1957 yılı kadastro tespitinde hatalı tutulan tapu sicili nedeniyle mirasçıların TMK 1007 kapsamında uğranılan zararın tazmini istemi ve zamanaşımı itirazı.
Özet: Tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 1007 nci maddesi uyarınca hazineye karşı açılan tazminat davasında, davacı mirasçıların 1957 yılındaki kadastro tespitiyle murislerine ait taşınmazın haksız yere başkaları adına tescilinden doğan zararlarının tazminini talep ettiği, ilk derece mahkemesinin davanın kabulüne ilişkin kararının davalı hazinenin istinaf başvurusuyla bölge adliye mahkemesince zamanaşımı ve illiyet bağı gibi sebeplerle reddedildiği ve bu ret kararının davacılar vekilince temyiz edildiği görülmektedir.
5. Hukuk Dairesi         2025/5382 E.  ,  2026/784 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/87 Esas, 2024/745 Karar
KARAR : Düzeltilerek yeniden esas hakkında verilen karar
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bismil 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/92 Esas, 2021/131 Karar
Taraflar arasındaki tapu sicilinin hatalı tutulması nedeni ile uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı Hazine vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların Kanuni Evvel 3 25... ve 91 sayılı tapu kaydının malikleri olan ...ve ...ın mirasçıları olduklarını, bu tapu kaydının ...köyü kain 265 numaralı parseli kapsadığını, davacıların murisi evvel mirasçılarının zilyetliğinde olmasına rağmen 1957 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında bu parselin dava dışı 3. şahıslar adına tespit ve sonrasında da tescil gördüğünü, yapılan haksız hukuka ve maddi gerçekliğe aykırı tespit ve tescil neticesinde davacıların murislerine ait olan Kanuni Evvel 3 25... ve 91 sayılı tapu kaydınının revizyon görmeden açıkta kaldığını, bu tapu kaydının açıkta kalmasının davacıları zarara uğrattığını, kadastro sırasında bu taşınmaz parçasının davacılar adına tespiti ve sonrasında da tescili gerekirken buna riayet edilmemiş olması nedeniyle zararın oluştuğunu, bu zararın devletçe tazmininin gerektiğini belirterek zararın meydana geldiği kadastro tescil tarihi olan 26.09.1957 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacı mirasçılarına miras hisseleri oranında ödenmesine, yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Hazine vekili cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı Hazine vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin davanın kabulüne yönelik söz konusu kararın hukuka aykırı olup, bozulması gerektiğini, dava konusu taşınmazın kadastro tespitinin yapıldığını ve anılan tespitin aynı tarihte kesinleştiğini, tespit tarihi ile dava tarihi arasında uzun bir zaman süreci geçtiğini, kamu işlemlerinde süreklilik ve güvenin esas olduğunu, bu kadar uzun bir zaman süreci içerisinde idari işlemin askıda kalması ve aynı taşınmazın defalarca el değiştirmesi karşısında açılan davanın kabulünde hakkaniyet ilkesinden bahsedilemeyeceğini, zira Hazinenin tapu sicilinin tutulmasından dolayı kusursuz sorumluluğuna hükmedilebilmesi için; hukuka aykırı eylem ile zararlandırıcı sonuç arasında illiyet bağının bulunması gerektiğini, oysa bahse konu davada ise hukuka aykırı eylemden dolayı bizzat taşınmazın ilk sahiplerinin zarara uğradığı ve bu idari işlem için idari yargı yerinde dava açmadıklarının görüldüğünü, öncelikle idari işlem iptal edilmeden ve idari kusura hükmedilmeden böyle bir davanın tazminat suretiyle sonuçlandırılmasının doğru olmadığını, 3402 sayılı Kanun'un 41 inci maddesine göre yapılan düzeltme nedeniyle oluşan yüz ölçümü farkı nedeniyle 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi gereği açılan söz konusu davada Mahkemece düzeltme işlemine karşı dava açılıp açılmadığı, yapılan düzeltme işleminden etkilenen başka parsel olup olmadığı, etkilenen parsele ilişkin herhangi bir davanın olup olmadığının araştırılması gerektiğini, Hazinenin sorumluluğuna gidilmesi için zararın kesinleşmesi gerektiğini, ayrıca Hazinenin sorumluluğunu hükme bağlayan 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesine dayanan davalarda, olayın 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 41 inci maddesinde düzenlenen haksız eylemin bir türü olduğu ve müruruzaman (zamanaşımı) yönünden 6098 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin uygulanması gerekeceği gerek uygulamada, gerekse doktrinde ortaklaşa kabul edildiğini, söz konusu maddenin 1 inci fıkrası uyarınca; zararın ve sorumluluğun öğrenilmesi tarihinden itibaren 2 yıl, herhalde zarar doğuran eylem veya işlem tarihinden başlayarak 10 yıl geçtikten sonra davanın zamanaşımına uğrayacağını, tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan sorumluluğu sebebiyle devlete karşı açılacak tazminat davalarının, 6098 sayılı Kanun'un 60.ıncı maddesindeki iki ve on yıllık zamanaşımı sürelerine bağlandığını, buna göre, dâva, zarar görenin zararı ve sorumlusunu öğrendiği tarihten itibaren bir yıl, her halde zarar verici fiilin meydana gelmesinden itibaren de on yıl geçtikten sonra zamanaşımına uğrayacağını, bu sürelerin başlamasında, tapu sicilinde yapılan yanlış işlem değil, maddi zararın meydana gelmesine sebep olan işlemin dikkate alınacağını beyanla davacının davasının, zamanaşımı ve sair nedenler nedeniyle mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş ise de; Bismil Kadastro Mahkemesinin 28.01.2020 tarihli ve 2018/49 Esas, 2020/2 Karar sayılı kararı ile dava konusu ...Mahallesi sınırları içerisinde bulunan 265 parsel sayılı taşınmazın 26.11.2019 tarihli fen bilirkişi raporunda (E) harfi ile gösterilen ve tescil sonrası 354 parsel numarası alan 23.743,27 m²lik kısmının ... murisi ... mirasçıları olan davacılar adına payları oranında tapuya tesciline karar verildiği, verilen kararın da taraflarca temyiz edilmemesi nedeniyle 20.03.2020 tarihinde kesinleştiği, Yargıtay 16.Hukuk Dairesinin (Kapatılan) 2017/4330 Esas, 2017/6274 Karar sayılı kararında da; "...davacılar ...ve ... tarafından zilyetliğin yanısıra Kanunievvel 3 25... ve 91 sayılı tapu kayıtlarına dayanılmıştır. Söz konusu tapu kayıtları davalılar adına Hazinenin temliki ile oluşan tapu kaydından daha eski tarihli olduğuna göre eski tarihli tapu kaydına değer verilmesi zorunludur. Ne var ki; eski tapu kaydının sınırları ... tarlası, tarikam, dere ve tariki has olarak okuduğu, sınırların zeminde mevcut olduğu ancak taşınmazı dört yönüyle çevrelemediği, kuzey sınırının açıkta kaldığının anlaşılmasına göre tapu kaydının miktarıyla geçerli olduğu, bu nedenle batıdaki kuru dere, güneydeki ...yolu ve doğudaki 266 (... efendi taşınmazı) parselin sınırları itibarıyla kapsam tayin edilmesi, diğer yandan dayanılan tapu kayıtlarının tam paylı olmadığı, davacıların murisi ... oğlu ...adına oluşan iki tapu kaydında 2/ 24... /24 paylı olmak üzere toplam 3/24 payın bulunması karşısında dayandıkları tapu kaydının miktarından davacıların paylarına karşılık gelen miktar belirlenerek davacılar ... ve .... adına, taşınmazın geri kalan kısmının ise toprak tevzii sonucu adına tapu kaydı oluşan ....'nun mirasçıları adına tesciline karar verilmesi gerekirken mahkemece delillerin takdirinde yanılgıya düşerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabetsizlik bulunmamaktadır..." denilmek suretiyle davacıların kök murislerinin işbu davaya konu edilen eski tapu kaydındaki toplam hisselerinin 3/24 oranında olduğunun tespit edildiği, bir başka deyişle davacıların eski tapu kaydındaki murislerinin 3/24 hisselerine tekabül eden 23.743,27 m²lik kısmının ... murisi ... mirasçıları olan davacılar adına payları oranında tapuya tesciline karar verildiği, bu anlamda eski tapu kaydının revizyon görmediğinden ve açıkta kaldığından bahsedilemeyeceği, dolayısıyla davacıların eski tapu kaydının revizyon görmediği ve açıkta kaldığı gerekçeleriyle bir zararlarının bulunmadığı, 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca davacıların zararını ispatlaması gerektiği, zararın da tapu kayıtlarına göre kazanılmış bir mülkiyet hakkının, tapu kayıtlarındaki veya tapunun dayanağı olan kadastro işlemlerindeki hata nedeniyle kaybedilmesinden kaynaklanması gerektiği, davacıların eski tapu kaydından kaynaklanan mülkiyet haklarının 3/24 hisse oranında olduğu, bu orana karşılık gelen 23.743,27 m²lik kısmın da 20.03.2020 tarihinde kesinleşen Bismil Kadastro Mahkemesinin 2018/49 Esas, 2020/2 Karar sayılı kararla davacılar adına payları oranında tapuya tesciline karar verildiği, dolayısıyla davacıların boşta kalan ve revizyon görmeyen tapu kaydı nedeniyle bir zararlarının söz konusu olmadığı, çekişmeli 265 parsel sayılı taşınmazın önce Eylül 1957 tarihli ve 87 nolu tapu kaydı ile senetsizden Hazine adına tescil edildiği bilahare toprak tevzii çalışmaları sonucunda Hazinenin temlikiyle Ekim 1957 tarihli ve 100 nolu tapu kaydıyla dava dışı ... oğlu .... adına tapu kaydının oluştuğu ve kadastro tespitinde de bu tapu kaydının uygulandığı, davacıların dava konusu taşınmazın...oğlu ölü .... adına tapuya tescil edilen 166.202,86 m²lik kısmı yönünden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayandığı ve işbu dava ile Türk Medeni Kanunu'nun 1007 nci maddesi kapsamında tazminat talebinde bulunduğu, çekişmeli taşınmazın toprak tevzii sonucunda...oğlu .... adına oluşan Ekim 1957 tarihli ve 100 sayılı tapu kaydının kapsamında kaldığının belirlendiği, tapu kaydının oluşmasından önceki zilyetliğe değer verilemeyeceği, davacıların veya murislerinin dava konusu taşınmazın 166.202,86 m²lik kısmı yönünden kazandırıcı zamanaşımı veya başkaca bir sebeple kazanılmış bir mülkiyet haklarının bulunmadığı, davacıların zararının da tapu kayıtlarına göre kazanılmış bir mülkiyet hakkının, tapu kayıtlarındaki veya tapunun dayanağı olan kadastro işlemlerindeki hata nedeniyle kaybedilmesinden kaynaklanması gerektiği, bu nedenle davacıların dava konusu taşınmazın 166.202,86 m²lik kısmı yönünden açmış oldukları işbu davada 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi şartlarının oluşmadığı anlaşıldığından İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmiş olmasının hatalı olduğu belirtilerek davalı idare vekili istinaf başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; tapu kaydının oluşmasından önce müvekkillerinin murisi evvel mirasçıları ...ve ...ın bahse konu taşınmazın tamamına zilyet oldukları , bu durumun kadastro çalışmaları tutanaklarında, kadastro mahkemelerinde değişik esaslarda yapılan yargılamalardaki mahallinde yapılan keşiflerde tespit edildiği, zilyetlik tespit edildiği için, zilyetliğe dayalı mülkiyete yönelik istemlerin Hazineye karşı bedel istemine dönüştüğünü, verilen red kararının usul ve kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme
Uyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir.
2. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre, usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Davacılardan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.