Tanınmış Sarı-Mor Renk Kombinasyonuna Sahip Markanın Benzerlik İddiasıyla YİDK Kararı İptal Talepli Hukuk Davası Gerekçesi.
Özet: Davacı, müvekkilinin yoğun kullanımıyla sarı-mor renk kombinasyonuyla özdeşleşmiş ve tanınmış "..." ve türevi markalarıyla karıştırılma ihtimali taşıyan, görsel ve sınıfsal benzerlik gösteren dava konusu marka başvurusuna yapılan itirazın reddine dair YİDK kararının iptalini talep etmektedir; zira bu kararın, müvekkilinin sahip olduğu ayırt edicilik, bilinirlik ve kurumsal kimliğe ait renk markaları üzerindeki eskiye dayalı haklarını, tanınmışlık düzeyini, oluşabilecek haksız rekabeti ve karıştırılma tehlikesini göz ardı ettiği ileri sürülmektedir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/351 Esas - 2025/139

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2024/351
Karar No : 2025/139
....
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali
Dava Tarihi : 13/08/2024
Karar Tarihi : 10/04/2025
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 10/04/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili .... Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; müvekkili ve müvekkilinin markaları hakkında bilgi vererek, müvekkilinin dava konusu ... başvuru numaralı “....” ibareli marka başvurusunun yayımına itiraz ettiğini, itirazın reddi kararına yeniden itiraz ettiğini ve .... tarafından itirazın reddine karar verildiğini;.... kararının hukuka aykırı olduğunu; dava konusu marka ile müvekkili adına .... nezdinde tescilli/tescil aşamasında olan sarı-mor renk kombinasyonuna sahip “...” ve türevi markalar ile ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu; müvekkilinin sarı-mor renk kombinasyonu ile birlikte bir marka portföyü oluşturmayı amaçlamış olduğunu, renk markalarını tescil ettirdiğini, sunulan görsellerden de anlaşılacağı üzere, müvekkilinin marka konseptinin sarı-mor renk kombinasyonunu içerdiğini; uzun süreli ve yaygın kullanım sonucunda bahsi geçen konseptin müvekkili ile bütünleşmiş ve bilinir hale gelmiş olduğunu; renk kombinasyonunu gören tüketicinin doğrudan müvekkilini ve “...” markalarını hatırlar hale geldiğini; müvekkili şirketin, sarı-mor renk kombinasyonu üzerinde, eskiye dayalı gerçek hak sahipliğinin ve tescilli hak sahipliğinin bulunduğunu; müvekkili adına tescilli ve müvekkili şirket ile özdeşleşmiş olan renk markaları ile benzerlik incelenirken, işitsel ve kavramsal benzerlikten ziyade, yalnızca görsel benzerlik üzerinden değerlendirme yapılması gerektiğini; müvekkiline ait sarı-mor renk markalarının benzerleri kullanılarak oluşturulmuş olan marka başvurularının (....numaralı marka başvuruları) “...” ibaresini içermemesine rağmen müvekkili tarafından gerçekleştirilen itirazlar sonucunda .... tarafından reddedilmiş olduğunu; dava konusu markanın da reddedilmesi gerektiğini; emsal kararlarda değinilen "..." ibareli markaların bilinirlik düzeyi ve bundan kaynaklı arttırılmış ayırt edici niteliği, tüketici kesimi nezdinde marka sahipleri arasında iktisadi yönden bir bağlantı bulunduğu yönünde bir izlenim oluşabileceği, "..." markasının bilinirliğinden haksız bir yarar sağlanabileceği, sarı ve eflatun renkleri ile birlikte "..." ibareli markaların ortalamanın üzerinde ayırt edici niteliğe sahip hale geldiği, müvekkiline ait markaların sahip olduğu reklam gücünün, herhangi bir çaba sarf edilmeksizin başvuru konusu işarete transfer edilebileceği, ayırt edici karakterinin zedeleneceği ve markanın itibarının zarar göreceği hususlarının göz ardı edilmiş olduğunu; dava konusu marka ile müvekkiline ait markalar arasında sınıfsal ayniyet bulunduğunu; müvekkil markalarının özellikle 35.sınıfta yer alan hizmetler bakımından tüketici nezdinde tanınmışlık kazanmış olduğunu; müvekkilinin renk markalarının kapsamında da 35.sınıfın bulunduğunu; ..... kararından sınıfsal benzerliğe ilişkin değerlendirme yapılmadığını; dava konusu markanın müvekkilinin seri markalarından biriymiş izlenimini yaratabileceğini; karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu; emsal mahkeme kararları bulunduğunu; müvekkili ait sarı-mor renk kombinasyonuna sahip “...” ve türevi markaların tanınmış olduğu hususu dikkate alınmadan tesis edilen kararın iptal edilmesi gerektiğini; “...”, “....” ve türevi markalar ülkemizde bir süredir çok yaygın bir şekilde kullanılmakta olup, tv, dergi, gazete, çeşitli tanıtım etkinlikleri vb. çeşitli reklam ve tanıtım faaliyetleri sonucunda çok yüksek bir tanınmışlığa ulaşmış olduğunu; müvekkili şirketin ve müvekkiline ait markaların pazarlanmasına aracılık eden; reklamlar, tanıtım çalışmaları, sloganlar, broşürler ve çekimler, müvekkili şirketin internet sitesi, sosyal medya kullanımları, akıllı telefon uygulamaları, kuryelerinin kıyafetleri, motorlu araçları/diğer ulaşım araçları, ürünleri taşıma amacıyla kullanılan poşetleri vb. bütün unsurlarının sarı-mor renk kombinasyonuna sahip olduğunu; bu renklerin; müvekkilinin kurumsal rengi olarak tüketici nezdinde bilinmekte olduğunu, sarı-mor renk kombinasyonunun doğrudan müvekkili şirketi ve müvekkiline ait markaları çağrıştırdığını; müvekkilinin yoğun kullanımları ile bu renk kombinasyonuna ayırt edicilik kazandırmış ve bu doğrultuda da sarı-mor renk kombinasyonunun tüketici nezdinde tanınmışlık kazanmış olduğunu; bu renkleri içerir marka başvurusunda yalnızca “...” ibaresinin yer almasının, kullanılan renklerin önüne geçmediğini, tüketici nezdinde işbu markanın başka bir marka sahibine ait olduğu, müvekkili ile herhangi bir ilgisinin bulunmadığı algısını da uyandırmamakta olduğunu; aksine, müvekkil ile özdeşleşen renklerin birebir müvekkilin tanınmışlık kazandığı 35. Sınıf kapsamındaki hizmetlerde kullanılması, müvekkiline ait markaların sulanmasına, müvekkiline ait markalarının itibarının zedelenmesine ve davalının bu şekilde haksız bir yarar sağlayacak olmasına sebebiyet verdiğini; imaj transferi ve sulandırma riskinin bulunduğunu; dava konusu marka başvurusunun kötü niyetle yapılmış olduğunu; dava konusunun 35. sınıfta tescilli ve ilgili sektörde bilinen “....” ibareli markalara da benzer şekilde oluşturulduğunu, bu nedenle iki şirketin işbirliği içinde ortak bir marka yarattığı ve tüketicilerin dikkatine sunulduğunun düşünülebileceğini; davalınn kötü niyetli olduğunun kabulü için dava konusu başvurunun, müvekkiline ait “...” markaları, renk markası tescilleri ile aynı/benzer olması gerekmediğini ifade ederek,.... sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı TÜRKPATENT vekili cevaplarında özetle; müvekkili Kurum Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu tarafından alınan kararın usule ve yasaya uygun olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirkete usulüne göre tebligat yapılmasına karşın, davalı şirket ve vekilinin dosyada mevcut bir cevabına rastlanmamıştır.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, .... kararının yerinde olup olmadığı, davacının tanınmışlık, kötü niyet ve 6769 sayılı kanunun 6/3 kapsamındaki itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının .... sayılı "..." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu .... sayılı ...." ibareli marka için davalı tarafından 15/03/2022 tarihinde 35.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı davacının ..... sayılı "... .... ibareli markalarına dayalı olarak itirazda bulunduğu, davacı itirazlarının reddine karar verdiği, söz konusu karara karşı davacı tarafça bir kez daha itirazda bulunulduğu, bu itirazının da .... sayılı kararı ile nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Dava konusu “...” ibareli markanın bir kelime markası olduğu, kelimenin “heps” kısmının mor renkle ve “io” kısmının sarı renkle yazılmış olduğu; kelimenin bir bütün olarak Türkçe bir anlamının bulunmadığı, kelime zorlamalı bir şekilde anlamlı parçalara ayrılmak istendiğinde, “hepsi o” şeklinde bir anlam çağrıştırabileceği, bununla birlikte bu ayrımın da renk farkları ile desteklenmediği, bir başka ifade ile “hepsi” ibaresi bir renk, “o” ibaresi bir başka renk ile yazılmadığı için ülkemizde hitap ettiği müşteri kitlesi yönünden belli bir anlam çağrıştırmayacağı, bütün olarak algılanacağı değerlendirilmiştir.
Davacının itiraza dayanak ....tescil numaralı markalarının mor ve sarı renklerden oluşan renk markaları olduğu; davacının dayanak markalarından bir kısmının, mor bir zemin üzerine yazılmış “...” ibaresine “bir mutluluk, yemek, market....” ibareleri eklenerek oluşturulmuş; davacı markalarından bir kısmının, mor bir zemin üzerine yazılmış “....” ibareleri eklenerek oluşturulmuş markalar olduğu, bir markasının “gelal” ve bir markasının “morjinal” ibaresinden oluştuğu; “...” ve “g” ibarelerinin mor renkli bir düz bir zemin üzerine sarı renkle, bunlara eklenen ibarelerin beyaz renkle yazıldığı anlaşılmıştır.
Dava konusu marka ile davacının dayanak markaları değerlendirildiğinde, dava konusu markanın bütün olarak Türkçe bir anlamının bulunmadığı, davacının dayanak markalarının ....bilinen anlamları olan ibareler olduğu, kavramsal olarak “...” ibaresi ile davacı markalarındaki anlamları bilen kelimelerin benzer olmadığı, işitsel olarak da benzer olmadığı; davacı markalarında “...” ve “g” ibarelerinin mor renkli bir düz bir zemin üzerine sarı renkle, bunlara eklenen ibarelerin beyaz renkle yazıldığı, dava konusu markanın ise beyaz bir zemin üzerinde, kelime markasının “....” kısmının mor renkle ve “io”kısmının sarı renkle yazılmış olduğu dikkate alındığında, taraf markalarının görsel olarak da benzer olmadığı, özetle dava konusu marka ile davacının dayanak markalarının görsel, işitsel ve kavramsal olarak zihinde bırakacakları izlerin benzer olmadığı kanaatine varılmıştır.
Davacı taraf aynı zamanda .... tescil numaralı renk markalarına dayanarak, dava konusu markada bu renklerin kullanıldığını ve dava konusu markanın davacının renk markaları ile karıştırılabilecek derecede benzer olduğunu da iddia etmektedir. Davacının renk markalarının “..., ...” kodlu renklerden oluştuğu, ... kodlu mor ve ... kodlu sarı rengin yanyana dikey ve birbirine eşit iki dikdörtgen şeklinde yerleştirildiği, sadece gerek mor ve/veya ... kodlu mor, gerekse sarı ve/veya ... kodlu sarı rengin her hangi bir işletmeye tekel hakkı veremeyeceği, davacının renk markalarının marka görselinde olduğu şekli ile sol tarafta ... kodlu mor ve sağ tarafta ... kodlu sarı renkli eşit oranlı iki dikey dikdörtgenden oluştuğu, dava konusu markanın bir renk markası olmadığı dikkate alındığında, davacının dayanak renk markaları ile dava konusu markanın görsel olarak benzer olmadığı değerlendirilmiştir.
Renklerin, sözcük, sayı ya da diğer işaretlerle birlikte kullanılması halinde ise renkler genellikle markanın tamamlayıcı unsuru olmakta, asli ayırt edici unsur ilgili sözcük, sayı ya da diğer işaretlerden oluşmaktadır. Davacının mor zemin üzerine yazılmış kelime markalarında da asli ve ayırt edici unsurlar markalarda yer alan kelimeler olup, mor zemin tamamlayıcı bir unsurdur. “Markanın Kullanımı” başlıklı SMK.m.9/2 “Aşağıda belirtilen durumlar da birinci fıkra anlamında markayı kullanma kabul edilir: a) Markanın ayırt edici karakteri değiştirilmeden farklı unsurlarla kullanılması.” hükmü dikkate alındığında, eğer mor zemin rengi de davacının kelime markalarının esas unsurlarından kabul edilecek olursa davacı markalarındaki kelime unsurları, mor zemin yerine, farklı renklerdeki zeminler üzerine yazıldığında, davacı markaları tescil edildiği gibi kullanılmamış mı kabul edilecektir? Davacı markalarındaki esas ve ayırt edici unsurların markada yer alan ibareler olduğunun kabulu halinde, “...” ibareli markalardaki kelimelerin farklı renkli zeminler üzerinde yazılması halinde “...” ibareli markalar kullanılmış kabul edilecektir.
Neticede, somut olayda dava konusu markanın davacının gerek kelime gerekse renk markaları ile birlikte değerlendirildiğinde, görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olmadığı kanaatine varılmıştır.
Somut olayda, dava konusu marka kapsamındaki 35.sınıftaki tüm hizmetlerin davacının dayanak markaları kapsamındaki 35.sınıftaki hizmetler ile aynı olduğu, dava konusu marka kapsamındaki 35.sınıftaki “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için malların bir araya getirilmesi hizmetleri” kapsamındaki yer alan malların davacının dayanak markaları kapsamındaki 09, 29, 30 mallar ile benzer olduğu, dava konusu marka kapsamındaki 35.sınıftaki hizmetler ile davacı markaları kapsamında 35.sınıf dışında yer alan hizmetlerin aynı/benzer olmadığı anlaşılmıştır.
Güncel mevzuat gereğince iltibastan söz edilebilmesi için işaret aynılığı / benzerliği ile mal veya hizmet aynılığı / benzerliği bir arada bulunmak zorundadır. Bunun yanı sıra halk (ilgili tüketici kitlesi) tarafından markaların karıştırılma ihtimali ve karıştırılma ihtimalinin markalar arasında ilişki olduğu ihtimalini kapsaması gerekmektedir. Karıştırılma tehlikesinde malların ve hizmetlerin türü önemlidir. Ayrıntılı değerlendirme ve inceleme sonucu alınan yüksek değerli mal ve hizmetlerde günlük ihtiyacı karşılayan görece düşük değerli mal ve hizmetlere kıyasla karıştırma tehlikesi daha azdır.
Marka korumasının kapsamını genişleten hâller gibi daraltan hâller de ayırt edicilik unsuru ile ilgilidir. Bu bağlamda korumanın kapsamının daraldığı, marka sahibinin üçüncü kişilerin benzer veya yakın kullanımlarına katlanma zorunluluğunun doğduğu ilk hâl, markanın ayırt ediciliğinin zayıf olması hâlidir. Markanın ayırt ediciliğinin zayıf olarak değerlendirilmesine yol açan temel husus ise, tescili istenen işaretin niteliğidir. Söz gelimi; ticari hayatta yaygın kullanılan sözcük ve işaretler, özellikle cins isimleri, bir ülkede yaygın kullanılan kişi ad ve soyadları, günlük dilde sıklıkla kullanılan sözcükler, bir malın şekli veya ambalajından oluşan işaretler nitelikleri gereği sınırlı düzeyde ayırt ediciliğe sahiptir. Bütün olarak, sadece bu tür işaretlerden oluşan markaların koruma kapsamı da aynı ölçüde daralmaktadır.
Somut olayda, dava konusu marka kapsamındaki hizmetlerin davacı markaları kapsamındaki mal ve hizmetler ile benzer olduğu, bununla birlikte taraf marka işaretlerin benzer olmadığı, dava konusu marka ile davacı şirketin dayanak markaları arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı SMK.m.6/3 gereği “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.”
Bu hüküm markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Bu madde hükmünde yer alan itirazın kabul edilebilmesi için itiraz sahibinin o işaret üzerinde başvuru tarihinden önce hak sahibi olması veya rüçhan hakkını elde etmesi ve bunları ispat etmesi gerekmektedir.
Tescil, bir markanın daha özel hükümlerle korunmasını sağlar. SMK, istisnai olarak, marka hakkının tescile dayanmadan ilk kullanım yoluyla da elde edilebileceğini ve korunabileceğini de kabul etmiştir. Ancak, bu hakkın ne zaman ve nasıl oluşabileceğinin kriterlerini düzenlememiştir. 6769 sayılı SMK’nın “Marka Tescilinde Nispi Ret Nedenleri” başlıklı 6. maddesinde, marka olarak tescil ettirilmek istenen işaret üzerinde tescil başvurusundan önce hak kazanmış kişilerin hukukunu korumaya yönelik hükümler bulunmaktadır. Söz konusu maddenin 3. fıkrasına göre bir işaret üzerinde, bu işaretin –üçüncü bir kişi tarafından-marka olarak tescili amacıyla başvurusu yapılan tarihten veya başvuru tarihinde belirtilen rüçhan tarihinden önce, bir hak elde edilmiş ise, bu hakka sahip kişi, söz konusu işaretin tesciline itirazda bulunabilir.
Somut olayda, davacının dayanak markalarının başvuru tarihinin dava konusu markadan önce olduğu, yine dava konusu marka kapsamındaki 35.sınıftaki tüm hizmetlerin davacının dayanak markaları kapsamındaki mal/hizmetler aynı/benzer olduğu; dava konusu marka kapsamında, davacının dayanak markaları kapsamındaki mal / hizmetlerden farklı mal/hizmetler bulunmadığı, bu nedenle somut olayda SMK.m.6/1 hükmü yanında ayrıca SMK.m.6/3 hükmüne dayanılmasının uyuşmazlığın çözümünde etkili bir katkı sağlamayacağı değerlendirilmiştir.
Dava dilekçesinde davacı bir kısım görseller sunarak “...” markaları üzerinde eskiye dayalı gerçek hak sahipliğinin ve tescilli hak sahipliğinin bulunduğu iddiasında bulunmuştur. Davacı “sarı-mor renk kombinasyonu” üzerinde, eskiye dayalı gerçek hak sahipliği bulunduğunu iddia etmektedir. Davacı delillerine bakıldığında, davacının dayandığı görsellerin bir renk markası algısı yaratacak şekilde salt “sarı-mor” renk kombinasyonundan oluşmadığı anlaşılmıştır. Davacının renk markası yönünden iradesini yansıtan tescilli renk markalarının eşit oranlı yanyana iki diktörgen şeklinde veya benzeri renk markası algısı yaratacak herhangi bir kullanımının mevcut deliller ile kanıtlanamadığı anlaşılmıştır. Kaldı ki marka/logo/tanıtım işaretlerinde mor ve sarı rengin birlikte kullanım tercihi, sadece davacıya özgü veya söz konusu iki renk üzerinde sadece davacıya tekel hakkı verecek nitelikte olmayıp, internet arama motorlarında yapılacak hızlı ve basit bir araştırmada dahi farklı işletmeler tarafından yaygın olarak kullanıldığı da görülecektir.
Keza mor ve sarı renk kombinasyonlarının kullanımının tercih yaygınlığı, .... Çıkarabileceğiniz 5 Farklı Anlam” konulu bir yazıya bile konu olmuştur.
Neticede, dosyada mevcut deliller ile mor ve sarı renk kombinasyonun davacıya ait bir marka algısı yaratacak şekilde kullanıldığı iddiasının ispatlanamadığı, keza dava konusu markanın bir renk markası olmadığı ve davacı delillerinde sunulan görsellerle işaretsel benzerlik taşımadığı dikkate alındığında, davacının sarı-mor renk kombinasyonu üzerinde ve dava konusu markaya karşı gerçek hak sahipliği iddiasının yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.
KÖTÜ NİYET İDDİALARI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı SMK’nın 6/9. maddesinde; “Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir” denilmektedir. Buna göre;
Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden bilme, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir.
Somut olayda; davalının, dava konusu “...” işaretini kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla veya davacının markaları ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava/itiraz dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan ve zaten de somut olayda değerlendirilen taraf işaretlerı birbirlerine benzemediğinden, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığının ispat olunamadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu marka ile davacı tarafın dayandığı markaları arasında 6769 Sayılı Kanun m.6/1 anlamında ilişkilendirilme ihtimali ve/ya karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı; somut olayda 6769 Sayılı Kanun m.6/3 koşullarının oluşmadığı, kötü niyet iddialarının yerinde olmadığı, .... kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Reddine,
Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 187,80.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum ve davalı şirket kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.10/04/2025
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır