğutma, kurutma, şartlandırma dolabı, paket tipi su soğutma üniteleri, santraller için su soğutma cihazları (cilalar), soğutma ile ilgili laboratuvar aksamları, soğutma kuleleri, fan-coil sistemleri, buz paten sahası üniteleri, soğutma cihazları aksam ve parçaları (subap, subap tablası, yay, krank, biyel kolu)” emtiaları başta olmak üzere ve özellikle davacının faaliyet alanı olan ve mahkemece iptal edilen emtialar için kendi faaliyet alanı da olmayan ve kullanmadığı tüm bu emtialar yönünden tekrar tescil almış olmasının kötü niyetli olduğunu, .... adına tescilli bulunan "..." ibareli ....sayılı markanın, "derin dondurucu ve dondurma dolabı, sebze, meyve, peynir, soğutucu, paket ünite kabinli soğutucu, buzdolabı, paket buz makinası, dondurma makinası ve muhafazası" malları yönünden iptali ile sicilden terkinine karar verilmiş olduğunu, davacının bu kararı, reddedilen emtialar yönünden temyiz etmiş olduğunu, davacının “...” ibaresi üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu ve davalının marka tescillerinden önceki tarihlerden beri 11. Sınıfta yer alan emtialar bakımından aktif ve aralıksız olarak kullanmakta olduğunu, dava konusu edilen markaların bu yönden de hükümsüz kılınması gerektiğini ileri sürerek, davalının.... sayılı markalarının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında yargıya yansımış olan uyuşmazlıklarla ilgili olarak .... Esas sayılı dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, davacının davalının 88/107715 sayılı "..." ibareli markasının tescili kapsamına giren; “Kompresör, kodenser ve sıvı tankı, soğutucu ünite (evaperatif, lamelli ve serpantinli), paket ünite oda ve salon soğutucu, komple klima ve havalandırma santralı, aksam ve parçaları, derin dondurucu ve dondurma dolabı, sebze, meyve, peynirsoğutucu, paket ünite kabinli soğutucu, buzdolabı, paket buz makinası, dondurma makinası ve muhafazası, hava soğutma, kurutma, şartlandırma dolabı, paket tipi su soğutma üniteleri, santraller için su soğutma cihazları (cilalar), soğutma ile ilgili laboratuvar aksamları, soğutma kuleleri, fan-coil sistemleri, buz paten sahası üniteleri, soğutma cihazları aksam ve parçaları (subap, subap tablası, yay, krank, biyel kolu)” emtiaları yönünden “kullanılmama sebebiyle” iptali ile sicilden terkini talepleriyle açmış olduğu davanın yargılamasının .... Esas sayılı dosyası tahtında görülmekte olduğunu, davalının da "marka haklarına tecavüz fiillerinin durdurulması, giderilmesi ve karşı tarafın ticaret unvanında yer alan ... ibaresinin ticaret sicilinden terkini" talepli karşı dava ikame ettiğini, bilahare davacının yetkilisi .... Esas sayılı dosyası tahtında görülmeye başlandığını, bu dosyanın daha sonra .....Esas sayılı dosyası kapsamında işlem gördüğünü, davalının ".... Isıtma Soğutma Klima Sistemleri İmalat Sanayi" unvanlı şahıs şirketi adı altında 1975 yılından bu yana "Endüstriyel Soğutma ve Isıtma Sistemleri" sektöründe faaliyet gösterdiğini, ayrıca davalı şahsın kurucuları arasında olduğu "... Soğutma Makinaları İmalat Taahhüt ve Ticaret Limited Şirketi" unvanlı şirketin de 20 Ocak 1989 tarihinde kurulduğunu, davacı tarafın ise "... Soğutma - ....k" ticaret unvanını 24 Ağustos 1994 tarihinde tescil ettirmiş olduğunu, davalının faaliyetleri kapsamında kullanmakta olduğu ve usulünce tescil ettirdiği markalarının arasında “...” markasının da yer aldığını, davalının bu markayı 07.12.1988 olan tescil tarihinden bu yana kesintisiz, ciddi ve sürekli bir şekilde kullanıldığına dair delillerin ....Esas sayılı dosyasında mevcut olduğunu, dolayısıyla davacı tarafın, markanın kullanılmadığına dair ifadelerinin gerçeği yansıtmadığını, bu hususta kesinleşmiş bir mahkeme kararının da bulunmadığını, davalının huzurdaki davaya konu edilen markalarının, davacının iddialarının aksine, mahkemenin vermiş olduğu iptal kararının sonuçlarını işlevsiz kılmak amacıyla tescil edilmediğini, zira bu markaların tescili kapsamına giren emtiaların davalının ... sayılı markasının kapsamına giren emtialardan daha kapsamlı olduğunu, her ne kadar kötü niyet iddiasına dayalı hükümsüzlük davalarında markalar tüm emtialar yönünden hükümsüz kılınabilmekte ise de, .... Karar sayılı kararına göre kötü niyet hususunun, sicilde tescilli bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerden farklı türdeki mal veya hizmetler için marka başvurusu yapılabilme hakkının elden alınması sonucunu doğuracak şekilde kabul edilmesinin mümkün olmadığını, somut uyuşmazlıkta asıl davacının kötü niyetli olduğunu, zira davalının davacının “...” markasını kullanmasını durdurması için davacıya 2009 yılında bir ihtarname gönderdiğini, davacının bu ihtarnameye cevaben kullandığı markayı “.... şeklinde değiştirdiğini, ancak 2016 yılında tekrardan “...” markasını kullanmaya başladığını, buradaki amacının davalının 1988 yılından beri tescilli olarak kullandığı markasının sektörde kazanmış olduğu tanınmışlıktan haksız bir fayda elde etmek olduğunu, davalının markasını tescil ettirdiği 1988 yılından önce davacının “...” markasının kullanım sonucunda bir ayırt edicilik kazandığını tevsik edemediğini, yani davacının “...” markasının gerçek hak sahibi olmadığını, ticaret unvanının ayrıcı unsurunun “...” olmasının davacıya gerçek hak sahipliği kazandıramadığını, zira davalının ticaret unvanı kullanımının dahi davacıdan daha önceki tarihlere dayandığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporu alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı ve davalı arasındaki uyuşmazlık, davalı markalarının hükümsüzlük koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
DEĞERLENDİRMELER;
DAVACININ ESKİYE DAYALI KULLANIM/GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ İDDİASININ DAVALININ .... SAYILI TESCİLLİ MARKALARININ HÜKMÜNE ETKİSİ;
6769 sayılı SMK’nın “marka tescilinde nispi ret nedenleri”nin düzenlendiği 6. maddesinin 3. fıkrasında; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” denilmektedir. Aynı kanunun 25. maddesinde; “Hükümsüzlük hâlleri ve hükümsüzlük talebi” başlığı altında, 1. bentte; “5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.” denilmektedir. Yani, 6/3 maddesinde düzenlenen “markanın gerçek hak sahipliği” hukuki müessesesinin gerçekleşmiş olduğu durumlarda, tescilli bir markanın hükümsüzlüğüne karar verilebilmektedir.
Bu hüküm markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Bu madde hükmünde yer alan itirazın kabul edilebilmesi için itiraz sahibinin o işaret üzerinde başvuru tarihinden önce hak sahibi olması veya rüçhan hakkını elde etmesi ve bunları ispat etmesi gerekmektedir.
Tescil, bir markanın daha özel hükümlerle korunmasını sağlar. SMK, istisnai olarak, marka hakkının tescile dayanmadan ilk kullanım yoluyla da elde edilebileceğini ve korunabileceğini de kabul etmiştir. Ancak, bu hakkın ne zaman ve nasıl oluşabileceğinin kriterlerini düzenlememiştir . 6769 sayılı SMK’nın “Marka Tescilinde Nispi Ret Nedenleri” başlıklı 6. maddesinde, marka olarak tescil ettirilmek istenen işaret üzerinde tescil başvurusundan önce hak kazanmış kişilerin hukukunu korumaya yönelik hükümler bulunmaktadır. Söz konusu maddenin 3. fıkrasına göre bir işaret üzerinde, bu işaretin –üçüncü bir kişi tarafından-marka olarak tescili amacıyla başvurusu yapılan tarihten veya başvuru tarihinde belirtilen rüçhan tarihinden önce, bir hak elde edilmiş ise, bu hakka sahip kişi, söz konusu işaretin tesciline itirazda bulunabilir. Bu hüküm, işaret üzerinde ilk kullanma yoluyla haksız rekabet hükümlerine göre kazanılan hakkı üstün tutmayı amaçlamıştır. Bu bağlamda hak sahibinin işaretin sonradan bir başkası tarafından kullanılmasını yasaklaması haksız rekabet müessesesinden ve hükümlerinden kaynaklanmaktadır .
İtiraz/iptal talebi hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasını (SMK 6/3) gerekli kılar. “Ticaret sırasında kullanma” ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Markasal kullanım, öğretide işareti taşıyan mal ve/veya hizmetlerin köken itibariyle diğer mal ve/veya hizmetlerden ayırt edilmesini sağlamaya yönelik olduğunun alıcılar tarafından anlaşılmasını mümkün kılacak şekilde kullanılması biçiminde tanımlanmaktadır. Ancak markaların kaynak gösterme fonksiyonu dışında reklam, iletişim, kalite, yatırım ve garanti fonksiyonlarının da bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Madde metninde bahsedilen tescil edilmeden kullanılan bir marka veya ticarette kullanılan ticaret unvanı, işletme adı, alan adı gibi işaretlerdir. İtiraz veya dava hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasıdır. Ticaret sırasında kullanma ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Ancak SMK’da “piyasada maruf hale getirme” şartından söz edilmese de bu şartın “zımnen” 6/3 maddesi hükmünde yer aldığını kabul etmek gerekir. Buna göre tescilsiz bir işaret üzerinde bir hakkın doğması ve korunması için, o işarete kullanım yoluyla hukuken korunması gereken bir ekonomik değer kazandırmak gerekir. Bu ise işaretin “asgari bilinirlik düzeyi”ne ulaşması ile mümkündür. Asgari bilinirlikten anlaşılması gereken, işaretin kullanım sonucunda belirli bir yer, bölge veya piyasada bilinir hale gelmesidir. Aksinin kabulü, piyasada işareti “ilk” kullanan kişiye korunma sağlanacağı anlamına gelir ki, bu “SMK hükümleri uyarınca sağlanan korunmanın tescil ile elde edileceği” ilkesini anlamsız hale getireceği gibi hakkaniyet ile de bağdaşmaz. Ayrıca, yeni tarihli Yargıtay içtihatlarında ;”.......‘gerçek hak sahipliği’ ilkesi uyarınca, marka tescilinden önce tescil kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden markaya konu işaretin veya ibarenin yerelden daha geniş coğrafyada ve ciddi surette markasal kullanımı ve bu kullanımla markaya konu işarete belirli ölçüde ayırt edici nitelik kazandıranlar, markaya konu işaretin veya karıştırılmaya yol açacak ölçüde benzerinin başkalarınca marka başvurusuna konu edilmesi halinde marka tescil başvurusuna itiraz etme ya da markanın tescili halinde hükümsüzlüğünü talep etme hakkı bulunmaktadır.” denilmekle; eskiye dayalı gerçek hak sahipliği iddialarının SMK 6/3 maddesi hükmüne konu koruma kapsamından yararlanabilmesi için; markasal bir kullanım olmasının, bu kullanımın ciddi seviyelerde olmasının ve yerelden daha geniş bir coğrafyada gerçekleşmesinin şart olduğu yönünde içtihat oluşturulmuştur.
“Gerçek hak sahipliği” ilkesi, yani marka hakkının tescil ile kurulduğu/korunduğu temel ilkesinin istisnası, markasını tescil ettirmeden kullanmak/korumak isteyen kişilerin, o markayı daha önceden fiilen ihdas ve istimal ettiğini ve piyasada maruf hale getirdiğini ispat etmesi halinde uygulanan bir ilkedir. Yani gerçek hak sahipliği iddialarının, tescilsiz markanın fiilen ihdas edildiği ve yoğun bir biçimde kullanımı sonucu piyasada tanınmış hale gelmediği hususlarının kanıtlanmasına dayanması gerekir. Yargıtay’ın artık iyice durulmuş olan içtihatlarına göre de bu kullanımın, “ciddi/yoğun bir kullanım” olması gerektiği de, tartışmasızdır. Yani; bir işaret üzerinde hak iddia edebilmek için, üçüncü kişinin tescil başvurusundan veya rüçhan hakkının doğumundan önce, bu işareti kullanmak ve belli bir oranda bilinir hale getirmek gerekmektedir.
Yine, söz konusu olan bilinirlik ve kullanım, markanın kullanıldığı/tanındığı iddia edilen bölgede/ülkede, olayımızda Türkiye’de gerçekleşmelidir. Bunların kanıtlanmadığı bir durumda, gerçek hak sahipliği iddialarının dinlenmesi, hukuken kabul edilmesi ve tescilsiz bir markanın bu şekilde himaye altına alınarak tescilli bir markanın hükümsüzlüğünün talep edilmesi mümkün değildir.
Davacı taraf; dava konusu edilen “...” ibaresinin, davalının markalarının tescili kapsamında bulunan emtiaların tamamında, tescilsiz olarak, kendisi tarafından uzun yıllardır ciddi ve yoğun bir biçimde, Türkiye genelinde kullanıldığını ve bu şekilde gerçek hak sahipliğinin doğduğunu tevsik eden yeterli nitelikte, nicelikte ve içerikte delili, dava dosyasına sunmuş değildir. Bu nedenle de; somut olayda, davacının önceki kullanıma dayalı gerçek hak sahipliği iddiasının dava konusu edilen markaların hükmüne bir etkisinin olamayacağı,
DAVACININ TİCARET UNVANINDAN KAYNAKLANAN HAK İDDİALARININ DAVALININ .... SAYILI TESCİLLİ MARKALARININ HÜKMÜNE ETKİSİ;
6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 6. bendinde; “Tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir....” denilmektedir. Aynı kanunun yine birinci kitabının beşinci kısmında 25. Maddede; “Hükümsüzlük hâlleri ve hükümsüzlük talebi” başlığı altında, 1. Bentte; “5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.” denilmektedir. Yani, m. 6/6 hükmünde düzenlenen hallerin bir marka tesciline uygulanabilir olması halinde, o tescilli markanın hükümsüzlüğüne karar verilebilmektedir.
Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, .... kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı, alan adı girer.
Yargıtay içtihatlarında da açıkça dile getirildiği üzere; KHK 8/3 (SMK 6/3) maddesinde yer alan "ticaret sırasında kullanılan işaret" ifadesinin kapsamı içerisine ticaret unvanları, işletme adları, isim, fotoğraf, telif hakkı vs. sokulabilir. Aynı maddenin 5. fıkrasına (SMK 6/6) göre de, tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, ticaret unvanı, fotoğrafı veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını kapsaması halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusunun reddedileceği belirtilmiştir.
SMK md. 6/6 uyarınca ticaret unvanlarına tanınan koruma, fiilen kullanıldığı faaliyet konularını kapsamakta olup, fiilen kullanılmayan konularda koruma sağlanırsa ticaret unvanları markalara karşı gereğinden fazla korunmuş olur. Ayrıca, bu işaretin ticaret unvanı kullanımından öte ayırt edici özellik kazanacak şekilde tek başına veya baskın unsur olarak aynı tür mal ve hizmetler bakımından markasal kullanımının ispatı gerekir.
Somut olayımızda; davacının ticaret unvanının ayırıcı unsuru olan “...” ibaresinin dava konusu edilen markaların kapsamında yer alan emtialara ilişkin ticari faaliyetler kapsamında fiilen kullandığına dair yeterli nitelikte, nicelikte ve içerikte delil dava dosyasına sunulmamış olduğundan , davacının ticaret unvanına dayalı bir hak/koruma talep edemeyeceği,
DAVACININ KÖTÜ NİYETLİ TESCİL İDDİASININ DAVALININ .... SAYILI TESCİLLİ MARKALARININ HÜKMÜNE ETKİSİ :
6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 9. Bendinde; “Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.” denilmektedir. Aynı kanunun yine birinci kitabının beşinci kısmında 25. Maddede; “Hükümsüzlük hâlleri ve hükümsüzlük talebi” başlığı altında, 1. Bentte; “5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.” denilmektedir. Yani, 6/9 maddesinde düzenlenen “kötü niyet hali”nin bir marka tescilinde bulunması halinde, tescilli bir markanın hükümsüzlüğüne karar verilebilmektedir.
Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Marka tescil eden kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka tescilinin kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık marka sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi subjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden subjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden bilme, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir.
Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescili yapılması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir.
Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötüniyet göstergesi kabul edilebilir. Nitekim .... kararında da, “Başvuru sahibinin, bir markanın aynısı veya benzerinin, aynı veya benzer mal ve / veya hizmetlerde kullanılmakta olduğunu bildiği halde, o markayla karıştırılabilecek bir markayı tescil ettirmek istemesi ve söz konusu işaretin asıl sahibinin markayı kullanmasını önlemek amacıyla marka tescil ettirmesi” gibi unsurların, kötü niyetin varlığına karar vermeye yarayacak işaretler olduğu ifade edilmiştir. Adalet Divanı diğer kararlarıyla kötü niyet kavramının uygulama alanı hakkında daha net bir çerçeve çizmeye çalışmıştır. Buna göre; “Başvuru sahibinin, başvurusu yapılan markayla karıştırılması olası bir markanın yurtdışında üçüncü bir kişi tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekliliği hususu, tek başına, başvuru sahibinin ilgili hüküm kapsamında, kötü niyetle hareket ettiği sonucuna varılması için yeterli değildir” ve “İnceleme konusu işaretlerin aynı olması, diğer faktörlerden hiçbirisi mevcut değilken kötü niyetin varlığını ortaya çıkarmaz.”
Hukukumuzda “kötü niyet” tanımlanmamıştır. Buna karşın kavramı izah için özellikle de subjektif olgunun tespiti için iyi niyete başvurulmaktadır. İyi niyete sadece bir hüküm olarak değil, özel hukuka yön veren bir ilke anlamında Medeni Kanun m. 3’te yer verilmiştir. Bu hüküm uyarınca, Kanunun iyi niyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz. İyi niyet ve kötü niyet bir madalyonun iki yüzü gibi olduğundan kötü niyetin tanımını yapabilmek için öncelikle iyi niyetin ortaya konması yararlı olacaktır. İyi niyet, bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen herhangi bir hususun hakkı kazanacak olan kimse tarafından bilinmemesi demektir. O halde kötü niyeti, bir bakıma “iyi niyetli olmama hali”, yani “bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen hususu bilmesine rağmen hareket etmek veya susmak suretiyle başkalarına zarar vermek” şeklinde tanımlamak mümkündür.
Dava dosyası içeriğinde yer alan ve Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleştiği görülen, .... Karar sayılı kararı ile; davalı şahsın 107715 sayılı markasının, kapsamında yer alan; “derin dondurucu ve dondurma dolabı, sebze, meyve, peynir soğutucu, paket ünite kabinli soğutucu, buzdolabı, paket buz makinası, dondurma makinası ve muhafazası” emtiaları yönünden, kullanmama nedeniyle kısmen iptal edildiği,
Davaya konu edilen.... sayılı markasının ... ibareli görselinin, davalının kullanmama nedeniyle kısmen iptal edilmiş olan ... sayılı ve ... görselli markası ile ayniyete yakın benzer olduğu ve birebir aynı emtiaları kapsadığı, dolayısıyla; davalının bu markası özelinde, hükmü/geçerliliği 30.05.2016 tarihinde ..... Esas sayılı dosyası kapsamında (asıl) davaya konu edilmiş bir markanın , bu davanın yargılaması henüz devam ederken, ayniyete yakın benzerinin, birebir aynı emtialar yönünden, 21.07.2016 tarihli bir başvuru ile, yani bir dava açıldığından haberdar olunduktan sonra/davanın açılmasından sonraki bir tarihte, (tekrardan) tescil ettirilmek istenmesinin, hayatın olağan akışına uygun düşmediği ve ticari dürüstlük kurallarıyla bağdaşmadığı,
Aynı şekilde; ..... sayılı ve ... ibareli markanın, .....Esas sayılı dosyası kapsamında, 13.11.2019 tarihinde inşa olunan, “davalı şahsın gerek davacının markalarının hükümsüzlüğü, gerekse ticaret unvanının terkini” talepli davalar yönünden “sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı” yönündeki ve davacının “...” markasının “süper market tipi buzdolapları, soğuk oda panelleri”nde kullandığının tespit edildiği kararın sonrasında, davalının, halen, yani 17.02.2023 tarihinde, aynı markanın “soğutucular ve dondurucular” yönünden kendi adına tescili talebinde bulunmuş olmasının da, hayatın olağan akışına uygun düşmediği ve ticari dürüstlük kurallarıyla bağdaşmadığı,
Ancak aynı tespit; davalının .... sayılı markasının kapsamına giren, “soğutucular ve dondurucular” haricinde kalan, 07, 11, 16, 35, 40 ve 42. Sınıflara giren emtialar yönünden yapılamamaktadır. Bu emtialar özelinde “...” markasının (gerçek) hak sahipliği, daha önce yargıya intikal etmiş bir uyuşmazlığa konu olmadığından, davalının bu emtialar yönünden, önceden beri (başka emtialarda) kullanageldiği markasını tescil ettirmek istemesinin, ticari dürüstlük kuralları ile çelişmediği,
Netice itibariyle,
Davacının “gerçek hak sahipliği” ve “ticaret unvanından kaynaklanan hak” iddialarının, dava konusu edilen markaların hükmüne bir etkisinin olamayacağı, ancak davalının, dava konusu edilen markaları, taraflar arasında yargıya intikal etmiş uyuşmazlıklara rağmen, bu uyuşmazlıklar devam ederken, tekrardan, o uyuşmazlıklara konu olan emtialar yönünden tescil ettirmiş olmasının, “ticari dürüstlük kuralları”na ve hayatın olağan akışına aykırı düştüğü kanaatlerine varıldığından, davalıya ait.... sayılı markanın 11. Sınıftaki: "derin dondurucu ve dondurma dolabı, sebze, meyve, peynir soğutucu, paket ünite kabinini soğutucu, buz dolabı, paket buz makinası, dondurma makinası ve muhafazası" ile.... sayılı markaya ait 11. Sınıftaki: "soğutucular ve dondurucular" emtiaları bakımından hükümsüzlük koşullarının oluşmuş olup aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
H Ü K Ü M :
Davanın Kısmen Kabulüne,
Davalıya ait .... sayılı markanın 11. Sınıftaki "derin dondurucu ve dondurma dolabı, sebze, meyve, peynir soğutucu, paket ünite kabinini soğutucu, buz dolabı, paket buz makinası, dondurma makinası ve muhafazası" ile .... sayılı markaya ait 11. Sınıftaki : "soğutucular ve dondurucular " emtiaları bakımından hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen Türk Patent’e gönderilmesine,
Alınması gereken 615,40-TL harçtan peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubu ile eksik kalan 187,80.-TL maktu ilam harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Davanın kısmen reddolunması ve davalının kendilerini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalı şirkete verilmesine,
Davanın kabul ret oranının takdiren %50 olarak kabulüne,
Harcın davanın yalnızca kabul edilen kesimi üzerinden alınması sebebi ile davacının peşin yatırdığı 427,60-TL ilâm harcının tamamının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,     
Davacının bunun dışında yapmış olduğu aşağıda dökümü yazılı 10.853,40.-TL
yargılama giderinin %50'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,   
Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
Dair, davacı vekili ve davalı şirket vekilinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.17.04.2025
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır
MASRAF DÖKÜMÜ
İlk Masraf : 488,40.-TL
Bilirkişi Ücreti : 10.000,00.-TL
P.P : 365,00.-TL
TOPLAM : 10.853,40.-TL