Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde görülen, tanınmış marka iddiasıyla YIDK kararının iptali, marka hükümsüzlüğü ve sicilden terkin talepli dava.
Özet: Bu hukuki evrak, bilinen bir kozmetik firmasının davacı olarak, YIDK kararının iptali, tescilli bir markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkinini talep ettiği bir marka ihtilafını anlatmaktadır. Davacı, kısmen tescil edilen davalı markasının kendi köklü markasıyla ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, davalı markasının belirgin vasıflardan yoksun olduğunu ve davalının tanınmışlığından yararlanmak amacıyla kötü niyetle başvuru yaptığını iddia ederek, tüketiciler nezdinde karışıklık yaratacağını vurgulamaktadır. Davalı ise markasının ayırt edici özelliklere sahip olduğunu, davacı markasıyla herhangi bir benzerlik veya karıştırılma ihtimali bulunmadığını, kötü niyet iddiasının ve davacının markasının tanınmışlığına dair iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirterek davanın reddini savunmaktadır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/343 Esas - 2025/203

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2024/343
Karar No : 2025/203
....
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 08/08/2024
Karar Tarihi : 22/05/2025
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 22/05/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; müvekkili şirketin ..... ticari unvanına sahip ancak bilinen, yaygın dağıtım ve pazarlama ağına sahip, sürekli olarak yazılı ve görsel medyada tanıtım ve reklamları yapılan “....” mağaza adı/markası ile halk arasında ve sektörde bilinen kozmetik sektöründe faaliyet gösteren bir şirket olduğunu, davalı şirketin .... sayılı kararı ile kısmen kabul edildiğini, ancak itirazın tümden kabulü gerektiğini, davalı markasının hiçbir ayırıcı vasfı, baskın unsuru, orijinal niteliği bulunmadığını, davalı markasının müvekkili şirket markası ile aynı ve ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, davalı markasının müvekkili markasının esaslı unsurlarının tamamını ihtiva edecek şekilde “....” olarak oluşturulduğunu, tüketiciler nezdinde markaların karıştırılmasının, dava konusu markanın müvekkili markası olduğu izlenimi oluşmasının kaçınılmaz olduğunu, davalı tarafın müvekkili markasının tanınmışlığından yararlanacağını, müvekkili markasının zarar görebileceğini, davalı markasının müvekkili markaları ile kapsam dışında bırakılan emtia bakımından da benzerlik içerdiğini, tüketiciler açısından bakıldığında görsel, işitsel ve anlamsal olarak markalar arasında bir farklılığın sağlanamadığını, tüketicilerin davalı markasının müvekkilin seri markası olduğunu düşüneceklerini, davaya konu her iki markanın aynı harf düzeninden oluştuğunu, telaffuz ve kulakta bıraktıkları izlenimlerin ortalama ve hatta orta derece üzerinde bilinçli tüketiciler nezdinde dahi karıştırılmaya müsait olduğunu, davalının marka başvurusunda kötü niyetli olduğunu, müvekkili markasının tanınmış marka olduğunu ifade ederek, .... sayılı ve "...." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı .... vekili cevaplarında özetle; dava konusu marka başvurusu ile redde gerekçe markalar arasında tescil edilen mal veya hizmetler yönünden benzerlik veya karıştırılma ihtimali bulunmadığını, markaların tüketici zihninde bir ilişkilendirmeye yol açmasının mümkün olmadığını, dava konusu markada mor renk kullanılarak küçük ve büyük harflerle yazılan “eva .... ibaresinden oluştuğunu, davacının itiraza mesnet markalarının ise farklı renk ve tarzda yazılan, başka kelime ibareleri bulunan markalar olduğunu, davalı şirket markasının tescil edildiği sınıflara ilişkin olarak ayırt edici fonksiyonunu yerine getirdiğini, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, başvuruya konu "eva mood" markasının başvuru eşya listesinde yer alan mallar veya hizmetler açısından SMK 6/3 bendinde tanımlanan ve reddini gerektirecek düzeyde itiraz sahibi lehine hak sahipliği doğuracak nitelikte tescil başvurusundan önce Türkiye’de markasal olarak aktif ve yoğun kullanımının ispatlanamadığını, davacının tanınmışlık gerekçeli itirazlarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davacının kötü niyet iddiasını ispatlayacak somut delil bulunmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket vekili cevaplarında özetle; müvekkiline ait dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait markalar arasında benzerlik ve karıştırılma ihtimali bulunmadığını, markaların ortak unsur dahi barındırmadığını, müvekkili markasını oluşturan orijinal şekil ve sunuş biçiminin ayırt edicilik vasfı kazandırdığını, müvekkilinin marka başvurusuna konu sınıflar yönünden itiraza mesnet markanın kullanımının da söz konusu olmadığını, bu durum karşısında davacı markasının tanınmışlığı üzerinden dile getirilen iddiaların kabulünün mümkün olmadığını, müvekkiline yöneltilen kötü niyet iddiasının mesnetsiz olduğunu, .... kararının haklı ve yerinde olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, YİDK kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının kötü niyet, tanınmışlık ve ticaret unvanına dayalı itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının ... sayılı "eva mood" ibareli marka için davalı tarafından 24.03.2022 tarihinde 25 ve 35.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı davacının .... sayılı markalarına dayanarak itirazda bulunduğu, davacı şirket itirazının, .... 16.06.2023 tarih ve .... sayılı kararı ile reddedildiği, aynı kararda, dava dışı üçüncü şahsın dava konusu marka başvurusuna itirazının kısmen kabulüne karar verilmiş olup, marka başvurusu kapsamından bir kısım mal/hizmetlerin çıkartılmasına karar verildiği, davacı şirket, .... kararına itiraz ederek yayıma itirazlarının yeniden incelenmesini, marka başvurusunun tüm sınıflar açısından reddedilmesini talep ettiği,.... sayılı kararı ile itirazın nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Dava konusu marka başvurusu kapsamında, 25 ve 35. Sınıf mal ve hizmetler bulunmaktadır. Davacıya ait ....sayılı markalar kapsamında hali hazırda yer almaktadır. Dava konusu marka kapsamında yer alan (03 ve 18. Sınıf emtia satışına özgülenmiş) 35/05 alt sınıf hizmetler, aynı zamanda, davacıya ait .... sayılı markalar kapsamında yer alan 03 ve 18. Sınıf emtia ile benzerdir.
Dava konusu marka kapsamında yer alan 25. Sınıf emtia ise, davacıya ait .... sayılı ....” ibareli marka kapsamında yer alan “35. Sınıf: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için ayak giysileri mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmeti ile benzerdir. Zira bir malın üretilmesinin doğal sonucu, o malın pazarlanmasıdır. Dolayısıyla bahsi geçen emtialar ile bunların perakendeciliği hizmetleri arasında tamamlayıcılık ilişkisi söz konusu olup, bu mal ve hizmetler tüketici nezdinde benzerdir.
Neticede, dava konusu marka kapsamında yer alan tüm mal ve hizmetler bakımından, taraf markaları arasında, “emtiaların aynı ve/veya benzer olması” şartının sağlandığı anlaşılmıştır.
Davaya konu marka başvurusu, “eva mood” ibaresinden oluşmakta olup, marka kapsamında herhangi bir şekil unsuru kullanılmamıştır. Bununla birlikte, dava konusu marka başvurusu, yazı karakteri olarak bir kompozisyona sahip olup, kelimeler standart bir yazı karakteri ile yazılmamıştır. Markanın tamamı mor renk ile yazılmış, “eva” kelimesi üst satırda, “mood” ibaresi alt satırda yazılmıştır. “Eva” ibaresi, İngilizce bir kadın olup Türkçe anlamı olan bir ibare değildir. “....” manasına gelen bir tamlamadır. Dava konusu marka başvurusunun bütün olarak kompozisyona sahip olduğu, kelimelerden birinin ön plana çıkarılmadığı, dolayısıyla markanın tamamının esas unsur niteliği taşıdığı kanaatine varılmıştır.
Davacıya ait.... sayılı markalar, “... ibarelerinden oluşmaktadır. Davacıya ait.... sayılı “eve” ibareli marka, standart bir yazı karakteri ile siyah renk ile yazılmışken, davacının diğer markalarında “eve” ibaresi, diğer ibarelere nazaran ön plana çıkarılmış, “eve” ibaresi, her harfi farklı renk ile yazılarak bir kompozisyon yaratılmıştır. Davacı markalarında kullanılan renkler, pembe, turuncu ve turkuaz renkleridir. Davacı markalarında yer alan “cosmetics, kozmetik, shop, fest, star” ibareleri, ayırt edici niteliği olmayan ibareler olmasının yanı sıra, markada kapladıkları boyut itibarıyla da ikinci plandadır. Davacıya ait .... sayılı markaların esas unsuru “eve” ibaresidir. "....” ibaresi Türkçe yazıldığı gibi /e-ve/ şeklinde okunup, İngilizce /iiv/ şeklinde okunmaktadır. İngilizce bir ibare olan ... ibaresi “...” manalarına gelmektedir.
