Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde eski marka vekilinin müvekkil şirketin ticari unvanıyla iltibas oluşturan marka tescili nedeniyle açılan sözleşmeden kaynaklanan hak ve maddi tazminat davası.
Özet: Davacı tekstil şirketi, uzun yıllardır faaliyet gösteren ve tescilli birçok markaya sahip, ayırt edici bir ticari unsurla tanınan bir kuruluş olarak, eski marka vekili olan davalının vekillik ilişkisi devam ederken müvekkilinin bilgisi ve rızası dışında, kendi markalarıyla iltibas oluşturacak benzer bir markayı 2016 yılında tescil ettirdiğini iddia ederek maddi tazminat ve vekillik ilişkisine aykırılığın tespiti talebinde bulunmuştur; davacı durumu 2023 yılında marka vekili değişikliği sırasında tespit ettiğini belirtirken, davalı ise vekalet sözleşmesinden doğan taleplerde 5 yıllık zamanaşımı süresinin, marka tescilinin yapıldığı 2016 yılı itibarıyla dolduğunu savunarak davanın reddini istemektedir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/212 Esas - 2025/220
TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİGEREKÇELİ KARARESAS NO : 2024/212 KARAR NO : 2025/220....DAVA : Marka (Sözleşmeden Kaynaklanan Hak İstemli), Marka (Maddi Tazminat İstemli)DAVA TARİHİ : 07/09/2023KARAR TARİHİ : 29/05/2025GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH : 29/05/2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka (Sözleşmeden Kaynaklanan Hak İstemli), Marka (Maddi Tazminat İstemli) istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkili şirket tekstil sektöründe 40 yıldır faaliyet gösterdiğini, Türkiye’deki en büyük temsilcilerinden biri olduğunu, 11 şubesi bulunduğunu, faaliyetlerini hem Türkiye hem de Dünya’nın çeşitli ülkelerinde yürüttüğünü, Türkiye ve yurtdışında tescilli birçok markasının bulunduğunu, davalının müvekkili şirket ile iltibas oluşturacak düzeyde bir markayı tescil ettirmiş olması nedeniyle iş bu davanın açıldığını, “....” ibaresinin müvekkili şirketin ticari unvanındaki asıl ve ayırt edici unsur olduğunu, söz konusu ticari unvanı Türkiye’de ilk olarak müvekkili şirket tarafından tescil edildiğini, ... ibaresi altında yürütülecek her türlü faaliyetin müvekkili şirketin ait ticari unvan ile iltibas oluşturacağını, müvekkili şirketin, bu unvanla tanındığını, tüm yatırım ve faaliyetlerini bu unvanı ve bu unvanı ile tescil edilen markaları ile gerçekleştirdiğini, on farklı şube ile faaliyet gösteren müvekkili şirketin aynı zamanda mağaza bazında bugün Türkiye’de birden farklı şehirde faaliyet gösterdiğini, .... nezdinde tescil ettirilmiş birçok markasının bulunduğunu, .... sayılı tanınmış markanın sahibi olduğunu, “...” ibaresinin asıl ve gerçek hak sahibi olduğunu, ikonik bir hale gelmiş “...” Markasının “...” harfini dahi yine ikonik bir marka haline getirdiği ve söz konusu markalarını da tescil ettirdiğini, müvekkili şirketin “...” markasını sürekli geliştirerek tescil ettirmesi ve yeri geldiğinde hizmet kapsamlarını genişlettiğini, müvekkili şirket tarafından tescil edilen markaların seri marka niteliğinde olduğunu, müvekkili şirket markası ile benzer nitelikte olacak her bir markanın, müvekkilinin tanınmışlığından faydalanılmasına ve haksız yarar elde edilmesine imkân oluşturacağını, “...” markalarının belirgin bir tanınmışlığa ulaştığını, markalarına ilişkin reklam ve tanıtım faaliyetlerinin gerçekleştirdiğini, davalının, müvekkili şirketin eski marka vekili olduğunu, vekillik ilişkisine aykırı olacak şekilde müvekkili şirket markasına benzer bir markayı tescil ettirdiğini, 2016/31273 sayılı markanın müvekkili şirkete ait markalar ile ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu ve taraflar arasında iltibas oluşturacağını, davalının, bir sınai hak danışmanlık şirketi olduğunu, müvekkili şirketin geçmiş dönemdeki bir vekili olduğunu, müvekkili şirketin 2023 yılında marka vekili değişikliğine gittiğini ve markalarına ilişkin yapmış olduğu araştırmalarda davalı şirketin, müvekkili şirketin marka vekili olduğu dönemde müvekkili şirket markaları ile iltibas oluşturacak bir marka için başvuruda bulunduğunu ve markayı tescil ettirdiğinin tespit edildiğini, marka başvurusu yapılan dönemde davalının, müvekkili şirketin marka vekili olduğunu, 2016 yılına kadar müvekkili şirket adına “...” ibaresi içeren tescilli 23 marka bulunduğunu, davalı tarafından söz konusu marka başvurusu ile ilgili olarak müvekkili şirkete bir bilgi verilmediğini, müvekkili şirketin, davalı tarafından yapılan başvurudan vekil değişikliği yaptığı 2023 yılında hem yurt içi hem de yurt dışı markalarının güncel durumlarını araştırdığında tespit ettiğini, davalı tarafından tescil ettirilen markadaki asli unsur “...” ibaresi olduğunu, müvekkilinin ortak ve asli unsuru “...” olan birçok markanın asıl ve gerçek hak sahibi olduğunu, davalının vekillik ilişkisine aykırı davranarak müvekkili şirket ile iltibas oluşturan bir marka için tescil talebinde bulunduğunu, davalının vekillik ilişkisine muhalefet ettiğinin tespiti ile 5.000,00-TL’lik maddi tazminatın dava tarihinden işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle davacının tüm iddia ve taleplerinin haksız ve yersiz olduğunu, söz konusu taleplere ilişkin zamanaşımı süresinin dolduğunu, söz konusu davanın "vekalet akdinden kaynaklı tazminat talebine" ilişkin olduğunu, Türk Borçlar Kanunu'nun 147. Maddesi uyarınca; vekalet sözleşmelerinden kaynaklı alacakların 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, Yine Türk Borçlar Kanunu'nun 149. Maddesi uyarınca; "Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar." maddesinin yer aldığını, davacının davasına konu ettiği ve vekâlet akdinin ihlal edildiğini iddia ettiği marka tescilinin 2016 yılında gerçekleştirilmiş olduğunu, söz konusu ihlalden kaynaklı taleplere ilişkin zamanaşımı süresinin 2021 yılında dolduğunu, davacının dava dilekçesinde, müvekkili şirketin aracılığı ile yapılmış olan dava konusu marka tescilinden ancak 2023 yılında, marka tescilinden tam 7 yıl sonra, haberdar olduğu iddiasının hukuken kabulünün mümkün olmadığını, bir markanın tescilinin, 3. kişilerin haberdar olması amacıyla yayımlandığı an itibariyle alenileştiğini, Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 22. Maddesinin 3. Fıkrası uyarınca; “sicil alenidir, online erişime açıktır ve talep edilmesi halinde herkese sicil örneği verilir.’ genel ilke ile; aleniyet ilkesine bağlı olarak tutulan sicillerdeki kayıtları herkesin bilmesinin gerektiği şeklinde olduğunu, söz konusu sicil kayıtlarının aleni olması nedeniyle de hak sahiplerinin bu sicil kayıtlarını kontrol ve takip etme yükümlülüğü bulunduğunu, davacının sayısız tescilli markanın sahibi bir tacir olarak, basiretli davranma yükümlülüğü altında olduğunu, bu aleni sicil kayıtlarından haberdar olmadığı iddiasıyla zamanaşımı süresinin işlemeye başlamadığını iddia edemeyeceğini, müvekkili şirket, fikri mülkiyet alanında müvekkillerine danışmanlık sunan ve kendisine verilen vekaletnameler aracılığıyla müvekkillerinin Türk Patent Kurumu nezdinde marka tescillerini gerçekleştiren bir danışmanlık şirketi olduğunu, davacının, 08.01.2008 tarihli vekaletname ile müvekkili şirket'i fikri mülkiyet alanında kendisine hizmet vermek üzere yetkilendirdiğini, müvekkili şirketin, davacının markasına benzer olduğunu iddia ettiği .... ..." markasının tesciline vekil sıfatıyla aracılık etmesi hiç bir suretle davacı ile mevcut vekalet akdinin ihlalini teşkil etmediğini, müvekkili şirket tarafından vekil sıfatıyla tescil edilmesi sağlanan ve davacı'nın vekalet akdinin ihlalini oluşturduğu için kendisine bildirilmediğini iddia ettiği “... . ...” markasının hak sahibi ...... isimli bir gerçek kişi olduğunu, kendisi marka olarak . ve hatta .....” ifadelerini kullandığını, ... ..., 2007 yılından beri Nişantaşı’nda kendi adıyla modaevi işleten bir gerçek kişi olduğunu, 2016 yılında yürürlükte olan 556 sayılı KHK'nın 12. Maddesi uyarınca; markada bir kişinin ad-soyadının kullanılması dürüst kullanım sayıldığını, marka hakkının tescil ile değil kullanım ile başladığını, 2007 yılından beri faaliyet gösteren, pek çok yayında ismi geçmiş, en son ...firmasının bir serisine ismini vermiş... ... markasının davacı tarafından bilinmiyor olduğunun iddia edilmesi abesle iştigal olduğunu, her ne kadar dava konusu markanın Davacı Şirket'in markaları ile iltibas yaratıp yaratmadığı huzurdaki davanın konusu değilse de, davacı ilgili marka tescilinden tescil tarihinde haberdar olsaydı dahi, dürüst kullanımdan kaynaklı olarak Davacının bir talepte bulunamayacağını, müvekkili Şirket'in söz konusu markanın tesciline aracılık etmekle herhangi bir vekaleti ihlal etmediğini, davacının bu yöndeki iddiaları yersiz olduğunu, müvekkili şirketin davacıya karşı herhangi bir bildirim yükümlülüğünün bulunmadığını, davacı şirketin müvekkili şirkete sadece marka tescil başvuruları için hizmet bedeli ödediğini, herhangi bir marka gözlem /izleme / bildirim hizmeti satın alınmadığını, davacı tarafından müvekkili şirkete verilen vekaletname içeriğinde de bahse konu gözlem / izleme ve bildirim hizmetlerinin yer almadığını, müvekkili Şirket'in herhangi bir hizmet bedeli almadan bir gözlem / bildirim yükümlüğünün olması söz konusu olamayacağını, sunmakla yükümlü olmadığı bir hizmeti ifa etmediğini iddia etmenin de mümkün olmadığını, davacının müvekkili şirket'in bu yönde bir bildirim yükümlülüğünün bulunduğunu ispat edemediğini, davacı şirketin sicil kontrol ve incelemelerini 7 yıl boyunca yapmamasının kendi kusuru olduğunu, kendi kusurundan kaynaklı zararın tazminini talep edemeyeceğini, ayrıca dava dilekçesinde ne şekilde zarara uğradığını hiç bir suretle açıklamadığını ve dava dosyasına bu sözde zararları ispat edecek tek bir delil dahi sunamadığını, davacının müvekkili şirketin aracılık yaptığı bu markanın tescili ile ilgili bir talebi varsa, bu talebi yöneltmesi gereken kişinin marka sahibi olan ... ... olduğunu, müvekkili şirketin hak sahibi olmadığı bir markaya ilişkin ihlalin sonuçlarından sorumlu tutulamayacağını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, davacı ile davalı arasında vekillik ilişkisi olup olmadığı, vekillik ilişkisinin hangi tarihte başladığı ve bittiği, davalının vekillik ilişkisine aykırı hareket edip etmediği, tazminat şartlarının oluşup oluşmadığı gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. DEĞERLENDİRMELER Genel Olarak Vekillik İlişkisi ve Taraflar Arasında Vekillik İlişkisi Olup Olmadığı, Varsa Vekillik İlişkisinin Başladığı ve Bittiği Süre Kapsamında Değerlendirme; Vekâlet, bir kişinin başka bir kişiyi kendi adına bir vekil olarak hareket etmesi için atadığı ve böylece vekile, müvekkil adına belirli eylemleri veya işlemleri yerine getirmesi için yetki verilmesiyle, vekil ile asıl arasında oluşan karşılıklı ilişki bütünüdür. 2012 tarihinde yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 9. bölümü vekâlet ilişkilerini düzenlemektedir. TBK .... 502’ye göre, “Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir“. Vekâlet sözleşmesi, vekâlet veren kişinin belirli bir süre boyunca veya belirli bir işlem için vekâlet vermesini sağlamaktadır. Sözleşme, vekâlet verenin talebi/talimatı doğrultusunda sınırlı veya geniş bir yetki kapsamına sahip olabilmektedir. Vekâlet sözleşmesinde, vekâlet veren kişi, vekâlet alan kişinin hangi işleri yapabileceğini, nasıl yapacağını, hangi durumlarda vekâletin sona ereceğini ve vekâletin ücreti gibi detayları belirlemektedir. Bu sözleşme, tarafların hak ve yükümlülüklerini düzenlemekte, vekâlet alan kişinin belirli işlemleri yapabilmesi için gerekli yasal izinleri sağlamaktadır. Uygulamada, belirli bir işin görülmesini amaçlayan vekâletler hariç, genel bir vekâlet sözleşmesiyle taraflar arasında devamlı borç ilişkisine benzer bir ilişkinin doğduğu kabul edilmektedir. TBK .... 503’e göre, “Kendisine bir işin görülmesi önerilen kişi, bu işi görme konusunda resmî sıfata sahipse veya işin yapılması mesleğinin gereği ise ya da bu gibi işleri kabul edeceğini duyurmuşsa, bu öneri onun tarafından hemen reddedilmedikçe, vekâlet sözleşmesi kurulmuş sayılır.” Söz konusu hükme göre, sadece hazır olmayan arasında vekâlet sözleşmesinin kurulmasında uygulanır; hazırlar arasında, özellikle telefonla yapılan icaplarda bu hüküm uygulanmaz. Vekâlet sözleşmesinin geçerliliği kural olarak herhangi bir özel şekil şartına bağlı değildir. Buna karşılık, ispat açısından şeklin yararları bulunmaktadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. Vekillik sözleşmesinin kapsamı sözleşme ile açıkça belirlenmemiş ise, ait olduğu işin niteliğine göre belirlenir (BK. .... 388/1). Vekilin göreceği işin kapsamının sözleşme ile belirlenmesi esas ise de, genellikle vekilin göreceği iş ve yapacağı işlemlerin tümünü ve sınırını kesinlikle önceden belirlemek mümkün değildir. Bu sebepledir ki, vekilliğin kapsamı genel biçimde işin niteliğine bağlı tutulmuştur. Vekil, işin niteliğine göre neleri yapıp neleri yapmaması gerektiğini özen ve sadakat borcu çerçevesinde kendisi belirleyecektir (.... sayılı ilamı). Genel düzenleme ile birlikte, 27.06.1995 tarihinde yürürlüğe giren ve 10.01.2017 yürürlük tarihli 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile mülga 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (556 s. KHK’nın) 80. maddesinde; “Aşağıda belirtilen kişiler marka konuları ile ilgili olarak Enstitü nezdinde işlem yapabilir: a)Gerçek veya tüzel kişiler, Tüzel kişiler, yetkili organları tarafından tayin edilen kişi veya kişilerce temsil edilir. b)Marka vekilleri. İkametgahı yurt dışında bulunan kişiler ancak marka vekilleri vasıtasıyla temsil edilir. Marka vekili tayin edilmesi halinde, tüm işlemler marka vekili vasıtasıyla yapılır. Marka vekiline yapılan tebligat asile yapılmış sayılır.” hükmünü içermektedir. Benzer düzenleme 6769 s. SMK’nın 160/1. maddesinde, “(1) Gerçek veya tüzel kişiler ile bu kişiler tarafından yetkilendirilmiş sicile kayıtlı marka veya patent vekilleri Kurum nezdinde işlem yapabilir.” hükmü yer almaktadır. 5000 sayılı Patent ve Marka Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanunda (Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde ve Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun iken 6769 sayılı SMK’nun 188. maddesiyle “Türk Patent ve Marka Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun” şeklinde, daha sonra 703 sayılı KHK’nin 86. maddesiyle yukarıdaki şekilde değiştirilmiştir), 30. maddesinde, “Enstitü nezdinde vekillik yapma yetkisinde olanlar” başlığı altında; “Sınai mülkiyet hakları ve geleneksel ürün adları ile ilgili danışmanlık yapma ve Kurum nezdinde başvuru sahipleri adına işlem yapma yetkisinde olan gerçek veya tüzel kişiler patent, faydalı model ve entegre devre topoğrafyası konularında patent vekilleri; marka, coğrafi işaret ve geleneksel ürün adları konularında marka vekilleri; tasarım konusunda ise hem patent vekilleri hem de marka vekilleridir. Gerçek kişilerin patent vekili veya marka vekili olabilmesi için aşağıdaki şartları taşıması gerekir: a)Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak. b)Fiil ehliyetine sahip olmak. c)En az dört yıllık lisans eğitimi veren yükseköğretim kurumlarının veya bunlara denkliği yetkili makamlarca kabul edilen yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarının birinden mezun olmak. d)26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile kasten işlenen bir suçtan dolayı beş yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkum olmamak. e)Türkiye’de yerleşim yeri sahibi olmak. f)Patent vekilliği veya marka vekilliği sınavlarında başarılı olmak. Tüzel kişi patent vekilinin veya marka vekilinin, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre limited veya anonim şirket şeklinde kurulması, işletme konusunun patent vekilliği veya marka vekilliği faaliyetini kapsaması ve patent vekili veya marka vekili gerçek kişiler tarafından temsil edilmesi zorunludur. Gerçek kişi vekil, birden fazla tüzel kişi vekilin ortağı veya çalışanı olsa dahi vekillik yetkisini sadece tek bir tüzel kişi vekili temsilen kullanabilir. Vekillik yetkisini bu şekilde kullananlar, gerçek kişi vekil olarak vekillik yapamaz. Gerçek kişi vekil, kişisel cezai sorumluluğu saklı kalmak şartıyla, temsil ettiği tüzel kişi vekille birlikte vekalet verene karşı müteselsilen sorumludur. Vekalet konusunda, bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun vekalete ilişkin hükümleri uygulanır.” Hükmü yer almaktadır. Somut olay açısından yapılan değerlendirmede, davacı ... birlikte ve ayrı ayrı vekâletname verildiği, vekaletnamenin içeriğinde, “buluşlar, markalar ve endüstriyel tasarımlarla ilgili Türk Patent Enstitüsü nezdinde yapmak, başvuruları gerektiğinde geri çekmek, buluşlara patent veya faydalı model belgesi almak, markalar ve endüstriyel tasarımları tescil ettirmek, başvurulara patent veya faydalı model belgesi almak, markalar ve endüstriyel tasarımları tescil ettirmek, başvurulara yapılan itirazları cevaplamak, yayınlanan başvurulara veya tescillere itiraz etmek, uzlaşma tekliflerini görüşmek, uzlaşma teklif etmek, uzlaşmak, markalar ve endüstriyel tasarımlarla ilgili yenileme işlemlerini yapmak, buluşlar, markalar ve endüstriyel tasarımlarla ilgili unvan, adres ve nevi değişikliği, markalarda eşya değişikliği, düzeltmesi ve bölünmesi işlemlerini yapmak, buluşlarda yıllık harç ve ücretleri yatırmak ve lisans verme teklifleri ve kullanma zorunluluğu, kullanım belgesi, zorunlu lisans ve sözleşme lisansı ile ilgili işlemlerini yapmak, başvuru, tescil ve diğer işlemlerle ilgili harç ve ücretleri yatırmak, buluş, marka ve endüstriyel tasarımlarla ilgili olarak tarafımızdan noter senedi ile alınacak veya verilecek lisans ve devir işlemlerinin sicile yazılması işlemlerini talep etmek, ihtarname göndermek, haklarımızın korunması için Türkiye Cumhuriyeti’nin idari ve kazai bütün mercilerine başvurmak, adımıza bütün bu maksatlar için hazırlanacak her türlü evrakı, başvuruyu, beyanı, dilekçeyi, formu imzalamak” yetkilerinin yer aldığı, söz konusu vekaletnamenin, 556 Sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Uygulamasına Dair Yönetmelik’in 9. maddesi ile Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in 124. maddesine uygun bir vekaletname olduğu, dosya kapsamından, vekilin tam olarak hangi tarihte azledildiğinin veya vekilin hangi tarihte istifa ettiğine dair bir kaydın bulunmadığı, güncel .... marka sorgu ekranından davacı adına kayıtlı markalar üzerinden yapılan sorgulamada, davacı markalarına 30.01.2023 tarihinde yeni vekil atandığının görüldüğü, taraf beyanlarından da vekalet ilişkisinin 2023 yılının ocak ayında sona erdiğinin belirtildiği buna göre geçerli bir vekalet ilişkisinin bulunduğu, söz konusu ilişkinin 08.01.2008 ile 30.01.2023 tarihlerini kapsadığı, Davalının Vekillik İlişkisine Aykırı Hareket Edip Etmediği, Tazminata Hak Kazanıp Kazanmadığı; TBK kapsamında, vekilin borçlarının neler olduğu düzenlenmiştir. TBK .... 506/1 gereğince vekil, kural olarak sözleşme konusu işi şahsen ifa etmek zorundadır. İstisnai olarak, vekile üstlendiği iş görme edimini başkasına yaptırma imkanı vermektedir, bunlar, vekalet verenin vekilin başkasını vekil tayin etmesine açıkça veya zımnen rıza göstermesi, vekilin başkasını vekil tayin etmesine teamül gereği yetkili olması, vekilin başkasını vekil tayin etmesine halin gereklerine göre mecbur olması halleridir. TBK .... 506/2’de, “Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür” hükmü yer almaktadır. Sadakat borcu kapsamında vekilin her durumda vekâlet verenin menfaatine uygun hareket etmesini gerektirdiğinin kabul edilmesi anlamına gelmektedir. Vekilin sadakat yükümlülüğü sadece işin görülmesi süresi ile sınırlı olmayıp vekâlet sözleşmesinin sona ermesinden sonra da devam ettiği kabul edilmektedir. Diğer bir deyiş ile vekil, belirli bir sonuca yönelik edim fiilini özenle yerine getirmekle yükümlüdür. Vekâlet sözleşmesinde vekilin özen borcunun konusu, edim sonucunun başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesi için işlerin normal akışına göre gerekli davranışlarda bulunmak ve bunu engelleyecek davranışlardan kaçınmak şeklindedir. Aynı şekilde, vekil, vekâlet verenin açık talimatına uymakla da yükümlüdür. Ancak, vekâlet verenden izin alma imkânı bulunmadığında, durumu bilseydi onun da izin vereceği açık olan hâllerde, vekil talimattan ayrılabilir. Vekil, vekâlet verenin talebi üzerine, yapmış olduğu işin hesabını vermeğe mecburdur. Bunun yanında ayrıca vekâlet sözleşmesinin ifası dolayısıyla almış olduğu şeyleri vekâlet verene iadeyle yükümlüdür. Vekâlet görevinin kötüye kullanılması ise vekilin vekâlet ilişkisi çerçevesinde üstlendiği iş ve hizmetleri sadakat ve özen yükümlülüğüne aykırı yapması, vekil edeni zarara uğratıcı davranışlarla zarara uğratması anlamına gelmektedir. Vekil bu yükümlülüğünü yerine getirmediği, özellikle vekâleti kasten vekil edenin zararına, kendisinin veya başka birinin yararına kullandığı takdirde vekâlet sözleşmesinin kötüye kullanılması söz konusu olabilir. Çünkü, vekalet sözleşmesi güven esasına dayalı iş görme edimi ihtiva eden bir sözleşme olup, bu güvenin korunması 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesinde ifadesini bulan dürüstlük kuralının da bir gereğidir. ... sayılı ilamında, “Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu; 4721 sayılı TMK’nın 6. maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” şeklinde düzenlenmiş, usul hukukunun en önemli konularından biri olan ispat yükü kuralı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesinde de “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” şeklinde hüküm altına alınmıştır. Vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını ispat yükünün de açıklanan bu genel hükümler uyarınca iddiayı ileri süren davacı tarafa ait olacağı açıktır.” hükmüne yer vermiştir. Somut olay açısından yapılan değerlendirmede, davacı adına davalı tarafından çeşitli marka başvurularında bulunulduğu, taraf beyanları ve ... kayıtları kapsamında, davacı yan adına 44 marka kaydının bulunduğu, 24 markanın başvuru tarihinin vekalet ilişkisinin başladığı tarihten önceye ait olduğu, 1 markanın ise vekalet ilişkisinin bitiminden sonra olduğu, her ne kadar 24 markaya ait başvuruların vekalet ilişkisinden önceye ait olduğu görülmüşse de davacıya ait toplam 43 marka ile ilgili, davalı vekil tarafından başvuru işlemlerinin takip edildiği, bu kapsamda marka başvurularına yapılan itirazlara karşı görüş sunulduğu, marka yenilemelerinin yapıldığı, davacı yanın 30.06.2024 tarihli dilekçesinde, davacı yanın talimatı ile üçüncü kişi başvurusuna itiraz edildiği görülmekle, dosya kapsamında davacı ile davalı yan arasında yazılı şekilde bir vekalet sözleşmesinin yer almadığı, davacı yanın davalıya vermiş olduğu vekaletname içerisindeki yetkilerin hangileri açısından talimat verildiğinin yazılı bir sözleşme olmadığından tespit edilemediği, diğer taraftan dosya kapsamında, davalı yanın genel olarak vekillik hizmetinin kapsamının davacının markalarının tescil işlemlerinin tamamlanması, bu kapsamda yapılan itirazların cevaplandırılması, tescilli markalarının yenilenmesi olduğunun kabulü gerektiği, davacı yanın sunmuş olduğu deliller içerisinde sadece tek bir marka itirazının davalı yan tarafından yapılmış olduğu, söz konusu e-posta içeriğinden itiraz talimatının davacı yandan geldiğinin görüldüğü, her ne kadar marka ve patent vekillerinin vermiş olduğu hizmetler içerisinde, marka takipleri bulunsa da söz konusu hizmetin alınıp alınmadığına dair bir kanıya dosya kapsamında ulaşılamadığı, vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenmekle, marka tescil başvurularının tamamlanması, tescilli markaların yenilenmesi ile marka takiplerinin birbirlerinden farklı işler olduğu, dosya kapsamında davalı yanın marka tescil başvurularının tamamlanması ile tescilli markaların yenilenmesi kapsamında hizmet verdiği, davalı yanın marka ve patent ofisi olarak çeşitli kişilere hizmet verdiği, bu kapsamda vekil olarak .... sayılı ve “.... ...” marka başvurusunda bulunmuş olmasının tek başına davacı yanın iradesine aykırı davrandığı anlamına gelmeyeceği, söz konusu markanın karıştırma ihtimali olup olmadığının .... sayılı dosyasına konu edildiği, davacı yanın beyanlarından anlaşıldığı üzere yargılamasının devam ettiği, davalı vekilin, davacı yanın aleyhine olacak şekilde, görevini sadakat ve özen içinde yürütmediğinin kabul edilmeyeceği, genel kural vekilin, vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlü olduğu ve vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altında olduğu değerlendirilmekle, somut olay açısından davalının eylemlerinin, yukarıdaki tespitler uyarınca, bu kapsamda sayılamayacağı, Netice itibariyle, Davacı ..... arasında, 08.01.2008 tarihi ile 30.01.2023 tarihi arasında vekillik ilişkisinin bulunduğu, Dosya kapsamından davalı .....'nin vekillik ilişkisine aykırı hareket ettiğine dair bir kanıya ulaşılamadığı, tazminat şartlarının oluşmadığı sonuç ve kanaatlerine ulaşılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü ... : Davanın reddine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 269,85.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 345,55.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ....18/A-13 ve Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi ....7/3 hükmü uyarınca 3.120,00.-TL arabulucu ücretinin davacıdan tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA, Davalı şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre reddedilen maddi istemler için hesap olunan 40.000,00.-TL maktu, reddedilen maddi tazminat için hesap olunan 5.000,00.-TL nispi olmak üzere iki ayrı ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK ....333), Dair, davacı vekili ve davalı şirket vekilinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ....yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.29.05.2025 Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır