Anonim şirket ortağı ve yönetim kurulu üyesinin 4/1-a sigortalılık statüsü ile yaşlılık aylığı talebinde bağımlılık unsuru araştırmasının yetersizliği nedeniyle verilen bozma kararı.
Özet: Davacının, ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğu şirketten hizmetlerinin 4/1-a (çalışan) kapsamında değerlendirilerek yaşlılık aylığı bağlanması talebiyle kurum işleminin iptalini istemesi üzerine, ilk derece ve istinaf mahkemelerince davanın kabul edilerek 4/1-a sigortalılığının tespiti ve 4/1-b (şirket sahibi) sigortalılığının iptali ile aylık bağlanmasına karar verilmesine rağmen, Yargıtay, anonim şirket ortağının 4/1-a kapsamında sigortalı sayılabilmesi için şirketteki fiili çalışma şekli, işin niteliği, bağımlılık unsuru ve talimat alma durumunun yeterince araştırılmaması nedeniyle kararı bozarak, yapılan incelemeyi hüküm kurmaya elverişli bulmamıştır.
10. Hukuk Dairesi         2025/18119 E.  ,  2026/6400 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/1430 E., 2025/1066 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/173 E., 2025/204 K.
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 01.01.1997 - 25.07.2019 tarihleri arasında geçen çalışmalarının 5510 sayılı Kanun'un 4/1/a bendi kapsamında gerçekleştiğinin tespitini ve 4/1/b bendi kapsamındaki sigortalılığının iptaline karar verilmesini, 4/1/a bendi kapsamında yaşlılık aylığına hak kazanıldığının tespitini ve yaşlılık aylığına hak kazanıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlekte müvekkiline ödenmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulü ile davacının 01.01.1997-25.07.2019 tarihleri arasında geçen çalışmalarının 5510 sayılı Kanun'un 4/1-a maddesi kapsamında gerçekleştiğinin tespitine, davacının 01.01.1997-25.07.2019 tarihleri arasında Kuruma bildirilen 4/1-b maddesi kapsamındaki sigortalılığının iptaline, davacının 01.08.2021 tarihinden itibaren 4/1-a maddesi kapsamında yaşlılık aylığına hak kazanacağının tespiti ile davacıya bu tarihten itibaren ödenmesi gereken aylıkların yasal faiziyle birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın tümden reddi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
B.Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davacının ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğu şirketten 4/1-a kapsamındaki sigortalılığının geçerliliği ile yaşlılık aylığı talebinin reddine dair Kurum işleminin iptali ve yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.
1.Somut uyuşmazlıkta, davacının kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğu şirketten 01.01.1997-25.07.2019 tarihleri arasında 4/1-a hizmetleri 4/1-b kapsamında değerlendirilerek 4/1-a statüsünden aylık bağlanması şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle talebinin kabul edilmediği, davacı tarafça Kurum işleminin iptali ile 4/1-a statüsünden aylık bağlanmasının talep edildiği, Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davacının 01.01.1997-25.07.2019 tarihleri arasında geçen çalışmalarının 5510 sayılı Kanun'un 4/1-a maddesi kapsamında gerçekleştiğinin tespitine, davacının 01.01.1997 - 25.07.2019 tarihleri arasında Kuruma bildirilen 4/1-b maddesi kapsamındaki sigortalılığının iptaline, davacının 51 yaşını doldurduğu tarihi takip eden 01.08.2021 tarihinden itibaren 4/1-a maddesi kapsamında yaşlılık aylığına hak kazanacağının tespitine karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir.
2.Kurum işleminin iptaline yönelik eldeki davada, davacının anonim şirkette ortaklığı sebebiyle 4/1-a hizmetlerinin re'sen 4/1-b hizmetine dönüştürülmesi işlemi değerlendirildiğinde,
a) Davacının 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihine kadar hizmet bildirimlerine yönelik olarak;
Davanın yasal dayanağı olan 1479 sayılı Kanun'un 24/I-g maddesine göre anonim şirketin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi olan ortakları Bağ-Kur sigortalısı sayılırlar. Anonim şirket ortağının şirkette yürüttüğü işler dolayısıyla 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı sayılabilmesi için şirketin hangi işinde ne kadar süre ve ne şekilde çalıştığının, buna dair bir kararın bulunup bulunmadığının, özellikle hizmet akdinin koşullarından olan bağımlılık unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin, şirket ortağının, kimin buyruğunda ve kimden talimat alarak çalıştığının titizlikle araştırılıp incelenmesi ve açıklığa kavuşturulması gerekir. Davacının, 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalılığına esas işi, şirket ortaklığının kendisine yüklediği işlerin yürütülmesine yönelik ise, bu taktirde şirketle davacı arasındaki hukukî ilişki vekâlet akdine dayandığından, şirket işlerini görmekten dolayı yukarıda anılan Kanun hükmü gereğince 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olması zorunlu olduğundan, aynı faaliyet dolayısıyla ayrıca 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak kabulü mümkün değildir. Ancak davacı, şirket ortaklığının yüklediği görev ve sorumluluğun dışında kalan, mesleki yönden özel ihtisas ve tecrübeyi gerektiren bir işi üstlenmiş ise, bu taktirde 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak bildirilen sürelerin geçerli olduğunun kabulü gerekecektir.
b) 01.10.2008 tarihi sonrasında bildirimlerine yönelik olarak;
5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrasında; “Bu Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından;
c) Köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan ise
3.Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları sigortalı sayılırlar.” düzenlemesine yer verilmiştir.
5510 sayılı Kanun'un Geçici 22. maddesinde yer alan “Bu Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (3) numaralı alt bendinde belirtilen anonim şirketlerin kurucu ortaklarından daha önce 1479 sayılı Kanun'un 24. maddesine tabi olarak sigortalı olanlardan sigortalılıklarını devam ettirmek isteyenlerin bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde yazılı talepte bulunmaları halinde sigortalılıkları aynen devam ettirilir. Bu süre içerisinde talepte bulunmayanların sigortalılıkları ise bu Kanunun yürürlük tarihi itibariyle sona erer.” hükmü uyarınca ve sigortalılık hallerinin birleşmesini düzenleyen 5510 sayılı Kanun'un 53. maddenin 2. fıkrasındaki; “4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sayılanlar, kendilerine ait veya ortak oldukları işyerlerinden dolayı, 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı bildirilemezler.” hükmü gözetilerek anonim şirket kurucu ortak ve yönetim kurulu üyesi olan davacının hizmetlerinin 4/1-a kapsamında değerlendirilemeyecek olup 4/1-b kapsamında olduğu gözetilerek varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan vekili ... ve Üyeler ..., ... ve ...'nın oyları ve oy çokluğuyla,
06.05.2026 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
1.Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “22.10.1986 tarihinde 4/a kapsamında sigortalılığı başlayan, 01.01.1997 tarihinde ortak olduğu Anonim şirkette 4/a kapsamında bildirimleri 25.07.2019 tarihine kadar devam eden ve 2021 tarihinde tahsis talebinde bulunması üzerine 4/a kapsamında yaşlılık bağlanan sigortalı davacının 4/a kapsamında 2021 yılında Kurumca ortağı olduğu Anonim şirketten 4/a kapsamında sigortalı olunamayacağı, primlerin 4/b kapsamında kabul edilmesi nedeni ile 4/a kapsamında yaşlılık aylığının bağlanıp bağlanmayacağı, kurum işleminin yerinde olup olmadığı” noktasında toplanmaktadır.
2.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda "gönderilen işyeri şahsi dosyasında çalışma belgesi, işten ayrılış bildirgesi, aile durum bildirim formları, SSK vizite kağıtları, eğitim katılım belgeleri ve yıllık izin formlarının olduğu, davacının emir ve talimatla hareket ettiği, işyerinde 01.01.1997-25.07.2019 tarihleri arasında geçen çalışmalarının hizmet akdine bağlı olarak 4/1-a kapsamında olduğu yönde hukuki ve vicdani kanaate ulaşıldığı " gerekçesi ile davanın reddine dair karar verilmiş, davalı Kurumun istinaf etmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
3.Kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine çoğunluk görüşü ile "anonim şirketlerin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi ortakları 1479 sayılı yasanın 24. Maddesi kapsamında kendiliğinden sigortalı sayılacakları, 5510 sayılı kanunun geçici 22 ve aynı kanunun 53/2 maddesi uyarınca anonim şirket ortaklarının kendi şirketlerinde 4/a kapsamında sigortalı bildirilemeyecekleri, 4/1.b kapsamında oldukları gözetilerek karar verilmesi gerektiği" gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir.
4.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre; dürüstlük kuralı, herkesin uyması gerekli olan genel ve objektif bir davranış kuralıdır. Genel olarak dürüstlük kuralı kişilerin tarafı oldukları hukuki ilişkilerde dürüst, namuslu, ahlâklı ve diğer kişilerde yaratılan güvenle tutarlı şekilde davranmalarını ifade eder. Buna göre belirli bir hukuki ilişkide dürüstlük kuralına uygun davranış; toplumdaki dürüst, namuslu ve orta zekâlı bir kişinin, genel ahlâk, doğruluk ve karşılıklı güven esaslarına uygun davranış biçimidir. Dürüstlük kuralına uygun bu davranışın belirlenmesinde, toplumda geçerli olan genel ahlâk kuralları, günün adet ve uygulamaları, davranışın söz konusu olduğu hukuki ilişkilerin içerik ve amaçları da dikkate alınacaktır (Dural, M./Sarı, S.: Türk Özel Hukuku, 6. Baskı, İstanbul 2011, s. 226-227). Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. TMK’nın 2/I. maddesi herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk, dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder.
5.Bunun yanında aynı Kanun’un “İyiniyet” başlıklı 3. maddesinde de; “Kanunun iyi niyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır.Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz.” düzenlemesi yer almaktadır. Buna göre iyi niyet, bir hakkın kazanılması veya bir hukuki sonucun doğması yönünden mevcut bir engeli, bir eksikliği veya benzeri bir olguyu bilmemek ve hâlin gerektirdiği özen gösterilse dahi bilecek durumda olmamaktır. Ancak TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı, aynı Kanun'un 3. maddesinde düzenlenen iyi niyet ile birebir aynı niteliği de taşımamaktadır. TMK'nın 3. maddesinde düzenlenen iyi niyet “hakların kazanılması” ile ilgili olduğu hâlde, Kanun'un 2. maddesinde yer alan dürüst davranma “hakların kullanılması” ve “borçların yerine getirilmesinde” söz konusu olur.
6.Güven teorisi, her iki tarafın menfaatleri arasında denge kurmayı amaçlar ve kaynağını dürüstlük kuralından alır. Kendine özgü mahiyet arz eden güven sorumluluğu bir kişinin veya kuruluşun davranışlarıyla başkalarında yarattığı haklı beklentiler nedeniyle oluşan güven ilişkisinden kaynaklanır. Temeli Alman Borçlar Kanunu’nda yer alan, borçlar hukuku mevzuatımızda düzenlemesi bulunmamakla birlikte gerek Türk hukukunda gerekse İsviçre hukukunda kendisine uygulama yeri bulan bu teori bir kimsenin kendi yarattığı dış görünüşün meydana getirdiği sonuçlara kendisinin katlanmasının gerekliliği, aksi yönde bir düşüncenin iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil edeceği kabulüne dayanır. Bu kapsamda yorum sırasında güven teorisinin uygulanması TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük ilkesinin gereğidir. Kanunun getirdiği güvenin korunmasına ilişkin hükümler yanında, tarafların sözlü veya yazılı davranışları bu güven ortamını sağlayabilir. Sağlanan güvenin, güven sorumluluğu kapsamında, hukuken korunması gerekir. Güven sorumluluğunda taraflar birbirlerinden bekledikleri güveni boşa çıkarmamalıdır. Bu itibarla güven teorisi hukuki güven, istikrar ve hakkaniyet düşüncesini esas alır. Hukukun bir amacı da kişilerin gerek birbirleriyle gerekse devletle olan ilişkilerde güven ve sürekliliği sağlamaktır. Yasaya aykırı sakat bir işlemin uzun bir süre sonra geri alınması adalet, hakkaniyet, kamu düzeni ve istikrar ilkelerine dolayısıyla hukuka aykırı olur. Topluma ve kişiye hizmetle yükümlü bir hukuk devleti kişiye haksızlık yapmamak ve kendisinin yararlandığı bir süreden kişiyi de yararlandırmak zorundadır.
7.Devletin, iyi niyetli vatandaşın sosyal güvenlik hakkını koruması önemli bir güvencedir. Sosyal güvenlik hakkı, bireylerin geleceğe güvenle bakmalarını sağlayan bir insan hakkı olup aynı zamanda sosyal hukuk devleti içerisinde yer alan ve bu ilkeyi oluşturan temel kavramlardan birisidir. Bu nedenle de sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan davalarda Kurum tarafından icra edilen işlemlerin anayasal bir hak olan sosyal güvenlik hakkını zedelememesine dikkat edilmelidir. Nitekim aynı esaslar Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.10.2020 tarih ve 2016/10-1602 Esas, 2020/711 Karar sayılı ilamında kabul edilmiştir.
8.Genel olarak idarenin, özel olarak da somut uyuşmazlıkta Sosyal Güvenlik Kurumun hukuki sorumluluğu idare işlevinden kaynaklanmaktadır. Varlık nedeni hizmet ve edim sunmak olan idare(kurum), hizmetten yararlanan, hizmete katılan veya hizmetten etkilenen birey ile ilişkisini hukukun genel ilkeleri doğrultusunda hakkaniyet ve dürüstlüğü gözeterek hukuk çerçevesinde yürütmekle ve ortaya çıkan hak ihlallerini de mümkün olduğunca dava yoluna gidilmeden gidermekle yükümlüdür.
9. Yargıtay’ın 27.01.1973 gün ve E.1972/6, K.1973/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı ile Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 gün ve A.1968/8, K.1973/14 sayılı kararında belirtildiği gibi, çok ciddi ve ağır ölçüde hukuka aykırı olmaları nedeniyle hiçbir hukuki değere sahip olmayan ve hukuken yok hükmündeki idari işlemler, yönetilenlerin gerçek olmayan beyan ve bilgilerle idareyi aldatarak yaptırdıkları işlemler, hile ile elde edilmiş işlemlerle idare edilenlerin kolayca anlayabileceği açık hataya dayalı işlemler hukuka aykırı olacakları için bir hak doğurmazlar ve idarece her zaman geri alınabilir.
10.Sosyal Güvenlik Kurumunun 28.09.2008 tarih ve 27011 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5510 Sayılı Kanun Gereğince Sigortalı Sayılanlar, Sayılmayanlar, Sigortalılığın Başlangıcı, Kuruma Bildirilmesi ve Sona Ermesi Hakkındaki Tebliğinin “V. Sigortalılık Hallerinin Çakışması Başlıklı” bölümünün 9. maddesinde “01/10/2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı oldukları halde, kendilerine ait veya ortak oldukları işyerlerinden bu Kanunun 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendine tabi prim ödemesi olanların sigortalılıkları kesintiye uğrayıncaya kadar devam ettirilir.” şeklinde düzenleme ile 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önce başlayan sigortalılığın kesintiye uğrayıncaya kadar devam edeceği belirtilmiştir.
11.Somut uyuşmazlıkta davacının anonim şirketin kurucu ortağı olduğu ve anonim şirkette aynı zamanda 4/a kapsamında çalıştığı Kurumun 1997 yılında dahi bilgisi dahilindedir. Ortağı olduğu şirkette iş ilişkisi kapsamında çalışmaya başlamış ve kurumca önceden başlayan 4/a sigortalılığı devam ettirilmiştir. Kurum 1997 yılında kurulan şirket ortaklığını bilmektedir. Bu tarihte şirket ortağı olduğunu belirterek 4/b kapsamında sigortalılığının başlatabilirdi. Ancak kurum tarafından bu olgu bilindiği halde primler 4/a kapsamında tahsil edilmiş ve 2021 yılında 4/a kapsamında yaşlılık aylığı talebinde bulunması üzerine kurum tarafından hizmet akti ile çalışmadığı, şirket ortağı ve temsilcisi olduğu, bu nedenle 4/a kapsamında sigortalı olamayacağı, 4/b kapsamında sigortalı olması gerektiği, primlerin 4/b kapsamında değerlendirilerek 4/a kapsamında yaşlılık aylığı istemi reddedilmiştir.
12.Davacının başlangıçta şirket ortağı ortak olduğu Kurumun kabulündedir. Davacının başlangıçta 4/a kapsamında değil, 4/a kapsamında sigortalı olacağı kabul edilse idi davacı sigortalı buna göre tutum alır ve 4/b kapsamında emeklilik şartlarını sonradan gerçekleştirebilirdi. Kurumun 506 sayılı yasa döneminde kabul ettiği 4/a sigortalılığı, genelgesi ile ara verilmediği için genelge ile 5510 sayılı yasa döneminde de kabul ettiği ve sigortalıda güven oluşturduğu sabittir. Kurumun güven oluşturup, kazanılmış bir durum yaratıktan yaklaşık 28 yıl sonra 4/a kapsamından çıkararak 4/b li kabul etmesi ve işveren payını çıkararak borç çıkarması hukuken korunacak bir davranış olmayacaktır. Zira davacının 4/a kapsamında ödediği primleri kurum kabul etmiş ve değerlendirmiştir.
13.Diğer taraftan davacının şirket ortağı olması 4/b için yeterli değildir. Davacı iş sözleşmesinin unsurları olan iş görme, düzenli aylık ücret ve en önemlisi hukuki ve kişisel olarak bağımlı çalışan konumunda ise sigortalılığı 4/a kapsamında kabul edilmelidir. Nitekim ilk derece mahkemesinin BAM Dairesi kaldırma kararı bu yönde araştırılmış ve iş sözleşmesinin unsurlarının olduğu, davacının bağımlı olarak çalıştığı sonucuna ulaşılmıştır.
14.Keza belirtmek gerekir ki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 53/5 maddesine göre “Birinci fıkra hükmü saklı olmak üzere sigortalının, bu madde hükmüne göre sigortalı sayılması gereken sigortalılık halinden başka bir sigortalılık hali için prim ödemiş olması durumunda, ödenen primler birinci fıkraya göre esas alınan sigortalılık hali için ödenmiş ve esas alınan sigortalılık halinde geçmiş kabul edilir”. Anılan düzenlemede çok açık şekilde “başka sigortalılık hali için ödenen primin, esas alınan sigortalılık hali için ödenmiş ve bu halde geçmiş kabul edileceği” belirtilmiştir. Burada ödenen primin işçi veya işveren payına göre ayrılacağı açıklanmamıştır. Kaldı ki davacı sigorta bildirimleri yapılan şirkette ortaktır. Kişi-organ vasfındadır. Bu durumda bu kişi için primleri ödeyenin işveren olduğundan sözedilemez. 4/a kapsamında ödenen primlerin tamamının ayrım yapılmaksızın 4/b sigortalılığına aktarılması gerekir.
15. Kararın bu nedenle bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluğun bozma kararına katılınmamıştır.