Davacıya ait .... sayılı markanın esas unsuru ise “evefest” ibaresidir. Zira bu markada “eve” ibaresi ön plana çıkarılmamış, kelimelerin tamamı aynı satırda aynı punto ile birleşik şekilde yazılmıştır.
Davacıya ait “....” esas unsurlu markalar ile dava konusu “...” ibaresi değerlendirildiğinde, markaların esas unsurlarının farklı uzunluğa, kelime ve hece sayısına sahip olduğu anlaşılmıştır. Zira dava konusu markanın esas unsuru, bir bütün olarak “....” ibaresidir. Bu haliyle, markaların uzunluğu ve kelime sayısı, birbirinden tamamen farklıdır. Markalar bütünsel olarak değerlendirildiğinde, davacı markaları pembe, turuncu ve turkuaz renklerden oluşan bir renk kompozisyonuna sahip iken, dava konusu marka başvurusu mor renk ile yazılmış ve yazı karakteri olarak, davacı markalarından uzaklaşmıştır. Netice itibariyle, dava konusu marka başvurusu ve davacının “....” esas unsurlu markaları, görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer değildir.
Davacıya ait “....” ibareli marka ile dava konusu marka başvurusunun esas unsuru olan “.... ibaresi değerlendirildiğinde ise, her iki kelimenin de “E” ve “V” harflerini içerdiği, bu iki harf dışında taraf markalarının kelime unsurları arasında hiçbir benzerlik bulunmadığı anlaşılmıştır. Toplamda 7 harften oluşan markaların, toplam 2 harfinin benzer olmasının markaları benzer kılmayacağı değerlendirilmiştir. Taraf markalarının, bütünsel bir değerlendirme yapıldığında da benzerlik taşımadığı değerlendirilmiştir.
Dava konusu marka başvurusu ve davacı markalarının esas unsuru, Türkçe manaları olmasa da İngilizce kavramaları da tamamen farklı olduğundan, markalar arasında anlamsal benzerlik de bulunmamaktadır.
Neticede, dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait gerek “....” esas unsurlu markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı, bu nedenle somut olayda “markaların benzer olması” şartının sağlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus; ortalama düzeydeki halk nezdinde bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurulmasıdır. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta genel görünüş açısından umumi intiba olmasa bile halk tarafından iki marka arasında bir bağlantı kurulması ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir. Tüketicinin iki işaret arasında doğrudan ya da kaynakları bakımından idari – iktisadi bir ilişki kurma yanılgısına düşmesi iltibas ihtimalinin kabulü için yeterli olacaktır.
Karıştırılma olasılığının değerlendirmesi, inceleme konusu markaların görsel, işitsel veya kavramsal benzerliği bakımından, markaların ayırt edici ve baskın unsurları özellikle göz önüne alınarak, markaların bütünsel olarak ortaya çıkardıkları izlenim esasında yapılmalıdır. İnceleme konusu malların veya hizmetlerin ortalama tüketicilerinin markaları algılayış biçimi, karıştırılma olasılığına yönelik genel değerlendirmede belirleyici rol oynar.
Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları ve davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak global olarak yapılmalıdır.
Karıştırılma ihtimali değerlendirilirken araştırılması gereken bir diğer husus da hedef tüketici kitlesidir. Tüketici kitlesi, her bir mal ve hizmet türü için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde kural olarak ortalama tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği makul düzeyde bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Yukarıdaki hususlar dâhilinde somut olayda, dava konusu marka kapsamında yer alan 25 ve 35. Sınıf mal ve hizmetler değerlendirildiğinde;
*25. Sınıftaki emtiaların tüketicilerinin, “giyinmek” ile ilintili olan bu emtiaları satın alma kararını verdikleri süreçte, giyim ürünlerinin tüketimini yüksek dikkat göstererek yapmadığı dolayısıyla riski azaltmak için satın alma karar sürecinde genel olarak yoğun bir gayret içerisinde bulunmadığı; dolayısıyla ilgili tüketicilerin daha genel bir dikkat ve bilgi düzeyine sahip tüketiciler olabileceği değerlendirilmiştir.
*35. sınıfın 01-04 alt grubundaki hizmetler, tüketicinin gündelik rutininin ihtiyaçlarını karşılamayan, sık sık satın alınan emtialardan olmayıp görece daha profesyonel kişilere hitap ettiğinden, ortalama düzeydeki tüketicinin bilinç/dikkat/bilgi ve özen seviyesinin daha yüksek olduğu değerlendirilmiştir.
*35.05. sınıf perakendecilik (mağazacılık) hizmetleri bakımından ilgili malların tüketici kitlesinin geniş bir yelpazede olması nedeniyle ilgili tüketici kitlesinin göstereceği dikkat düzeyinin düşük, orta ve yüksek olabileceği değerlendirilmiştir.
Neticede; dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait markaların mal ve hizmetler bakımından aynı/aynı tür/benzer mal ve hizmetleri içerdiği, bununla birlikte, davacının gerek “.... ibareleri arasında ilk iki harf dışında hiçbir benzerlik olmadığı, iki harften ibaret benzerliğin markalar arasında karıştırılma ihtimaline yol açma ihtimalinin bulunmadığı, markaların bütünsel olarak kompozisyonlarının ve markalarda kullanılan renklerin farklı olduğu, değerlendirilen taraf markaların anlamlı ibareler olmaması nedeniyle, markalar arasında anlamsal bir benzerlikten de bahsedilemeyeceği, her düzeydeki tüketicinin taraf markalarını dava konusu edilen emtialar üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olması, taraf markalarının birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunmaması nedeniyle, somut olay bakımından markaların karıştırılması/ilişkilendirilmesi ihtimaline dayalı olan nispi tescil engeline ilişkin şartların oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
Davacı Markasının Tanınmış Olup Olmadığı, Davalının Başvuruya Konu Markasının Davacının Tanınmış Markasından Haksız Yararlanma Sağlayıp Sağlamadığı, Davacı Markasının İtibarına Zarar Verip Veremeyeceği, Ayırt Ediciliğini Zedeleyip Zedelemeyeceği Hususları Bakımından Değerlendirme:
6769 sayılı SMK 6/5 maddesi; “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu madde kapsamında koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve maddede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir.
“Tanınmış marka” kavramı Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım” olarak tarif edilmiştir.......".... Ortak Tavsiye Kararı" adı altında bazı ölçütler getirmiştir. Bu suretle bir markanın tanınmışlığında kendisinden yararlanılabilecek bazı kriterler oluşturulmuştur. Bağlayıcılığı olmamakla birlikte uygulamada da kabul gören bu kriterler şunlardır; Toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi, Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, Marka promosyonlarının hedef aldığı coğrafi alan, promosyon süresi ve yoğunluğu, Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, Markanın resmi makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, Markanın ekonomik değeri.
Bu kıstaslardan birisinin, birkaçının veya tamamının varlığı tanınmışlığı gösterebilecektir. Yukarıda yapılan açıklamalardan çıkan sonuç; bir hizmet ya da ticaret markasının tanınmışlığından söz edilebilmesi için; toplumun ilgili sektöründe tanınmış olması, başka bir anlatımla o marka telaffuz edildiğinde ilgili sektördekilerin hiç düşünmeden refleks halinde hatırlamaları gerektiğidir.
6769 sayılı SMK madde 6/5 hükmüne göre, toplumda belirli bir tanınmışlık düzeyine ulaşan önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markadan, Tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarara sağlayabilecek, Markanın itibarına zarar verebilecek, Markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabilecek durumda olan sonraki başvuru, farklı mal ve hizmetlerde kullanılacak olsa bile reddedilecektir.
Yukarıda da belirtildiği üzere, tanınmış markalar sadece tescil kapsamındaki aynı tür mal ve hizmetler yönünden değil, ayrıca farklı türden mal ve hizmetler yönünden de sahibine koruma sağlar. Tanınmış markalara sağlanan koruma önlemleri sayesinde, sonraki markanın tescili yoluyla marka sahibinin, tanınmış markanın itibarına ve ayırt edicilik düzeyine zarar verme, bu markadan imaj transfer etme ve böylelikle haksız yarar sağlama çabalarının önüne geçilmek istenmiştir. Böylece, önceki ve tanınmış nitelikteki markanın ayırt edicilik karakterine ve tanınmışlığına zarar verebilecek, tüketicinin daha önce tanınmış markayı gördüğünde, refleks halinde tek bir işletmeyi algısında canlandıracakken, yeni durum nedeniyle eskiden olduğu gibi kişilerin aklına sadece tek bir ticari işletme gelmeyecektir. Bunun sonucunda ise, büyük emek, çaba, zaman ve masrafla tanınmış hale getirilen markanın ayırt edicilik gücü zaafa uğratılmış olabilecektir.
6769 sayılı SMK madde 6/5 kapsamında koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve maddede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu nedenle, markanın tanınmışlığı ve anılan şartlardan en az birinin varlığı maddenin uygulanması açısından bir zorunluluktur.
Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır.
Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır.
Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma) tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması mümkün değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır.
Davacı taraf, itiraz aşamasında itiraz dilekçesi ekinde, 2016-2018 tarih aralığına ilişkin 6 adet ürün satış faturası, 2015-2021 tarih aralığına ilişkin ürün katalogları, 06.03.2016 tarihli “Pazar Milliyet” gazetesinde yayınlanan reklam, 26.07.2016 tarihli “HT” gazetesinde yayınlanan reklam, .... adresinden alınan görseller, Baykusodulleri.org.tr sayfasından alınan “2019 yılı ödül alanlar listesi” başlıklı görsel dosyaya sunulmuştur. Dava aşamasında, dosyaya herhangi bir belge ibraz edilmemiştir.
Somut uyuşmazlık bakımından bakıldığında, davacı tarafça gerekçe gösterilen markalarının tanınmışlığın ispatına yönelik .... gerçekleşen tanıtım faaliyetlerine ilişkin, itiraz aşamasında dosyaya yeterli bir belge, ilan, reklam harcaması, haber, dergi vb. tanıtım malzemesi sunulmadığı, sunulan belgelerin markanın olağan kullanımını gösterir belgeler olduğu, tanınmışlığın değerlendirilebileceği yeterli sayıda/içerikte/nitelikte belgenin dosya kapsamında bulunmadığı, iddia edilen tanınmışlığın ispatlanamadığı, neticede, davacı markasının tanınmış olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine varılmıştır.
Davacıya Ait Ticaret Unvanı ile Dava Konusu Marka Arasında İltibas Tehlikesi Bulunup Bulunmadığı Bakımından Değerlendirme:
6769 sayılı SMK’nın 6/6 maddesine göre; “Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.” Bu maddeden anlaşılabileceği üzere başkasına ait ticaret unvanı, işletme adı, endüstriyel tasarım tescili gibi sınaî hak sahiplerinin ve telif hakkı gibi fikri hak sahiplerinin, bu hak konularının bir başkası tarafından izinsiz olarak tescili taleplerine itirazda bulunarak tescili engellemeleri veya tescil gerçekleşmiş ise hükümsüzlüğünü talep etmeleri mümkündür. Bu halde, dava konusu marka tescillerinin davacıya ait telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, başvurunun önceki hak kapsamında kalıp kalmadığı incelenmelidir.
Davalıya ait markanın esaslı unsuru, tüketici nezdinde marka algısı yaratan kısmı “.... ibaresidir. Davacıya ait ticaret unvanının ayırt edicilik sağlaması gereken “ek” unsuru “...” ibaresidir. Zira davacının ticaret unvanı kapsamında yer alan “....” ibareleri, faaliyet konularını belirten, marka vasfı bulunmayan, tali unsur niteliğindeki kelimelerdir. “....” ibareleri, yukarıda da ifade edildiği üzere, görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer ibareler olmadığı değerlendirilmiştir.
Neticede, dava konusu marka ile davacı ticaret unvanı arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, dolayısıyla dava konusu markanın davacıya ait ticaret unvanı sebebi ile reddi için gerekli koşulların oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
Davacının Kötü Niyet İddiaları Yönünden Değerlendirme:
6769 sayılı SMK’nın 6/9. maddesinde; “Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir” denilmektedir. Buna göre; Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden bilme, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir.
Somut olayda; davalının, dava konusu ....” işaretini kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla veya davacının markaları ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava/itiraz dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan ve zaten de somut olayda değerlendirilen taraf markaları birbirlerine benzemediğinden, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığının ispat olunamadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu marka kapsamında yer alan tüm mal ve hizmetlerin, davacıya ait markalar kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile aynı/benzer olduğu, dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait markaların benzer olmadığı, bu nedenle markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, davacı markasının tanınmışlığının ispatlanamadığı, dava konusu markanın davacıya ait ticaret unvanı sebebi ile reddi için gerekli koşulların oluşmadığı, davacının kötü niyet iddiasının ispatlanamadığı, .... kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Reddine,
Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 187,80.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum ve davalı şirket kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.22/05/2025
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır